“Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: «Bunu sana kim söyledi?» dedi. Peygamber «Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi.» dedi. Eğer ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz eğildi. Ve eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cibrîl ve müminlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır.” (Tahrim, 3-4)

Kuran’da Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e saygı gösterilmesi Allah’a imanın şartı olarak bildirilmiştir. Peygamber hanımları, taşıdıkları bazı zaaflardan dolayı şiddetle ikaz edilmiştir. Üstelik bu ikaz, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in temiz eşlerine Allah (celle celaluhu) tarafından gizlice değil açıkça vahye konu olacak şekilde yapılmıştır. Bu ikaz, hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerîm’in içinde yer almış ve Rabbimiz bu olaya bizim de şahit olmamızı dilemiştir.

Bu ayetlerin tefsirine baktığımızda Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), hanımlarından birine bir sır veriyor, o hanımının sırrı tutama olmayıp diğer hanımlarından birine anlatması üzerine bu ayet nazil oluyor. Burada önemli olan, sırrın ne olduğu ya da sırrı hangi hanıma verdiği değil Allah (celle celaluhu) Peygamber eşlerine yüklediği sorumluluk ve onlara herhangi bir hanım olmadıklarını hatırlatmasıdır. Rabbi’l-Âlemin, bu meseleyi eşler arası basit bir mesele olarak değil, bizzat mümin erkek ve mümin kadınların da eğitileceği bir mesele olarak yüce kitabının içinde zikretti.

Yukarıdaki ayetlerin devamında gelen “Eğer o sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah’a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.” 5. ayet ile ilgili Seyyid Kutub “Fizilal’il Kuran”da şöyle diyor:

“Bunlar Peygamber Efendimizin eşlerinin ima ve işaret yoluyla sahip olmaya çağrıldıkları niteliklerdir. İslam’ın belirtisi itaat etmek ve dinin emirlerini uygulamaktır. Kalbi onaran iman, gerçek ve eksiksiz olunca İslam ondan kaynaklanır. “Kunut” ise gönülden itaat etmektir. Tevbe, meydana gelen günahtan pişmanlık duymanın, itaate yönelmenin ifadesidir. İbadet, Allah ile iletişim kurmanın yolu, O’na yönelik kulluğun ifadesidir. Ayrıca Allah’ın evreni yaratmasını düşünmek, tefekkür etmek, işte bunlar Peygamber eşlerinde Allah (celle celaluhu)’nun bulunmasını istediği özelliklerdir.”
Çünkü onlar, herhangi bir hanım değil ümmetin anneleridir. Ümmetin daha sonraki nesillerini yetiştirecek olan annelere örneklik teşkil edecek, ümmetin o günkü ve daha sonraki annelerine, eşlerine nasıl davranmaları gerektiğini öğretecek örnek şahsiyetli hanımlar olacaklardır.

İşte onlar, insanın vazgeçilmez özellikleri ile birlikte İslam’ın nasıl yaşanması gerektiğini bize öğreteceklerdir.

Bizler ümmetin pak ve temiz, takva, vefa, sabır abidesi olan annelerini örnek almış aynı misyonu taşımakla yükümlü olan mümin hanımlarız.

Yani bizler, herhangi bir hanım değiliz, cahiliye hanımlarının üzerinde barındırdıkları alametleri üzerimizde barındıramayız. Eğer zaaflarımıza yenilip hataya düşersek hemen tevbe edip toparlanmalıyız. Dünya malı bizi birazcık aldatsa Hz. Hatice annemizi hatırlamalı, onun malının tamamını Allah’ın davası için harcadığını düşünüp toparlamalıyız. Biraz boş işlere dalsak Hz. Aişe annemizi hatırlayıp ilme olan merakı ve ümmete olan faydasını düşünmeliyiz. Cömertlikte, vefada, sabırda her biri bizler için işaret olmuş, annelerimizle cennette buluşmayı umarak dünyanın ağır yükünü hafifletmeliyiz.

“Ey peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: ‘Eğer dünya hayatını ve ziynetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Yok, eğer Allah ve Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır.’ ” (Ahzab, 28-29)

Bu ayetlerin tefsirinde,  Efendimizin hem kendisi ve hem de ailesi için sade bir hayat seçtiğinden, bazen evinde bir ay boyunca ateşin yanmadığından, bununla birlikte hediye vermede, sadaka vermede son derece eli açık davranıldığı, tevazulu hayatı yokluk ve sakinlikten değil fetihlerin gerçekleştiği bolluk döneminde de hep aynı olduğundan bahsedilir.

“Peygamber hanımları, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nafaka istemeleri üzerine Ebubekir kalkıp Rasulullah’ın yanına gitmek için izin istedi. O sırada sahabeler, Peygamberimizin kapısında oturuyorlardı. Peygamberimiz de içeride oturuyordu ama Ebubekir’e girmek için izin verilmedi. Sonra Ömer geldi izin istedi, ona da izin verilmedi, Ardından Ebubekir ve Ömer’e (Allah onlardan razı olsun) birlikte izin verildi. Onlar da içeri girdiler. Peygamberimiz sessizce oturmuş, eşleri de çevresine toplanmışlardı. Hz. Ömer: “Ben Peygamber Efendimiz’e bir şey söyleyeyim de belki onu güldürebilirim.” dedi. Sonra şunları söyledi: “Ya Rasulallah! Eğer Zeyd’in kızı, Ömer’in karısı biraz önce benden nafaka istemiş olsaydı, kesinlikle boynunu koparırdım.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, azı dişleri görünecek kadar güldü ve şöyle dedi: “Şu etrafımdakiler de benden istiyorlar.” Hz. Ebubekir (radıyallahu anh), Hz. Aişe’yi dövmek için, Hz. Ömer (radıyallahu anh) da Hz. Hafsa’yı dövmek için kalkıp şöyle dediler: “Yanında olmayan bir şeyi mi Hz. Peygamber’den istiyorsunuz?” Peygamber Efendimiz, onların kızlarını dövmelerine engel oldu. Sonra Peygamberimizin eşleri: “Allah’a andolsun ki, bundan sonra sahip olmadığı bir şeyi Rasulullah’tan istemeyeceğiz.” dediler. Bunun üzerine yüce Allah, Peygamberin eşlerini dünya nimetleri ile kendi arasında dilediklerini seçmekte serbest bırakmasını emrettiği ayetleri indirdi. Peygamber Efendimiz, önce Hz. Aişe’den başladı: “Sana bir şey söyleyeceğim ama anne ve babana danışmadan acele ile karar vermeni istemiyorum.” dedi. Hz. Aişe: “Ne söyleyeceksin?” dedi. Peygamber Efendimiz: “Ey Peygamber, hanımlarına söyle…” ayetini okudu. Hz. Aişe: “Senin hakkında anne ve babama mı danışacağım? Kesinlikle Allah’ı ve Peygamberini tercih ediyorum.” dedi.” (Seyyid Kutub, Fizilal’il-Kur’an)

Peygamber hanımlarının uyarılması, onların lüks bir hayat ya da ziynetler istemelerinden dolayı değil, birazcık nafaka istemelerinden dolayıydı.

Ümmetin annelerini eğiten ayetler, bugün ümmetin hanımları olan bizleri de aynı eğitime tabi tutmalı. Onlar Peygamber hanımıydı deyip bu kadar kolay sıyrılmamalıyız. Mesele Allah’ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu seçmek ya da dünyanın süsünü ve zevklerini seçmek. Bugün mübah gördüğümüz ve bizi aldatan, oyalayan şeyleri tek tek gözden geçirmeliyiz. Ümmetin durumu ortada. İslam coğrafyalarını azıcık gözden geçirsek bizim için ne mübah ne mübah değil çok net anlarız.

Örneğin; uyumak mübah, ancak İslam ümmetinin ağzı süt kokan bebelerinin karınları kurşunla doldurulurken hiçbir şey yokmuş gibi geceleri ellerini kaldırıp o acıyı yüreğinde hissetmeden, İslam davası için çalışmadan günün yarısına kadar uyumamız mübah mıdır?

Giyinmemiz, ziynet takmamız mübahtır. Ancak küffar orduları müminlerin başından aşağı bomba yağdırırken Allah’ın mescitleri yerle bir edilirken, üstelik ümmetin aslanları kafire atacak kurşun bulamazken, kollarımızı altın, gümüş bileziklerle süsleyip türlü elbiselerle dolaplarımızı doldurmamız, yazlık kışlık halılar almamız, daha sayamadığım türlü çeşit zevk ve lükslerimizden vazgeçemediğimiz zaaflarımıza yenilmemiz ve mübah olanı yapıyoruz dememiz dünyaya aldanmak değil de nedir ki?

İşte şimdi bu ayetler bize şifa olmalı kardeşim. Şimdi annelerimizi hatırlamalı… Hz. Aişe annemizin üzerinde yamalı bir elbise olmasına rağmen kendisine gelen paranın tamamını infak ettiğini hatırlamalı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in en çok infak eden eşi Hz. Zeynep’i hatırlamalı…

Onların izlerini takip edip, onların hayatını tercih ettikçe inşaAllah onlarla buluşma yerimiz cennet olacak…

Rabbim bizleri dünyanın süsü ve zevkini seçenlerden değil, cennetini tercih edip Peygamberler, Şehitler, Salihlerle beraber olanlardan eylesin, Allahumme Amin…

Selam ve dua ile…