Hamd; “Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.” (1) Ve “Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışması da yakında görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (2) Buyuran Allah’a;

Salât ve Selâm ise; Allah azze ve celle’nin bu emrini ümmeti için kendi şahsiyetiyle örneklendiren ve vefatına dek ümmeti için durup dinlenmeden koşuşturan Efendimiz, önderimiz, rehberimiz olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun âline, ashabına ve onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

Tatil deyince hepimizin aklına ilk olarak, bütün işi gücü bırakıp kendimizi bulunduğumuz ortamdan uzakta, gündelik yaşantımızda birlikte bulunduğumuz herkesten ve her şeyden ayrı bir şekilde, ailemizle veya sevdiklerimizle bir arada, sakin bir yerde kafa dinlemek veya bir süreliğine zaman geçirmek gelir.

Tatil, özellikle sanayileşmiş kent toplumları açısından stresten kurtulma imkânıdır. Bütün yıl devam eden monoton bir hayattan, belirli bir çevreden kurtularak rahatlama imkânı sağlar. Sağlıklı yaşamaya, çalışma gücünün sürdürülmesine, bedensel ve zihinsel yıpranmışlığın telafisine imkân verir. Dolayısıyla bireysel temel bir ihtiyaç olan tatil, asrımızda aynı zamanda çalışma verimi ve toplumsal yarar açısından da bir zorunluluk halini almıştır.
Öğrenci okulundan, işçi iş ortamından, işveren fabrikasından, memur devlet dairesinden kısacası sanki tercihlerimiz neticesinde isteyerek veya istemeyerek zorunlu olarak bulunmak durumunda olduğumuz bir ortamdan uzaklaşmak akla gelir. Tatil boyunca öğrenci kitaplardan, yani öğrenmekten uzak durur. İşçi yapması gereken işlerin hiçbirini düşünmez bile… Oysa tatil harici zamanlarda nasılda bizleri meşgul ederdi bu işler… Yapmazsak olmazdı. Her şey bir tarafa, işimiz bir tarafaydı. Ne ailemize, ne akrabalarımıza, ne çevremize, ne de dinimize, zaman ayırma fırsatı tanımazdı işlerimiz bize… Çünkü kısa bir zaman dahi olsa aksatmak zarar verirdi, bütün bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmamıza, piyasamıza, müşterilerimize ve daha nice nice kafamızda ürettiğimiz engelleyici sebeplere… Ama demek ki yeri geldiğinde artık mâzeret üretilemiyormuş, demek ki istenildiğinde en önemli olan şeylerde terk edilebiliniyormuş, nitekim bu fani dünyanın koşuşturmasından bir gün elbet terki diyar edeceğimiz ölümle ayrılacağımız gibi… Demek ki uzaklaşmak ve ayrı kalmak mümkünmüş.

Peki, müslümanın tatili olur mu? İptal edebilir mi her şeyini? Ara verebilir mi dini için yaptığı çalışmasına, tebliğine, davetine, koşuşturmasına, nefsine olan müdahalesine ve onu itaate sevk etmek için nefsine karşı yaptığı mücadelesine?

Müslüman için eğlence, tatil ve dinlenme, boş durmak, boşa zaman harcamak olarak düşünülemez. Aksine kulluğun bilincine varmada farklı bir durumun yaşanması olarak kabul etmek gerekir. Müslüman, eğlencesinde de, tatilinde de, dinlenmesinde de kulluğundan sıyrılamayacağının, kulluktan tatile ayrılamayacağının bilincindedir. Zaten bu dünyada sıkı sıkıya sarıldığı kulluğunun, bir anlamda onu ebedi bir eğlenceye, tatile götürdüğünü de bilmektedir.

Müslümanın emeklisi mezarda olurmuş. Tabi ki tatili de… Emekliliği de, tatili de ancak kabirde olacaktır. Bu da ancak samimiyetiyle, ihlâsıyla ve Allah rızası uğruna dünyadaki gayreti oranında mümkün olacaktır.

Bu sebeple Müslümanın “İslami vazifeden uzaklaşma” şeklindeki böyle bir tatil düşüncesi olmaması lazım; zira o, tatili ötede yani ahirette yapacaktır. Burada tatil yapanlar, âhiretteki tatil haklarını kullanmış, yıpratmış ve aşındırmış sayılırlar.

Müslümanın tatili, iptal etmek manasına gelen her şeyden uzaklaşması değil, başka bir ifade ile kazma sallamaktan yorulan kişinin biraz da kürekle çalışması şeklinde olmalıdır. Tüm dünyevi koşuşturmayı kısa bir süreliğine de olsa durdurmak anlamında olsa da tatil, hiçbir uhrevi çalışmadan uzaklaşmamak ve kopmamaktır. Kendisine ve çevresine İslami bir yatırım yapmaktır, tatil… Kendisini İslâmi yönden daha güzel yetiştirebileceği vasıta ve yöntemleri elde etmek uğruna bir başka yöne yönelmektir, tatil… Asıl dinlenmek; DİN’lenmek olmalıdır Müslümanın hayatında… Kendisine dinini daha güzel yaşayabilmek için zaman ayırmasıdır, tatil… Allah için koşuşturma, Allah için didinip çabalamaktır tatil… Tatil dünyayı ta’til (iptal) edip Allah için çalışmak ve ahirette dinlenmektir. Yorgunluğun karşılığını Allah katında alabilmek için didinmektir tatil… İslam uğruna yaptığımız hiçbir şeyden uzaklaşmamak, bilakis daha bir gayretle daha bir azimle yönelmektir davaya… Allah’a kendini adamaya… Dini dar olanlardan değil de, dindarlardan olmaya çabalamaktır, tatil…

Bizlerin tatil anlayışımız diğer insanların tatil anlayışından farklı olmalıdır. Bir mümin için tatilde yapacağı en önemli faaliyetler arasında hacca gitmek ve umre yapmak gelir. Kısacası Allah yolunda yapılacak her türlü faaliyet bu manada düşünülmelidir. Çağa göre, kendine has keyfiyeti ve çizgisiyle Allah yolunda yapılması gereken çalışmalar neredeyse ve mücadele nerede devam ediyorsa, orada ve o mücadele safında bulunmak icap eder.

-Bir mü’minin tatil düşüncesi

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللهُ الدَّارَ اْلآخِرَةَ وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Allah’ın sana verdiği her şeyde âhiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasîbini unutma!” (3) Ayeti ile uyum içinde olmalıdır. Bu âyet-i kerimede Rabbimiz, “Ahiret yurdunu ara” derken “ibtiğâ” fiilini kullanıyor ki bu, “Bütün benliğinle âhirete yönel ve âhirete, âhiret kadar değer ver” demektir. Bundan da anlaşıldığı üzere, âhiret için bütün imkânlar seferber edilmeli, dünya için de “nasibi unutmama” esasına bağlı kalınmalıdır.

Yukarıda zikrettiğimiz bu âyet-i kerime ve “Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.” (4) ayetleri Müslümana önemli bir hareket felsefesi ve bir hayat düsturu sunuyor. Evet, mü’min her zaman hareket hâlinde olmalıdır. Çalışırken hareket, dinlenirken de hareket… Bir diğer ifadeyle o, mesaisini öyle tanzim etmelidir ki, hayatında boşluğa hiç yer kalmamalıdır. Gerçi dinlenmeye ihtiyaç duyduğunda o da dinlenecektir ama böyle bir dinlenme de yine aktif dinlenme şeklinde gerçekleşmelidir. Meselâ, okuma ve yazma ile meşgul olan ve yorulan biri, yan gelip yatarak dinlenebileceği gibi pekâlâ meşguliyet değiştirerek de dinlenebilir; Kur’ân okuyabilir, namaz kılabilir, kültürfizik yapabilir, bunlarla yorulduğunda da döner tekrar kitap mütalâasına kaldığı yerden devam eder.

Devamlı bir şekilde yapılan benzer işlerin zamanla insanda bıkkınlık oluşturması muhakkaktır. Buna meydan vermemek için imkânlar nispetinde başka yerlere gitmekte, başka işlerle meşguliyette fayda olabilir. Ancak bunun İslami değerlerimize ve İslam’a uygun olan örfi değerlerimize zarar vermemesi şartıyla. Günümüzdeki böyle bir algı bozukluğu insanların bayramları ve diğer tatil günlerini biraz öncede değinmiş olduğumuz gibi bir uzaklaşma ve kaçış olarak görmelerine, sıla-i rahim (akraba ziyareti) gibi dinimizin bayramlarda ve diğer boş zamanlarda da teşvik ettiği bu önemli ve ecri bol olan bu ibadeti ihmal etmelerine sebebiyet vermiştir. Ne yazık ki İslami ölçülere riâyet edilerek kazanılacak sevaplar yalnız ve baş başa kalma arzularıyla heba edilmektedir. İnsanlarımız, bırakın bayramın birinci gününde bayramlaşıp tatile gitmelerini, daha arefe gününden itibaren yaşadıkları şehirleri ve memleketlerini terk edip deniz kıyılarına, eğlence mekânlarına ve daha nice farklı tatil beldelerine akın akın koşuşturmaktadırlar.

Çalışmak kadar dinlenmek, rahatlamak da önemlidir. Tatil yapmak, yorgunluğu atmak için olduğu kadar, çalışmak için gerekli şevk ve enerjiyi toplayarak daha verimli çalışmak için yapılan ve insan tabiatının ihtiyaç duyduğu bir faaliyettir. Hele içinde bulunduğumuz çağın hayat şartları, meşru çerçevede eğlenmeyi, dinlenmeyi ve tatil yapmayı gerekli kılmaktadır.

Maalesef zamanımızda Müslümanlarda kapitalist sistemden etkilenmiş, hayatlarını İslam’i esaslara göre tanzim edemedikleri için kapitalistçe bir yaşamın içine sürüklenmişlerdir. Bu sebeple de kapitalistlerin yaşamını taklit etmeye, onların değerlerini kendilerine değer edinmeye ve hayatlarını heba ettikleri şeyler uğruna hayatlarını, ahireti terk edip feda etmeye sevk etmiştir. Şeytan aleyhillane’nin de yardımıyla ekonomik sistemler bırakmazlar ki insanlar, İslam’ı günlük hayatın belirli saatlerinde yaşayabilsinler, Allah’a gereği gibi kul olmak için gayret göstersinler… Nerede!.. Namaz kılarken dahi kişinin Rabbi ile baş başa kalması çok gelir kapitalist zihniyete. 5-10 dakikalık bir ibadetin bile içine girip dinin içindeyken dahi dünyayı düşündürür. Alacakları verecekleri hatıra getirir. Akşama veya sabaha yetişmesi gereken işleri hatırlatır durur, Allah’a kulluk esnasında… Allah’a olan kulluk borcunu düşünmeyen insan da, insanlara olan borcunu nedense hiçbir zaman düşünmeden duramaz bu esnada…

Peki, biz müslümanlar için durum nedir? Müslümanlar nasıl eğlenirler, onlar için eğlence ve tatilin anlamı nedir?

Müslümanın dininin gereklerini unutacak derecede eğlenceye dalması şüphesiz uygun olmaz. Fakat eğlenirken, gezip görürken ve çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunurken de insanın dinini yaşaması mümkündür. Ciddiyet ve eğlenceyi, çalışma ve tatili bir arada ve birbirinin tamamlayıcısı, destekleyicisi olarak düşünmek gerekir. Yoksa boşa harcanan, yani kişinin dünya ve ahiretine bir faydası olmayan çalışma da, tatil de aynı şeydir.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de 15’ten fazla ayet-i celile de dünyada neler olup bittiğini görmek, araştırmak ve anlamak amacıyla gezip görmemiz tavsiye edilmektedir. Rabbimiz şöyle buyurur: “De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.” (5)
Çeşitli eğlenceler, yarışmalar, spor gibi faaliyetlerle stres atıp moral depolanırken, tatillerde ayrıca yeni şeyler öğrenilip tecrübe artırılır ve yeni yerler görüp yeni yüzler tanımak suretiyle de sosyal bir çevrenin oluşmasına katkıda bulunulur. Bu münasebetle tebliğe, davete ve Allah yolundaki birçok faaliyete ara vermeden devam edilir. Pek çok ayet-i celile de tavsiye edildiği gibi yeryüzündeki eşsiz güzellikleri ve eski medeniyetlerden geri kalanları görüp ibret alma fırsatı da yakalanmış olur.

Bir tatil ne kadar iyi planlanır ve ne kadar güzel değerlendirilirse, insan o kadar çok rahatlar, dinlenir ve öğrenir. Buna karşılık plansız programsız, boşu boşuna geçirilen zamana ise tatil denilmez. Bu sebeple tatili, boş durmak, iş görmemek gibi düşünmemek gerekir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Eğlence ve tatili belli kalıplara sıkıştırıp, bu kalıpların değişmez ölçülermiş gibi algılanması doğru değildir. Herkesin kendi hayat tarzı ve yaşantısı ile yakından ilgili bir eğlence ve tatil yapma biçimi vardır. Müslümanların da, hayatın yorucu, yoğun atmosferinden biraz olsun kurtulup kendilerine gelmeleri için meşru sınırlar içinde yani dinimizin emir ve yasaklarını hassasiyetle gözeterek dinlenmeye, eğlenmeye hakları vardır.

Bu sene Ramazan ayının tatil mevsimine denk gelmesi de Cenâb-ı Hakk’ın ayrı bir lütfudur ve bu, önemli bir fırsat kabul edilip çok iyi değerlendirilmelidir.

Selâm ve Dua ile.

————————-

1. İnşirah:7-8.
2. Necm:39-41.
3. Kasas, 77.
4. İnşirah:7-8.
5. Ankebut, 20.