Her ay bir Müslüman coğrafyasını ele aldığımız yazı dizisinin bu bölümünde Nepal’e konuk olacağız. Yaklaşık bir milyona ulaşan Müslüman nüfusuna rağmen Türkiye ve dünya Müslümanlarının ümmet bilincinin gerektirdiği biçimde yeterince tanımadığı bir ülke Nepal. Bunda, özellikle ülkemizde Nepal’in sosyo-kültürel yapısı ve tarihsel serüvenine yönelik araştırma ve sorgulamaların yapılmamış olmasının payı büyük. Bu sebeple Türkiye Müslümanlarının Nepal’e ilişkin bilgileri sivil toplum kuruluşları tarafından ülkeye yönelik yardım faaliyetleri çerçevesinde yürütülen seyahatlere dayanıyor. Ancak bu seyahatler ümmet bilincinin bir yansıması olarak gerçekleştirildiğinden, bu seyahatler sonucu oluşan izlenimler ülke Müslümanlarının ahvalinin anlaşılmasına yönelik çarpıcı anekdotlar içeriyor.

Yazımızın başlığından da anlaşılacağı üzere Nepal, Budizm ve Hinduizmin önemli ölçüde etkin olduğu ve bu inançlar doğrultusunda binlerce ve hatta yüz binlerce tapınağın inşa edildiği bir ülke. Çoktanrılı bir dini anlayışın hâkim olduğu ülkede neredeyse her şey putlaştırılıyor. Müslümanlar ise bir azınlık olarak yaşadıkları bu ülkede putların karşısına dikilen İbrahim’i aleyhisselâm temsil ediyor. Her ne kadar azınlıkta olsalar da azim ve kararlılıkla yalnızca bir olan Allah’a kul olan Müslümanlar putların ve onlara inanan çoğunlukların karşısında sarsılmaz bir iman mücadelesi veriyor. Ve bu mücadele ülke çapında pek çok gayrimüslimin imanla müşerref olmasıyla sonuçlanıyor.

Bu yönüyle Nepal’de her bir Müslüman İbrahim’i aleyhisselâm ve her bir yeni Müslüman ise bu putların an be an yıkılışını temsil ediyor. (1) Tüm mücadele aynı zamanda ülke Müslümanlarının pek çok sorunla yüzleşmesine sebep oluyor. Bu yönüyle Nepal’de Müslüman olmak cahiliye Mekkesi’nde Müslüman olmaya benziyor. Nepal’e seyahat gerçekleştiren bir Müslüman hayır gönüllüsünün bölge halkıyla yaptığı röportajlar bu zorlukları tüm yönleriyle gözler önüne seriyor; 16 yaşındaki bir genç kız İslâm’ı seçtiği için sokağa atılıyor, aynı akıbete düçar olmamak için Müslüman olan bir kadın yıllarca İslâm’ı seçtiğini eşinden saklamak zorunda kalıyor. Ailesinden işkence gören de var, bütün arkadaşları tarafından dışlanan da. Fakat tüm bu zorluklar Nepal’li Müslümanları Allah’ın dininden alıkoyamıyor. İşte tüm bunlardan dolayı Tapınaklar ve putlar ülkesi Nepal’de Müslüman olmak, cahiliye Mekke’sinde Müslüman olmaya çok ama çok benziyor. (2) Bu yönüyle Nepalli Müslümanlar şirk ve küfrün bataklığında tertemiz imanı ve parlayan bir İslâm güneşini temsil ediyor. Şimdi gelin Nepal’i biraz daha yakından tanıyalım.

Ülkenin Coğrafi ve Demografik Özellikleri

Ülke Batı, güney ve doğudan Hindistan kuzeyden ise Çin tarafından sarmalanmıştır. Bu yönüyle ülke sınırlarını oluşturan Çin ve Hindistan gibi güçlü ülkelerin siyasi ve ekonomik etkisine önemli ölçüde açıktır. Yaklaşık 30 milyonluk nüfusunun büyük bir bölümü Budist ve Hindulardan oluşmakta ve Müslümanlar ise yaklaşık bir milyonluk nüfusuyla ülkede azınlık konumunda yer almaktadır. Ülke Müslümanlarının tamamına yakını Sünni ve Hanefi mezhebine mensuptur.

Dünyanın en yüksek noktası olarak bilinen Everest tepesi (8.848) ve dünyanın önemli yüksek zirvelerine sahip olan Himalaya sıra dağları ülke sınırları içerisinde yer almaktadır. Ülkenin en önemli şehri başkent Kathmandu’dur. Çok kültürlü ve çok dilli yapısıyla dikkat çeken ülke Hindu ve Budistler için sembolik öneme sahiptir. Hinduların hac için ziyaret ettiği Pashupatinath Tapınağı bu ülkede yer almaktadır. Bununla birlikte Budizm’in kurucusu olarak bilinen Buda’nın da ülke sınırları içerisinde doğduğu bilinmektedir. Ülke bu yönüyle Budistler için de ciddi önem arz etmektedir.

Nepal’de İslâm ve Müslümanlar

Müslümanların 8. yüzyıldan itibaren Nepal hakkında bilgi sahibi oldukları bilinmektedir. Bîrûnî çeşitli eserlerinde Nepal’in yerini Katmandu vadisi civarı olarak belirlemiştir. Bölgede İslâm’ın yayılması ise 15. Yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Müslüman tüccarlar ve ilim adamları vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Günümüzde Müslümanlar genel olarak Nepal’in Terai bölgesinde yaşamakta ve Hindu kültürünün yoğun baskısı altında bulunmaktadır. Nepal’de Müslümanlar hayatın her alanında nüfuslarıyla orantılı bir temsilden yoksundur. Bunda Nepal’in Hindistan’daki Hindu-Müslüman çatışmalarından etkilenmesinin de payı büyüktür. Ülkede diğer inançlara yönelik ayırımcılık çok güçlü olduğu için yakın zamanlara kadar Müslüman çocuklar Hindular’ın okullarına kabul edilmemiştir. Son zamanlarda dinî medreselerin ve Müslümanların kurdukları dernek ve merkezlerin sayısında ise önemli bir artış görülmekte ve Müslümanlar alternatif eğitim ve bilgilenme ortamlarından faydalanmaktadır. (3)

Her ne kadar çeşitli baskılara maruz kalsalar da ülke Müslümanları inançları ile bağlarını her geçen gün zenginleştirmekte ve son yıllarda pek çok gayrimüslim İslâm ile müşerref olmaktadır. Bunda 2008 yılında yaklaşık beş yıllık bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkan Kuran-ı Kerim’in Nepal dilindeki mealinin etkisi büyüktür. Daha önce sadece belli bölümleri Nepal diline çevrilen Kuran-ı Kerim’in tamamının Nepal diline çevrilmesi Müslüman halk tarafından büyük teveccüh ile karşılanmış, bu durum İslâm’ı öğrenmek isteyen gayrimüslimler için de önemli fırsatlar doğurmuştur.

Ancak ülkede din değiştirip İslâm’a yönelen Müslümanlar ciddi sorunlarla yüzleşmektedir. ‘Nepal’deki Mekkeliler’ isimli yazısında bölgede sonradan Müslüman olanların ahvalini anlatan bir insani yarım gönüllüsünün röportajlarında (4) bu sıkıntılara yönelik ifadeler mazlum Müslümanların dilinden şu şekilde dökülmektedir;

“Adım Ayşe, Evlenmeden önce Hindu idim. Kızımı doğurduktan sonra, o henüz 1 aylıkken Müslüman oldum. Kur’ân’daki Hz. Peygamber ile alakalı olan ayetlerden çok etkilendim ve bu şekilde Müslümanlığı seçtim. Çok fazla sıkıntı yaşadım. Eşimle sürekli bunun münakaşasını yaptık. Bebeğim 2 aylıkken, bir gece saat 11 civarında eşim evi terk etmemi istedi ve beni bebeğimle birlikte dışarı attı.”

“Adım Hafsa, 17 yaşındayım. İslâm’ın insanları sevmeyi ve korumayı teşvik etmesinden çok etkilendim. Elhamdülillah 1 yıl önce Müslüman oldum. İlk zamanlar herhangi bir dini kabul etmiyordum. Kiliseye gidiyordum, Hindu tapınağına gidiyordum. Ailem de Hindu idi. Ben de Hindu gibiydim fakat tam anlamıyla öyle değildim. Ailem Müslüman olduğumu öğrendiğinde çok büyük şaşkınlık geçirdi. Aynı zamanda öğretmenim, arkadaşlarım da şaşırdılar.  Müslüman olduktan sonra okula ilk geldiğimde tesettürüm ile okumama müsaade etmediler. Bunun benim özgürlüğüm olduğunu söyleyerek direndim ve birçok Müslüman da beni takip etti. Nepal’in Müslüman bir ülke olmadığını ve buna izin vermeyeceklerini söylediler. Ben de onlara bunun benim dinim olduğunu ve ondan asla vazgeçmeyeceğimi söyledim. Sonunda izin vermek zorunda kaldılar.”

Bölgedeki mazlum Müslümanların yaşadığı tüm bu sıkıntıların Mekke’deki ilk Müslümanların yaşadığı sıkıntılarla benzerlikler göstermesinden hareketle bölge Müslümanları Nepal’deki Mekkeliler olarak anılmaktadır.

Nepal’deki İslâmi yapılanmalara bakıldığında ise öncelikle Tasavvufi cemaatlerin etkin olduğu görülmektedir. Bununla birlikte özellikle Pakistan ve çevre ülkelerde önemli etki uyandıran Cemaati İslâmi’nin de bölge Müslümanlarının bilinçlenmesinde önemli roller oynadığı bilinmektedir.   

 

————————-

 

Dipnotlar ve Kaynakça

  1. Sema Bayram’ın Milat gazetesinde İHH Ankara Genel Koordinatörü Hanefi Sinan ile gerçekleştirdiği röportajda Nepal’i anlatan Hanefi Sinan’ın ülkede İslâm ve Müslümanlara yönelik analizleri için bkz: http://m.milatgazetesi.com/bir-musluman-bir-putun-yikilmasi-demek-haber-32525
  2. Serkan Nergis’in Time Türk’te yayınlanan yazısı ve gözlemleri için bkz: http://www.timeturk.com/tr/2012/07/05/asya-da-iki-durak-banglades-ve-nepal.html
  3. Azmi Özcan, Nepal, Diyanet İslâm Ansiklopedisi, 2006, Cilt 32, s.557-558.
  4. Turgay Bakırtaş, Nepal’deki Mekkeliler, Detaylı Bilgi için bkz: https://www.ihh.org.tr/oradaydik/nepaldeki-mekkeliler