Bundan tam beş yıl önce (2011 yılında) Arap Baharının izdüşümü olarak Suriye’de meydana gelen halk ayaklanması şuan öyle bir hale geldi ki tüm dünyanın politikalarına ve siyasetine bulaşmış bulunmaktadır. Despot ve totaliter bir anlayışla ülkeyi yöneten Esad’ı istemeyen Müslüman halk ve dikta rejimini zorla kabul ettirmek isteyen taraflar arasındaki savaş, bölgesel arenadan uluslararası arenaya taşınmış ve bunun getirisi olarak da yoğun bir göç dalgası tüm dünyayı sarmış bulunmaktadır. Özellikle Avrupa ülkelerinin ikircikli ve çirkef tavrı burada da ortaya çıkmış, yurtlarından edilenlere yurt sağlamama konusunda elinden gelenleri artlarına koymadıklarına şahit olmuş bulunuyoruz. Bu eksen içerisinde ise Türkiye üzerine düşen görevi yapmış ve tam üç milyon Suriyeliye ev sahipliği yapmıştır. (Sayfadaki tabloya bakabilirsiniz)

Tabloda da belirtmiş olduğumuz gibi Türkiye, yaklaşık üç milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmakta. Özellikle şer odaklarından Suriyelilere karşı oluşturulan nefret ve ötekileştirme söylemlerini halkımıza kanıksatmaya çalışanlar sonu alınamayacak bir fitili ateşlemek istemektedirler. Egemen medya durumu ne kadar flu göstermeye çalışsa da halkımızın bilincine ekilen nefret söylemleri dışavurumunu göstermeye başlamıştır. Bunca gelişim siyasete de yansımış bir tarafta Suriyelileri ülkelerine göndereceğiz diye siyasi söylem geliştirenler ile Suriyelilere ensar olacağız diyenler, Suriyelileri rant malzemesi yapmış ve oylarını arttırmayı hedeflemişlerdir. Hemen hemen her sokak başında kah dilenirken kah ekmeğini alın teri ile kazanırken gördüğümüz mülteciler, bu kadar mı etkiliymiş demeyelim. Ne de olsa üç milyon.

Siyasi Malzeme: Suriyeliler

Yaşanan yoğun göçün ülkeler arası krizi tetiklediği hepimizde malumdur. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler arasındaki Suriyeli mültecileri paylaşma konusunda anlaşmazlık çıkmış ve tırnak içerisinde o kadar titiz davranıyor olmalılar ki ülkelerinin etnik çizgisini kaybedeceklerinden dolayı ülkeye girişlerine izin verilmiyor. Yunanistan, Almanya ve Türkiye üçgeninde sıkışıp kalan mültecilere sözde insanlık vicdanı ulaşmamış ve en temel ihtiyaçlardan biri olan yaşam ve barınma hakkı çok görülmüştür.

Suriyeli mülteciler, ülkelerin daralan politikalarına nefes aldırırken, siyasi arenada da adından çokça bahsettirir olmuştur. Maalesef bundan habersiz olan masum yavrular ise ya aylan bebek gibi çoktan ölüme göz kırpmış bulunmakta ya insanlık vicdanına hapsedilmiş bulunmakta ya da bir denizin sahiline vurmayı beklemektedir.

Türkiye ev sahipliği yaptığı üç milyon Suriyeli üzerinden AB ülkelerine vizesiz serbest dolaşım hakkını kazanmak isterken yapılan açıklamalar Suriyelilerin nasıl bir siyasi malzeme olduğunu gözlerimizin önüne sermektedir. Geçenlerde AB konseyinden gelen kısmi ret cevabına ülkemizdeki bir siyasetçi şöyle bir değerlendirmede bulundu; ‘’ Avrupa Parlamentosu, Türk vatandaşlarına Avrupa yolunu vizesiz açacak raporu görüşecek. Eğer yanlış bir karar çıkarsa Mültecileri göndeririz.’’Evet tam olarak böyle bir açıklamadan bahsediyorum. Suriyeli mültecileri siyasi rant malzemesi yapıldığından bahsediyorum. Üç milyar euro için Suriyeli mültecilerin siyasi bir malzeme yapıldığından bahsediyorum.

Almanya’da da Suriyeli mültecilerin durumu farklı değildir. Alman hükümeti tarafından hazırlanan Suriyeli mültecilere yönelik paket, Suriyeli mülteciler için adeta bir facia. Sözde medeni olan bu ülkeler sözde geri kalmış bu insanları muasır çağdaş medeniyetlerin seviyesine çıkarmak için uyum paketi hazırladılar. Uyum paketinde ise bir cafe’de Alman kızlarıyla nasıl konuşulur, gece hayatı için yapılması gerekenler, pazar ayinlerinin önemi gibi ilginç maddeler bulunmakta. Sahi bunlar sadece barınmaya gelmemiş miydi? Yaşam ve barınma haklarını almak isteyen Suriyeli mültecilere yapılan siyasi oyuna bir de kilise eklendi. Bir papazın yaptığı açıklamada Suriyeli mülteciler Almanya’da kalmak için kağıt üzerinde din değiştiriyor ve bunun önleminin alınması gerektiğini söyledi.

Yunanistan’da yaklaşık 10 bin Suriyeli mültecinin kaldığı İdomeni’de bir yük vagonunun geneleve çevrildiği ve uyuşturucunun hızla yayıldığı haberleri gündeme oturdu. Uyuşturucu ve kadın tacirlerinin şuan ki en uğrak yerleri nedense Suriyeli mültecilerin barındığı yerler olmakta. Barınma derken lütfen yanlış anlamayalım ne de olsa Avrupalı vicdanı! Ayrıca Türkiye üzerinden kaçak yollarla geçen Suriyeliler Yunan Başbakanı oldukça rahatsız etmiş olacak ki Türkiye ziyaretini erkene aldı.

Dünya genelinde yaklaşık dört milyonu bulan Suriyeli mültecilerin Avrupa’da karşılaştıkları,  insanlıktan uzak tavırlara biraz olsun değinmek istedim. Hristiyan dünyasının ruhani lideri Papa gibi olaya sadece bir göç nazarıyla bakamayız bakmamalıyız. Papa, yapmış olduğu açıklamada Avrupa’ya sığınmaya çalışan Suriyeliler için; ‘’Arap istilası’’ nitelendirmesinde bulundu. Kısaca Avrupa tüm kurumları ve kuruluşları ile çalışmakta. Son olarak Alemlerin Rabbi olan Allah’tan isteğimiz odur ki mazlum Suriyeli kardeşlerimize istemiş oldukları ilâhi nizam ile yurtlarına dönmelerini nasip etsin. Bizlere de kardeşlerimize ensar olabilmeyi nasip etsin.

————————

Kaynakça:
1. Fotoğraf, Mülteci Hakları Derneği’nin sayfasından alıntıdır.