Sözlükte; artma, çoğalma, arıtma, bereket ve övme anlamlarına gelen zekât, İslam’ın üzerine bina edildiği beş temel esastan birisidir. Fıkıh literatüründe tarifi ise; belli bir malın belli kısmını Allah’ın belirlediği belli bir sınıfa veya belli bir şahsa temlik etmektir. Şeriatta elden çıkarılan mala zekât adının verilmesi; geride kalan malı ziyadeleştirmesi (çoğaltması) ve afetlerden koruması dolayısıyladır.
Allah celle celâluhu şöyle buyuruyor: “Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe/103)
İnsanoğlu gözünü dünyaya ağlayarak açar ve üzerinde bir parça dahi elbisesi olmaz. Allah celle celâluhu hikmetinin tecellisi gereği dünyada hiçbir şeyi olmayan insanoğluna çeşit çeşit nimetler bahşetmiştir. İnsan hayatının bütün alanını düzene koyan Allah celle celâluhu insanoğlunun kazandığı mallarını nasıl ve nerede harcayacağını, kimlere vereceğini ve kimlere vermeyeceğini belirtmiştir. Allah celle celâluhu zengin ve mal varlığı olan kullarıyla bereketli ve bol kazançlı bir ticaret yapmak ister. “Ey Kullarım! Benim size verdiğim malların bir kısmını yine benim belirlediğim yerlere vereceksiniz, bunun karşılığında bende size dünyada nimetlerimi artıracağım. Ahirette ise sizi ziyadesiyle memnun edecek ve kendi yanımda ağırlayacağım.”
Allah celle celâluhu’nun en sevdiği amellerden biriside Allah’ın emirlerine uyarak Allah’ın zengin kullarına bahşettiği nimetlerin bir kısmını insanlara vermektir. Zira zekât ibadeti kulu Allah’a yaklaştıracak, Allah’ı razı edecek, kabirde kişiyi zehirli yılanlardan koruyacak, sırâtı şimşek gibi geçmesine vesile olacak, terazisinin hayır kefesini ağırlaştıracak ve onu peygamberlere komşu yapacak mübarek ibadetlerden birisidir.
Eğer müslümanlar bu ticaretten kârlı çıkarak, dünya ve ahiret saadetini arzu ediyorlarsa Allah’ın zekâtla ilgili emirlerini gönül hoşluğuyla kabul edip yerine getirmeleri gerekmektedir. Aksi halde bu emirlere ve uyarılara kulak vermez ve zekâtlarını ödemezlerse dünyada ve ahirette zarara ve ziyana uğrayacak, Allah celle celâluhu ile yaptıkları ticaretlerinde hüsrana uğrayacaklardır. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de zekâtlarını ödemeyenlerin dünyada, kabirde ve ahirette azap göreceklerini bizlere bildirmiştir.
Zekât vermeyenlerin dünyadaki cezası;
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir toplum malının zekâtını ödemezse Allah celle celâluhu dünyada kıtlık (geçim sıkıntısı) verir.”(1)
Diğer bir hadisi şerifte ise; “Mallarınızın zekâtını ödeyin. Şayet ödemezseniz, Allah celle celâluhu size gökten yağmur indirmez…”(2)
Zekâtı vermeyenlerin dünyadaki cezasından biriside; İslam halifesinin ona savaş ilan etmesidir. Allah’ın hakkı olan zekâtın ondan alınması, şayet vermemekte diretirse öldürülünceye kadar onunla savaşmasıdır.
Zekâtı vermeyenlerin kabirdeki azabı;
Esma binti Ebi Bekir radiyallahu anha rivayetiyle Rasululullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “…Günahkar veya kafire öyle bir canlı musallat edilir ki onun elinde kamçı vardır. O kamçının hurması gözdür. Bu kamçı sığır derisinden yapılmış bir kovaya benzer. Melek o kamçıyla o günahkar veya kafiri Allah’ın dilediği kadar döver. O melek sağırdır, işkence ettiği ölünün sesini duymaz ki ona merhamet etsin.”(3)
Zekât vermeyenlerin Kıyamet günü azap ve sıkıntı göreceğine dair bir çok ayet ve hadis mevcuttur;
“…Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar (zekâtını vermeyenler) yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): “İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!”(4)
Ebu Hureyre radiyallahu anh ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şunu nakleder: “Kim ki Allah kendisine mal verip de o malın zekâtını vermezse kıyamet günü zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli erkek yılan suretine konur. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile zekât vermeyenin iki tarafından çenesini yakalar. Sonra ben senin dünyada çok sevdiğin malınım, ben senin hazinenim der.”(5)
Zekâtı veren kulların dünya ve ahiretteki mükafatları;
Zekâtını Allah celle celâluhu’nun emri olduğu için veren kişileri ise dünyada ve ahirette mutluluklar beklemektedir.
Dünyadaki karşılığı;
“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.”(6)
Ayeti kerimede mallarını harcayanların (infak edenlerin) dünyada göreceği mükafat anlatılmaktır. Zekât vermekte, malını Allah yolunda harcamanın bir türü hatta en yüce mertebesidir. Allahu Teala bir veren kuluna yedi yüz vereceğini söylemektedir. Unutmayalım ki bizlere o bir taneyi de veren Allah’tır.
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: “Zekât vererek mallarınızı koruyun, sadaka vererek hastalarınızı tedavi edin…”(7)
Ahirette ki mükafatı ise;
Ebu Hureyre radiyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre bir bedevi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Bana bir amel söyle ki onu yaptığım zaman cennete gireyim.’ Allah Rasulü: ‘Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmazsın, farz olan namazını kılarsın, farz olan zekâtını verirsin ve Ramazan orucunu tutarsın.’ Adam: ‘Nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki bunun üzerine hiç bir şey artırmam (yalnız bunları yaparım)’ dedi. Adam dönüp gittiği zaman Allah rasulü: “Cennet ehlinden birini görmek kimin hoşuna gidiyorsa şu adama baksın.”(8)
Allah celle celâluhu ve O’nun Rasulünün zekâtı verenlerle ilgili bu kadar müjde; vermeyenlere ise bu kadar tehdidinden sonra akıllı bir kimse, huzur ve maneviyatı elde etmek için zekât verme zamanının gelmesini canı gönülden ister.
Zekât verme adabı;
zekat2Kişinin zekât verme zamanı geldiğinde malının kötüsünü, değersiz olanını, elinde kalmış yada satılmayan malını değilde; şüpheden uzak, temiz ve değerli olanını vermesi onun hayrına ve menfaatinedir.
Müslüman zekât vereceği malı ayıracağı zaman Adem aleyhisselam’ın iki oğlunun kıssasını unutmamalıdır. Hani onlardan ikisi de Allah’a yaklaşmak için kurban takdim etmişlerdi. Birisi iyi ve güzel olanını, diğeri ise; kötü ve değersiz olanı vermişti de Allah samimiyetle verileni, iyi ve temiz olanını kabul etmişti.
Müslüman zekâtı vereceği zaman bütün hayırlı işlerde olduğu gibi zekât ibadetinde de Allah’ın rahmetinden kovulmuş, lanetine uğramış şeytan’ın vesveselerine uymaması gerekir. Zira şeytan  ona ‘sen çalışıyorsun, çabalıyorsun, ter döküyorsun, bir şeyler kazanıyorsun daha sonra bir yılda biriktirdiğin malının bir kısmını tanıdığın ya da hiç tanımadığın kişilere veriyorsun. Sen zekât vermesen de olur zaten çok hayır işliyorsun’ gibi yaldızlı sözlerle vesvese verip onu aldatmamasına dikkat etmesi gerekir.
Müslüman böyle bir şey hissettiğinde bu onun en büyük düşmanının kurduğu tuzaktır deyip zekâtını nefs-i mutmain bir şekilde vermelidir.
Zekât veren kişi karşısındakine minnet etmeden, onu küçümsemeden ve rencide etmeden vermelidir. ‘Bu benim ticaretimdeki yüksek dehâmla ya da çok zeki olmamla kazandığım malın zekâtıdır’ edasıyla değilde Allah’ın bana verdiği güç ve kuvvetle kazandığım malın zekâtıdır demeli ve karşısındaki kişiye Allah celle celâluhu’nun  sana benim aracılığımla verdiği maldır anlayışı ile vermesi de zekâtın adabındandır.
Diğer ibadetlerde olduğu gibi zekât ibadetinde de kişinin ihlâslı, samimi olması, gösteriş ve riyadan uzak durması gerekmektedir. Abdullah b. Mübarek rahimehullah’ın dediği gibi: “Nice büyük ameller vardır ki; riyadan dolayı o amelden hayır adına birşey kalmamıştır. Yine  nice küçük ameller vardır ki; ihlâs ve samimiyetten dolayı bu küçük amellere çok büyük ecirler ve mükafatlar yazılmıştır.” Samimiyetle verilen bir dirhem, samimiyetsiz verilen milyon dirhemden daha hayırlıdır. Bizlerin her ibadette olduğu gibi bu hususta da çok dikkat etmesi gerekmektedir.
Kişinin zekât verirken gönül hoşluğuyla vermesi, gönlünü daraltmaması ve zahiren bakıldığında malı eksiliyormuş gibi göründüğünden dolayı içinde bir sıkıntı duymaması gerekir. Bilakis Allah’ın, zekât verilen malın dünyada katkat artıracağını ahirette ise verdiği zekâtın karşılıksız kalmayacağını düşündükçe bu mübarek ibadetin zamanını iştiyakla beklemesi onun hayrına olacaktır.
Zekâtın hikmetleri;
1- Zekât herşeyden önce kulun Allah’ın emrine itaat edip, kulluğunu göstermenin en güzel nişanesidir. Çünkü zekât vermeyi Allah emretmiştir. Kulun vazifesi öncelikle neden ve niçin diye araştırmadan Rabbi tarafından emrolunduğu şeyi yapmaktır. Müslüman sevdiği ve inandığı Rabbinden aldığı emri, canının yongası olan malını hiç bir karşılık beklemeden vererek kulluk borcunu en güzel bir şekilde ödemiş olur.
2- Zekât kişiyi günah ve cimrilik kirliliğinden temizler. İnsandaki mal sevgisini kırıp Allah sevgisinin ön plana geçmesine sebep olur.
3- Dünya’nın çeşitli yörelerinde zenginlerin alabildiğine lüks ve israf içinde yaşayarak fakirleri düşünmemeleri, onlara yardım elini uzatmamaları, fakirlerin kendilerine kıskançlık ve kin duymalarına sebep olur. Bunun neticesinde toplumda huzursuzluk ve isyanlar görülür. Böylece hem fakirin aç, susuz ve çıplak kalması önlenir hem de cemiyetin (hırsızlık ve gasp gibi) düzen bozan hastalıklarına mani olur.

———————————————-
1 Taberani ravileri güvenilirdir, demiştir.
2 İbn Mace, Bezzar, Beyhaki, Hakim de sahih, demiştir.
3 Ahmed b. Hanbel, Taberani
4 Tevbe/34-35
5 Buhari Zekât babı
6 Bakara/261
7 Ebu Davud Merasil’de rivayet etmiştir.
8 Buhari-Müslim