Ebu Malik el-Eşari radıyallahu anh, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Mutlaka Allah’ın kullarından bazı insanlar vardır ki, onlar ne peygamber ne de şehittirler. Fakat kıyamet gününde, Allah katındaki makamlarından dolayı Nebiler ve şehitler onlara gıpta edeceklerdir.”

Ebu Malik el-Eşari diyor ki: Orada bir arabi vardı, ayağa kalktı ve “Ey Allah’ın Rasulü, söyler misin bizlere, nebilerin ve şehitlerin gıpta ettiği bu kimseler kimlerdir?” diye sordu.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Onlar sadece ve sadece Allah rızası için, Allah’ın rahmetini umduklarından dolayı, İslam kardeşliği için, hiçbir dünyevi çıkar gözetmeksizin, akrabalık bağları olduğundan değil, Allah için bir araya gelen ve Allah için ayrılan insanlardır.”

Yaşamış olduğumuz dünyada insanlar, hevalarına, heveslerine, izmlere, haramlara, pisliklere köle olmuşlar. İşte bizler bu kölelerin içinde hür insanlar olmalıyız. Nefislerin kölesi olmayan, ideolojilerin kölesi olmayan hür insanlar…

Gariplerin yanında olan, yoksulların yanında olan, masumların ve mazlumların yanında olan garipler olmalıyız.

Fakat bizlerin önüne koyulan “en”ler var ve bizi bu “en”lere sahip olmak için birbirimizle yarıştırıyorlar. “En başarılı”, “en çıplak”, “en kaliteli giyinen”, “en güzel”, “en kariyerli”, “en çok gezen”, “en zengin”, “en zeki”, “en çok bilen” gibi…

Bu “en”leri önemsediğimizde bir de bakıyoruz ki topyekün hepimiz bu yarışın içindeyiz. Örneğin, gençlerin önünde bulunan ve yarıştırdıkları; “kariyer, makam, mevki, diploma” ve “sınavda en çok puan alma” yarışı.

Bir de bakıyor ki genç, gençlik yılları bitmiş “en”lerin peşinde koşarken. Bir hengamenin, bir koşturmacanın içinde yarış atı misali dört nala koşuyor.

Bu “en”lerin peşinden koşarken “en” değerlilerimizi unuttuk. Bu değerler en berbat halini aldı. “En ahlaklı”, “en tesettürlü”, “en vefalı”, “en hayalı”, “en tevazulu”, “en ilimli”, “en cömert”, “en fedakar”, “en çok Allah’tan korkan”… Ve bu “en”leri kaybedince “en takvalı” kalmadı.

Dünyaya bakın, manzaralara bakın, sokaktaki manzaralara bakın. İnsanlar göreceksiniz, hayvandan daha aşağılık. İnsanlar göreceksiniz, evsiz, yersiz, yurtsuz, elbisesiz ve aç. Çocuklar göreceksiniz, bakışları donuk, ümitsiz, korkulu. Gençler göreceksiniz, ağzından köpükler gelen, yere yıkılmış ve yavaş yavaş ölen. Genç kızlar, kadınlar göreceksiniz, her şeyini kaybetmiş, iffetsiz, izzetsiz, zelil, zavallı, yardıma muhtaç, temizlenmek isteyen.

Dünyaya bakın, İslam coğrafyalarına bakın, akan kana bakın, gördükleri muameleye bakın, küffara bakın, ne kadar azgınlaştığına bakın Suriye’ye, Arakan’a, Somali’ye, Afganistan’a…

Bulunduğunuz üniversiteye bakın, neler dönüyor orada. Çalıştığınız işyerine bakın, oturduğunuz mahalleye bakın, Allah’ın istemediği neler oluyor oralarda, hangi haramlar işleniyor, hangi iğrençlikler, hangi pislikler?

Televizyon ekranına bakın, telefon ekranına, oradan üzerimize sıçrayan pis kokulu şeylere bakın. İnsanlar sizce mutlu mu, dünya nasıl bir yer, yaşanası, ömür tüketesi bir yer mi, bakın!

İman ettiğimiz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in miraca yükseldiği mescide bakın. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya bakın. Siyonist köpeklerin aşağılık hallerine bakın. Aksa’nın direnen gençlerine bakın. Yaşlılarına, çocuklarına bakın.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına bakın, genç sahabelere bakın.

Dünya sizleri bekler, bütün bu sıkıntılar sizi bekler, mazlumlar sizi bekler, İslam davası sizi bekler. İman ettiğimiz kitap, yeryüzünde hükümlerinin uygulanması için sizi bekler.

Uyuşturucu bağımlıları, alkolikler, zina bataklığına düşenler, bombalanan şehirlerde göçük altında kalanlar, aç bebekler, çaresiz anneler babalar, mazlumlar, sizleri bekler.

Ey gençler topluluğu! Ey takvalı genç kardeşlerim! Sizlerden “en” hayalı olan, iffetini yitirmiş olanlara ışık olacak, yol gösterici olacak. Sizlerden “en” fedakar olan, feda olup kendisini kurtarmayı bekleyenlere el uzatacak. Sizlerden “en” cömert olan, aç bebeleri doyuracak. Sizlerden “en” çok Allah’tan korkan, toplumlara Allah’a kul olmayı öğretecek…

Sizin gece namazlarınızda dökeceğiniz yaşlara ihtiyacı var bu ümmetin. İslam coğrafyalarının, sabah namazında ayakta olan gençlere ihtiyacı var. Çok namaz kılan, çok oruç tutan, çok Kuran okuyan gençler kesecek tüm haramların önünü.

Eğer yeryüzünde başka mutluluklar arıyorsan;

Vallahi bunlardan başka mutluluk yok.

Vallahi bunlardan başka huzur yok.

Vallahi bundan daha güzel aşk yok.

Vallahi şehadetten daha üstün kariyer yok.

Allah katında kariyer yapın.

Kendinizi İslam davasına adayın.

Ruhunuzu ibadetlerle doyurun.

İmanlarınızı güçlendirin.

Bir haram gördüğünde Allah’ı hatırlayıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i hatırlayıp korkuyla gözünü oradan ayırırsan, Allah senin kalbine öyle tatlı bir iman verir ki, bütün lezzetleri unutur onun peşine düşersin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının İslam davası uğruna çektiği çileleri, işkenceleri, eziyetleri öğrenince ancak onları hallerine özenecek, “Ya Rabbi, beni de bu makama ulaştır” diye gece gündüz dua edeceksin.

İnsanların hidayetine, kurtuluşuna vesile olduğunda kalbinde duyduğun heyecan ve sevinci hiçbir dünyalık nimette bulamayacaksın.

Allah’ı anmanın tadını, zikrin lezzetini kalbinin derinliklerinde hissedince, dünyanın meşakkatinden sıyrılıp Rabbinle baş başa, O’nu anarken kalbindeki sükûn ve huzuru kimsenin yanında bulamayacaksın.

Seni bütün bu lezzetlerden alıkoyan, cehenneme, kabir azabına, Allah’ın gazabına doğru çağıran, nefsinin arzu ve istekleridir. Bunu unutma!

Selam ve dua ile…