Sihir, gizli bir sebeple insanın gözünü ya da gönlünü yanıltan şey demektir. Görenin görüleni olduğundan farklı algılamasıdır. Görülen aslında görüldüğü gibi değildir.

Günümüzde insanı bu denli etkileyen ancak adına sihir denilmeyen bazen müzik, bazen televizyon, bazen sosyal medya adı taşıyan, insanların gözlerini ve gönüllerini yanıltan, görüldüğü gibi olmayan tehlikeler söz konusudur.

Yaşadığımız sosyal toplumda bunun etkisi altında yaşayan insanları gözlemliyoruz. Özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkilerini görebiliyoruz. Gözlemlerimden birini sizinle paylaşmak istiyorum:

Bir bayram günüydü. Akraba ziyaretleri yapıyorduk. Malum, insan bayramda en çok çocukları güzel giyimli, neşeli gördüğünde bayramı yüreğinde hissediyor. Evin kapısını çaldığımızda gözlerinin içi gülen, en güzel kıyafetlerini giyen, elinde şekerleme çikolata olan, daha içeri girmeden bayramımızı tebrik eden, elimizi öpen minikler; utangaç edasıyla bizi karşılayan, eline harçlık ya da ufak tefek hediyeler verdiğimiz çocuklarla karşılaşırız. Genelde karşılaştığım manzara budur, böyle olmalıdır.

Ancak bir şey fark ettim ki; artık o çocuklar yok.

Kapıyı çaldık. Kapıyı çocuğun açacağını da biliyorduk. Tam o neşeli çocuğu beklerken kapı açıldı. Ancak kapıyı açan minik eli gördük. Sonra kapıyı açar açmaz, hiç yüzümüze bakmadan, arkasını döndü ve hızla içeri girip odasına kapandı. Çok şaşırmıştık. Acaba evde bir durum mu vardı? Ya da bir yaramazlık yapıp ceza mı almıştı?

Annesine sordum, sebep şuydu: O an internette oyun oynuyordu, annesi kapıyı açmaya gönderdiği için hızlıca kapıyı açıp oyunun başına geri dönmüştü. Uzak yoldan geldiğimiz için epey uzun kaldık. Yemek, çay, kahve faslı geçti. Bu süre boyunca ufaklığı hiç ortalıkta görmedik. Sadece odadan bir ses, “Anne yemek!” diye bağırdı ve yemek tepsiyle odaya gitti.

Merak etmiştim. Annesine sordum; günde kaç saat böyle bilgisayar ya da tablet başında oynuyor diye. Bütün gününü böyle geçirdiğini, dışarı çıkmak istemediğini, hatta misafirliğe ya da dışarı gezmeye gittiklerinde eve gelmek için sürekli ağladığını, namaza ve Kur’an’a alışamadığını, bir türlü engelleyemediklerini söyledi ve daha bir sürü şikâyette bulundu.

Tam çıkarken koridorda karşılaştık. Annesi ona; “Bak oğlum kimler geldi?” dedi fakat ufaklık yüzümüze boş boş bakıyordu. Anne tekrar serzenişte bulundu: “Oğlum misafirlere hoş geldin desene.” Çocuk sanki donmuş gibiydi. Tepkisizdi. Gülümseme dahi yoktu.

Aklıma bir öğretmen kardeşimle çocuklar üzerine konuşurken kendisinin yaptığı bir tespit geldi. Demişti ki: “Dönemin çocuklarının konuşma ve anlatma problemi var. Duygularını ifade edecek cümleler kuramıyorlar. Genelde suskunlar ve duygularını bazı davranışlarla gösteriyorlar. Sebebi ise bilgisayarda çok fazla oyun oynama, aşırı televizyon izleme.”

Gerçekten çocukları gözlemlediğimizde bu etkiyi bariz bir şekilde görebiliyoruz. Biz Müslümanlar çocuklarımızı birçok kötülükten korumaya çalışırken, bazen o kötülüğün evin içinde olduğunu fark edemiyoruz. Örneğin çocuklarımıza sağlıklı bir birey olması için sosyal hayatta var olmayı, insanlarla iletişim kurmayı öğretmeliyiz. Bu edebi çocuklarımıza öğreteceğimiz ilk on kural içine almalıyız. Evimize Müslümanlar ziyarete geldiğinde çocuğumuz umursamaz bir vaziyette, televizyon izlemeye devam ediyor ya da tablette oyun oynarken geleni fark etmiyor, selam verip almıyor ise biz gerçekten bir kez daha durup düşünmeliyiz.

Şöyle bir çocukluğumuza gitsek…

Biz yedi sekiz yaşlarından sonra, eve misafir geldiğinde anne ve babalarımızın, büyüklerimizin bize neyi öğrettiğini hatırlarız. Hatta çocukları incelediğinizde, kendi çocukluğumuzda, o yaşlarda daha yetenekli olduğumuzu, ellerimizi ve kollarımızı daha iyi kullanabildiğimizi fark ederiz.

Çocuk on yaşına gelmiş ancak ayakkabı bağcığını bağlayamıyor. El becerisi yok. Bazı eşyaları taşıyamıyor. Çünkü bunlar çeşitli hareketli oyunlarla gelişen davranışlardır.

Örneğin bir kız çocuğu evcilik oynayarak ev işlerini öğrenir. Ancak tuşlarla oynadığı evcilik ona beceri kazandırmaz. Sadece bilgisayarın tuşlarını iyi ve hızlı kullanır.

Bunun gibi daha birçok zihinsel, ruhsal, bedensel anlamda olumsuz etkilerini sıralayabiliriz.
Fark ettiyseniz, sihir ve büyü yapılmış insanların tepkilerini sıraladık:

Konuşmama, tepkisizlik, dış dünyadan kopma, normal hayatını devam ettirememe, mutsuzluk, ibadetlerini yerine getirememe…

Biri bize ya da çocuğumuza sihir yapıldığını söylese endişelenirdik, öyle değil mi?

 “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim, 6)

Aynı şekilde yetişkinler üzerinde de çeşitli etkileri görülür. İnsanların yolda yürürken dahi, telefonlarına bakmadan yürüyemediklerini görüyoruz. Hatta öyle bağımlı hale geliniyor ki; günlük işlerini yapamayacak, hatta eşler arasında boşanmaya sebep olacak raddeye gelebiliyor.
Müzik de aynı şekilde insanların zihinlerine etki edebiliyor. Dinlediği müziğin etkisiyle kendisini jiletleyen, hatta intihara kalkışan gençleri görüyoruz.

Sürekli kulaklıkla müzik dinleyen, dış sese ve topluma tamamen kapalı olan insan yığınları haline geldik. Dünyada olan bitene baktığımızda; insanların öldürülmesi, zulümler, savaşlar, adaletsizlikler görüyoruz. Bütün bunlar, dini değerleri olmasa dahi, insanoğlunun fıtraten razı olmayacağı, üzülüp tepki vereceği olaylar. Ancak insanlar bu gibi durumlar karşısında tepkilerini yitiriyorlar. Hatta tepkiler dahi sosyal medyadan yönlendirilir hale geldi.

Okuduğum bir makalede alışveriş merkezleri, büyük mağaza ve marketlerde çeşitli müziklerin kullanıldığı, müziğin ritmiyle insanların beyninde birtakım algıların oluştuğu, daha fazla satın alma dürtüsünün uyandırıldığı yazıyordu.

Bütün bunlar insanları aldatan, haktan alıkoyan, Allah’ı anmaktan uzaklaştıran, tağutların aşağılık, pis ve çirkin düzenlerini güzel gösteren, insanları oyalayan, Firavunların sihirbazlarının aldatmacasıdır.

“Sihirbazlar gelince, Musa onlara: Atacağınızı atın, dedi. Onlar atacaklarını atınca Musa dedi ki: Bu sizin yaptığınız sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah, elbette fesatçıların işini düzeltmez.” (Yunus, 80-81)

Bizleri, çocuklarımızı, aile ve akrabalarımızı, toplumumuzu, Allah’tan ne uzaklaştırıyor, O’nu anmaktan ne alıkoyuyorsa o bizim mücadele alanımızdır. Onunla mücadele etmek ve İslam’a, davete olan zararını ortadan kaldırmak zorundayız. Biz müminlerin her türlü kötülükten korunması için Allah celle celaluhu kitabında bizlere bildirmiştir: Bu tür hastalıklardan korunmanın yolu; Allah’ı çokça anmak, O’nu zikretmek, O’nun kitabını okumak ve hastalıklı ortamlara, hastalıklı topluma Kur’an-ı Kerim ile şifa vesileleri aramak…

Kendimize, aile ve çocuklarımıza, sokağımıza, mahallemize Kur’an ahlakını, adabını yerleştirmek, Kur’an’dan olmayan hiçbir değeri kabul etmemekle dünya ve ahirette özlem duyduğumuz hayata kavuşabiliriz.

Selam ve dua ile…