Hamd, yerin ve göğün yaratıcısı olan, gücün ve kuvvetin gerçek sahibi Allah Subhanehu ve Teâlâ’yadır. O ki vaadini yerine getirendir. Salat ve selâm Efendimiz, Komutanımız Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine ve ashabına olsun.

Devlet, Allah ve Rasûlüne hizmet ettiği kadar devlettir. Devlet, davet ettiği kadar devlettir. Devlet, derin olduğu kadar devlettir. Devlet, Kuranı Kerime hürmet ile abâd olur… Allah ve Rasûlünün vadettiği devleti bekleyenlere selâm olsun.

İzzetli Halifenin yaptığı bazı çalışmaları kısa da olsa bir önceki sayıda belli kaynaklardan nemalanarak vermeye çalıştık. Hedefimiz Halifenin bütün siyasi, sosyal ve iktisadi anlamda hayatını ve projelerini vermek değil dilimizin döndüğünce ve tabi ki kaynaklar ışığında dikkat çeken birtakım konuları aktarmaktır. Bu yazımızda Allah Tebareke ve Teâlâ’nın izni ve inayetiyle ümmetin hamiliğini yapmaya çalışan Abdülhamid Han’ın Panislamizm projesi, İngiltere’de spor kulübü kurduğu iddiası ve hal edilmesini aktarmaya çalışacağız.

    A. Panislamizm Projesi

Öncelikle Panislamizm ne demek bunu açıklayıp akabinde Kuzey Afrika ve Çin’de yapılan davet çalışması ve mücadelesini vereceğiz inşallah…

“İslâm coğrafyasında yaşanan sıkıntılar Osmanlı kamuoyunda daha yakın takip edilmiştir. Örneğin Rus tehdidi karşısında Orta Asya Türklerinin içine düştüğü olumsuz koşullar onun İstanbul’da geniş bir taraftar bulmasına katkı sağlamıştı. 1860’ta Yuan bölgesinde Çin Müslümanlarının isyanı Yakup Bey’in Türkistan’da bir devlet kurması, Ruslar tarafından işgal edilen Taşkent, Semerkant, Buhara ve Hive de Müslümanlara karşı girişilen kıyamlar ve buradan Osmanlı ülkelerine başlayan göçler halkın ilgisini dışarıdaki Türk ve Müslümanlara çevirmişti. Basiret gibi yayın organları bu fikirlerin halka ulaşmasında etkili oluyordu. Örneğin gazetenin 267. sayısında Uzakdoğu ve Rusya içindeki İslâm ahalinin toplam nüfusu 222 milyon olarak belirtiliyor ve hükümete tıpkı ‘İngiltere’nin yaptığı gibi çeşitli bölgelere memurlar göndererek oradaki insanlara İslâm dininin anlatılabileceği konusunda tavsiyelerde bulunuyordu. İngiltere nasıl Hristiyanlığın lideri olmuşsa, Osmanlı devleti de İslâmcıların önderi olabilir.’ yorumunun yer aldığı haberde aslında İslâmcılık siyasetinin hangi devletlere karşı koz olarak kullanılacağının da altı çizilmiş oluyordu. İslâm birliği düşüncesinde dönüm noktası olarak Basirette çıkan ‘Devlet-i Aliyye ve Avusturya’ başlıklı makale gösterilebilir.[1]

Asıl önemlisi bütün Müslüman kamuoyunda halifenin prestijini en tepeye taşıyacak Hicaz Demiryolu gibi projeleri gündeme getirmiştir.’’[2]  ‘’Abdülhamid’in batılı çevrelerce “Panislamist politikasının en önemli göstergesi” olarak algılanacak bu projeyi gündeme getirişinin arkasındaki nedenler çeşitliydi şüphesiz.[3]

“Sultan Abdülhamid parçalanmakta olan ve bütün Avrupa’nın göz diktiği Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun tek ümidini Müslümanların birleşmesinde gördüğü için, kendine özgü, dinî-siyasî bir faaliyet göstermiştir. Onun bu yeni siyasetinden maksadı, Anadolu dışındaki bütün Müslümanları kendisine bağlamak olduğundan, onların dünya emperyalizmine karşı birleşmelerini istiyordu. Bunu yaparken de, üzerinde taşıdığı Hilafet sıfatından yararlanıyordu ki, onun Panislamist siyaseti budur.[4] Abdülhamid bu şekilde kendi hilâfetini gündeme getirerek, dünya Müslümanlarını İstanbul’a bağlamak ve Avrupa emperyalizmi ile mücadele etmek için bütün Müslümanları birleştirmek istiyordu. Bu gaye ile özellikle sömürgeci Batı devletlerinin idaresi altında bulunan Müslümanlarla ilişki kurmuş ve onları -manen de olsa- İstanbul’a bağlamayı başarmıştı.”[5]  “Onun bütün kabilelerde, hatta en asî olan bedeviler arasında bile temsilcileri vardı.”[6]

“Kuzey Afrika’daki Panislamist faaliyetleri, özellikle Sultan Abdülhamid’in müntesibi olduğu Şazeliye ve bunun bir kolu olan Medeniyye tarikatları yürütüyordu. Konuyla ilgili bir arşiv vesikasında şunları okuyoruz: “Medeniler ki dini ve siyasi reisleri İstanbul’da ikamet eden ve Sultan Abdülhamid’in şeyhi olan şeyh Zafir’dir, sayıları çok olup bazen Libya’da çok aktiftirler.”[7] 

Sultan II. Abdülhamid’in İslâm Birliği faaliyetlerini sürdürdüğü yerlerden birisi de Çin idi ki, maalesef bu konudaki araştırmalar, yok denecek kadar azdır. Oysaki bu konu küçümsenecek cinsten olmayıp, o tarihlerdeki dünya siyasî çevrelerine konu olmuş, özellikle on dokuzuncu yüzyılın sömürgecileri olan Batı Avrupa ülkelerini yakından ilgilendirmiştir.[8]

Bilindiği gibi, Çin de, 19. yüzyılın sonlarında Batı Avrupa ülkelerinin sömürmeye çalıştıkları yerler arasındaydı ki, Hido-Çin bölgesi sömürge haline getirilmişti bile. İşte, Uzak Doğu’nun ve dünyanın bu büyük ülkesinde, Müslümanlar da büyük bir yekûn tutuyordu. Bizzat resmî Çin istatistiklerine göre, 1900’lerde, Çin’deki Müslüman nüfusu 70 milyonu buluyordu.[9]

Budizm ve diğer dinlerdeki Çinlilere nazaran daha şuurlu ve aktif olan Müslümanlar, zaman zaman batılı sömürgecilere karşı ayaklanmışlardır ki, bu isyanlardan bazıları şunlardır:

– 1816 Taşbalık isyanı (Çin Türkistan)

– Kaşgarlı Cihangir ve Yusuf adlarındaki iki hocanın önayak olduğu 1827 -1829 isyanı.

– 1830 yılında, Şansi, Barkul ve Burut’lar (Bouroutes) arasındaki hareket

– Kaşgarlı Katti Tura ve Vali adlarındaki iki hocanın yönettiği 1847 ve 1857 isyanı.

– 1858 Kırgız Müslümanları hareketi,

– Kırgızlı Sadık Bey’in 1864 hareketi,

– Kaşgarlı Buzuk Hocanın 1865’teki hareketi,

– Kaşgar Emiri Yakup Bey’in 1865- 73 hareketi,

– 1855-73 Yunnan ve Koueitcheou isyanı,

– 1862-73 Kansu (Doumgans) isyanı,

– 1863-82 Dzoungarie (Doumgans) ve Habibullah (Yarkand) isyanı

– 1895-96 Kansu (Sining) isyanı,

– 1899 Manas (Çin Türkistani) hareketi.[10] Konumuz sınırlı olduğundan, bu isyanların detaylarına inmiyor, bu kadarla yetiniyoruz.[11]

Enver Paşa heyeti, “Halife’nin temsilcisi” olmak sıfatıyla, Çinli müslümanlar üzerinde büyük tesir yapmış ve bu Uzakdoğu Müslümanları İstanbul’daki Halifeyi kendi “dinî reisleri” olarak kabul ederek, kendi iç meselelerinde bile ona başvurup tavsiyelerini almaya hazır olduklarını söylemişlerdir.[12]

Çin’deki bu siyasi faaliyetler yanında, bazı kültürel faaliyetlere de rastlıyoruz. Bunun en güzel örneği, 1908 yılında, Pekin’de II Abdülhamid adına açılan ve kapısında Osmanlı bayrağı dalgalanan “Pekin Hamidiye Üniversitesi”dir.[13]

Bu kısa bilgiler ışığında Abdülhamid hanın cihanşümul bir düşünceye yalnızca ve doğru ve isabetli bir yöntem olan Hilafetle ulaşabileceğine inandığını görmekteyiz.

   B. İngiltere’de Bir Spor Kulübü (Portsmouth) İddiası

Bu başlık altında bir devletin istihbarat birimine ne denli önem vermesi gerektiğini göreceğiz. Bu bilgi iddia olsa da yakın bir gelecekte kanıtlanacağı şüphesizdir. Mamafih Tarih geçmişi incelemek ve bilgileri gün ışığına çıkarmak için vardır. Şimdi size bu bilgileri sunmaya çalışalım:   Yıl 1912.

Yer Beylerbeyi Saray’ı. Saat gece bir. Ulu Hakan, üç yılı biraz aşkın bir zamandır kaldığı Selanik’teki Alateni Köşk’ünden İstanbul’a dönmüştü. Yıldız Sarayı’ndaki buluşma sanki tekrarlanıyordu. Yıldız Sarayı’ndaki o gecenin tablosu, bir kez daha oradakilerin gözleri önünde canlandı. Ama aradan geçen zaman süresince birçok farklılıklar da olmuştu. Derviş artık iyice yaşlanmıştı. Sırdaş da; o 60 yaşlarındaki uzun boylu, siyah uzun paltolu, pala bıyıklı, dinç ihtiyar değildi. Abdülhamid Han da belki o gür sesini kaybetmişti ama hüzünlü mağduriyetini hala muhafaza ediyordu. Derviş ve Sırdaş, Sultan’ın gösterdiği koltuklara oturmuşlardı. Sultan Abdülhamid Han, Sırdaş’a dönerek; “Aç bakalım Kara Kaplı Defteri” dedi. Sırdaş; “Ferman Sultanımındır’ diye cevap verdi. Abdülhamid Han göz ucuyla Derviş’e baktı. Bu bakışı fark eden Derviş de baş eğerek saygıyla; “Ferman Padişahımındır” diyerek elini kalbine götürdü. Abdülhamid Han, sanki bilerek göz ucuyla bakmış gibi karşılık verdi: “Koca Derviş, yıllar önce bana; ‘seni tahta padişah olarak oturtmuyoruz. Seni buraya yeni kurulacak Cihan Devleti’nin temellerini atman, Osmanlı’nın yıkılışını uzatman ve dünyayı oyalaman için Hakan olarak oturtuyoruz’ demiştiniz.” Şimdi ise; ‘padişahım’ diyorsunuz, diyerek sanki yıllar öncesinin içinde kalan ukdesini; biraz sitem biraz içine sindirmiş biraz da Koca Derviş’in hafif edepli tebessümünden anlaşılan; latifeli, bir anlamla Abdülhamid Han’ın bu kelimeleri sarf ettiği gözlerden kaçmamıştı.

Hakan kafasını sallayarak, Sırdaş’a: “Sıradaki nedir?” diye sordu. Sırdaş elindeki siyah deriden yapılmış, altın kaplama sırma ile Ay Yıldız işlemeli, kenarlarında dört adet yine sırma Hilal işlemeli, ‘Kara Kaplı’ denilen defteri açtı. Birçok kağıttan birini çekerek okumaya başladı:(Kara kaplı… Ortadaki Büyük Osmanlı Ayyıldız’ı Osmanlı Devleti’ni, dört hilal de dünyanın dört köşesinin sembolü)

“Hakanım, 1890’lar…İngiliz sinsiliğine karşı taarruz planı…” Hakan’ın “Oku!” talimatı üzerine, Sırdaş devam etti: “İngilizlerin gizli teşkilat grubu, İstanbul’da Spor Futbol Takımı kurup, fiili (operasyonel) ve bilgi toplama istihbarat çalışmaları yaptıkları tespit edildi. Rum ve Ermeni gençlerden oluşan bu takım; İstanbul ve Ali Osmaniye’de birçok zarara (karanlık olaya ve faaliyete) imza attılar.” Yüce Hakan emir buyurdu: “Derhal İngiltere’de bir Futbol Takımı kurulsun, ‘Gök Ordu’ denile ismine. Teşekkülü için masraflar Devlet-i Aliye’nin hazinesinden icra edile.” Bu konuşmadan üç gün sonra Sırdaş; “Takımın arması uygun mu Hakan’ım?” diyerek avucunda; kırmızı düğmeye benzer, Hilal ve Yıldızdan oluşan, kehribarımsın bir maddeden, küçük bir akçe büyüklüğünde parçaları göstermiş…

Hakan ise; “Osmanlı Ayyıldız’ına (biraz ek yapsanız, dört iklim, dört diyarı rezeden bir şekle soksanız), bu yıldızı 8 köşeli yapsanız, daha iyi olmaz mı?” demiş, “Ferman Sultanımındır” denilerek çalışmalar başlatılmıştı…
Yıl 2009…

“İngiltere’de araştırdım. Abdülhamid Han’ın kararını verdiği Futbol Kulübünü andıran takım vardı İngiltere’de… Arması ve renkleri tıpkı Sırdaş’ın kayıtlarındaki gibi… 

Tabi bu takım hakkında birçok rivayetler bulunuyor. Ama anlaşılan bu takım belki de hem Osmanlı’nın (İngiltere’ye uzanan büyük hedeflerinin bir işareti) ama en önemlisi, Ulu Hakan’ın (İngiliz istihbaratına) karşı deklarasyon operasyonuydu,” düşüncesi bende kuvvetli bir kanaate dönüştü. İngilizler, casuslarıyla İstanbul’da ‘oyun’ oynarken kendi  anavatanlarında mukabele-i bil misil faaliyeti ruhları bile duymamıştı. Başka bir deyişle, İngilizler, casuslarıyla İstanbul’da ‘aşık’ atarken, kendi ülkesinde ‘kaşık’ atanları ıskalamışlardı.

  1. Ligde bulunan Portsmouth FC; Ay-yıldızlı amblemi ile dikkati çekmektedir…

Keleş, böyle bir girişim için neden Londra’nın değil de Portsmouth kentinin tercih edildiğiyle ilgili olarak da, “Londra göz önünde bir şehirdi. Merkez olduğu için Londra seçilmedi. Gözlerden uzak bir yer seçildi. Portsmouth’un seçilmesinin diğer bir nedeni de, bu şehirde İrlandalıların aktif olmasıdır. İrlandalıların bu şehirde önemli yer tutması da bu konuda etkili olmuştur” ifadelerini kullandı.

Osmanlı Devleti’nin aynı dönemde eğitim amacıyla Portsmouth kentine gönderdiği donanma gemisinin de bu olayla bağlantısının olduğunu ileri süren Keleş, dönemin en etkili ulaşım araçlarının gemiler olduğunun altını çizdi.

“Ay-Yıldızla İlgili 1. Richard Olayı Tamamen Uydurma”

Oktan Keleş, Portsmouth’un resmi sitesinde yer alan kulübün amblemindeki ay-yıldızın 1189-1199 yılları arasında İngiltere’yi yöneten Kral 1. Richard’a ait olduğuyla ilgili iddiaların ise “tamamen uydurma” olduğunu savundu.

Keleş, 3. Haçlı Seferi sırasında, 1191’de Bizans İmparatorluğu yönetimindeki Kıbrıs adasını alan İngiltere Kralı 1. Richard’ın burada gördüğü 1 ay ve 8 yıldızdan oluşan amblemi beğenerek Portsmouth kentinin de amblemini ay-yıldızlı hale getirdiği yönündeki bilgilerle ilgili olarak şunları kaydetti: “Kral 1. Richard’ın olayı tamamıyla uydurmadır. Bakın Sultan Abdülhamit Han’ın türbesine gidin, türbesinin duvarlarında taş kabartmalardan yapılmış o şeklin aynısını göreceksiniz. Kaldı ki, Sultan’ın örnek olarak verdiği materyallerin resimlerini de biz daha önce yayınladık.”

   C. Halifenin Hâl Edilmesi

Yazımızın en başından beri vurguladığımız gibi ümmetin hamisini anlatırken kısa ve dikkat çekici meselelere değinmeğe çalıştık. Son olarak yine belli kaynakları kendimize referans alarak meselenin özünü vermeye çalışalım.

“Sultan Abdülhamid dış düşmanları ile bu şekilde uğraşırken bu Düşmanların paralelinde olan Jön Türkler, Ermeniler, Yahudiler, Yunanlılar, Bulgarlar birleşmiş, onu ve temsil ettiği Devleti yıkmanın yollarını arıyorlar; durmadan Kanun-i Esasî (Anayasa) ve Meşrutiyet diye bağırıyorlardı. Basın ve bizzat Sultan’ın devlet kabinesini elde eden bu unsurların zorlamasıyla, adeta yalnız kalan Abdülhamit, 1908’de, daha önce yürürlükten kaldırdığı Meşrutiyeti tekrar yürürlüğe koydu.”[14]

1908 Meclis-i Mebusânı, bu şekilde kozmopolit ve fakat Sultan Abdülhamid aleyhinde ittifak kurmuş bir manzara arz ediyordu. Onlardan birisi Osmanlı Devleti’nin şeyhülislamına şöyle bağırmaktan çekinmiyordu: “Bu defa da hürriyetimizi vermeyecek olursanız, hepinizin kellesini uçururuz.”[15]

Bu anarşistler arasında Kör Ali adında bir hoca da vardı ki, ortalığı velveleye vermekle kalmamış, köprüden geçen şeyhülislamlık arabasının camlarını kırarak Şeyhülislâm’a hakaret etme cüretini göstermiştir.[16] Harbiye Nazırı Recep Paşa’nın bir kalp krizi sonucu öldüğü öğrenildi. Fakat İttihad ve Terakki gazeteleri, bunun Abdülhamid tarafından hazırlanmış komplo olduğunu ilan ettiler.[17] Bu şekilde, İttihad ve Terakki tarafından galeyana getirilen halk, sokaklara döküldü; bunun neticesinde, Osmanlı tarihinde çokça lafı edilen ve Sultan Abdülhamid’e mal edilmeye çalışılan 31 Mart hadisesi meydana geldi. Bu Hadise’nin Sultan Abdülhamid ile hiçbir ilgisi olmadığını insaf sahibi bütün tarihçiler kabul etmişlerdir. Fakat İttihat-Terakki tarihçileri(!), bu hadisenin onun tarafından hazırlandığını -bunca vesikaya rağmen- yazmakta devam ede gelmiştir.[18]

Abdülhamit’in haline en çok sevinenler Yahudiler ve Ermenilerdir. Bir Fransız arşiv vesikası Yahudilerin sevincini şöyle dile getiriyor: “Selanik en büyük tüccarlarından olan bir Yahudi dönmesi bizzat anayasayı ilan etti ve kendi parasıyla Selanik’e büyük bir ziyafet çekti.”  

“Sultan Abdülhamit’in hali için yazılan bu fetva(!), tarihte daima hukuki bir cinayet olarak kalacaktır. Fetvanın muhtevasından birkaç madde alıp incelersek, bu fetvanın bir fetva mı, yoksa iftira mı olduğu ortaya çıkar; mahut fetvada, Sultan Abdülhamid’e şu suçlar isnat ettiriliyor:

  1. Bazı şer’i mühim meseleleri Şeriat kitaplarından ihraç,
  2. Şeriat kitaplarını yasaklamak, yırtmak ve yakmak,
  3. Devlet hazinesini israf etmek,
  4. Milleti, şer’i sebeplere dayanmadan hapis ve katletmek,
  5. Vatandaşlara zulmetmek.”[19]

Bu iftiralar yalnızca bir halifeye değil bütün müminlere atılmış bir iftiradır. Özellikle vatandaşlara davranışlarla alakalı maddeler…  Abdülhamid’den sonra Hilafet makamı iyice rafa kaldırıldı. Nihayetinde de 3 Mart 1924 de hilafet ilga edildi. Bu meselelere inşallah ilerleyen süreçte değineceğimiz için burada anlatmayacağız. Yazımızın sonuna gelirken ümmetin Hilafetsizliğiyle alakalı şunları söylemek istiyorum: “Yemin olsun bir gün güneş doğacak, gözü yaşlı ümmetin üzerine…”

 

[1]. Namık Sinan Turan, “İmparatorluk ve Diplomasi”, Diplomaside Panislamizm Faktörü, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015, s.463.

[2]. Namık Sinan Turan, “II. Abdülhamid’in İttihad-ı İslâm Siyasetinde Propaganda Öğesi Olarak Hicaz Demiryolu”, CIEPO; Uluslararası Osmanlı Öncesi ve Tarihi Çalışmaları 6. Ara Dönem Sempozyum Bildirileri, Uşak Üniversitesi, c. 2, 2011, s. 1195-1218.

[3]. Namık Sinan Turan, “İmparatorluk ve Diplomasi”, Diplomaside Panislamizm Faktörü, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015, s. 474.

[4]. İhsan Süreyya Sırma, “II. Abdülhamid’in İslâm Birliği Siyaseti”, İslâm Birliği Siyaseti (Pan İslâmizm); Beyan Yayınları, İstanbul 2013, s. 49.

[5]. Uriel Heyd, Foundations of Turkish Nationalism, London, 1950, s. 101.

[6]. Victor Bêrad, Le Sultan, L’Islam et les Puissances, Paris, 1907, s.31.

[7]. Fransız Hariciye Arşivi, N. S. Turquie, 1902, Propagande Panislamique Serie: B, Carton: 800, Dossier:3.

[8]. İhsan Süreyya Sırma, Fransa’nın Kuzey Afrika Sömürgeciliği.

[9]. Bk. İhsan Süreyya Sırma, Pekin Hamidiye Üniversitesi, İslâmi İlimler Fakültesi, Prof. M. Tayyib Okiç Armağanı, Ankara, 1978.

[10]. Archives du Ministere des Affaires étrangéres Farçaises, N.S. Chine, no:81, 1901-1911.

[11]. Bk. Dabry de Thiersant, De L”Insurection Mahommetane dans la Chine Occidentale, Journal Asiatique, Paris, 1874; Fransız Hariciye Arşivi N.S. Chine, no: 81, s. 1901-1911.

[12]. İhsan Süreyya Sırma, Sultan H. Abdülhamid’in Çin’e Gönderdiği Enver Paşa Heyeti Hakkında Bazı Bilgiler, Belge no: 5.

[13]. İhsan Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in İslâm Birliği Siyaseti, “Çin’de İslâm Birliği Siyasetinin Uygulanması”, Beyan Yayınları, İstanbul, 2013, s. 86.

[14]. İhsan Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in İslâm Birliği Siyaseti, “Sultan Abdülhamid’in Hal’i”, Beyan Yayınları, İstanbul, 2013, s. 101.

[15]. Şeyhulislâm-ı Merhum Cemaleddin Efendi Hazretlerinin Hatıratı Siyasiyyesi, İstanbul, 1336, s.4.

[16]. Ali Fuad Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Ankara, 1949, s. 13.

[17]. Cemil Topuzlu, 80 Yıllık Hatıralarım, İstanbul, 1936, s. 86.

[18]. İhsan Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in İslâm Birliği Siyaseti, “Sultan Abdülhamid’in Hal’i”, Beyan Yayınları, İstanbul, 2013, s. 105.

[19]. İhsan Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in İslâm Birliği Siyaseti, “Sultan Abdülhamid’in Hal’i”, Beyan Yayınları, İstanbul, 2013, s. 110-111.