Hamd, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacak müminleri, “Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (1) ilahi  buyruğuyla vasfeden Allah’a,

Salât ve selâm, “Geceleyin kişinin (kalkıp) kıldığı (Teheccüd) namazının suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndüreceğini” bizlere haber vererek bu güzel ibadete bizleri teşvik eden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,

Allahu Teâlâ’nın affı, keremi ve sonsuz nimetleri bu nasihatlerden faydalanmasını bilen ve kalplere yapışan günahları bu ibadetlerle arındırmanın gayreti içinde olan Mümin erkekler ve Mümin kadınların üzerine olsun.

Hiç şüphesiz Allah azze ve celle’nin yaşamış olduğumuz bu dünya hayatında iman ve takva ile beslenebilmemiz, bununla birlikte kalbimize yapışan günah ve gaflet hastalığından kurtulmamız için bizlere bazı ikmal istasyonları ihsan etmesi O’nun bizlere bahşetmiş olduğu rahmeti ve faziletidir. Bu istasyonlarda yeniden canlanır, hayatımızı yeniden düzenler ve yeni bir ruhla oralardan çıkarız. Hayatta karşılaşacağımız zorluklar ve engellere karşı müthiş bir kuvvet ve büyük bir motivasyon elde etmiş oluruz. Böylelikle Allah azze ve celle’nin bizi yaratma sebebi olan görevimizi yerine getirmemiz daha da kolaylaşır.

Bu istasyonları arayan bir kişi, onları çok kolay bir şekilde bulabilecektir. İşte bu önemli ikmal istasyonlarından birisi de Teheccüd namazıdır.

Arapça’da geceleyin uykudan uyanarak namaz kılmaya Teheccüd denildiği için bu namaza da Teheccüd namazı adı verilmiştir.

Gece namazına değer kazandıran en önemli husus, bu vakitte kılınan namazın riyâ ve gösterişten tamamen uzak olması, ihlâsla ve gönül huzuruyla ibadet etmeye elverişli bulunmasıdır.

İbadetlerin ve diğer işlerin değeri, insana verdikleri zahmetle ölçülür. Zor ve sıkıntılı ibadetler şüphesiz daha sevaptır. İnsanların çoğunun tatlı bir uykuya daldığı sırada istirahatini ve uykusunu fedâ edip Allah’ı anmak üzere yatağını terketmek kolay bir iş değildir.

Cenâb-ı Hakk’ın öyle kulları vardır ki, kuşların yuvalarını özlediği gibi akşamı gözlerler. Gece karanlığı çökünce, Cenâb-ı Mevlâ’nın huzurunda olmanın şuuruyla namaza dururlar; secdeye varıp yüzlerini yere sürmekten derin bir zevk duyarlar. Sayısız lütuf ve keremlerinden dolayı Rabbü’l-âlemîn’e şükür ve hamdlerini sunarlar. O’nun kelâmıyla dillerini ve gönüllerini aydınlatırlar. Zikir ve tesbih ile O’nu yâdederler. Onların bu hallerinden hoşnut olan Cenâb-ı Zülcelâl de feyiz, bereket ve rahmetiyle kendilerine büyük ihsanlarda bulunur.

İşte gece namazını böylesine değerli kılan, diğer vakitlerden farklı olan bu özellikleridir.

“Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar… Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.” (Secde, 16-17)

Âyet-i kerîmede geceleri ibadet maksadıyla uykularından uyanıp kalkan kimselerin mükâfatının büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve hayal edemeyeceği belirtilmektedir. Onun ne muazzam ve erişilmez bir mükâfat olduğunu sadece Cenâb-ı Hak bilir.

Peygamber Efendimiz, Allah Teâlâ’nın has kulları için hazırladığı bu mükemmel mükâfatı hiçbir gözün görmediğini, hiçbir kulağın duymadığını, bu büyük lütfun hiçbir insanın hatır ve hayalinden geçmediğini söylemiştir.

Başka bir ayeti kerime de ise yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

“Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere, nâfile namaz kıl; ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır.” İsrâ sûresi 79. âyet-i kerîmede Peygamber Efendimiz’den, gecenin bir kısmında uykudan kalkması ve namaz kılması istenmektedir. Âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre Teheccüd namazı sadece Peygamber Efendimiz’in şahsına mahsus bir ibadettir. Ümmeti için durum elbette farklıdır. Gece namazı onların günahlarına kefâret ve bağışlanmalarına sebep olur. Bazı âlimler ise Teheccüd namazı denilen gece namazının Peygamber Efendimiz için beş vakit namaz üzerine ilâve edilmiş fazladan bir farz olduğunu söylemişler, bu özel farz ile onun ümmetine olan üstünlüğünün bir kere daha pekiştirildiğini belirtmişlerdir.

Teheccüd namazı Allahu Teâlâ’nın sevgisini kazanmanın en önemli yollarından biridir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allahu Teâlâ’dan rivayet ettiği kutsi bir hadiste şöyle buyurur: “…Kulum bana nafilerle yaklaşmaya devam eder, taki ben onu severim Onu sevdim mi, artık kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gördüğü gözü, kendisiyle yakaladığı eli, kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum. Eğer benden bir şey dileyecek olursa andolsun ki ona veririm. Ve andolsun ki, bana sığınacak olursa, şüphesiz ki ben de onu himayeme alırım” (2)  Bu kutsi hadisten de anlaşıldığı üzere bu tür nafilelerle Allah’a yaklaşmak ve O’nun sevgisini kazanmak en kısa ve kolay yollardandır. Övgüye değer, imrenilecek makamları elde etmenin de biricik sebeplerindendir.

Muâz bin Cebel radıyallahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Dedim ki: Ey Allah’ın Rasûlü, bana, beni cennete girdirecek ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyle” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Büyük bir iş hakkında soru sordun; ancak o, Allah’ın kendisine kolaylaştırdığı kimse için kolaydır: Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılar, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Kâbe’yi haccedersin.” Sonra şöyle buyurdu: “Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır; sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür. Geceleyin kişinin (kalkıp) kıldığı (Teheccüd) namazı da (böyledir).” Ardından şu âyetleri okudu: “Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.” (Secde, 16-17) Sonra şöyle buyurdu: “Sana işin başını, direğini ve zirve noktasını haber vereyim mi?” Ben: “Evet, ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. Şöyle buyurdu: “İşin başı İslâm, direği namaz ve zirve noktası cihaddır.” Sonra şöyle buyurdu: “Sana, bütün bunların özünü haber vereyim mi?” Ben: “Evet, ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. Bunun üzerine dilini tuttu ve: “Buna sahip ol!” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Peygamberi, biz, konuştuğumuz şeylerden sorumlu tutulacak mıyız?” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hay anası seni kaybedesice! İnsanları yüzüstü veya burunları üzerine cehenneme atan, dillerinin kazandığından başka nedir?” Hadisi, Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî: “Hadis, hasen-sahîh’tir” der. (3)

Bu hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, cennete girmeyi, İslâm’ın farzlarını yerine getirmeye bağlayınca, bundan sonrasında Muaz radıyallahu anh’a, nafilelerden olan hayır kapılarını da göstermiştir. Kuşkusuz Allah dostlarının en üstünü, O’na en fazla yaklaşmış olanlardır. Onlar da farzları yerine getirdikten sonra nafilelerle yaklaşanlardır.

Sahih-i Müslim’de, Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Farz namazdan sonra en faziletli namaz, gece (teheccüd) namazıdır.” (4)

Sahâbeden bir topluluğun şöyle dediği nakledilir: “İnsanlar, gündüz işledikleri günahlarla yanıp tutuşurlar. Farz namazlara her kalktıklarında, günahlarını söndürürler.” Aynı şekilde gece namazı da hatalara kefaret olur. Çünkü gece (teheccüd) namazı, nafile namazların en faziletli olanıdır.

Tirmizî’de Bilâl radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gece namazına devam edin. Çünkü o, sizden önceki sâlih kimselerin âdetidir. Şüphesiz gece namazı, aziz ve yüce olan Allah’a yakınlık vesilesidir. Günah işlemekten alıkoyar, kötülüklere kefaret olur ve bedenden hastalığı uzaklaştırır.” (5)

Hadisten de anlaşılacağı üzere Allah’a yakın olmayı ve günahlardan uzak kalmayı arzu ediyorsak, bedenlerimizin sıhhatli olmasını ve hastalık yüzü görmemeyi istiyorsak gece ibadetini asla ihmal etmemeliyiz.

Şüphesiz Allah, kendisine dua etmek için yataklarından kalkanları över. Bu övgü, Allah’ı zikretmek ve dua etmek için geceleyin uykuyu terk eden herkesi kapsar. Özellikle uykunun ağır bastığı zamanda, uykuyu terk edip de namaz kılmak için kalkan kimsenin bu yaptığının ne kadar değerli olduğu, günün her başlangıcında müezzinin, sabah ezanı esnasında ‘es-Sâlatu hayru’n mine’n-Nevm (namaz, uykudan hayırlıdır) şeklinde söyleriyle de bir kez daha ikrar edilmektedir.

Rasulullah’ın gece ibadetine verdiği önem!

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin kalkıp ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona:

– Yâ Rasûlallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlandığı halde niye böyle kendini yoruyorsun? dedim.

Bana cevâben:

“Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. (6)

Peygamber Efendimiz, bu uygulamasıyla, gece ibadetinin, kulluğu en iyi ifade etme tarzı olduğunu göstermiştir.

Alî radıyallahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Bir gece Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ali ile Fâtıma’nın kapısını çaldı ve onlara:

“Namaz kılmayacak mısınız?” buyurdu. (7)

Gece namazının ne kadar değerli ve faziletli olduğunu herkesten iyi bilen Rasûl-i Ekrem Efendimiz, sevgili kızının ve damadının bu feyizden istifade etmelerini istedi. Bu sebeple bir gece evlerine giderek kapılarını çaldı ve “Namaz kılmayacak mısınız?” diye onları uyandırdı. O anda Hz. Ali’nin hatırına Zümer sûresinin 42. âyeti geldi.

“Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.”

Uyuyup kalmalarının bu âyete uygun düştüğünü hatırlatmak için:

– Yâ Rasûlallah! Bizim canımız Allah’ın kudret elindedir. O bizi uyandırmak isterse, uyandırır, dedi. Hz. Ali radıyallahu anh’in işaret ettiği âyette ölen ve uykuya dalan kimselerin ruhlarının Allah Teâlâ’nın kudretinde bulunduğu, Cenâb-ı Hakk’ın ölenlerin ruhlarını bırakmadığı, fakat uyuyanların ruhlarını ecelleri gelene kadar serbest bıraktığı anlatılmaktaydı.

Hz. Ali radıyallahu anh’in bu hazırcevaplığına Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem pek hayret etti. Kim bilir belki de o sırada namaz kılamayacak durumda idiler. Bu sebeple Allah’ın Rasûlü hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp yürüdü. Giderken de mübarek elini dizine vurarak:

“Zaten insan tartışmaya pek düşkündür” [Kehf sûresi: 54] âyetini okuyordu.

Allah’ın Rasûlü Cenâb-ı Hak’tan “Ailene namazı emret!” Tâhâ sûresi: 132 buyruğunu almış bir insandı. Onlara farz namazı daha önce elbette emretmişti; ama sadece kendisine farz olan ve insana büyük sevaplar kazandıran gece namazından onların da faydalanmasını istedi. Bunun için gecenin bir vaktinde kalkıp onların evine gitti. Bir daha ele geçmeyecek olan sevaplardan mahrum kalmalarına gönlü razı olmadığı için istirahat ettiklerini bile bile onları uyandırdı.

Hz. Ali radıyallahu anh’in bu olayı, kendi aleyhine gibi görünmesine rağmen, müslümanların ondan faydalanacağını düşünerek anlatması, onun hem üstün bir tevâzua sahip olduğunu hem de din kardeşlerinin menfaatini her şeyin üstünde tuttuğunu göstermektedir.

Ömer İbnü’l-Hattâb’ın torunu Sâlim’in, babası Abdullah İbni Ömer radıyallahu anh’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Abdullah ne iyi adam! Keşke bir de gece namazı kılsa!” buyurdu.

Sâlim diyor ki:

O günden sonra Abdullah geceleri pek az uyurdu. (8)

Peygamber Efendimiz’in, kayınbiraderi Abdullah’a yaptığı yukarıdaki iltifatın hoş bir sebebi vardır. Abdullah İbni Ömer radıyallahu anh diyor ki: Ashâb-ı kirâmdan biri bir rüya gördüğü zaman, bunu gelip Rasûl-i Ekrem’e anlatırdı. Ben de buna imrenir ve içimden, keşke bir rüya görsem de Rasûlullah’a arzetsem, derdim. O sıralar henüz çok gençtim. Âdet olduğu üzere ben de mescidde uyurdum. Nihayet bir gün isteğime kavuştum. Rüyamda iki melek beni yakaladılar ve tuttukları gibi cehenneme götürdüler. Cehennem, kuyu duvarı gibi taşla örülmüştü. İki de direği vardı. Orada Kureyş kabilesinden tanıdıklarım bulunuyordu. Gördüklerimden korktum ve “Cehennemden Allah’a sığınırım” demeye başladım. Bu sırada başka bir melek geldi ve bana “Korkma!” dedi. Bu rüyamı ablam Hafsa’ya anlattım. O da Rasûlullah’a arzetti. Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü, “Abdullah ne iyi adam! Keşke bir de gece namazı kılsa!” buyurdu. O günden sonra, pek az bir kısmı dışında geceleri uyumayıp ibadet ettim.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz çok sevdiği ümmetine Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmanın yollarını her fırsatta gösterdiği gibi, aile fertlerine ve sevdiği yakınlarına da en değerli ibadetleri tavsiye ederdi.

Bu sebeple onun ümmeti olan bizlerde bütün geceyi uyku ile geçirmemeli bir miktar nâfile namaz kılmalıyız. Zira gece namazı insanın cehennem azâbından kurtulmasına vesile olur.

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Abdullah! Falan kimse gibi olma! Çünkü o gece ibadetine devam ederken artık kalkmaz oldu.” (9)

Peygamber Efendimiz ashâbına bir ibadeti, bir güzel hareketi tavsiye ettiği zaman “gücünüz yettiği ölçüde” demeyi ihmal etmemiştir. Zira insan, nefsine ağır gelen bir yükü fazla çekemez. Bir müddet sonra ondan usanır ve büsbütün terk eder. Böyle bir duruma düşmemek için, yapılmaya başlanan bir güzel hareketi, usanmaya vesile olacak dereceye götürmemelidir. Zaten Rasûl-i Ekrem Efendimiz bu dinin kolaylık dini olduğunu söylemiş, aşırı ibadetten uzak durmayı, orta yolu tutmayı tavsiye etmiştir.

Bir ibadete özenerek ve sevabını umarak yapmaya başlayan kimse, Allahu Teâlâ ile bir nevi sözleşme yapmış olur. Ben elimden geldiğince bu ibadeti yapmaya çalışacağım diye O’na söz vermiş sayılır. Belli günlerde tutulmaya başlanan oruç, gece veya gündüz vaktinde kılınan namaz, konu komşuya veya fakir akrabaya yapılan iyilik ve yardımlar böyle birer sözleşme sayılır.

Zamanımızın daha müsait, gönlümüzün daha zengin olduğu zamanlarda yaptığımız ibadet ve hayırları, dünyanın bizi daha çok oyaladığı, kalbimizin o güzelim duyguları yitirip katılaştığı zamanlara bırakmamalı, az miktarda da olsa onları devam ettirmeye çalışmalıyız. Aksi halde sahip olduğumuz değerleri farkına varmadan birer birer kaybeder, sonunda büsbütün eli boş kalırız. Mü’min iki günü birbirine denk olmayan kişidir. O her gününü bir önceki güne nazaran daha ileriye götürmeye çalışmalıdır.

Hangi vakitte teheccüde kalkılmalıdır?

Nesâî, Ebu Zerr radıyallahu anh’den şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Gecenin hangi (bölümü) daha hayırlıdır?” diye sordum. “Gecenin hayırlısı, ortasıdır” buyurdu. (10)

İmam Ahmed, Ebu Müslim’den şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Zerr radıyallahu anh’e, “Gecenin hangi bölümünde namaz kılmak daha faziletlidir?” diye sordum. Ebu Zerr radıyallahu anh dedi ki: Senin bana sorduğun gibi ben de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sormuştum. Bana, “Gecenin ortası veya gecenin yarısında. Bunu yapan ise azdır” buyurdu. (11)

Tirmizî, Amr bin Abese radıyallahu anh’den Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kulun, Rabbine en yakın olduğu vakit, gecenin son kısmıdır. Eğer bu vakitte Allah’ı zikredenlerden olmaya gücün yetiyorsa, böyle ol!” (12)

İmam Ahmed, Amr bin Abese radıyallahu anh’den şöyle dediğini rivayet etti: “Dedim ki: Ey Allah’ın Rasûlü, diğerlerinden daha faziletli olan bir vakit var mı?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, gece yarısı iner ve (o sırada kendisine ibadet ve istiğfarla meşgul olanlardan) kendisine şirk koşanların dışındakileri bağışlar.” (13)

Görüldüğü üzere gecenin orta ve son kısımları bu hadislerde zikredilmiş ve bu anları değerlendirmenin önemi bildirilmiştir. Böyle olmakla birlikte Peygamber Efendimiz bütün gece uyumayıp namaz kılan sahâbîlerini ikaz etmiş, bunun vücudu yorgun düşüreceğini dikkate alarak bütün gece ibadet etmeyi doğru bulmamıştır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem genç sahâbîsi Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anh’ın kendini hırpalarcasına ibadet etmesini yasaklamıştır.

Sabaha Kadar Uyuyan Kimseye Şeytanın Yaptıkları

İbni Mes`ûd radıyallahu anh şöyle dedi:

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında, bütün gece sabaha kadar uyuyan bir adamdan söz edilince Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

“Öyleyse o adamın kulaklarına -veya kulağına- şeytan işemiştir.” (14)

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, “Gecen uzun olsun, yat, uyu!” diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah’ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa uyuşuk ve tembel bir halde sabahlar.” (15)

Zikrettiğimiz bu hadislerde, geceleyin Allah’ı zikretmek ve O’na ibadet etmek üzere kalkmayan, sabaha kadar uyuyan kimseye şeytanın neler yapabileceği anlatılmaktadır.

Gece namazına veya sabah namazına kalkmadan devamlı surette uyuyan kimse hakkında Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kinâyeli bir ifadeyle “Öyleyse o adamın kulaklarına -veya kulağına- şeytan işemiştir” buyurmak suretiyle, şeytanın o kimseyi hükmü altına aldığını, tuzağına düşürdüğünü, onun da bu halinden âdeta memnun olduğunu ve şeytanın tuzağından kurtulmaya niyeti bulunmadığını, şeytanın da kendisine bu kadar boyun eğen ve bir dediğini iki etmeyen bu şahsı iyice hafife alıp kendisiyle alay ettiğini anlatmak istemiştir.

Şüphesiz boş ve manasız işlerle uğraşan, faydasız sözlerle oyalanan kimselerin kulağı, ilâhî sözleri ve ezan sesini duyamayacak kadar kirlenir. Onlara meleğin sesinden çok şeytanın sesi ve telkini hoş gelir. Bu yüzden de Allah’ın kitabı ve Rasûlünün hadisleri okunurken sıkılan böyleleri Şeytan işi olan sesleri, çalgıları ve hevaya hitap eden her türlü nağmeleri zevk ve iştiyakla dinlerler. Bunun sonucu olarak vaktinde uyanıp kalkamazlar ve ibadetlerini en değerli zamanda da yapamazlar.

Şeytanın kulağa işemesi meselesinin mecâzî bir anlatım değil gerçek olduğunu düşünen âlimler de bulunmaktadır.

Uyuyan kimsenin ense köküne şeytanın üç düğüm atarak ona uyumayı tavsiye etmesi de, büyük ihtimalle mecâzî ve temsîlî bir anlatımdır. Bu ifadeyle şeytanın insanoğlunu gece ibadet etmekten ve Allah’ı anmaktan alıkoymak istediği, “Hele yat, uyu; daha uykunu alamadın; vakti gelince kalkarsın” gibi telkinlerle oyaladığı, uykuyu câzip hale getirdiği, azim ve iradesini felce uğrattığı ve böylece o kimsenin kalkıp ibadet etmesine fırsat vermediği anlatılmaktadır.

Peygamber Efendimiz’in şeytanın telkinine kanmayan kimsenin halini anlatırken belirttiği üzere, geceleyin uyanıp Allah’ı anmak, dua ve zikretmek, abdest alıp Kur’an okumak, namaz kılmak insanın üzerine çöken gafletten, tembellikten ve uyuşukluktan kurtulmasına imkân hazırlar. Geceleyin Allah’ı anan, sabah namazını vaktinde kılan bir müslüman, Cenâb-ı Hakk’ın gönlüne vereceği huzur ve sükûn sebebiyle rahatlar; keder ve sıkıntıların yüreğine oturmasına fırsat vermez; gözü ve gönlü pırıl pırıl aydınlanmış olarak yeni bir günü kucaklar. Böylece şeytanın tesirinde kalmamanın tadını çıkarır.

Şeytanın bu oyununa düşmemenin yegâne yolu, geceleyin kalkıp ibadet etmek arzusuyla yatmaktır. Teheccüd namazı kılmak niyetiyle yatan, fakat uykuya yenik düşerek kalkamayan kimse, iyi niyeti sebebiyle şeytanın oyuncağı durumuna düşmez. Hatta tam aksine, onun uykusu Cenâb-ı Hakk’ın bir ikramı sayıldığı gibi amel defterine de Teheccüd sevabı yazılır. O gün kalkamasa bile, ertesi gün Allah’ın lütfuyla uyanıp kalkar.

Gece ibadet edenler yeni güne gönül huzuruyla, neşe ve sevinçle başlar. Bu güzellik onların sîmasında bütün gün devam eder.

İnsanlar Uyurken Namaz Kılınız

Abdullah İbni Selâm radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Birbirinize selâm veriniz, yemek yediriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz.” (16)

Rasûl-i Ekrem Efendimiz “İnsanlar uyurken geceleyin namaz kılınız” buyurmakla, insanların çoğunun bu değerli zamanın önemini anlamadığına ve onu uykuyla ve gafletle geçirdiğine işaret etmekte, bizi bu konuda daha uyanık olmaya çağırmaktadır.

Bu tavsiyeleri tutmanın mükâfatına da işaret eden Allah’ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz” buyurmaktadır.

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi:

Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

“Geceleyin öyle bir zaman vardır ki, müslüman bir kimse o zamana rastlayıp Allah’tan dünya ve âhirete dair hayırlı bir şey dilerse, Allah ona dilediğini verir. Bu her gece böyledir” buyururken dinledim. (17)

 Bu hadis gecelerin gündüzlerden daha değerli olduğunu göstermektedir. Zira duaların kabul edildiği saat sadece cuma gününde bulunduğu halde, bu değerli vakit bütün gecelerde mevcuttur.

Teheccüd Namazını Bütün Aile Fertlerine Tavsiye Etmek

Yine Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kimse geceleyin karısını uyandırır da beraberce veya herbiri kendi başına iki rek’at namaz kılarlarsa, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar arasına yazılırlar.” (18)

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin.” (19)

Karı koca birbirinin hayat arkadaşıdır. Bu arkadaşlık sadece güzel günlerin saâdetini birlikte paylaşmaktan veya sıkıntılı günlere birlikte katlanmaktan ibaret olmamalıdır. Bu arkadaşlık, bunlarla birlikte, Allah’a giden yolda ve Allah’a kulluk görevini birlikte ve yardımlaşarak yerine getirme konusunda da devam etmelidir. Mademki hayat dünya hayatından ibaret değildir, birbirini seven insanlar ebedî saâdeti yakalama hususunda da birbirine yardımcı olmalıdır. Onları gece ibadetine ve özellikle sabah namazına kaldırmamak için şeytanlar birbiriyle nasıl işbirliği yapıyorsa, karı koca da şeytanları bu oyunlarında mağlûp etmek için el birliği etmelidir. Hangi birimiz uyanırsak diğerini mutlaka namaza kaldırmalı, şeytana karşı ittifak kurmalıdır. Böyle bir ittifakı oluşturan iki tarafa da Peygamber Efendimiz, “Allah merhamet etsin” diye dua etmektedir.

Biz eşimize veya çocuklarımıza olan sevgimiz sebebiyle onları tatlı uykularından uyandırıp namaza kaldırmaya kıyamayız. Bu zaafımızı ve kusurumuzu da şefkat ve merhamet kelimeleriyle kapatmaya çalışırız. Peygamber Efendimiz’in bize bizden daha merhametli olduğunda şüphe yoktur. Onun eşimizi ve çocuklarımızı gece ibadetine kaldırmamızı tavsiye etmesi, bizim bu zaafımızın şefkat ve merhametle ilgili olmadığını göstermektedir. Şayet onları gerçekten seviyorsak, ebedî hayattaki bahtiyarlıklarını düşünerek mutlaka namaza kaldırmamız gerektiği anlaşılmaktadır. Hayat arkadaşını namaza kaldıran erkeğin “zâkirîn” (Allah’ı çok anan erkekler) sınıfına, kocasını namaza kaldıran kadının da “zâkirât” (Allah’ı çok anan kadınlar) grubuna yazılacakları ifadesinde Ahzâb sûresinin 35. âyetindeki müjdeye işaret vardır. Bu âyette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “…Allah’ı çok anan erkekler ve çok anan kadınlar var ya, Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

Geceleyin birbirine destek olarak nâfile ibadet için kalkan veya en azından sabah namazı için birbirini uyandıran ve birlikte namaz kılan aileler ne güzel ve ne bahtiyar insanlardır. Allah bu saadeti hepimize nasip etsin. (Âmin).

Hayatın fâni, ömrün kısa, dünyanın gelip geçici olduğunu asla unutmamalı, sağlığın ve gençliğin pek çabuk tükenen birer sermâye olduğunu gözardı etmemeliyiz. Geceleri kalkıp ibadet ve dua etmek nefsimize hoş gelmediğinden, tembelliğimize kılıf bulmak için türlü türlü bahaneler üretmekteyiz. Hâlbuki bize ömür sermayesini lutfeden Allahu Teâlâ, iyi kullarının özelliklerinden birinin geceleri ibadet etmek için yatağını terketmek olduğunu ifade buyurmaktadır. Rabbim hepimize ibadet etme şuuru ve zevkini nasip eylesin (âmin). Yaratılış gayemize uygun olarak  kulluğun hakikatını kavrayan ve bu hal üzere hayatını yakine ulaşana kadar ibadetle geçirenlerden eylesin.

“Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” (Hicr: 99)

Selam ve Dua ile.    

 

————————-

 

  1. Zariyat, 17,18.
  2. Buharı, VII, 190, (Rikâk 38)
  3. Sahih hadis. Ahmed, 5/230, 236, 237, 245; Tirmizî, 2616; et-Tuhfe’de (8/399) geçtiği üzere Nesâî, el-Kübra’da; Abdurrezzak, 20303; İbn Mâce, 3973; İbn Ebu Şeybe, el-İman, 1, 2; Beyhâkî, 9/20; Hâkim, 2/412-413; İbn Hibbân, 214. Bu hadisi, İmam Ahmed, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce, Mamer’den rivayet etmişlerdir. Ma’mer, Âsım bin Ebu’n-Nücûd’dan, o da Ebu Vâil yoluyla Muaz bin Cebel’den rivayet etmiştir. Tirmizî: “Hadis, hasen-sahih’tir” der.
  4. Müslim, 1163.
  5. Hasen hadis. Tirmizî, 3549. Hadisi, Bilâl rivayet etmiştir.

Tirmizî, Bilal’in rivayet ettiği hadisin akabinde Ebu Ümame’den hadisi rivayet eder. Bu rivayet, Bilal’in rivayet ettiğinden daha sahihtir. Taberânî, el-Kebîr, 7466; İbn Huzeyme, 1135; Hâkim, 1/308. Senedinde Leys’in kâtibi Abdullah bin Salih vardır ki, onun rivayet ettiği hadisler hasendir. Bu hadisi, Taberânî’nin el-Kebîr’inde (6154) yer alan Selman’dan rivayet edilen başka bir hadis de destekler. Hafız el-Irakî, Tahric-u Ehadisu’l-İhya’da (1/354) hadisi hasen kabul eder.

İbn Huzeyme ve Hâkim de Sahih’lerinde, bu hadisi Ebu Ümâme’den rivayet etmişlerdir.

  1. Buhârî, Tefsîrû sûre (48), 2; Müslim, Münâfikîn 81.
  2. Buhârî, Teheccüd 5, Tefsîru sûre (18), 1, İ`tisâm 18, Tevhîd 31; Müslim, Müsâfirîn 206
  3. Buhârî, Teheccüd 2, 21, Fezâilü’s-sahâbe, 19, Ta`bîr 25, 36; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 139, 140
  4. Buhârî, Teheccüd 19; Müslim, Sıyâm 185. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 59; İbni Mâce, İkâmet 174.
  5. Tuhfetu’l-Eşraf’ta (9/156-157) geçtiği üzere, hadisi Nesâî çevirmiştir. Yine Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr’de (2/45-46) hadisi rivayet etmiştir.
  6. Ahmed, 5/179. Senedinde Muhacir bin Mahled vardır ki, zayıftır.
  7. Tirmizî, bu hadisin sahih olduğunu söyler.
  8. Sahih. Ahmed, 4/112, 114, 385, 387; Tirmizî, 3579; İbn Mâce, 1251, 1364; Taberânî, ed-Dua, 128-134; İbn Huzeyme, 1147.
  9. Buhârî, Teheccüd 13, Bed’ü’l-halk 11; Müslim, Müsâfirîn 205. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 5
  10. Buhârî, Teheccüd 12, Bed’ü’l-halk 11; Müslim, Müsâfirîn 207. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 18; İbni Mâce, İkâmet 174
  11. Tirmizî, Et`ime 45, Kıyâmet 42. Ayrıca bk. İbni Mâce, İkâmet 174, Et`ime 1
  12. Müslim, Müsâfirîn 166, 167
  13. Ebû Dâvûd, Tatavvu 18, Vitir 13. Ayrıca bk. İbni Mâce, İkâmet 175
  14. Ebû Dâvûd, Tatavvu 18, Vitir 13. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 5; İbni Mâce, İkâmet 175