Hamd; “Dikkat edin Allah’ın yardımı yakındır” (1) ilahi buyruğuyla bizlere zaferin yakın olduğunu haber veren Allah’a,
Salat ve selâm; “Muhakkak yardım ve zafer sabır ile birliktedir.” (2) buyurup zafere giden yolun sabırla mümkün olabileceğini bildiren peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e,
Allah’ın yardımı ve zafer müjdesi İslâm’a sımsıkı sarılıp bu uğurda canıyla ve malıyla mücadele eden dava erlerinin üzerine olsun.

Kur’an’ı Kerim’i incelediğimizde zafer ve yardımın sabır ile ilintili olduğu sonucu ile karşılaşırız. Kuran’ı Kerim’de yetmişin üzerinde yerde sabır ve sebattan bahsedilmektedir. Sabır öyle büyük bir haslettir ki iman ehli kullara devamlı surette bildirilen ve din uğruna talep edilen bir husustur. “İmana göre sabır, cesede göre baş yerindedir.” (3) buyurulmaktadır. Dolayısıyla zafere giden yolda dikkat edilecek ilk husus:

1. Sabırsızlanmamak ve davanın gidişatına zarar verecek aceleci kararlar almaktan sakınmaktır.

Yüce Rabbimizin kulları için uyguladığı sınav, sabrı gerektirmektedir. Müslüman bir kişinin dini uğrunda karşılaştığı eziyet, sıkıntı, musibet ve daha nice kederli ve üzüntülü hususlarda sabra ihtiyacı vardır. Allah yolunda sebat etmede ve düşmanlara karşı cihad etmede de yine sabra ihtiyaç vardır.

Hz. Ömer radıyallahu anh, Absoğullarına mensup bazı yaşlı kimselere düşmanlarına karşı ne ile savaştıklarını sorduğunda onlar şöyle cevap verdiler: “Bizler düşmanlarımıza karşı sabırla savaştık. Hangi toplulukla karşılaştıysak onların bizim karşımızda sabredip direndikleri gibi biz de onlar karşısında sabredip direndik.”

Aceleci davranmak ve istenilen şeyin zamanından önce gerçekleşmesini beklemek umutsuzluğa ve başarısızlığa sebep olur. Her şeyin bir zamanı vardır ve şartlar oluşmadan neticenin ortaya çıkmasını beklemekte ilahi iradenin dilemesi haricinde dünyevi sebepler dairesinde mümkün olmaz. Tohum ekmeden hasat elde etmeyi ummak veya ekip, sulamadan ve ilaçlamadan ağaçtan meyveyi zamanından önce elde etmeyi ummakta böyledir.

2. Her meseleye sebep sonuç ilişkisi içinde bakarak ilahi yardımın ve desteğin uzak olduğuna inanmak

Düşmanın sayısından ve kuvvetinden çekinerek Müslümanların zayıf olduğuna ve küfrün asla yenilmeyecek bir güce sahip olduğuna inanmak Müslümanın inancıyla bağdaşmaz. Güç ve kuvvetin bütünüyle Allah’ın elinde olduğuna itikat etmek Müslüman için tek çıkar yoldur. Zaferin kazanılmasında zahiri sebepler açısından bakıldığında her ne kadar sayı çokluğu önemli ve etkili bir sebep gibi gözükse de Allahu Teâlâ’nın dini hususunda bu çok önemli bir etken değildir. Sebepler dairesinde zahiri bir bakışla sebep sonucu gerektirse de bizim inancımıza göre her zaman böyle olmaz. Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok sayıdaki bir topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (4)

Ve yine şu ayeti kerimede sözünü ettiğimiz hususa delildir. “Sizden bin kişi olursa iki bin kişiye galip gelir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (5)

3. İhlassızlık ve samimiyetsizlik

Cihadın şartlarından biri ve belki de en başta geleni temiz bir niyete sahip olmaktır. Nitekim “Ameller ancak niyetlere göredir. Her kişi için ancak niyet ettiği şey vardır.” (6) hadisi şerifi zaferin kazanılmasında samimiyetin ve ihlaslı olmanın önemini ortaya koymaktadır. Çünkü bu iki husus her ibadetin şer’an muteber olmasının da şartlarındandır. İhlastan uzak olmak ve Allah’ın rızası dışındaki dini maksatlara muhalif niyetler, ilahi yardımın önünde büyük engellerin oluşumuna ve dolayısıyla zaferin kaybedilmesine sebep olacaktır.

Dini arzuları geri plana atıp dünyevi ve nefsi istekleri öne çıkarmak, beklenen zaferi hiçbir zaman getirmeyecek, ihlassızlığın ve samimiyetsizliğin neticesinde hüsran ile karşı karşıya gelinecektir.

4. Dava uğruna çaba ve gayret göstermemek

Zaferin önündeki engellerden bir diğeri de savaşılması ve mücadele edilmesi gereken her şeye karşı -ki bunlar nefs, şeytan ve din düşmanlarıdır- gayret göstermemektir. Oysa Yüce Rabbimiz: “Ey İman edenler! Allah uğrunda hakkıyla cihad edin” (7) (yani gizli ve açık tüm düşmanlarınıza karşı müdafaa hususunda elinizden gelen tüm gayreti gösterin) buyurmaktadır. Yan gelip yatarak veya gayret ve çabayı başkasından bekleyerek boş vermiş bir tavır takınmak bir Müslümana asla yakışmaz. Mümin yaptığının ecrini Rabbinden umarak tek başına kalsa dahi Allah’ın rızasını kazanmak uğruna elinden gelen tüm gayreti göstermek zorundadır. İnsanların ümitsizliği ve dünyevi ihtiraslarına kapılmış bir halde yaşamaları onu davaya hizmet etmekten alı koymamalıdır.

5. Birlik ve beraberlikten uzak durmak

Zaferin önündeki engellerden bir başkası da sıkı bir birlik ve beraberlik içinde olmamaktır. Nitekim bir gün sahabeler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den, Cenab-ı Hak katında makbul olan amellerin en güzelinin hangisi olduğunu öğrenmek istemiş ve bu yolla mallarını ve canlarını feda etmeyi arzulamışlardı. İşte o sırada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şu ayetler nazil oldu: “Şüphesiz ki Allah kendi yolunda sanki kendileri birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (8) Bu sebeple müminler de Allah’ın sevgisini kazanabilmek ve onun zafer vaadine nail olabilmek için birbirine iyice kenetlenmiş bir şekilde tek bir vücut halinde bulunmalıdırlar. İhtilaflar ve kavgalar ilahi yardımın inmesinin önündeki en büyük engellerdendir. Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkar (gevşer)siniz, (Başarı ve galibiyet) rüzgârınız (kesilir, kuvvet ve devletiniz elden) gider. Bir de (düşmanlarla mücadelede) sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Nihayetinde onlara yardım eder.) (9)

Öyleyse boş ve gereksiz cedelleşmelerin ve ihtilafların Müslümanlara hiçbir faydası yoktur. Ölüm kalım savaşlarının verildiği böylesi zaman ve yerlerde bu gibi kötülüklerin ortaya çıkaracağı zarar, telafisi mümkün olmayan büyük yaralar açacak ve Müslümanlara çok büyük bir zarar verecektir. Ümmet, tek vücut olana dek bu başarısızlıklar devam edecek ve zafer gecikecektir. Küfür, ne acıdır ki bunu Müslümanlardan daha iyi anlamış ve hedefini daima Müslümanları “böl-parçala-yut” esasları üzerine kurmuştur.

6. Şahsi arzu ve istekleri İslâmi menfaatlerin üstünde tutmak

Zaferin önündeki engellerden bir diğeri de şahsi istekleri ümmetin faydasına olacak hususların önünde tutmaktır. Maalesef günümüzde cemaatinin maslahatı ve mensuplarının selâmeti uğruna, sanki yeryüzünde sahih ve sağlam tek itikada sahip olanlar kendileriymişçesine bir tavır takınıp kendilerinden olmayan herkesi öteleyen ve gerek kendi elleriyle gerekse de küfrün önüne servis etmek suretiyle kendilerinden olmayan herkesi yok etmeye çalışan grupçuklar bulunmaktadır. Maalesef böylelerine grupçuk kelimesi dışında söyleyebilecek daha münasip başka bir söz bulamıyoruz. Dillerimiz ve imanımız bizlere onların bizim için söylediklerini söylemeye müsaade etmiyor. Onların bizlere attıkları iftiraların ve lakapların benzerlerini onlara söylemeye izin vermiyor.

Biz böylelerini Allah’a havale ediyor ve hakkımızı alması hususunda O’nu vekil tayin ediyoruz. Nitekim Bizim Rabbimiz “Ne güzel bir Mevla ve ne güzel bir yardımcıdır.” İşte böyleleri yüzünden bugün ümmet paramparça bir hale düşmüş ve kendisinin dini temsil ettiğine inanan bu türden fırkalar sebebiyle bu acı verici halleri yaşamaktadır. Eline fırsat geçince Müslümanları tek bir kalıba sokmaya çalışan ve kendi itikatlarına inanmak zorunda bırakan bu gibileri yüzünden zafer gecikmekte, şahsi istekleri uğruna diğer Müslümanların gözleri önünde ölmesine veya öldürülmesine ses çıkarmamaktadırlar. Elde edecekleri bir avuç toprak veya ganimetten daha fazla pay alabilmek uğruna ya da nam salıp tanınmak arzusuyla ve Müslümanların tek temsilcisinin kendisi olması adına, ümmetin başında bulunması gereken en üst akıl ve gücün kendisi olduğuna inanarak diğer grupları hedef tahtasına oturtan bu tür grupçuklar İslâm’a hiçbir zaman fayda vermemiştir. Onların bu içten pazarlıklı hallerini her şeyin iç yüzünü en iyi bilen Rabbimiz izhar ederek ümmeti temsil etme fırsatını onlara tanımamıştır. Çünkü yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “And olsun ki, Tevrat’tan sonra Zebûr’da da yeryüzüne ancak salih (iyi) kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.” (10)

Şunu unutmamak gerekir ki ümmete yapılacak ihanetin hesabını yine onun mevlası ve yardımcısı olan yüce Rabbimiz layıkıyla soracak ve bu hainliğini izhar ederek tüm Müslümanların önünde onları rezil ve rüsva edecektir.

7. Düşmana mukavemet göstermemek

Zaferin önündeki engellerden bir diğeri de düşmanla karşılaşma esnasında sebat ve mukavemet edemeyip arkasını dönüp kaçmaktır. Müslüman kişi şiddet zamanlarında ümitsizliğe ve sıkıntıya düşmeden Allah’a sığınmalı, her halükarda Allah’ın lütfuna güvenip tüm varlığıyla Allah’a yönelmelidir. Yardım ve zaferin sadece O’ndan olduğuna inanarak sebat etmeli ve bu düşünceyle düşmana karşı mukavemet göstermelidir. Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! (Kâfir) bir toplulukla karşılaştığınız zaman artık (Allah’a sığınarak) sebat edin ve Allah’ı çok anın. (Harp yerinde O’na dua edin, O’nun yardımını isteyin ve bekleyin) umulur ki siz, muradınız (olan feth ve zafere, yardım ve sevab)a erersiniz.” (11)

8. Önder ve Emirin meşru isteklerine itaat etmemek

Zaferin önemli şartlarından birisi de amirlerin ve komutanların meşru türden olan emirlerine itaat etmektir. Nitekim iyi veya günahkâr olsun, her bir emirle birlikte cihad etmek Müslümanlar üzerine vaciptir. Mücahidlerin, emir sahibi olan kişinin Allah’a ve Rasûlüne isyan olmayan türden isteklerine uyması ve bunları yerine getirmesi vazifelerindendir. Bu hususlarda emir sahibine itaat Allah’a ve Rasûlüne itaat manasına gelmektedir. Konuyla ilgili olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Her kim bana itaat ederse o, Allah’a itaat etmiştir. Her kim de bana isyan ederse Allah’a isyan etmiştir. Her kim emir sahibine itaat ederse o, bana itaat etmiştir. Her kim emir sahibine isyan ederse bana isyan etmiştir. (İyi bilinmelidir ki) imam ( yönetici, lider, emir) bir siperdir. Onun önünde (onun kumandası altında) savaşılır, onunla (düşmandan) korunulur. Eğer o, (millete) takva ile emir ve adalet ederse, şüphesiz ki bununla kendisi için bir ecir vardır.

Eğer bundan (bu takva ve adaletten) başkasıyla emr ve hükmederse, artık şüphe yok ki bundan olan (günah) ana aittir.” (12)

Mutlak surette komutanın zafer kazanması, komutası altındakilerin itaatleriyle mümkündür. Uhud savaşındaki okçuların bir anlık gafletleri ve emri unutmaları ilk etapta elde edilen bu zaferin başarısızlığa dönüşmesine ve mağlubiyete sebebiyet vermiştir. Unutulmamalıdır ki, itaat zafer ile itaatsizlik de bozgunculuk ve helak ile birliktedir.

9. Ölümden korkmak

Zaferin önündeki engellerden bir diğeri de ölümden korkmaktır. Ölümden kaçmak Müslümanları korkaklığa, korkaklık ise bozguna uğratır. Oysa zaferin şartlarından birisi asla ölümden korkmayıp şehit veya gazi olacağı ümidiyle düşmana taarruz etmektir. Müslümanın düşman karşısında korktuğu gün onun mağlup olduğu gündür. Çünkü düşman ölüm değildir, ecel değildir. Bilakis ecel ve ölüm Müslümanın düşmandan kaçması ve Allah’ın arzı olan yeryüzünün belli bir kısmını kâfire terk etmektir. Müslümanın taşıdığı can kaygısı aynı şekilde düşmanı için de söz konusudur.

“Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (13)

Eğer bizler hayatı, selefimiz gibi küçümser, ölümü atalarımız gibi hiçe sayar ve düşmanlarımız karşısında mukavemet göstererek yiğitçe ve kahramanca savaşırsak, işte o zaman Allah ve Rasûlü bizden razı ve memnun olur. Hiçbir nefis için ölümden kaçmak ve kurtulmak mümkün değildir. Bunu bizlere Yüce Rabbimiz “Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra (tekrar diriltilip) bize döndürüleceksiniz.” (14) buyurmak suretiyle bildirmektedir. Öyle ise her Müslüman mutlaka bir gün öleceğini hatırında tutarak bu ölüm şeklinin en güzel surette olması için gayret sarfetmelidir.
De ki: “Şayet siz evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmesi yazılmış (takdir edilmiş) olanlar muhakkak (birer sebeple evlerinden ayrılacak, ölüp) yatacakları yerlere çıkıp gidecekti.” (15)
Rasûlulah aleyhisselâm da konumuzla ilgili olarak: “Öyle bir zaman gelecek ki, aç insanların yemek kabı üzerine üşüştükleri gibi yabancı milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir!” Sahabeler: “Ey Allah’ın Rasûlü! O gün bizim azlığımızdan mı bu olacaktır?” diye sorunca, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır, bilakis sizler çok olacaksınız, fakat sel üzerindeki çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizden çekinme duygusunu çekip alacak sizin kalbinize ise “vehn” sokacaktır.” Sahabeler: “Ey Allah’ın Rasûlü! “Vehn” nedir?” deyince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Dünyayı sevmek ve ölümden nefret etmektir!” (16) şeklinde buyurdu.

10. Günahlardan ve hatalardan tevbe etmemek.

Zaferin önündeki engellerden bir diğeri de işlenen günahlardan ötürü pişman olup tevbe etmemektir.

Tevbe etmemek Allah’ın azabına ve musibetlerle imtihanına sebep olur. “Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.” (17)

Allah’a yönelip bağışlanma dilememek ve yaptığından ötürü pişmanlık hissetmemek ilahi yardımın gelmesine mani olur. “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.” (18)

Kul yanlış yaptığının farkına varıp yüce Rabbinden bağışlanma dilemedikçe Rabbi Zu’l Celâl’in kendisini affetmesini beklemesi doğru olmayacaktır. Ancak samimi bir kalple Rahman’ın huzurunda duranlar için mağfiret ve lütuf mümkün olur. “Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.” (19)

“Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (20)

Öyleyse Atamız Âdem aleyhisselam’ın metodu bizlere örnek olmalıdır. “Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.” (21)

“Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.” (22)
Rabbimiz bizleri işlediği günahlardan tevbe eden, sadece kendisine yönelip O’ndan korkan, dini uğrunda mücadele edip sabreden, ihlaslı ve samimi kullarından eylesin. Ümmetle birlikte olma şuurunu yakalayıp bu uğurda kendini Allah’ın dinine adayan ümmetçi, itaatkâr, cesaretli ve gayretli kullarından eylesin.

Selam ve dua ile.

————————

1. Bakara, 214.
2. Sahih bir rivayettir.
3. Deylemi
4. Bakara, 249.
5. Enfal, 66.
6. Buhari.
7. Hacc, 78.
8. Saff, 4.
9. Enfal, 46.
10. Enbiya,105.
11. Enfal, 45.
12. Buhari.
13. Nisa, 104.
14. Ankebut, 57
15. Al-i İmran, 154.
16. Ebu Davud.
17. Tevbe, 126.
18. Hud, 52.
19. Nisa,146
20. Nisa, 26.
21. Bakara, 37.
22. Tahrim, 8.