Tarihin gizlenmek isteyen, en kanlı ve kirli sayfalarından birisini -yüreğimiz ağlaya ağlaya- bir kez daha aralayarak sizleri, olayın yaşandığı andan itibaren dünyaya yayılan kerb(hüzün) ve bela(zorluk-sıkıntı) iklimine götürmeye çalışacağız.
Peygamber Efendimizin vefatından sonra İslam dünyasında dört râşid halife devrinin sonlarına doğru başlayan ve sonrasında da devam eden ihtilaflar baş göstermiş, Muaviye b. Ebû Süfyan’ın Emevî halifeliğiyle birlikte de bu süreç farklı bir boyuta taşınmıştır.
Kerbela hadisesini körükleyen esas sebep, Peygamber Efendimizden sonra başlayan halifelik müessesesinin Emevî halifesi Muaviye b. Ebû Süfyan ile birlikte saltanat haline dönüşmesidir. Bu durumda Yezid b. Muaviye, babası tarafından varis olarak seçilmiş ve halife olmasıyla birlikte de Kerbela hadisesine giden süreç başlamıştır.
Yezid’in halife olmasına Hz. Hüseyin razı olmadığı gibi Kûfe’de de bu duruma muhalif geniş bir çevre vardı. Bu muhalifler, aldıkları bir kararla Mekke’de bulunan Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye çağırmış, ondan Kûfe’deki muhalif grupları birleştirerek Yezid’e karşı bir güç oluşturmasını istemiş, şayet gelirse onu halife ilan etmeyi ve birlikte Yezid’e karşı savaşmayı teklif etmişlerdir. Hz. Hüseyin bu durumu araştırması ve hareketi organize etmesi amacıyla amcasının oğlu olan Müslim b. Akîl’i Kûfe’ye gitmesi için görevlendirmiştir. Önce Medine’ye giden Müslim, ardından 5 Şevval 60 (9 Temmuz 680) tarihinde Kûfe’ye ulaştı.(1) Kûfe’de derhal çalışmalara başlayan Müslim, kısa sürede binlerce kişiden biat aldı. Sürecin iyi gitmesinden dolayı durumu Hz. Hüseyin’e haber vermeyi ve onu da Kûfe’ye davet etmeyi düşünen Müslim b. Akîl bir haberci görevlendirdi. Diğer taraftan, Müslim’in bu çalışmalarını yakından izleyen ve ses çıkarmayan Kûfe valisi Nu’man b. Beşîr’in bu tavırlarını yanlış bulan Emevi yanlısı bir grup Kûfeli, bu durumu Yezid’e haber verince Yezid, Nu’man b. Beşîr’i azlederek yerine Ubeydullah b. Ziyad’ı tayin etti. Kûfe’deki durumun Hz. Hüseyin’in lehine olduğunu gören İbn Ziyad’ın tehditkâr bir hutbeyle göreve başlaması üzerine Müslim b. Akîl bulunduğu evden ayrılarak daha nüfuzlu bir kimse olan Hâni’ b. Urve’nin evine sığındı.(2) Bir casus vasıtasıyla bu durumu öğrenen İbn Ziyad, Hâni’i konağına çağırdı ve Müslim’i kendisine teslim etmesini istedi. Fakat Hâni’, kendisine sığınan birisini teslim etmeyeceğini söyleyerek hapse atılmayı göze aldı. Müslim b. Akîl bu durumu haber alınca yanında bulunan yaklaşık 4000 kişi ile konağın önüne varsa da bu kalabalık, akşam karanlığında otuza kadar düşmüş durumdaydı. Bunun üzerine Müslim, Tav’a adlı yaşlı bir kadının evine sığındı. Fakat Tav’a’nın oğlu Bilal tarafından ihbar edilince yakalanıp öldürüldü. İbn Ziyad, Hâni’i de öldürerek ikisinin kesik başını Yezid’e gönderdi.
Hz. Hüseyin, Abdullah b. Abbas’ın Kendisini Kûfe’ye gitmemesi noktasındaki uyarılarına ve tarihi kaynaklara göre devrin şairi Ferazdak’ın “Kûfe’ye gitme! Onların gönlü seninle fakat kılıçları Ümeyyeoğulları’yladır” uyarısına aldırmayarak yola koyuldu. Yolda iken Kûfe’deki gelişmelerden ve Müslim’in öldürüldüğünden haberdar olunca, Kûfeliler hakkındaki düşünceleri değişmiş bir vaziyette, geri dönüp dönmeme noktasında kararsız kalsa da Müslim’in çocuklarının ısrarıyla yola devam etme kararı almıştır. Bunu haber alan İbn Ziyad, Ömer b. Sa’d’ı görevlendirerek onları tenha bir bölge’ye yönlendirip susuz bırakmasını emretti. Bunun üzerine İbn Sa’d onları Bağdat’a 100 km uzaklıktaki Kerbela bölgesine yönlendirdi. İbn Sa’d’ın attığı ilk okla başlayan savaşta önce Hz. Hüseyin’in etrafındaki korumaları, ardından da yalnız kalan Hz. Hüseyin 10 Muharrem 61/10 Ekim 680 tarihinde, aşura gününde şehid edilmişlerdir. Ardından mübarek başları kesilerek önce Kûfe’ye sonra da Şam’a gönderilmiştir. Hâdise uzun uzun anlatılacak da olsa uzunu kısa edecek şu sözle bağlamak icab eder: “Kerbela, şehitliğin ve fedakârlığın sembolü haline gelmiş, insanlığa kahramanlığı, haksızlığa boyun eğmeyişi ve Allah’ın rızasını kazanma gayretini öğreten mücadelenin adıdır.”
Peygamber Efendimiz, bilip öğrenmelerinde fayda gördüğü her hususu ashabına aktarmıştır. Kerbela hadisesi de daha Peygamber Efendimiz hayattayken konu olmuştur. Ebû Zeyd Amr İbni Ahtab el-Ensârî (r.a) tarafından rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, kendisinden hemen sonra gelecek halifelerin, ardından meliklerin yönetiminden bahsetmiştir. “Başına gelecek belâ” diye üstü kapalı olarak, ayrıca torunu Hz. Hüseyin’in de şehid edileceğini bildirmiştir.(3)
Kerbela hadisesi ne kadar elim verici olsa da Müslümanların bundan bir ders çıkarmaları icâb etmektedir. Ama ne yazık ki günümüze bakıldığında dünyanın birçok bölgesinde hâlâ Kerbela’ların yaşandığını görmek biz Müslümanlara acı veriyor. 1400 yıl öncenin Kerbela’sında yaşananlar, 1400 yıl sonrasının Kerbela’sında hâlâ tekerrür ediyorsa Müslümanların “artık” bazı şeyleri düşünmelerinin vakti gelmiş ve geçmiyor mu? Anlıyoruz ki biz Kerbela’yı anmaktan öteye geçememişiz. Hâlbuki Kerbela’yı anlamak, gafletten uyanmaya daha çok sevk edicidir. Kıyamın hüviyetini ve hedeflerini muhafaza edebilmek için niteliğini çok iyi bilmek, bildirmek, anlamak ve anlatmak gerekmektedir. Bu kıyamı dört boyutta ele almak mümkündür; yıkmak, yapmak, yenilemek ve oluşturmak.(4) Hüseynî kıyam, Peygamber Efendimizden miras kalan halifelik müessesesini tahrîb eden ve onu saltanat usulüne bağlayarak haksızlığa imza atan zulmün temellerini “yıkmayı” hedefliyordu. Ve yine Hüseynî kıyam, İslam toplumunda zulme karşı durabilecek yeni akımların oluşabilmesi için insanlara cesaret ve uyanış ruhunu damıtmak, gelecek nesle Allah’ın rızasını arayan, şehadet aşığı neferler kazandırmak ve İslam camiasını diri bir toplum “yapmayı” hedefliyordu. Bununla birlikte eskiyen, yıpranan ve tahrif edilen değerleri eski canlılığına kavuşturmak için “yenilemeyi” düşünüyor ve bunları gerçekleştirmek için de yalnızca Allah’ın rızasını gözeten, iman ve takva hamuruyla yoğrulmuş ve İnsanlık için büyük, canlı, kahraman şahsiyetleri “oluşturuyordu.” Ve bu şahsiyetler tarih boyunca zalim mütekebbirlerin uykusunu kaçıran, kendileri için sıcak yatağı hoş görmeyen kimseler oldular.(5)
Son olarak şunları belirtmek gerekiyor ki Hüseynî olmak fedakâr olmaktır, Hüseynî olmak iyiliği emretmektir, Hüseynî olmak kötülükten alıkoymaktır ve Hüseynî olmak Allah’ın emrettiğini yeryüzüne haykırmak için yerinde duramamaktır!..

——————————————
1 İsmail Yiğit, “Müslim b. Akîl”, DİA, c.32, s.91.
2 Mustafa Öz, “Hâni’ b. Urve”, DİA, c.16, s.33.
3 İmam Nevevî, Riyâzu’s Sâlihîn, trc. M. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 2010, s.554.
4 Cevad Muhaddisi, A’dan Z’ye Kerbela Ansiklopedisi, trc: Alparslan Gürel, Metin Atam vd., Asr Yayınları, İstanbul 2010, s.275.
5 Muhaddisi, a.g.e., s.276.