وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın.
Allah›ın size olan nimetlerini hatırlayın:
Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de
O, gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken
oradan da sizi O kurtarmıştı.
İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (1)

* * *
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاُولٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra
parçalanıp ihtilâf ederek ayrılığa düşenler gibi olmayın.
İşte bunlar için pek büyük bir azap vardır.” (2)

Vahdet (Hep Birlikte Allah’ın İpine Sarılmak)

Temeli tevhid olan dinimizin en önem verdiği meselelerden biriside vahdet; Müslümanların bir ve beraber olmasıdır. Gerek Rabbimiz gerekse peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem birçok emirlerinde Müslümanlara birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğini vurgulamış, tefrika ve ayrılıktan ise kaçınmayı emretmiştir.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın…” (3) “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilâf ederek ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için pek büyük bir azap vardır.” (4) “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.” (5) “Allah’a ve Rasûlüne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da rîhınız (rüzgârınız, gücünüz, devletiniz) gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (6) buyrularak Müslümanların bir araya gelmesi ve bölünmekten kaçınmaları emredilmiştir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de: “Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” (7) “Cemaat rahmet, tefrika (ayrılık çıkarma) azaptır.” (8) “Bereket, cemaatle beraberdir.” (9) buyurarak cemaatleşmenin, birlik ve beraberlik içinde olmamızın önemine vurgu yapmıştır.

İslam âleminin içinde bulunmuş olduğu tablo da bizlere vahdet oluşturmamız gerektiğini anlatan en canlı delillerdendir. Dünyanın dört bir yanında Müslüman kardeşlerimizin zulme uğraması, katledilmesi, her türlü haksızlığa uğramasının temeli de ne yazık ki bizim dağınıklığımızdır. Kâfirlerin ve zalimlerin gücü bizim bir arada olmamamızdan kaynaklanmaktadır, bizim dağınıklığımızdan beslenmektedirler

Hepimizin bildiği yaşlı babanın oğullarına birer sopa getirin deyip önce hepsini bir arada kırmaya çalışıp kıramaması üzerine, tek tek alıp kırması ve oğullarına ‘birlik olursanız sizi kimse mağlup edemez ama tek kalırsanız sizi kırıp geçirirler’ demesi de vahdetin önem ve gücünü ifade eden veciz bir kıssadır. Atalarımızın “nerde birlik, orda dirlik” “bir elin nesi var? İki elin sesi var” “tek el, kendini yumaz” sözleri de birlik beraberliğin önemi ifade etmektedir.

Günümüzdeki kâfirler ve zalimler geçmişte her biri diğerini boğazlamaya çalışırken günümüzde ortak menfaatler söz konusu olduğunda birleştiklerini görmekteyiz. Şeytanın sağ kolu olan Amerika ile sol kolu olan Rusya’nın Suriye üzerindeki ittifakı bunun en küçük örneklerinden birisidir. Kâfirler her platformda bir araya gelmenin yollarını ararken ümmetin arasına da nifak tohumları ekerek her cemaati diğerinden koparmak, uzaklaştırmak için ellerinden gelen her türlü oyunu sergilemektedirler. Ümmet ne zaman ki beyliklere, uluslara, kabilelere bölünmeye başlamışsa tarih sahnesinden silinmiş, özne olmaktan çıkıp nesne konumuna düşmüştür.  Bu oyunlar Müslümanların bir araya gelmesi ile bozulmalıdır.

Müslümanların vahdetini parçalamak için İngiliz casus Hempher’in tatbik etmiş olduğu planlar her Müslüman tarafından bilinmelidir. Tarih boyunca piyon kullanarak Müslümanlar üzerinde hile ve tuzak kurmaya çalışan İngiliz casusunun cümlelerini beynimize kazımak zorundayız ki aynı hatalara düşmeyelim, tarih tekerrür etmesin. İngilizlerin Müslümanların vahdetini parçalamak için başlatmış olduğu çalışmaların temelini bu görüşler oluşturmaktadır.

Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için şunlar yapılmalıdır:

  • Cemaatlerin, aralarına düşmanlık sokup, suizannı aşılayarak, bölücülüğü teşvik eden kitaplar yayınlamak suretiyle, ihtilafları yerleştireceğiz.
    Müslümanların arasında, ırkçılık ve milliyetçiliği körükleyecek ve onların dikkatlerini, İslamiyet’ten önceki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısır’da Firavunluğu, İran’da Mecusiliği, Irak’ta Babilliliği, Osmanlıda Attila ve Cengiz vahşetini canlandıracaksınız
  • Cami imamlarının fâsık, sapık olduklarını yayarak cemaat ile namazı ortadan kaldıracaksınız.
  • Müslümanları, ibadetlerinden men etmeye çalışacak ve (Allah insanların ibadetlerine muhtaç değildir) diyerek, onları ibadetlerin faydaları hakkında tereddüte düşüreceksiniz. Hacca gitmek ve cemaat ile namaz kılmak gibi, onları bir araya getiren ibadetlerden men edeceksiniz. Aynı şekilde, camilerin, türbelerin ve medreselerin inşasına mani olmaya çalışacaksınız.
  • Türk-İran hükümetleri arasına çok şiddetli ihtilaflar sokup, her iki tarafta milliyetçilik ve ırkçılık fikirlerini kuvvetlendirmemiz lazımdır. Ayrıca, birbirine komşu bütün Müslüman kabile ve milletlerin arasına ve Müslüman ülkeler arasına düşmanlık sokmamız lazımdır. Halkı gruplara bölmek, eskileri dâhil, bütün bozuk mezhepleri ihya edip, canlı tutmak ve birbirine düşürmek lazımdır.
  • İslam’ın bünyesinde, tahrif edilmiş din ve mezhepler ihdas etmek lazımdır ve ihdas edeceğimiz bu dinlerin her birinin bir memleketin insanlarının heva ve hevesine uygun olması için, çok ince bir plan yapmalıyız.
  • Sekreter, Irak seferine çıkmadan önce, bana dedi ki: Hempher, bu sefer vazifen, bu ihtilafları iyice tanımak ve bakanlığa bilgi vermektir. Müslümanların arasındaki ihtilafı şiddetlendirebilirsen, İngiltere’ye en büyük hizmeti yapmış olacaksın. Biz İngilizler, refah ve saadet içinde yaşamamız için, bütün dünya devletlerinde ve sömürgelerimizde tefrikalar çıkarmak zorundayız. Osmanlı Devletini de ancak böyle fitnelerle yıkabiliriz. Böyle olmazsa, sayıca az bir millet, sayısı çok olan bir millete nasıl hüküm edebilir? Bütün gücünle, zayıf noktaları ara bul ve oradan içeriye gir. Bilmiş ol ki, Osmanlı Devleti ve İran, zayıf devrelerini yaşıyorlar. Bunun için, senin vazifen, idarecilere karşı isyana sevk etmektir! Tarih, “Bütün inkılâpların, halkın ayaklanmasından kaynaklandığını göstermiştir”. Müslümanların birlik beraberliği kuvvetleri dağılınca, onları rahatça imha ederiz.

İngilizlerin Müslümanların birlikteliğini bozmak için yapmış olduğu çalışmaların bir benzeri ABD’deki düşünce kuruluşlarından olan Rand Düşünce Kuruluşunun (10) raporlarında da görülmektedir.

Bu rapora göre Arap milliyetçiliği, Arap sosyalizmi gibi sonuçsuz kalmış girişimlerin doğurduğu öfkenin de tesiriyle ayrışma ve çatışma hızlanmıştır. İslam dünyasında dört faklı görüş birbiriyle çatışma halindedir. Raporun saydığı çatışma halindeki farklı görüşler, köktendinciler, gelenekçiler, modernistler ve laikler olarak sıralanır.

Köktendinciler: Demokratik değerleri ve çağdaş Batı kültürünü reddeden köktendinciler. Kendi aşırıcı bakış açısılarına göre İslam hukukunu ve faziletlerini uygulayacak otoriter, bağnaz bir devlet isterler. Bu gayeye ulaşmak için teknolojiyi ve yenilikleri kullanmayı arzularlar.

Gelenekçiler: Muhafazakar bir toplumdan yana olan gelenekçiler. Değişim, yenilik ve moderliğe kuşku ile bakarlar.

Modernistler: Modernistler İslam dünyasının, küresel modernliğin bir parçası olmasını arzularlar. Çağa ayak uyduracak şekilde İslamda reforma gidilmesini ve modernleştirilmesini isterler.

Laikler: Laiklik sistemini destekleyenler, İslam dünyasının, devletin ve dinin ayrılmasını, dinin kişinin kendi mahrem hayatı olmasını kabul etmesini isterler.

Rand raporu planı

Rapor karışık dört aşamalı bir eylem planı öngörmekte ve tavsiye etmektedir.

Önce modernistleri destekle

  • Modernistlerin çalışmalarını subvanse edilmiş maliyetlerle yayınla.
  • Gençlik için kamuoyuna açık sunumlar ve konferansları cesaretlendir.
  • İslami eğitim müfredatında onların görüşlerini duyur.
  • Onlara bir kamuoyu platformu sağla
  • Onların dini yorumlar ile ilgili fikirlerini ve yargılarını web siteleri, okullar, enstitüler gibi fikir yayma araçları ile gelenekçi ve köktencilerinkine rakipolarak ortaya koymalarına imkân sağla.
  • Asi fikirler arayışındaki İslami gençliğe, laik ve modernist karşı kültürleri seçenek olarak ortaya koy.
  • İslam önceki ve İslami olmayan kültürlerinden haberdarlıklarını ilgili ülkenin medyasında ve eğitim kurumlarında öne çıkar.
  • Bağımsız sivil organizasyonların gelişimini destekle ve sıradan vatandaşların kendilerini politik süreçte eğitmeleri ve görüşlerini söyleyebilmeleri alanları yarat.

Gelenekçileri köktencilere karşı destekle

  • Köktenci aşırılıklarını ve şiddetini eleştiren gelenekçileri kamuoyu önüne getir. Gelenekçi ve köktencilerin anlaşmazlıklarını teşvik et.
  • Gelenekçiler ve köktenciler arasındaki ittifakların önüne geç
  • Modernistlere yakın görüşten gelenekçilerin modernistler ile ortak hareket etmelerini destekle.
  • Uygun oldukça gelenekçileri köktenciler ile münakaşalarında daha iyi olabilmeleri için eğit ve donat. Köktenciler hitabette genellikle çok üstündürler buna karşın gelenekçiler dini eğitimlerini ailede alırlar ve meramını anlatmada zayıftırlar.
  • Gelenekçi enstitü ve kurumlarda modernistlerin profillerini ve varlıklarını arttır.
  • Gelenekçilerin değişik bölümleri arasında ayrımcılık yap. Modernist görüşlere yakın olan olan Hanefi mezhebi okulu gibilerini diğerlerine karşı cesaretlendir. Vahabî kaynaklı kuralların otoritesini zayıflatmak maksadıyla onların dini fikirlerini yaymalarını destekle. Bu iş fonlama ile ilintilidir: Vahabi parası muhafazakar Hanbeli mezhebini destekler. Bu ayrıca bilgi ile alakalıdır: Müslüman dünyanın daha geniş çekingen kısmı İslami hukunun yorumundan ve ileri uygulamalarından bihaberdir.
  • Sufiliğin kabulünü ve popülerliğini teşvik et.

Köktencilere karşı koy

  • İslamı yorumlamalarına itiraz et ve tutarsızlıklarını açığa vur.
  • İllegal grup ve eylemler ile ilişkilerini ortaya koy.
  • Şiddet eylemlerinin neticelerini kamuoyuna duyur.
  • Cemaatlerinin ve bölgelerinin olumlu gelişimi için yönetme yetersizliklerini göster.
  • Bu mesajları özellikle genç insanlara, takva ehli gelenekçilere, batıdaki Müslüman azınlığa ve kadınlara ver.
  • Köktenci aşırıların ve teröristlerin başarılı şiddet eylemlerine saygı duyulmasına ve sempati beslenmesine engel ol. Onları kötülük sever kahramanlar olarak değil, rahatsız edici, alçak ve ödlek olarak lanse et.
  • Köktendinciler ve teröristlerin gayri ahlakiliklerini, riyakârlıklarını ve yolsuzluklarını araştırmaları için gazetecileri yüreklendir.
  • Köktenciler arasındaki bölünmeleri destekle.

Laikleri seçici destekle

  • Köktendincilerin ortak düşman olarak tanınmasını destekle, laiklerin milliyetçi ve sol ideolojik platformlarda ABD karşıtı gruplar ile ittifak yapmalarına mani ol.
  • İslamda da devlet ve dinin ayrı tutulabileceğini bunun inanca zarar vermeyeceği aksine onu güçlendireceği fikrini destekle.

Plan ve projelerden anlaşıldığı üzere batı dünyası İslam alemini bir daha bir araya gelmemek üzere nasıl parçalar ve sömürürüz hususunda oldukça detaylı bir şekilde çalışmaktadır. Müslümanlar bu planları bilerek onların oyunlarını bozmaları gerekir. 

Vahdet Nasıl Gerçekleşir?

Bu husustaki en önemli soru, vahdet nasıl gerçekleşebilir, fert ve cemaat düzeyinde bizlere düşen vazifeler nelerdir, Müslümanların bir araya gelmesi nasıl basamaklanmalıdır, ne gibi kuruluşlara ihtiyaç vardır, bu hususta nasıl metinler yazılıp ortak hareket etme iradesi ortaya konmalıdır gibi bazı temel konular olsa gerektir.

Dünyada yaklaşık 200 üyesi bulunan BM (Birleşmiş Milletler), Avrupa devletlerini kuşatan Avrupa konseyi gibi çok uluslu örgütlerin çalışma sistemleri incelenmeli, küfrün bir araya gelmek için yapmış olduğu çalışmaların ve fedakârlıkların kat kat fazlası yapılmaya çalışılmalıdır. Tabiki onlarca ülkelerden müteşekkil üyesi bulunan bu yapıların üyelik, çalışma koşulları, komisyonların görev ve yetkileri vs. bunlar belirlenmiş ve sistematik bir şekilde, kendi inançları etrafında çalışmaktadırlar ki Allahu Teala onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “…Onların kendi aralarındaki çarpışmaları şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, (oysa) onların kalpleri dağınıktır…” (11) Rabbimizin onlar kendi aralarında çarpışmaları şiddetlidir, kalpleri dağınıktır diye ifade ettiği küfrün bir arada olması ümmetin ise dağınık olması kabul edilebilir bir hadise değildir, hiçbir Müslüman buna razı olmamalı vahdet için elinden geleni ardına koymamalıdır.

Allah için çalışan fert ve cemaatlerde bu tüzükleri oluşturmaya çalışmalı ve sistem etrafında kilitlenmelidirler. Kişi merkezli çalışmalardan, izafi görüşlerle yapılan toplantılardan uzun vadeli sonuç beklemek doğru bir hareket olmaz. En kısa sürede ümmetin ana hatlarını oluşturacak çalışma ilkeleri, prensipler gibi hususlar kaleme alınıp mümkün olan en geniş kitle ile hareket etmenin yolları aranmalı, asla ümitsizliğe kapılmamalı, İslam düşmanlarının oyunlarına gelinmemelidir.

Vakıa gerek ilmi anlamda gerekse coğrafi şartlarla birbirinden koparılmış ümmetin bir araya getirilmesi kolay bir iş değildir. Aynı ülkede belki aynı şehirde hatta aynı mahallede oturup ortak müştereklerde hareket edemeyen Müslümanların var olduğu günümüzde bu ameli yapmak oldukça zordur. Fakat “tamamına ulaşılamayan şeyin bir kısmı terk edilmez” (12) veya “tamamına ulaşılamayan şeyin tamamı terk edilmez” usulünde belirtildiği gibi bütün Müslümanların bir araya getirilmesi zor gözükse de mümkün olan en geniş muvahhitlerle hareket etmenin yolları her daim aranmalı ve bunun için ihlâslı bir şekilde çalışılmalıdır.

Her Müslüman vahdetin oluşumuna katkı sunmak, ortak iş yapabilme iradesi oluşturabilmek için şu hususlara dikkat etmelidir:

1- İhlâs ile yola çıkıp Müslümanların vahdeti için Allahu Teâlâ’ya niyazda bulunmalıdır.

2- Müslümanlar Kur’an ve Sünnet çerçevesinde bir araya gelmelidir. Bu iki kaynağın dışında asli bir kaynak edinilmemeli, naslar ehl-i sünnet ve’l-cemaat kriterleri doğrultusunda anlaşılmalıdır.

3- Vahdet kavramı iyi anlaşılmalıdır. Vahdet, her konuda aynı olmak, hiç ihtilâf etmemek, standart bir tip, robot adamlar üretmek, liderlere ve teşkilâtlara mâsum damgası vurmak, devamlı baş eğmek değildir. Mü’minlerin dinin esas meselelerinde, Kur’an ve sahih sünnetin kesin olarak hükme bağladığı temel konularda birleşmesi ve bu doğrultuda işbirliği yapması, cemaat ve ümmet olmasıdır.

4- Vahdet, önce içimizde ve kendimizle olmalıdır. Kendisiyle barışık ve vahdet/uyum içinde bir kişilik sergileyemeyenler, dışlarında vahdeti hiç oluşturamazlar. Vahdet, yakından uzağa doğru oluşup adım adım genişleyebilir. Bütün mü’minlerin kardeş, velî/dost bilinmesi gerekir. Mü’minlerin birbirlerini, özellikle farklı cemaat mensubu dâvâ adamlarını topa tutup, dine savaş açanları unutmaları büyük bir cinâyettir. Düşmanlık için, Kur’an’ın belirttiği İslâm’a savaş açan tâğut ve zâlimler yeterlidir.

5- Müslümanlara dayatmaya çalışılan ulus devlet olgusu fitnesine karşı uyanık olunmalıdır. Ümmet bilinci diriltilmeye çalışılmalıdır. Ümmet bilincinin yeniden kurulabilmesi için yerel, bölgesel, ulusal farklılıkların aşılabilmesi gerekir.

6- Müslüman fertlerin sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi gerekir. İslâm toplumunun yeniden inşâsı, kâmil insanın, kişilikli, bilinçli bireylerin yetişmesiyle başlar. Sağlıklı bir toplumsal bünye, nitelikli, derinlikli, ufuklu, erdemli bireylerden oluşur. Gerçek bir cemaat yapısı güçlü kişiliklerle inşâ edilebilir. Sağlıklı bir cemaat için bireylerin benliklerini arındırmaları gerekir. Bireyler, hayatın her alanında Allah’a yönelen bir bilinçle, eylemle, davranışla mükemmelliğe ulaşırlar. Sağlıklı, tutarlı bir kişilik bilincine sahip olanlar, sağlıklı bir cemaat bilinci oluştururlar. Sağlıklı bir ümmet bilincine, ancak sağlıklı bir cemaat bilinciyle ulaşılabilir.

7- Zedelenmiş güvenin tekrar ihyası için özel gayret göstermeliyiz. Mesela ikili ziyaretlere önem vermeliyiz. Bunları sıklaştırıp mümkünse periyodik hale getirmeliyiz.

8- Cemaat olmak ile hizipçilik birbirine karıştırılmamalıdır. Dinimiz cemaatleşmeyi emrederken hizipçilik ve gurupçuluğu ise yasaklamıştır. Grup taassubu kırılmalıdır. Fakat herkes muhakkak Kur’an ve Sünnet ışığında hareket eden bir cemaatle hareket etmelidir.

9- İhtilaf usulu iyi bir şekilde öğrenilmelidir. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat denilen muteber mezhepler arasındaki ihtilaflar tefrikaya yol açmamalıdır. Farklı kanaatlere sahip olunsa bile ümmet şuuru ile hareket edilmelidir.

10- Kurumlar arası bir hukuk oluşturulmalı ve bu yazıya dökülmelidir.

11- Her Müslüman gerek konuşmalarında gerekse tavırlarında nasıl ki vahdeti oluşturmakla mükellefse, aynı şekilde tefrika içine sokmamakla da mükellef olduğu bilincinde hareket etmelidir. Ayrıştırıcı, bölücü, dışlayıcı her türlü söylem ve tavır büyük bir vebali de beraberinde getirmekte olduğu bilinmeli bu şuurla hareket edilmelidir.

12- Başkasına tahammül etme hususunda dikkatli olunmalı, nefsi ve ani çıkışlardan uzak durulmalıdır.

13- Kurumlar arası yakınlaşma sağlanmaya çalışılmalıdır. Ortak iş yapma kültürü yayılmaya çalışılmalıdır.

14- Top yekûn hareket bazen mümkün olamıyorsa ortak iş yapma yolları aranmalıdır.

Satırlarıma Merhum şair M.A. Ersoy’un dizeleri ile son vermek istiyorum:

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

Şunu unutmamalıyız ki birbirimize tahammül etmediğimiz müddetçe başkalarına katlanmak onların zulümlerine boyun eğmek zorunda kalacağımızdır.

Rabbim bizleri tevhid üzere yaşayıp, vahdeti kurmak için mücadele eden muvahhitlerin yolundan ayırmasın.

————————-

1. 3/Âl-i İmrân, 103.
2. 3/Âl-i İmrân, 105.
3. 3/Âl-i İmrân, 103.
4. 3/Âl-i İmrân, 105.
5. 6/En’âm, 159.
6. 8/Enfâl, 46.
7. Tirmizî, Fiten 7, hadis no: 2166, Humus 1966; Nesâî, Tahrîm 6.
8. (Ahmed bin Hanbel, 4/145, 278).
9. (İbn Mâce, Et’ıme 17)
10. https://tr.wikipedia.org/wiki/Il%C4%B1ml%C4%B1_%C4%B0slam
11. Haşr, 14.
12.