Allah, insanı kendisine kulluk olan yüce bir amaç için yaratmıştır. Ve bu amacı gerçekleştirmek için hayatımız bir imtihan kılınmıştır. Hayatını kullukla geçirenler kurtulacak, isyan içinde geçirenler ise azaba uğrayacaktır. Kulluk insanın dünya hayatını rabbinin istediği gibi yaşaması ve bu hal üzerine yaşamını sürdürmesidir. Kulluğumuzu birçok şekilde ve zamanda ifa edebiliriz. Bu kulluk (ibadet) çeşitlerinden biri de belli bir zamanda gerçekleştirilen hacdır. Hac, yılda bir defa yapılan ve belli başlı rükünleri olan bir ibadettir. Farz olan hac ibadetini bir defa yerine getirmek yeterlidir. Umre ise, yılın her zamanı yerine getirilebilen nafile bir ibadettir.
Umre, sözlükte; ziyaret, imar gibi anlamlara gelir. Fıkhî olarak, ihrama girerek Ka’be’yi tavaf edip, Safa-Merve arasında say yapmaktır. Allah azze ve celle hac ve umreyi beraber şöyle zikretmiştir: “Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. ..” Her ibadette olduğu gibi umre yaparken de Allah rızasını gözetmek gerekir. Hanefilerin çoğunluğuna ve Malikilere göre kişinin hayatında bir defa umre yapması müekked sünnettir. Bazı Hanefilere göre ise umre, kurban kesmek gibi vaciptir. Şafiî ve Hanbelî mezheblerine göre ise hayatta bir defa umre yapmak farzdır. Umreyi kısaca tanımlayıp fıkhî boyutunu aktardıktan sonra umrenin fazileti ve Müslüman’a kazandırdıklarından bahsedebiliriz.(2)
Farz olmadığı için nafile ibadetlerin yapılmasının zorunlu olmadığı düşünülebilinir. Bu doğrudur. Ama Allah’ın rızası gözetilerek yapılan her ibadet insanın kalbindeki boşluğu iman hazzıyla doldurur, sıkıntılarından kurtulmasına bir vesile olur. Kutsi bir hadiste geçtiği üzere nafile ibadetler bizi rabbimize yakınlaştırır. Rasullullah’a umrenin vacip (farz) olup olmadığı sorulduğunda, “Hayır, fakat umre yapmanız daha faziletlidir.”(3) karşılığını vermiş, ayrıca “hac cihad, umre de tatavvudur(menduptur).”(4) buyurmuştur.
Yukarıda zikredilen hadisler bize umrenin farz olmadığını dileyenin yapabileceğini ifade ediyor. Hadislerden anlaşılması gereken ikinci husus ise umre ibadetinin faziletli bir iş olduğudur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bizlere tavsiye ettiği bu ibadet diğer nafile ibadetlerden bazı yönlerden ayrılıyor. Öncelikle bu ibadet için samimi bir niyet gerekir, çünkü birçok zorluk bizi beklemektedir. Bu zorluklardan biri maddi durumdur. Maddi durumumuz el vermezse bu ibadeti yapmamız beklenmez. Ama Allah’ın evi Kabe’yi görme hasreti, dişimizden tırnağımızdan arttırarak biriktirdiğimiz birikimimizi önemsiz kılar. Bu uğurda yeni bir araba almayı, yeni bir ev almayı, yeni elbiseler almayı terk ederiz. Ve tüm bunları terk etmek bizi rabbimize yaklaştırır. Diğer bir husus, ne bir zevk ne de bir iş için olmayan yolculuğa çıkmaktır. Ailemizden, yurdumuzdan kişisel olmayan bir amaç için yola düşmektir. Bu yolculuğa sadece Allah için ve O’nun emrettiği görevi yerine getirmek için çıkılır. Hiç kimse içinde Allah sevgisi ve korkusu olmadan ve Allah’ın bunu kendinden istediğine ikna olmadan bu yolculuğa çıkmaz. Büyük harcamalar gerektirecek ve karşılığında hiçbir maddi çıkar sağlamayacak, aynı zamanda sizi işinizden ayırarak zarar getirecek, aile hasreti çekmenize neden olacak bir yolculuğa seve seve katlanmak sahip olduğunuz bazı niteliklerin göstergesidir. Bu Allah’ı sevdiğiniz anlamına gelir. Ve O’nun için nafile bir ibadet de olsa faziletinden dolayı zorluklara katlandığınızın göstergesidir.(5) Belki de bu yüzden umre ibadetinin fazileti birçok defa Hz. Peygamber tarafından dile getirilmiştir.
İfade edilmesi gereken başka bir husus da ibadetlerin günahları bağışlamasıdır. İnsan günah işlediği an kulluk görevinde tökezlemiş olur. Kulluk görevini hatırlayıp tekrar ibadete yöneldiğinde Rabbimiz önceki günahları bağışlar. Ve bir daha o günaha dönülememesi istenir. İşlenen günahın durumuna göre, hadisler bize bazı ibadetlerin günahların bağışlanmasına sebep olduğunu öğretir. Örneğin; bir hadiste Hz. Peygamber: “Büyük günahlardan kaçınıldığı müddetçe, beş vakit namaz ile iki cuma, aralarında işlenen küçük günahlara keffârettir.”(6) buyurur. Bu hadis bizlere ibadetlerin günahlara karşı etkisinden bahsediyor. Konumuzla alakalı olan hadiste ise Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Umre, kendinden önceki umre ile arasındaki günahlara kefarettir.”(7) Bu hadis de yukarıda bahsedilen ilkeyi bizlere hatırlatıyor. Hata eden, günah işleyen, Rabbimizin razı olmadığı bir fiil işleyen bir Müslüman halis bir niyetle, bağışlanacağını düşünerek umre yapar ve bu amelin sonrasında bu çizgide sebat gösterirse bağışlanacağı umulur. Bu bağışlanma ve huzur hali umre niyetinden umrenin bitmesine kadar kişiyi kaplayacaktır. Umre için ihram giydiğinde kefeni, say yaptığında mahşeri hatırlayacaktır. Tüm bu menasikler bünyesini kaplayacak ve onu Rabbine halis bir şekilde yönelen bir kul yapacaktır. Rabbim bizleri umresi mağfiretle neticelenenlerden eylesin.
Umrenin ve haccın faziletiyle ilgili başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Peş peşe hac ve umre yapın, çünkü bunlar fakirliği giderir.”(8) Hem bu hadisi hem de yukarıda zikredilen hadis umrenin bir defa yapılınca bitmediğini gösterir. Bağışlanmayı ve rızkının genişlemesini umanlar umre ibadetini yerine getirerek dertlerine çare bulabilirler. Dünyanın kendilerini sıktığından, yaşamın anlamsız bir hal aldığından yakınanlar umreyle kalplerini ferahlatabilirler. Farklı renklerden ve ırklardan insanların tek bir amaç için bir araya geldiği bir ortam onların da bu amaca yönelmelerine vesile olabilir. Kendi durumunu bir bütün içinde fark ederek hayatlarına yeniden yön verebilirler.
Hac ve umre yapanlar bu ibadetleriyle kendilerinin farklı bir statüde olduklarını bilirler. Hz. Peygamber’in şu hadisi bize bu durumu daha iyi anlatmaktadır: “Hac ve umre yapanlar Allah’ın misafiridirler. O’na dua ederlerse icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse bağışlar.”(9) Rabbimiz kendi evini ziyaret edenleri misafirleri olarak kabul etmektedir. Misafirliği Allah’a olanlar ne büyük mükafata ermişlerdir. Misafir ne isterse yerine getirilecektir. Sahipleri olan Allah’a dua ettiklerinde istekleri kabul edilir, bir kusur işleyip bağışlanmak isterlerse affedilirler. Ayrıca umre yapanlara yakınları da ilgi gösterirler. Kendilerinden dua isterler. Nitekim Hz. Peygamber, umre ziyaretine giden Hz. Ömer’e şöyle hitap etmiştir: “Ey Kardeşceğizim, Bizleri de dualarına kat; bizi de duanda unutma.” (10)
Umrenin faziletleri hakkında aktarılanlardan başka birçok hadis daha zikredilebilir. Ama son olarak bir hadis şerif naklederek konuyu tamamlayım. Hz. Peygamber, annemiz Hz. Âişe’ye, umresiyle ilgili olarak şöyle buyurdu: “Ya Âişe! Sana yaptığın harcamaların, çektiğin yorgunluğun ve sıkıntıların ölçüsünde sevap verilir.”(11) Hadis-i şerif konunun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Umrenin faziletiyle ilgili ifade edilenler, umrecinin amelleri nispetince sevap ve değer kazanıyor. Gayretimiz miktarında ölçülüp karşılık veriliyor. Rabbim şahsıma ve sizlere umrenin bereketiyle bereketlenmeyi nasip eylesin…
Sözlerimizi umreyle şereflenen bir Müslüman kardeşimizin sözlerinden bir kısmını alıntı yaparak tamamlayım: “Ülkemizde, kişisel gelişim eğitimlerinden fayda umanların, ‘umre ibadetinin dönüştürücü tesiriyle’ acilen tanışarak, onun feyzinden istifade etmelerinin ve çalışmalarını bu feyzin bereketiyle zenginleştirip derinleştirmelerinin gerekliliğini orada daha iyi anladım. Ferdî ve ailevî sevide psikolojik, psikiyatrik problemleri olanların, tamamlayıcı ve ya asıl tedavi olarak, umre yapmalarının şart olduğunu; bir şeyin kıymetinin artması veya eksilmesinde mekân ve zamanın da bir rolünün olduğunu idrak ettim. Ka’be’nin karşısında namaz kılıp dua etmenin, tefekkürde bulunmanın hâsıl ettiği iç huzurun bir başka mekânda hissedilemeyeceğini anladım.”(12)

—————————————-
1. Buhari, Umre, 1; Müslim, Hac, 437
2. Boynukalın, Mehmet, “umre”, DİA, c. 2, s.151.
3. Tirmizi, Hac, 88.
4. İbn Mace, Menasik, 44.
5. Mevdûdi, Gelin Müslüman Olalım, 205.
6. Müslim, Taharet, 4.
7. Buhari, Umre, 1; Müslim, Hac, 437
8. Tirmizi, Hac, 2.
9. İbn Mace, Menasik, 5.
10. İbn Mace, 2894.
11. Hakim, Müstedrek, c.1, s.471.
12. Kara, İhsan, “Umre İbadetinin Kazandırdıkları”, Rahmet: Kocaeli İl Müftülüğü Aylık Dergisi, sy:45, yıl: 2009, s. 9.