Hamd, çok kısa ve bir o kadar da hızla devam edip giden şu fani dünya âleminde başarıyı ve ebedi mutluluğu elde etmemizi sağlama hususunda bizlere hidayet yollarını ve bu yolların kılavuzları olan peygamberleri gönderen Rabbimiz Allah azze ve celle’ye,
Salât ve selâm, bizleri devamlı surette irşad eden ve vaktin önemine değinerek insanların büyük çoğunluğunun kadrini bilmediği zamanın iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğine dair nasihatlerde bulunan Peygamber efendimize,
Allahu Teâlâ’nın affı keremi ile sonsuz rahmeti ve ihsanı bu buyruklardan faydalanıp bu doğrultuda hayatını devam ettiren ve şu kısacık hayat maratonunu en güzel şekilde tamamlayan müminlerin üzerine olsun.
Zamanın kıymetini bilen insanlar onu faydalı işlerde kullanmak ve ömür sermayesinin dakikalarını ve saniyelerini bile israf etmemek mecburiyetinde olduklarını bilirler. Selefimiz bu hususta bizlere örnek olmuş, hayatlarını daima ahiretlerine yönelik hususların peşinde koşuşturarak değerlendirmişlerdir. İmkânlarının azlığına rağmen bu zamanımızda inanılması pek de mümkün gibi gözükmeyen birçok hususun altına imzalarını atmışlardır. Peygamber efendimizin “İki nimet vardır ki insanların büyük çoğunluğu onların kadrini bilmez; bunlar sıhhat ve boş vakittir” buyruğunun gereğini en iyi şekilde idrak eden selefimiz hayatlarını “O halde (bir işi) bitirdin mi başkasına girişip yorul” (1) ilahi fermanıyla idame etmiş (devam ettirmiş) ve bu manada kendi hayatlarına gereken tüm hassasiyeti gösterdikleri gibi ümmete de numune-imtisal (uyulması gereken güzel bir örnek) olmuşlardır.
“Allah’a yemin olsun ki yemek saatinde ilimle iştigali kaçırdığım için çok üzülürüm, zira vakit ve zaman çok kıymetlidir” buyuran Şeyh Fahreddin bu gerçeği çok iyi anlamış ve bu hususta bizleri irşad etmiştir.
Sadece bir örnek vermek gerekirse bu gün bizlerin okumaktan bile imtina ettiğimiz o koca koca eserleri onlar mum ışığı veya kandil ışıkları altında binlerce külfete rağmen yazabilmişler, tedris, telif ve fetvalar ile geçirdikleri ömürlerinin tek bir anını bile boşa harcamamışlar neticede bizlere çok kıymetli eserler bırakmışlardır.
Bunlardan İbnu’l Cevzi’nin, bazısı yirmi (20) cildi bulan üç yüz kırk (340)’dan fazla eser yazdığını, günde dört defter doldurduğunu, bir yılda ise yazdıklarının elli-altmış (50-60) cildi bulduğunu görürüz.
Yine İmam Suyûti’nin eserlerinin sayısının muhtelif kaynaklara göre 500-600 arasında değiştiğini görmekteyiz.
İmam Şerâni rahimehullah da “Alelade bir insan zamanı nasıl bitireceğini, akıllı insan ise zamanı nasıl kullanacağını düşünür” buyurmaktadır. Bugün insanların kahvehane köşelerinde nasıl zaman öldürdükleri hepimizin malumudur. Hatta onlardan birine nasılsın? diye soracak olsak ya “vakit geçiriyoruz”, “bildiğin gibi hep aynı” “dünyadaki zamanımızı dolduruyoruz” veya “Azraili bekliyoruz” gibi veya benzeri şekillerdeki birbirinden farklı ve bir o kadar da garip cevaplarına şahid oluyoruz. Hayatının en güzel yılları olarak gördükleri dönemlerinde Allah’a kullukta gevşek davranmış veya hiç fırsat bulamamış (!) insanların hayatlarının son dönemlerinde olanca gayretlerini gösterip kulluklarını sergileyeceklerine bir köşeye oturup eski günlerin hasretlerini çekerek hayallere daldıklarını üzüntü içerisinde müşahede ederiz. Kendilerine mutluluk veren o eski anılarını ballandıra ballandıra zevk içerisinde anlatırken gelecek günlerde karşılarına çıkacak olan ölüm gerçeğine ve onun için yapılması gereken hazırlıkların tamam olup olmadığına nedense çok ehemmiyet vermediklerini görünce onların bu hallerine ahu vah ederiz.
Dünyada yanlış işler peşinde koşuşturan ve Allah’a kulluğa zaman bulamayan (!) insanlar ahirette ateşe atıldıklarında dünyada yaptıklarının pişmanlığı içinde “Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim” diye bağrışıp dururlarken bakınız Yüce Rabbimiz nasıl bir ikaz da bulunmaktadır böyle kimselere: “O zaman onlara şöyle deriz: “Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz.” (2)
Bu zamanın kötü olduğunu, eski zamanlardakilerin daha kısmetli olduklarından dem vururuz. “O zaman da günah işlemek istesen de işleyemezdin bu zaman böyle mi ki nereye baksan günah nereye gitsen haram” diyerek sanki geçmişi müşahede etmişte o zamanı yaşamış gibi konuşur dururuz. Suçu hep zamana atarız. Zamanın değiştiğinden bahsederiz. Bizim hiç suçumuz yokmuş gibi zamanın kötülüğünden bahseder dururuz. Oysa Muaviye rahimehullah’ın zaman hakkındaki şu değerlendirmesi pek düşündürücüdür. “Ey insan! Zaman sensin. Sen iyi olursan zaman da iyi olur. Eğer sen kötü olursan zaman da kötüdür.”
İmam Şafii rahimehullah’ın “Biz zamanı ayıplarız. Hâlbuki ayıp bizdedir. Eğer zaman konuşacak olsa kaçacak gizlenecek yer ararız.” sözleri de bu durumu çok güzel bir şekilde özetlemektedir. Nitekim her birimiz zamanın azlığını, vakit bulamadığımızı ancak ileriki zamanlara yönelik planlarımızın bulunduğunu söyler dururuz. Ancak nedense bir türlü icraata geçiremeyiz. Hoşumuza gitmeyen veya duymaktan hoşlanmadığımız veya yapmak istemediğimiz işlere dair sorulan sorulara “Şu anki meşguliyetlerim fazla, Hiç zaman bulamıyorum” şeklinde cevaplar verirken canımızın istediği ve bizlere zevk veren şeyler için nedense aynı cevapları sıralamıyor ve onları yapabilmek için kendimize yeni vakitler bulabiliyoruz. Örnek vermek gerekirse bedavadan önümüze çıkan bir tatil fırsatını kolay kolay reddedemeyiz. Bir de çok gitmeyi istediğimiz bir yere ait yapılan bir teklif ise onun için hemen bir zaman bulabiliriz. (!)
Ancak şunu unutmamalıyız ki zaman Allahu Teâlâ’nın dünyayı yarattığı andan itibaren günleri 24 saat, yılları ise 365 gündür. Yani Vakit aynı vakit… Fark sadece iyi bir şekilde değerlendirebilip değerlendiremediğimizde… Bu sebeple suçu zamana atmak yerine programsızlığımızın veya isteksizliğimizin faturasını zamana kesmemeliyiz. Hepimizin gerçekten yapmak istediklerimizi yapmak için birçok zamanı oluyor. Eğer birçok insan gibi işleri halletmek için “çok meşgul isek” bizden daha meşgul olup daha fazla iş halletmeyi başaran çok insan olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Onlarında bizden daha fazla zamanları yok. Sadece zamanlarını bizden daha iyi değerlendiriyorlar.
İmam Ahmed “Mazi artık geçti. O ancak ibret almak için düşünülebilir. Geleceğe de bel bağlanamaz. Çünkü bundan sonra yaşayacağınız belli değildir. O halde kendisine itibar edilecek zaman içinde bulunulan “an”dır. Biz ancak ona sahibiz. Ne yapabilirsek şimdi yapabiliriz.” ikazını yaparak şu anımızın kıymetini bilmemizin şart olduğunu ve bir şeyleri değiştirmek istiyorsak ileriye dönük planlar yerine hemen şu an yapabileceğimiz şeyi yapmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Batılı devlet adamlarından biri olan Churchill’in “Mazinin tartışmasını yapmayı pek sevmem, zira zamanımı bu tür tartışmalarla geçirecek olursam, istikbali kaybederim sözü bu bağlamda pek düşündürücüdür.
Peygamberimiz de “yarıncılar helak oldu” buyurarak “Yarın yaparım” demenin bizi helake sürüklediğini, hiçbir zaman şu ana yönelik olumlu bir katkısının olamayacağını bildirmektedir.
Yahya bin Hubeyr de “Korunması için gayret göstermen gereken en kıymetli şey vakittir, fakat görüyorum ki en kolay kaybettiğin şey de odur.” diyerek zamanın ne kadar kolay bir şekilde elden kaçtığını gözler önüne sermektedir. Çünkü kıymeti bilinmeyen şeyler pek çabuk elden kaçar, gider.
Oysa bir gün içerisinde kendimize ayıracağımız 60 veya daha fazla dakika bize yaşamımızı güzelleştirmede, kendimizi geliştirmede, hayatı dolu dolu yaşamada ve yeteneklerimizi geliştirip kullanmada fayda verecektir. Bir günde ayıracağımız 60 dakika; 10 yılda bize bir yüksekokul diploması alabilmek için yeterli olacak bir süre sağlayacaktır. (3)
“Her gün hepimize 24 saatlik bir çek veriliyor ve bunu son saniyesine kadar harcamak zorundayız. Her gün 86.400 saniye alıyoruz, ne eksik, ne fazla. Hiç birini ilerideki bir tarihte harcamak üzere biriktiremeyiz. Bizim de her gün herkes kadar zamanımız var. Yoğunlaştıramadığımız, seyreltemediğimiz, tehir edemediğimiz, bir başka yere veya kişiye nakledemediğimiz için zamanı kontrol edemeyiz ve yönetemeyiz. Bizim için önemli olan hangi olayları kontrol edebildiğimizdir. Zamanı yönetemeyiz ama ondan istifade etmek için, kendimizi zamana göre yönetebiliriz.” (4)
Hz. Ali’nin “Vakitlerle yakutlar elde edilir, fakat yakutlarla vakitler elde edilmez” sözü zamanın değerini ne kadar da güzel anlatmaktadır. Kaybedilen veya çalınan birçok şeyin telafisi mümkün iken zamanı çalanların çaldıklarını telafi etmek ise mümkün değildir. (5)
Cüneyd-i Bağdadi “İnsanların sahip oldukları ama geçtikten sonra bir daha ebediyyen bulamayacakları en kıymetli sermaye zamandır.” buyurarak zaman sermayesini dikkatli kullanmamız gerektiğini bizlere bildirmiştir.
Eğer zamanı kullanma hususunda gerçekten istekli isek ve bazı şeylerin hayatımızda değişmesini istiyorsak bunun için bazı adımlar atmak zorundayız. İçimizde arzusunu duyduğumuz şeyleri eyleme dönüştüremedikçe bizlere hiçbir fayda sağlamayacaktır. Gerçekten bir şeyi arzu etmekle istemek farklı şeylerdir. Örneğin; Birçok insan kilo vermek ister, ama bir türlü veremez. Onların ki sadece kilo vermeyi arzu etmekten öteye geçmez. Gerçekten istemek doğru olanı yapmaktır. Doğru neyse onu yapmak için eyleme geçmek ve yapana kadar kararlı ve tutarlı olmak gerekir.
İnsanları doğru dürüst bir hayat yaşamaktan alıkoyan şey zaman yokluğu değil, zaman israfıdır. En büyük zaman kaybı zihni gereksiz konularla meşgul etmektir. Unutmayalım ki Yeterli zamanımız hep vardır. Yeter ki doğru kullanalım.
Üşenme, erteleme, vazgeçme. Bu üç esas bizim başarıya ulaşmamızda ve zamanı istediğimiz şekilde değerlendirebilmemizde önümüzü aydınlatacak temel prensiplerdendir.
Artık bir plan yapmanın zamanı gelmedi mi? Yoksa bütün bu anlattıklarımızın ardından daha sonraya mı tehir edeceğiz. Üşenecek miyiz? Vazgeçecek miyiz? Erteleyecek miyiz? Yoksa şimdi zamanı değil mi?
Peki, şimdi değilse beklediğimiz o zaman, ne zaman?
Selam ve Dua ile

————————-

1. İnşirah, 8
2. Fatır,37.
3. Ray Josephs, Zaman Yönetimi, s: 9
4. Dr. Muhsin Abay, Zamanı Değerlendirmek, s: 72
5. Zaman Yönetimi ve Planlama, s: 28