Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selâm Rasûlullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.

İslâm’ın en büyük gayesi insanın dünya ve ahirette saadete ulaşmasıdır. Allahu Teâlâ’nın resuller göndermesi bu gayeyi gerçekleştirmek için vesileler yaratması sebebiyledir. Ahirette selamete ermek, selim kalp ile ahirete ulaşmaya bağlıdır. Selim kalp dünyada Allah’ı zikredip O’nun zikri ile mutmain olan kalptir.

Selim kalbe ulaşmak; uğrunda büyük çabalar, mücadeleler ve yorgunluklar gerektirir. Zorlukla beraber kolaylık takdir edildiği gibi nefis terbiyesi ile beraber de Allah’a bağlı kalp hâsıl olur.

Ancak Müslümanın ahiretini imar etmesinin yolu, sadece hayırlı ameller işlemekle meydana gelmez. Bu çok büyük bir etken olmakla beraber Müslüman ahiretini kurtaracak, orada hüsrana sebep olacak davranışlardan da uzak durmalıdır. Cabir radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyamet günü karanlıklar meydana getirir…” (1)

Zulüm sadece ahireti karartmakla kalmaz. Dünya hayatında da sahibini kuşatır. Zalim insan yaptıklarından dolayı sürekli endişe içindedir. Onun durumu yeryüzünde karar kılamayan, temeli sağlam olmayan, çekilmekle hemen kökü sökülecek bitki gibidir.

Zulümât ile nurun savaşı ilk insana kadar dayanır. Allahu Teâlâ’nın meleklere Âdem’e secde etme emrine isyanı nasıl zulümse, hakkı ehline ve yerine teslim etmeyen her davranış ta zulümdür. Bu, bazen ganimetten mal çalmak, bazen bir Müslümanın hakkını gasp etmek, bazen eliyle ve diliyle Müslümana zulmetmek, bazen sâlih ameline güvenerek ihlasını zedelemek şeklinde tezahür edebilir.

Şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim’in bize arz ettiği zulüm örnekleri arasında en dikkat çekenlerinden biri Âdem aleyhisselâm’ın iki oğlu arasında cereyan eden hadisedir. Bir tarafta Allah Teâlâ’yı mutmain bir kalp ile razı etmiş O’nun hoşnutluğunu kazanmış selim kalp sahibi bir mümin, diğer tarafta amellerinin makbul olmadığını henüz dünya hayatında öğrenen, bu durumdan dolayı kalbi kararan ve zulmün esiri olmuş bir zalim. Kendi elleriyle takdim ettiği amel makbul olmayınca suçu başkasına atarak kendisini temize çıkarmaya çalışması, tüm nasihatlere rağmen şeytanın kendisine süslü gösterdiği yola meylederek öz kardeşini öldürecek kadar gözlerin perdelenmesi ve korkunç âkibet:  “Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi ona, kardeşini öldürmeyi süslü gösterdi ve o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.” (Maide, 30)

Ya niçin öldürüldüğünü dahi bilmeyen kız çocuklarına ne demeli? Cahiliye döneminin karanlık zihniyetinin cahiliye ehline dayattığı “kız çocuğuna baba olma utancına” ne demeli. Henüz kendisini karşıdaki muhatabına izah dahi edemeyecek yaşta diri diri toprağa gömülen, kendisiyle birlikte tüm insanlığın toprağa gömüldüğü kız çocuğuna; “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman.” (Tekvir, 8-9)

Günümüz cahiliyesi ise henüz anne rahminde olan cenine kastetmiş ve insan öldürmeyi daha dünyaya gelmeden önce gerçekleştirmiştir. Oysa cenine dört ayı geçtikten sonra ruh üfürülür ve o artık bir insan olarak kabul edilir. İslâm âlimleri ittifakla ruh üfürülen ceninin öldürülmesini haram olarak görmüşlerdir. Anne rahminde çocuk düştüğü andan itibaren çocuk düşürmek yine âlimlerin çoğunluğuna göre haramdır. Her ne kadar bazı görüş sahipleri bunun azil olduğunu iddia etmişlerse de ekseriyetle bu görüş kabul görmemiştir.

İnsanların elleriyle dünyayı saran zulmü ortadan kaldırmaya çalışan peygamberlerin ve davetçilerin öldürülmesi ise zulmün en iğrenç yüzünü ortaya koymaktadır.

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Helak edici yedi şeyden kaçının.”  “Onlar nedir ya Rasûlallah”, denilince şöyle dedi: “Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş günü kaçmak, iffetli, hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina iftirası atmak.” (2)

Abdullah bin Amr bin As radıyalahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a, tüm dünyanın yok olması, Müslüman bir adamın öldürülmesinden daha hafif gelir.” (3)

İslâm nazarında haksız yere insan öldürmek sadece Müslümana karşı değil tüm insanlara yönelik bir suç olarak telakki edilmiştir. Kur’an-ı Kerim bu meseleyi şöyle ele almıştır: “Bundan dolayı İsrail oğullarına yazdık ki: Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olmaksızın öldürecek olursa şüphesiz ki o bütün insanları öldürmüş gibi olur, kimde birinin yaşamasına sebep olursa şüphesiz ki o bütün insanları diriltmiş gibidir.” (Maide, 32) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gerek kendi yapmış olduğu savaşlarda gerekse göndermiş olduğu ordularında masum insanların canlarını ve mallarını güvence altına almış onlara zarar verilmesini yasaklamıştır.

Haksız yere insan öldürmenin hükmü:

Haksız yere bir nefsi öldürmek, Allah’ın haram kıldığı büyük günahlardandır. Bunun sebebi, Allah’ın yarattıklarına ve topluma karşı haddi aşma ve insanın en fazla korumakla mükellef olduğu temel esaslardan biri olan hayata kastetmektir.

İslâm haklı öldürmeyi şer’an izin verilen alanlara has kılmıştır. Bunlardan en önemlileri şunlardır; Müslümanlara karşı savaşan harp ehli, mürted, evli olduğu halde zina eden kadın ve erkek, yol kesen eşkıya, haksız yere birini öldürene kısas yapmak, Müslümanlara karşı isyan edip silaha sarılan isyancılar.

Abdullah bin Zübeyr’den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim kılıcını çekip sonra kınına koyarsa kanı hederdir.” (4) Abdullah bin Mesud’tan radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka ilah olmadığına, benimde Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet eden bir Müslüman kişinin kanı ancak şu üç şeyden biriyle helal olur; evli olduğu halde zina eden kişi, nefse karşı nefisle kısas, dinini terk edip (İslâm) cemaatini terk etmek.” (5)

Allahu Teâlâ bizi dünya ve ahiret zülümatından muhafaza eylesin.    

 

————————-

 

  1. Müslim, 2578
  2. Buhari, 2767, Müslim 89
  3. Tirmizi, 1395
  4. Nesai, 4099
  5. Buhari, 6878, Müslim, 1676