Hamd, yerin ve göğün yaratıcısı olan, gücün ve kuvvetin gerçek sahibi Allahu Teâlâ’yadır. O ki, vadini yerine getirendir. Salât ve selam efendimiz, komutanımız Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ailesine ve ashabına olsun.

Tanzimat Fermanı 26 Şaban 125 yani, Miladi 1839 yılında Gülhane’de Mehmet Reşit Paşa tarafından bir Hatt-ı Hümayunla ilan edildi.

Tanzimat sözlükte “reform” olarak geçer. Kelime anlamı ise “Yönetimde işlerin düzeltilmesiyle alınan önlemlerin ve yapılan uygulamaların tümü” olarak ifade edilmiştir. Tanzimat Fermanı’nın ne anlam ifade ettiğini daha iyi tahayyül edebilmek için farklı kimselerin görüşlerini vermek yerinde olacaktır. Yavuz Abadan’a göre Avrupa’dan mülhem, programlı bir ıslahat, reform hareketidir. Namık Kemal’e göre, Tanzimat hukuki değil, sırf siyasi bir eserdir. Engelhardt’a göre ise, her şeyden evvel Türkiye’ye karşı daha mülayim ve müsamahakâr davranmasını temin için Avrupa’yı memnun etme hareketidir. Bizim nazarımızda ise, Tanzimat fermanı, Hakkaniyet içermeyen ötekiler yaratan! Sistemlerin kabullenilmesinin başlangıç noktası olmakla beraber karanlık bir fermandır.

Tanzimat Ferman’ını anlatırken hem kendi içerisinden bilgi vererek hem de farklı siyasi ve tarihi araştırmaları içerisinde ün yapmış kimselerin düşüncelerini aktararak vakayı Allahu Teâlâ’nın yardımıyla anlatmak istiyoruz.

Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesinden kısa bir müddet önce Osmanlı Devletinin içerisinde bulunduğu duruma bir göz atalım. Devlet-i Ali Osmanlı bir önceki yazımızda da vurguladığımız gibi 1728 Lale devriyle birlikte yönünü batıya çevirmişti. Sonrasındaki süreç de hep sancılı olmuştu. 1833 yılında Ruslar ile yapılan Hünkâr İskelesi Anlaşmasıyla Ruslar’a ciddi haklar tanınmıştı. Günümüzde de dâhil, kıdemli sömürücüler kategorisinde ilk 3 sırada yer alan Ruslar’a haklar tanındıktan sonra yine ilk 3 sıranın daim devleti İngiltere’ye de tarihler 16 Ağustos 1838’i gösterdiğinde Balta Limanı Anlaşması ile ticari anlamda çok büyük haklar tanınmıştı. İngiltere’ye ticari anlamda Osmanlı Devleti’ni bağımlı kılan bu anlaşma Tanzimat Fermanı’nın mimarisi Mehmet Reşit Paşa’nın eseriydi. O dönemki en önemli sorunlardan bir tanesi de Mısır’da cereyan eden Kavalalı Mehmet Ali Paşa sorunuydu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ise bir diğer kıdemli sömürücü olan Fransızlar ile birlikte hareket ediyor ve her daim onlara itaatini dile getiriyordu. Öyle ki Mısır’dan Fransa’ya “Obelisque” denen tonlarca ağırlıktaki dikilitaşı göndermişti. Bahsi geçen dikilitaş bugün hala Paris’in “Place De La Concerde” denen meydanını süslemektedir. Kavalalı M.Ali Paşa, Osmanlı Devleti’ne savaş açmış ve neredeyse devleti yıkacak kadar güç toplamıştı. Fakat dış güçlerin olaya el atmasıyla mesele halledilmişti. Bu olaylar akabinde 2. Mahmut tarihler 30 Kasım 1839’u gösterdiğinde yaşamını yitirmiş, yerine 18 yaşındaki Abdülmecit geçmişti. İngilizlerin kadim dostu! Reşit Paşa’da Londra ziyaretinden tez dönüp genç halifeyi kandırarak Tanzimat Fermanı’nı ilan ettirmede çok geç kalmadı.

Nihayet 3 Kasım 1839 yılında (26 Şaban 1255) Tanzimat Fermanı ilan edildi. Fermanın ilk kısmını okuyanlar diyecektir ki bu İslâm’a, Kur’an ve Sünnete uygun bir fermandır. Lakin (akabinde gelen maddelere göz atanlar fermanın İslâmi açıdan ne denli iç karartıcı olduğunu fark edecektir) sonrasını okuduğunda bunun ne denli karanlık bir ferman olduğunu anlayacaktır. Fermanın, ilk kısmı bundan önce yayınlanan fermanlardan pek de farklı değildi. Yani gayet düzgündü ve İslâm’a aykırı bir şey yoktu. Ayrıca burada ırz, namus ve can güvenliğinin güvence altına alınacağı vurgulanmaktadır. Burada şunu hatırlamak gerekir ki gerçek anlamda bir halifenin bulunduğu bölgede bu tarzda ıslahatlar olamaz. Çünkü hilafet mü’minlerin çatısıdır. Hilafet, tıpkı bir annenin yeni doğan çocuğunu sahiplendiği gibi mü’min erkekleri ve mü’min kadınları sahiplenmektedir.

Fermanda bir diğer vurgulanan hususta askerlik mevzusu idi. Reayanın tebaa olması netlik kazanacaktır. Yani hem Mü’minler hem de gayr-ı Müslimler aynı safta savaşacaktı. Şimdi sizlere sorarım ey Mü’minler, özellikle de bazı İslâm tarihini yazan lakin Avrupa’nın veya gayrimüslimlerin çokça benimsediği ve övdüğü (ilerde daha detaylı bahsedilecektir) Tanzimat Fermanı’nın bu maddesi çok gülünç değil midir? Bir İslâm devletinin en büyük hedefi nedir? El cevap: davet ve cihattır. İnsanlara ilayı kelimetullahı kâfirlerle aynı safta durarak mı ulaştıracağız? Kabe’nin Rabbi adına Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ismini yüceltmek adına çıkılan ve İslâm’daki en faziletli ibadetlerden biri olan cihad emrini gayrimüslimler birlikte mi yapacaklar?! Bırakın cihat etmeyi, insanları İslâm’a davet etmeyi, İslâmiyet onlarla dost olmamızı bile yasaklamıştır. Velhasıl fermanın devamını ve can alıcı noktasını, bu konuyla alakalı ufkumu açan ve sıkça nemalanacağım İhsan Süreyya Sırma Hoca’dan aktarmanın doğru bir karar olacağı kanaatindeyim. “Tanzimat Fermanı hem Batıcılar hem de memlekette bulunan Batıcılar nazarında göklere çıkaran cümle şuydu: “teba’a-i saltanat-ı seniyyemizden olan ehl-i İslâm ve milel-i sâire bu müsaadât-ı şahanemize bilâ istisna mazhar olmak üzere can ırz ve namus ve mal maddelerinde hükm-i şer’i iktizasınca kâffe-i memâlik-i mahrusamız ahalisinin taraf-ı şahanemizden emniyet-i kâmile verilmiş…” Tanzimat Fermanı’nın bel kemiğini teşkil eden bu cümle ile Müslümanlarla gayr-i Müslim aynı kefeye konmuş, uygulayacağı söylenen şeriat kanunlarına göre Müslümanlarla gayr-i Müslim’in hukukları aynı olduğu halde,  iş bir mugalataya getirilerek, uyulması gerektiğini söyledikleri şeriat kanunlarını ilk önce kendileri çiğneyerek, kendileriyle ve fermanlarıyla çelişkiye düşmüşlerdir. Fakat bu çelişki bile bile yapılmıştır; çünkü fermanı kaleme alan Mustafa Reşit Paşa olduğu gibi, onu destekleyen bütün ulemada, şeriat hükmünün böyle olmadığını biliyorlardı. Onun için çağdaş deyimi kullanarak söyleyecek olursak, din siyasete alet edilmiş; bir başka deyişle ‘Yahudi’ye, Ermeni’ye, Rum’a haklar vereceğim’ endişesiyle İslâm hukuku alaya alınmış, değiştirilmiş, belki yürürlükten kaldırılmıştır. Üstelik ‘hükm-i şerri iktizasınca’ deyimi kullanılarak bu gayr-i şerri hüküm, yani Müslüman’la gayr-i müslimin eşit olduğu hükmü şerrileştirilmiştir.”  Bu kısmı İhsan Hoca gerçekten güzel ve net bir şekilde değerlendirmiştir.  Fermanın bir başka önemli yeri ise şu kısmıdır:

… İşbu kavânin-i şer’iyye mücerred din ve devlet ve mülk ve devleti ihya için vaz’ olunacak olduğundan cânib-i hümayunumuzdan hilafına hareket vuku bulmayacağına ahd ve misak olunup Hırka-i Şerife odasından cem’i ulema ve vükela hazır oldukları halde sem billah dahi olunarak, ulema ve vükela dahi tahlif olunacağından, ona göre ulema ve vüzeradan velhasıl her kim olursa olsun kâvani-i şer’iye’ye muhalif hareket edenlerin kabahat-ı sâbitelerine göre te’dibât-ı layıkalarının hiç rütbeye ve hatıra ve gönüle bakılmayarak icrası zımnında mahsusan ceza kanunnamesi dahi tanzim ettirilsin!” kısaca burada da halifenin hırka-i şerif odasında bu fermanın bütün kanunlarına uyacağına dair yemin etmektedir.  Ha keza ulemada bu kanunlara uyacağına yemin etmiş ve bunların dışına çıkan her bir kimse hatta Halifenin bile cezalandırılacağı belirtilmektedir.

Bu aktarımlardan sonra devam edeceğimiz merhale batı aydınlarının (intelijansiyasının)  Tanzimat Fermanı hakkındaki aktarımlarını vererek çıkarımlarda bulunacağız. “Modernleşen Türkiye’nin Tarihi” adlı kitabın yazarı Eric Jan Zürcher’e göre reformun 4 temel hedefi vardır.  “Sultanın tebasının can, namus ve malının güvence altına alınması, iltizam sisteminin yerini alacak muntazam vergilendirme sistemi, zorunlu askerlik sistemi ve hangi dinden olursa olsun bütün tebaa için yasa önünde eşitlik…” burada dikkatleri çeken nokta son maddedir. Aslında düşünce dünyamıza entegre edilmek istenen düşüncenin temel dayanağı o maddenin bizzat kendisidir. Biraz daha açacak olursak, kanunların önünde herkesin eşit olması ve şeriatın yerine son maddeyle birlikte, seküler bir mantığın insanların zihnide oturması istenmektedir. Yine adı geçen eserde yazar, Fermanın gerekçesini şu cümlelerle açıklamaktadır: “Bu fermanın o dönemde ilan edilmiş olmasının imparatorluğun Kavala ile olan mücadelesinde Avrupa güçlerinin özellikle de İngiltere’nin desteğini kazanmayı amaçlamış diplomatik bir hamle olduğu kuşkusuz doğrudur.”  Burada da yazar bu fermanı vazgeçilmez, kaçınılmaz bir gerçeklik olarak görüyor. Esasen fermanın tam anlamıyla ne ifade etmek istediği, fermanın yayınlandığı dönemdeki Fransız sefirinin Fransa devletine yazdığı şu satırların içerisinde yatar. “Ekselanslarının çok iyi bildiği gibi bizim bu reformlardan maksadımız Osmanlı Devleti’ni kalkındırmak değil, Ayasofya üzerinde parlamakta olan hilali indirip yerine tekrar Hıristiyan hacını koymaktır…” bu cümlelerde her şey çok net bir şekilde ifade edilmektedir.

Son kertede ise Tanzimat ile birlikte toplum üzerindeki kanunların önem arz eden değişimlerine tarihsel perspektifle bakarak en baştan beri yazdıklarımızı göz önüne alıp sonuç değerlendirmesi yaparak yazımızı sonlandırmak istiyoruz. Tarihler 1843’ü gösterdiğinde Müslimler ile gayr-i Müslümanlar eşitliğini tanıyan yeni bir ceza kanununa geçildi. 1844’de şeriatın, İslâmi terk edenlere şart koştuğu ölüm cezası kalktı. 1845’den itibaren zorunlu askerlik başlatıldı. Ezcümle, toplum üzerindeki karanlık planlar uygulanmaya başladı. İlerleyen tarihlerde ise Tanzimat Fermanı’nın ne denli yanlış bir karar olduğu anlaşılsa da artık toplumda birçok şey değişmişti. Bu Ferman ile azınlıklar iyice azmıştı. Çünkü Fransızlar ve Avusturyalılar Katoliklere, Ruslar Ortodokslara, İngilizler de Protestanlara inanılmaz destek de bulundu. Ayrıca bu süreçte misyonerlik faaliyetleri de iyice gün yüzüne çıkmıştı.

Tanzimat Fermanı’ndan günümüze hem içeriden hem dışarıdan İslâmi kanunların yıkılması ve yeryüzünden kaldırılması adına çetin mücadeleler verildi. Hem batı aydınları! Hem de bu aydınların kölemenliğini canı gönülden yapanlar şunu iyi bilin ki İslâm’ın nurunu yeryüzünden sökemeyeceksiniz. İnsanların sosyal çimentosu İslâm’dır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın hakikatin nuru karanlığı boğacaktır. Bu hakikatleri bastırmak isteyenlere de şu kıssayı aktarmak istiyorum: “Eskiden kral ile horoz varmış. Horoz her sabah gün doğarken ötermiş, kralın uykusu kaçarmış, kral askerlerine emir vermiş, horoza söyleyin ötmesin. Horoz bu, laftan anlar mı yine ötmüş. Kral bu sefer askerlerine emir vermiş, şu horozun ağzını bağlayın. Ertesi gün sabah gün doğarken, horoz demiş ki “ulan zalim kral ben ötmeyince gün doğmayacak mı sandın?”  Ey İslâm ümmeti, hiçbir değeri olmayan şu dünya için alçalmayın, ezilmeyin, sinmeyin, zilleti kabul etmeyin, ayağa kalkın, sadece sesinizi değil malınızı ve canınızı Allah yolunda feda edin. Son olarak yazıyı şu ayetle bitiriyorum: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmran, 103)