Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a onun ailesine ve ashabına olsun.

Zekât, İslam’ın en kuvvetli temellerinden biridir. Dinin direği olarak vasıflandırılan namazın zikredildiği her ayette zekâtın da zikredildiğine müşahede etmekteyiz. Öyle ki bu birliktelik namaz ile zekâtın arasının ayrılmayacağının en kati bir beyan etmektedir.

Meşhur Cibril hadisinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize İslam’ın esasları sorulduğunda kelimeyi şahadet ve namazdan sonra zekâtı üçüncü sırada saymıştır. Buhari ve Müslim’in üzerinde ittifak ettikleri hadisi şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam beş temel üzere bina edilmiştir, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve güç yetiren kişinin beyt’i hac etmesi.”

İslam tarihinde zekâtın çok ayrı yeri vardır. Zira İslam’ı temelinden sarsmak isteyenler ilk olarak bununla işe girişirler. Eğer zekâtı her ayette kendisinden önce zikredilen namazdan ayırmaya başarsalardı elbette onu İslam’ın temellerinden ayıracaklardı. Bu sebeple zekâtı sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e verileceklerini iddia ettiler. Çünkü Allah’u Teâlâ’nın kendilerine bunu emrettiklerini söylediler. Buna delil olarak ta Kur’an-ı Kerim’den şu ayeti kerimeyi getirdiler: “Onların mallarından sadaka al ki bununla onları temizleyip arındırasın. Onlara dua et. Şüphesiz ki senin duan onlar için bir sükûnet ve güvencedir. Allah her şeyi çok iyi bilen ve işitendir.” (Tevbe, 105) Ayeti kerimedeki “onların mallarından sadaka al” kısmından yola çıkarak zekâtın ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e verileceğini savundular.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem henüz yeni vefat ettiği için çok nazik bir süreçten geçiliyordu. Müslümanların birliğinin oturması ve oluşan büyük boşluğunun doldurulması gibi çok ciddi meseleler vardı. Bir de Usame ordusunun Şam’a gönderilmesi gündemdeydi. Bu kritik süreçte yeni halife olan Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh zekâtı vermeyen bu şahıslara savaş ilan etti. İslam devletinin geçtiği bu nazik süreci gören Hz. Ömer radıyallahu anh halifenin huzuruna çıkıp “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘İnsanlar Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Eğer bunu söylerlerse İslam’ın hakkı hariç benden kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları da Allah’a aittir’ dediği halde nasıl olurda insanlarla savaşırsın?” dedi. Hz Ebubekir “Vallahi namazla zekâtın arasını ayıranla savaşırım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Vallahi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e verdikleri keçi yavrusunu vermekten kaçınsalar bile onlarla savaşacağım” dedi. Daha sonra sahabelerinde kendisini muvaffak etmesiyle dinin temelini sarsmaya çalışan mürtedlerin üzerine gidilmiş ve onlar dize getirilmiştir. Hz Ebu Bekir radıyallahu anh bu hareketiyle İslam topraklarında zekâta muhtaç olarak yaşayan insanların haklarını muhafaza etmeyi amaçlamış ve Müslümanlara İslami tatbik eden devletin sorumluluklarını hatırlatmıştır. Bu hâdise aynı zamanda dünyaya tamah ederek zekât vermeye yanaşmayanlara ibretlik bir ceza olmuştu.

Zekâtı vermeyenin ahirette büyük bir azaba uğrayacağı muhakkaktır. Çünkü dünyada kendilerine savaş açılacak kadar suç işlemesi ahirette de büyük azabı gerektirir.  Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen değişik rivayetlerin ortak noktası zekât vermeyenlerin kendi mallarıyla hesaba çekileceği ve o malların sahiplerine eziyet edeceği şekildedir.

Zekât Vermeyenin Dünyevi Cezaları

Zekât verilmeyen toplumlarda açlık ve kuraklık baş gösterir. Günümüzde bunun örneklerine çokça şahitlik edilmektedir. Zekâta muhtaç olduğu halde zenginler tarafından bu meblağı elde edemeyen insanların açlık ve sefalet içerisinde yaşsâdıkları herkes tarafından bilinmektedir. Yine peşi sıra bazı yıllar mahsullerin yanması, donması ve kuraklık bir imtihan olduğu gibi mal sahiplerine bir ceza hükmündedir. Belki bu vesileyle akıllarını başlarına toplar ve ibret alırlar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hangi kavim zekât vermeyi menetmişse Allah onları (kuraklık) yıllarıyla imtihan etmiştir.” (1)

Zekât verilmeyen toplumlar yağmurdan mahrum bırakılır. Dünya hayatının insanlar tarafından bilinmeyen nice incelikleri vardır. Kendi vücudunun dahi tüm inceliklerini hakkıyla bilemeyen insan çevresinde cereyan eden bazı hadiselere anlam vermekte zorluk çeker. Aslında Allahu Teâlâ insana isyanı ölçüsünde ceza verecek olsaydı insanların pek azı nimetlere nail olabilirdi. İslam, zekâtını alamayan kişileri, hakları ellerinden alınmış mazlumlar olarak görür. Yine İslam, mal belli ellerde değil çok kişi tarafından kullanılması için zekât ve sadaka müessesini oluşturmuştur. Bu haklarını alamayan mazlumlar ile Allah arasında bir perde olmadığını sürekli hatırlamak gerekir. Bu noktaya dikkat çeken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk mallarının zekâtını vermezse yağmur yağmaktan mahrum edilirler eğer hayvanlar olmasaydı onlara yağmur yağdırılmazdı.” (2) Bu sebepten dolayı Müslümanlar yağmur duasına çıkarken yaşlıları, muhtaçları ve hayvanları götürürler. Hatta yavru ve anne hayvanların arasını ayırırlar ki daha fazla ses çıksın. Allah’ın merhametinin inmesine daha süratli vesile olsun. 

Verilmeyen zekât, sermayenin ifsadına sebep olur. İslam toplumu, fertleri arasına duvarlar ören ve halkları sınıflara ayıran yaklaşımdan uzaktır. Zengin ve fakir ayırımını en iyi şekilde çözen İslam onları aynı safta yan yana namaz kılmak suretiyle birleştirmiştir. Bundan daha fazla zikredilmeye layık olan bir hakikat vardır ki o da İslam toplumu üstünlüğü takvaya bağlamıştır.

Batının yaşayış gayesi dünyayı elde etmek olduğu için Müslümanların düşünce ufkuna hiçbir zaman ulaşamamıştır. Onlar dünyadan elde ettiklerini kendi halklarından, ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktan imtina ettikleri için fakirlerle aralarında korkunç mesafeler oluştu. Fakirlerin zenginlere duyduğu öfke zamanla onların ellerindeki mala sahip olmak için suikastlara vesile oldu. İşte Avrupa ve Amerika da inşa edilen şatoların gayesi zenginlere duyulan bu öfkeydi.

Zenginler ancak bu şatolarla kendilerini muhafaza edebilmişlerdir. Fransız ihtilali, fakirliğinde vesile olduğu bir ihtilaldi. Birkaç yıl önce İngiltere’de halkın sokaklara çıkıp araçları yakması, mağazaları yağmalaması, hatta insanların üstündeki elbiselere varıncaya kadar onları soyması hep fakir zengin arasındaki bu dengesiz düzen yüzündendi.

İslam, verilmeyen sadaka ve zekâtın malı bozduğunu ilan eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mala karışan sadaka -zekât- o malı ifsat eder.” (3)

Yani malın zekâtı verilmezse o mal bozulmaya mahkûmdur. Yukarıda Avrupa’dan verdiğimiz örnekler bunun en bariz delilleridir. İmam Münziri bu hadisi şu şekilde açıklamıştır;

“Sadaka -zekât- bir sermayeden çıkarılmayıp ihtiyaç sahiplerine verilmezse o malın helakine ve bozulmasına sebep olur. Bu manaya başka bir hadiste şöyle işaret edilmiştir: “Karada ve denizde sermaye ancak zekâtın verilmemesi ile yok olur.” (4) Bir kişi ihtiyaç duymadığı halde zekât alır da onu kendi malına karıştırırsa sermayesini helak eder. Ahmed bin Hanbel, hadisi, bu ikinci şekilde anlamıştır.” (5)

Zekâtı ihtiyaç sahiplerine vermemenin bazı neticelerini şöyle özetlemek mümkündür:

Nefislerin cimrilikten arınamaması, infak etme konusunda tembel davranma, Allah’ın nimetlerine hakkı ile şükredememe, dünya sevgisinin kalbe yerleşmesi, zenginin şahsiyetinin gelişememesi, insanlar arasında muhabbetin bitmesi malın temizlenmemesi, malın bereketlenmemesi… Tüm bunlar dünya hayatında zekât vermeyene ceza olarak yeter. Malının kölesi olarak yaşamaktan daha büyük bir fakirlik olamaz.

Malının zekâtını hakkıyla araştırana ne mutlu…  

 

————————-

 

  1. Mecmau’z Zevaid c.3 s.96
  2. Beyhaki, Sünen
  3. Beyhaki, Sünen
  4. Mecmau’z Zevaid, c. 3 s. 93
  5. Et-Terğib Ve’t- Terhib