Şüphesiz insan hayatının en verimli ve en değerli dönemi ‘Gençlik Dönemi’dir. Gençlik dönemi; heyecanın ve coşkunun en yüksekte olduğu bir dönemdir. Bu dönemde kişi, dinamik, enerjik ve çok hareketlidir. Gençlik döneminde,  kişide birçok değişimin meydana geldiği görülür. Bu değişimin etkileri hayatın her alanına sirayet eder. Tabi bahse konu ettiğimiz değişim, olumlu ya da olumsuz yönden olabilir; bu kişinin kendi elindedir.
Ebedi hayatın varlığından haberdar olan genç, eğer ki sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Teâlâ’nın emirlerini ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in nasihatlerini hayatının merkezine oturtursa yaşayacağı değişim elbette olumlu yönden olacaktır. Bu durumda hem kişi hem de toplum kazançlı çıkacaktır.
İslam’ın ilk dönemini dikkatlice incelediğimizde, genç kuşakların İslâm’ın mesajını yaşlılardan daha önce ve daha büyük bir arzu ve iştiyakla kabul ettiğini görmekteyiz. Bu nedenle ilk Müslümanların büyük çoğunluğunu gençlik kesimi oluşturmuştur. Gençlerin İslâm dinine rağbeti o kadar fazla olmuştur ki, hicret sırasında Ubeyde b. Haris gibi oldukça yaşlı bir-iki kişi dışında, İslâm mensuplarının büyük ekseriyeti Müslüman oldukları zaman otuz yaşın altında idi ve ancak bir veya iki kişi otuz beşin üzerinde bulunuyordu. En nüfuzlu ailelerin, en nüfuzlu soyların gençleri İslâm’a koşup, kutlu davasında Allah’ın Elçisi’ne destek ve yardımcı olmuşlar, O’nu en olumsuz şartlar altında bile yalnız bırakmamışlardır.
Bu gençler arasında sayabileceğimiz Ali b. Ebî Talib Hz. Peygamber’in amcasının oğluydu. Hz. Ali İslâm’dan önce Allah Rasulü’nün evinde kalıyordu. Babası Ebû Talib, Hz. Peygamberi müşriklere karşı bütün imkânlarıyla korumasına rağmen, Müslüman olmamıştı. Ama Hz. Ali, daha İslâm’ın ilk gününden itibaren Müslüman olmuş, Hz. Hatice’den sonra İslâm’ın ilk mensubu olma şerefini kazanmıştır; Müslüman olduğunda ise henüz on yaşlarındaydı. Böylece o, daha İslâm’ın başlangıcından itibaren hep İslâmiyet’in içinde olmuştur. Onun ağabeyi Ca’fer b. Ebî Talib de ilk Müslüman olanlardandır1 ve Hz. Ali’den on yaş büyük olduğuna göre2, Müslüman olduğunda 20 yaşlarında bir delikanlıdır. Hz. Ca’fer’in hanımı Umeys’in kızı Esma’nın da ilk Müslüman olan3 genç hanımlardan olduğu anlaşılmaktadır.
İlk Müslümanlardan bir diğeri de, henüz daha delikanlılık çağında İslâm’ı tercih etmiş olan ve Efendimiz’in, kendisine “havarim” diye iltifat ettiği Zübeyr b. Avvam’ dır4. Zübeyr Müslüman olduğunda daha on iki yaşındaydı5. Mekke döneminin ilk ve aynı zamanda çilekeş Müslümanlarından Habbab b. el-Eret’i de zikretmemiz gerekir. O, altıncı Müslüman olarak on altı yaşlarında6 bir delikanlıydı. Osman b. Maz’ûn on dördüncü Müslüman olduğunda genç grup içinde bulunuyordu. Kardeşi Kudame b. Maz’ûn da ilk Müslümanlardan olup, Müslüman olduğunda yirmi yaşının biraz üstünde idi7.
Bütün bunlar bize şunu apaçık göstermektedir ki, Hz. Peygamber’in yardımcısı olan ve İslâm dinini omuzlayanların büyük çoğunluğunu gençler oluşturmuştur. Başka bir ifadeyle, İslâm dini büyük ölçüde gençlerin omuzlarında yükselmiş, layık olduğu yere ve zaferlere onlarla koşmuştur. Şurası gerçek ki, günümüzde de İslâmiyet, usulüne uygun bir şekilde insanlara takdim edilirse, ona ilk önce koşacak olanların gençlik kitlesi olacağı bilinmelidir.
İşin gerçeği şudur ki, Müslüman gençlik şu anda Allah’ın merhamet ettiği kişiler hariç acil tedavi edilmesi gereken birçok tehlikeli hastalıklar yaşıyor. Bu hastalıkların en önemlisi hayattaki hedeflerinin belli olmamasıdır.
Müslüman gençlerin çoğunun uğraşları artık yemek, içmek, ev, oyunlar, eğlence ve cinsel arzularıyla meşgul olmaktır.
Ümmetin gençlerinin şuan üzerinde bulundukları durum ile olmaları gereken durum arasında dağlar kadar farklılık meydana gelmiştir.
Elbettet ki gençleri içinde bulunduğu bu durundan dolayı suçlayıp hataların sadece onlardan kaynaklandığını söylemiyoruz. Hatanın genel bir hata olduğunu, büyük bir dengesizlik ve büyük bir karışıklık meydana getirdiğini, bazı sebepler bu sonucun doğmasına ve korkunç farklılığın oluşmasına sebep olmuştur.

Bilinçli İslam Terbiyesi
Bu gençlerin layık oldukları konumlarından düşmelerindeki en önemli etkenlerden biri şüphesiz ki bilinçli İslam terbiyesinden yoksun olmalarıdır. Oysa ki Zeyd bin sabit, Usame bin Zeyd, Muaz bin Amr, İslam olmadan önce kimdi ve ne oldu?
Bunları kahraman ve büyük yapan İslam’dır. Gençlerin bu gizli güçlerini ortaya çıkaran da İslam’dır. Ayrıca bu yetenek ve güçlerini İslam ümmetinin hizmetine yönlendiren ve yeryüzünün yararına kullanılmasını sağlayan neden de İslam’dır.
Ümmet yaşadığımız şu zaman diliminde ardı ardına geçen onlarca yıldır kendi gençlerini İslami terbiye metodu dışındaki nice terbiye metotlarıyla eğitiyor. İslam ümmeti bununla İslam terbiye metodunu kaldırmakla başarı sınırını kaybetmiş, hidayet ve doğruluk yolundan da sapmıştır. Ayrıca sıkıntılı, ümitsiz bir hayat yaşamıştır.
Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak… (Taha; 124)
Ümmet gençliğinin eğitiminde Allah’ın rızasını gözetme ölçüsü dikkate alınmamıştır. Öyle ki gençler daima öğretmenlerinin, babalarının ve belli otoritelerinin taleplerini gözetiyorlar. Bu kimseler gözden kayboldukları zaman ise gençler istek ve şehvetlerine kapılıyorlar. Ve yanlışlarda aşırıya gidiyorlar.
Ayrıca güçlerini ve yeteneklerini ümmetin temel taşlarını inşa etmek için kullanacakları yerde ellerinden geldiği kadar bu temelleri yıkmakla uğraşıyorlar.
Kuşkusuz gençler bu terbiyenin sonucunda Allah’ın kitabına, peygamberin sünnetine duyarlılıklarını kaybetmişlerdir.
Ey Gençler!
Gençliğiniz geçtikten sonra size bu nimeti kim geri getirecek, sonra ölüm aniden gelecek ve herkes bunu ancak o zaman fark edecek.
Yaşlı olanlar öldüğü gibi genç olanlarda ölür; hasta olanlar öldüğü gibi sağlıklı olanlarda ölür. Bu durumda pişmanlık fayda etmez.
Rabbani olan bu çağrıyı hayatınızın her adımında göz önünde bulundurun;
“Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.” (Şura; 47)