Allah azze ve celle insanoğluna sayısız lütuf ve ihsanda bulunmuş, türlü nimetleri emrine amade kılmış ve irade nimetinden dolayı kendisini imtiyazlı bir konuma yükseltmiştir. Sayılmaya kalkışılsa beşer takati ile asla güç yetirilemeyecek bu nimetler içersinde iman ve iman üzere hayat emanetini sahibine teslim etme, kadr-i kıymeti en yüce olan nimetlerdendir. İmanın söz konusu olması için ise mutlaka zaman ve zemin gerekmektedir. Dünya denilen imtihan hane imanın sınanacağı zemin olarak tayin edilmiş ve içi, insanoğlunun bu sınavda başarılı olabilmesi için her türlü şartlara müsait hale getirilmiştir. İmanın tahakkuk etmesi, insanın dünyaya gönderiliş amacını gerçekleştirebilmesi, neticede mükâfat ve cezanın söz konusu olabilmesi için zaman isimli nimet de insanoğlunun hamiline yazılmıştır.

Zaman; hayatı anlamlı kılan, insanoğlunun varlığını kıymetli hale getiren, tavır ve davranışlarını şekillendirdiği Allah tarafından insanoğluna bahşedilmiş en yüce nimetlerdendir. Bu sayede insanoğlu zaman ile mukayyet olduğunu bilecek ve istikbara kapılmayıp faniliğinin farkında olacak, öte yandan zaman ile sınırlandırılamayacak bir yaratıcının kulu olma bahtiyarlığını her daim hissedecek. Bu açıdan bakıldığında Allah azze ve celle’nin vahdaniyetinin en büyük delillerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır zaman nimeti. Vahdaniyetini hiçbir varlığın gölgeleyemeyeceği Rabbin karşısında sınırlı, mahdut ve mahkûm olduğunu bilecek, bu sınırlı zaman içersinde seni ve zamanı yaratan Allah celle celaluhu tanımaya gayret edecek, kulluk vazifelerinin bu zamana sığamayabileceği endişesi ile Rabbine minnet hissi ile her daim ibadet etmeye gayret edeceksin.

Âlemlerin Rabbi, Kitab-ı Mübininde zamanın ve zamanın her bir diliminin önemini, en etkileyici yöntemlerden biri olan kasem yani yemin yöntemi ile bizlere bildirmektedir. Zamanın iki ucu olan gece ve gündüzü emrimize amade kıldığını hatırlatan Rabbimiz, zamanın tespitinde ölçü olarak kullanılan güneş ve ayın insanoğluna musahhar kılındığını minnet ile anlatmakta ve bunca nimet karşısında sadece akli melekelerini tam olarak kullananların bu nimetlerden istifade edeceğini bildirmektedir. (Örnek olarak Nahl Suresi 12, İbrahim Suresi 32-34, İsra Suresi 12, Fussilet Suresi 37. ayet-i kerimelere bakılabilir.)

Zamanı zayi edip öğüt almak isteyenin öğüt alabileceği süreyi ve süreci değerlendiremeyen gafilleri “Size mühlet vermedik mi?” hitabı ile azarlayan Allah azze ve celle, insanoğluna verilen ömür sermayesinin cennet denilen mükâfat yurdunu kazanabilmek için yeterli olduğunu da dolaylı olarak bildirmektedir. (Bkz. Fatır Suresi 37) Bu sebepten olsa gerektir ki Kıyamet günü ömür sermayemizi ne tür çaba ve gayretlerle tükettiğimizden sual olunmadıkça hareket etmeye mecalimiz bile bulunmayacaktır.

Zaman nimetini, ömür sermayesini, vaktin kıymetini tam olarak idrak edememek insanoğlunun karşı karşıya kaldığı ve neticesi bazen ilahi ceza ile sonuçlanacak amansız girdaplardan biridir. Bu girdabın kuvvetine dayanamayıp yalpalayanlar sadece inançsız kimseler olmayıp kimi zaman, özellikle içinde bulunduğumuz şu modern zamanlarda müslümanlar da bu girdapta yollarını kaybedebilmektedirler. Nasıl olmasın ki? Kerim olan Rabbine karşı aldanan insan, Rabbini hakkı ile takdir edemeyen insan, kerem sahibi Allah’ın nimetlerinden biri olan zaman konusunda da pekâlâ aldanabilir ve vaktin kıymetini hakkıyla takdir edemeyebilir.

Çabalamadan yorulan gençliğin hüküm sürdüğü şu zamanlarda insanlığın muhtaç olduğu yegâne tedavi, zamanı disiplinli bir şekilde kullanmayı öğütleyen son ve mükemmel din olan İslam’ın çizdiği rotada yol almak ve dümeninde şeytanın bulunduğu her türlü girdaptan uzak durmaktır. Namaz vakitlerinde kendini en bariz biçimde gösteren İslam’ın zamana bakışı şu gerçeği de dolaylı olarak bizlere hatırlatmaktadır: Ey müslüman, bir dakika gecikme ile namazı eda standardından kaza seviyesine düşürme ihtimalin bulunmaktadır. Bu sebeple şunun farkında ol ve bil ki senin dakikaların, saniyelerin ve en küçük zaman birimi olarak değerlendirilen içinde bulunduğun an, fevkalade kıymetli ve asla ihmal edilmemesi gereken nimetler cümlesindendir. Sen boş yere yaratılmadın, önüne serilen nimetler sayılamayacak kadar çok olsa da hesapsız değil, bunca nimeti değerlendirmek ve her birisinden istifade etmek için muhtaç olduğun zaman nimetini zayi etmek, Allah’a karşı bir nankörlük olacaktır.

Zamanın en küçük birimi olan an, o kadar kıymetlidir ki, ömrü boyunca Rabbine isyan etmiş bir kimse son zamanlarında ve anlarında yapacağı itaatlerle ahiret hayatını şenlendirebilmektedir. Bunun tam tersi düşünüldüğünde ömrü boyunca itaat yapma gayretindeki bir şahsın son demlerinde isyana düşmesi ahiretini zindana çevirebilmektedir. Bütün bu önemli son ve sonuçlar zaman denilen sermayeyi ve onun birimlerini layık olduğu şekilde kullanıp kullanmamakla alakalıdır.

Zamanın en çok israf edildiği şu modern zamanların Müslümanlarının birçoğuna sirayet etmiş gibi bulunan materyal düşünce ve değerler, adeta müslümanlara gerçek rehber ve önderleri olan Hz. Muhammed aleyhisselamı unutturmuş gibidir. Allah’ın dinini tebliğ etmek, bir insanı daha cehennem gayyasından kurtarabilmek için zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıp her türlü zaman israfından uzak duran Hz. Peygamber’in ümmeti, yapmış olduğu davet çalışmalarının sevabını “tatil” isimli zaman cellâdının insafına terk edebilmektedir. Oysa müslüman standardı “O halde bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş” olmalı değil miydi? (Bkz. İnşirah Suresi 7) Ruh, Hira mağarasına çekilmek istediğinde, dünyanın yoruculuğundan bir an olsun tefekkürün doyuruculuğuna sığınmak istediğinde bunu “tatil” olarak veya atıl kalmak olarak değil yeniden doğmak ve kuşanmak için bir fırsat bilmelidir. Zira müslüman, gamsız kedersiz bir dinlenmeyi cennette yaşamak arzusunda olandır. Enkaza dönmüş İslam coğrafyası göz önündeyken vakit israfı sayılacak “tatil” programlarının icra edilmesi, zahiren dinlenme hissi verse bile ahiret günü yorgunluk sebebi olabilecektir.

O halde tashihe muhtaç kavramlarımızdan biri de hiç şüphesiz zaman kavramı olmalıdır. Allah bizi dünyada dinlenirken değil çalışıp çabalarken görmek istiyor ve bu çabaların karşılığını fazlasıyla vereceğini bildiriyor. “Ve de ki; “Çalışın! Yaptıklarınızı hem Allah görecek, hem Resulü, hem de müminler görecektir. Sonra da gizliyi ve açığı bilen Allah’ın huzuruna iletileceksiniz. İşte o zaman, neler yaptığınızı size O bildirecektir.” (Tevbe Suresi; 105)

Tarih, başta Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere gündüzü gibi gecesini de çalışarak, kulluk ederek, gayret göstererek değerlendirmeye çalışanların adını iftiharla kaydetmiştir. Onların zamanlarından asla ödün vermeden bizlere emanet ettiği kutlu davanın, bir sonraki nesle doğru bir şekilde aktarılmasının endişesini taşıyorsak zaman israfından uzak durmalıyız. Paha biçilmez bir hazine olan zamanı, onu bizim emrimize amade kılan Allah celle celaluhun buyrukları doğrultusunda değerlendirmeli ve âlemlere rahmet olarak gönderilen kutlu Nebi’nin buyurduğu gibi meşguliyetimizden önce içinde bulunduğumuz ânı fırsat ve ganimet bilmeliyiz. Normal standartlara göre çok da uzun sayılamayacak bir zaman diliminde mezarlığa dönmüş İslam diyarlarına tekrar canlılık tohumları serpen büyük İmam Hasan el-Benna’nın baktığı gibi bakmalıdır müslüman: “İşimiz vaktimizden çoktur.”

Aldanmışlığımızın tespitini kısa ve öz bir şekilde izah eden şu nebevi buyruk biz yorulmaktan bile haz duyacak kıvama gelinceye kadar gönlümüzün tembel yerlerini kamçılayan manevi bir kırbaç olmalıdır. İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (1)

————————-

1. Buhârî, Rikak 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 1; İbni Mâce, Zühd 15