Demokrasi ve hadis inkârı, çağımızın en büyük fitnelerindendir. Aslında birçok fitnenin temeline hadis inkârını koymak herhalde haksızlık olmaz. Hadisleri inkâr ettirmek Müslümanların inanç sistemlerine zarar verebilmek için en etkili yoldur denilebilir. Çünkü avam bile -istisnâî durumlar hariç- ayetlerden birini bile inkâr etmenin mümkün olmayacağını, bununla beraber kişinin Müslüman kalamayacağını bilmektedir. Dolayısıyla ümmete ayetleri inkâr ettirme çabası başarısızlıkla sonuçlanacak, ferdî irtidatlardan öteye geçemeyecektir. Bu fitne bundan dolayı müsteşrikler(1) tarafından Ümmet’e yutturulmuş, kendini Müslüman diye isimlendiren oryantalistler de onların borusunu bu ümmet içinde öttürür olmuştur.
Ayetleri çok iyi yorumlayabilen müçtehitmişcesine, küstahça Allah Rasûlü’nün (s.a.v) hadislerine dil uzatanlar, kıyamete yakın çıkmasını beklediğimiz, cahilce sapan ve saptıranlardandır. Bunlara göre herkes Kur’ân’ı anlayıp hüküm çıkarabilir fakat Hz. Peygamber (s.a.v) ve Onun yakın arkadaşları, talebeleri buna ehil değildir. Eğer peygamber değilseniz ayetler hakkında istediğiniz gibi yorum yapabilir, bu zırvalara “ilim” diyebilirsiniz. Hz. Peygamber’in (s.a.v), selef zamanından günümüze kadar kabul edilmiş doğrularını yalanlayabilir, Ümmet’in tamamının bir hususta yanılgı içerisinde olduğunu, bu yanılgının ancak şimdi düzeltilebildiğini söyleyebilir ve Müslümanlardan bunları kabul etmelerini bekleyebilirsiniz. Yaşanarak gelen sünneti alırız, yaşanmadan nakledilmiş sünnet bizi bağlamaz diyebilir, sanki yaşanmadan, sadece dilden dile gelen sünnet varmış gibi, kafanıza uymayan hadisleri reddedebilirsiniz. Ehl-i Sünnet’in şerefli muhaddislerine yersiz eleştirilerde bulunup, “Bir Fransız şairi ne güzel ifade etmiştir…” diyebilir, Ümmet içerisinde o kadar âlim varken gidip meşhur müsteşrik Goldziher’in kitabını tercüme edebilirsiniz. Fakat biz sünnete, sadece Hz. Peygamber (s.a.v) söylediği için tabiiyiz…
Sünnet ve Hadis:
Hadis, Hz. Peygamber’den (s.a.v) bize ulaşan her şeydir.(2)
Sünnet kelimesi özel olarak, Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilmeyip sadece Allah Rasûlü’nden (s.a.v) nakledilen her şey için kullanılır. Bu, Kur’ân’daki bir hükmün beyanı olabilir ya da olmayabilir. … Sünnet kelimesi bazen de Kur’ân’da veya sünnette olsun-olmasın, sahabenin kendisi üzere amel ettiği şey anlamında kullanılır.(3)
Bu tanıma göre hadisin ifade ettiği mana önemli değildir. Sünnet bazen haramlık, bazen mubahlık ifade eder. Bazen başka bir hükme delalet eder. Bazen de zelleler gibi meselelerden ya da Hz. Peygamber’in (s.a.v) şahsına münhasır olan meselelerden bahseder ki, bu meseleler aslen hiçbir hükme delâlet etmez.
Usulcüler sünnet kelimesini İslâm’ın Kur’ân-ı Kerîm’den sonra gelen hüküm kaynağı için kullanırlar. Fıkıhçılara göre ise sünnet, mendub dediğimiz, yapılırsa sevap getiren, yapılmazsa ceza gerektirmeyen amellerdir. Onlara göre sünnet, naslardan elde edilen mendupluk sonucudur. Bu tanıma göre bir amelin sünnet olması için hakkında hadis bulunması şart değildir. Örneğin müdâyene vesîkası dediğimiz borç senedi düzenleme emri ayetle(4) sabit olduğu halde sünnettir, fıkıhçıların tabiriyle menduptur.(5) Akşam namazının farzından sonra kılınan iki rekâtlık namaz ise hadisle sabit olan sünnetlerdendir.(6)
Bu tanımlamalardan anlaşılacağı gibi sünnet kelimesi sadece bir anlamda kullanılmayıp, farklı ilimlerin ıstılahında farklı anlamlarda kullanılmıştır.

Hz. Peygamber’ Kur’ân’dan Başka Vahiy Geldiğinin Delillerinden Bir Tanesi:
Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v) eşlerinden Hafsa’ya (r.a) bir sır verdi. O ise sırrı diğer şahısla paylaştı. Rasûlullah (s.a.v) bu sırrın eşi tarafından ifşa edildiğini öğrenince ondan bir açıklama istedi. Eşi, Hz. Peygamber’e (s.a.v) bunu kimin söylediğini sorduğunda Rasûlullah (s.a.v) bunun kendisine Allah tarafından haber verildiğini söyledi.(7) Bu hâdise Kur’ân’da şöyle anlatılıyor;

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَن بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ (التحريم، 3)

Hani Peygamber (s.a.v) eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu Peygambere (s.a.v) bildirince, Peygamber (s.a.v) bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber (s.a.v), bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber (s.a.v), “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan haber verdi” dedi. (et-Tahrîm, 3)
Kur’ân’da, bu ayette geçen o hanımının ifşa ettiği haber açıklanmadığı gibi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) söylediği söz de zikredilmemiştir. Şu halde o vahy-i gayri metluvv olan sünnet ile haberdar edilmiştir.

Sünnetin Bağlayıcılığının Delilleri
1. Kur’ân-ı Kerîm’den Deliller:
1. And olsun, Allah Rasûlü’nde (s.a.v) sizin için güzel bir örnek vardır. Allah’ı ve âhireti ümit eden, Allah’ı çok zikreden kimseler için… (el-Ahzâb, 21)
2. Hayır! Rabbin hakkı için onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk dahi duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. (en-Nisâ’, 65)
3. Allah ve Rasûlü (s.a.v) bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının hiçbir muhayyerlik hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne (s.a.v) karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (el-Ahzâb, 36)
4. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasûl’e (s.a.v) itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve âhıret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Rasûl’e (s.a.v) götürün. İşte bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (en-Nisâ’, 59)
5. Kim Peygamber’e (s.a.v) itaat ederse Allah’a itaat etmiştir. (en-Nisâ’, 80)
2. Sünnetten Deliller:
1. el-Mikdâm b. Ma`dîkerib el-Kindî’den (r.a) Rasûlullah (s.a.v) dedi ki: Minderine yaslanıp kendisine benim sözlerimden bir hadis anlatıldığında “Bizimle sizin aranızda Allah’ın (c.c) kitabı vardır. Onda gördüğümüz helali helal sayarız, Onda gördüğümüz haramı haram sayarız” diyen adamın çıkması yakındır. Dikkat edin! Şüphesiz ki Allah Rasûlü’nün (s.a.v) haram kıldığı, Allah’ın haram kıldığı gibidir.
2. Hadisi Ebû Dâvûd, et-Tirmizî, İbn Mâce, ed-Dârimî, Ahmed, el-Kebîr’de et-Taberânî, el-Hâkim, et-Temhîd’de İbn `Abdi’l-Berr, Şerhu’s-Sunne’de el-Beğavî, Şerhu’l-İ`tikâd’da Sufyân – Ebu’n-Nadr – `Abdullah b. Ebî Râfi` tarikıyla el-Lâlekâî rivayet etmiştir. et-Tirmizî: “Hadis hasen-sahihtir”; el-Hâkim: “Şeyhayn’ın şartına göre sahihtir”; el-Beğavî: “Hadis hasendir”; Tahrîcu’l-Mişkât’ta el-Elbânî: “İsnadı sahihtir” demiştir.
3. Ebû Hureyre ve Zeyd b. Hâlid’den (r.a): Biz Allah Rasûlü’nün (s.a.v) yanındayken bir adam kalktı ve “Allah için aramızda Allah’ın kitabıyla hükmet” dedi. Kendisinden daha akıllı olan hasmı kalktı ve “Aramızda Allah’ın kitabıyla hükmet ve bana (konuşmam için) izin ver” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) de “Konuş” dedi. “Benim bu oğlum, şu adamın işçisiyken hanımıyla zina etti. Buna karşılık 100 koyun ve bir hizmetkâr köle verdim. Sonra ilim ehlinden birilerine sordum ki, bunun hanımına recm gerekliymiş” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) “Nefsim elinde olana yemin olsun ki, aranızda Allah’ın (c.c) kitabıyla hükmedeceğim. 100 koyun ve hizmetkâr iade edilecek. Oğluna 100 sopa ve 1 yıl sürgün vardır. Ey Enes (r.a.)! Bunun karısına git, itiraf ederse onu recmet” dedi. Enes (r.a.) gitti. Kadın itiraf etti ve onu recmetti. (el-Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, ed-Dârimî, Mâlik, Ahmed)(8)
İbn Hacer der ki: Sünnete “Allah’ın Kitabı” denilir. Çünkü sünnet Allah’ın vahyi ve takdiriyledir. Yüce Allah ‘O hevâdan konuşmaz. O sadece vahyedilmiş bir vahiydir.’ (en-Necm, 3-4.) buyurmuştur”(9)
İmâm en-Nevevî Sahîh-i Müslim Şerhi’nde şöyle der: Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Aranızda Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim” derken “Allah’ın hükmüyle” manasını kastetmesi muhtemeldir.(10)

Sünnetin Fonksiyonları
Kur’ân’a nispetle sünnetin fonksiyonları aşağıdaki gibidir:
1. Kur’ân’da sabit olan bir hükmü takrir eder: Durum böyle olunca hükmün 2 kaynağı ve 2 delili olmuş olur. Namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak, hacc, Allah’a ortak koşmanın, yalancı şahitliğin, anne-babaya isyanın, haksız yere adam öldürmenin ve başkasının malını yemenin yasaklanması gibi…
2. Kur’ân’da olan bir hükmü beyan eder ki bu üç şekilde olur:
a. Kur’ân’ın mücmelini tefsir eder: Namazı kılmanın, zekâtı vermenin, haccetmenin, sahih ile fasit alışverişin, faizin türlerinin ve oruç ayetindeki beyaz iple siyah ipin keyfiyetini açıklayan hadisler gibi…
b. Kur’ân’ın umumunu tahsîs eder: Allah Rasûlü’nün (s.a.v) “Kadın, halası, teyzesi, erkek veya kız kardeşinin kızıyla beraber nikah altında tutulamaz”(11) sözü, kendileriyle evlenmenin haram olduğu kadınların zikredildiği ayetteki “Bunlar dışındakiler size helal kılınmıştır” ifadesini tahsîs eder…
c. Kur’ân’ın mutlağını takyîd eder ya da birden fazla manaya gelmesi mümkün olan ifadeleri açıklar: Allah Rasûlü’nün (s.a.v), hırsızın elinin kesileceği yerin bilek olduğunu açıklaması, “Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesin” (el-Mâide, 38) ayetinin mutlağını takyîd etmesi gibi…
3. Kur’ân’ın nasihine ve mensûhuna delalet eder.
4. Kur’ân’da olmayan yeni hükümler koyar: Böylece hüküm sünnetle sabit olur, Kur’ân’dan hiçbir nass buna delil olmaz. Zina eden muhsan(12) kişinin recmedilmesi, altın ve ipeğin erkeklere haram olması, ehlî eşek etlerinin haram kılınması gibi…(13)

Sadece Sünnetle Sabit Olan Bazı Meseleler
Zekâta nispetle oranlarının, zekât verme vaktinin, zekâta tabi malların nisaplarının;(14) zekâta tabi olup-olmayan malların hangileri olduğunu belirten yine Kur’ân değil sünnettir.(15) “Yağmurla sulanan arazi mahsulünden zekât vermek gerekir” diyen Rasûlullâh’tır (s.a.v). Namazın ilk ve son vakitlerini, rekât sayılarını, farz ve sünnet olanlarını, farz namazların kılınamayacağı vakitleri, sünnet namazlarının kılınamayacağı zamanları, namazın içinde farz, vacip, sünnet, müstehab, haram ve mekruh olan fiilleri Allah Elçisi (s.a.v) belirlemiştir. Bunu hem sözleriyle, hem de fiil ve davranışlarıyla yapmıştır.(16) Su bulamadığı zaman teyemmüm ile namaz kılan kimse, namazdan sonra vakit içinde su bulması halinde dahi namazı yeniden kılması gerekmediğini beyan eden de Rasûlullâh’tır(17) (s.a.v). Oruç ve diğer ibadet ve muamelatta da Allah Elçisi (s.a.v) teşrî`de bulunmuştur. Bir kadının halası ya da teyzesi ile bir arada nikâhlanmasını,(18) ehlî eşeklerin, köpekdişli yırtıcı hayvanların, pençeli yırtıcı kuşların yenmesini haram kılan ve yabanî eşeğin yenmesini ise helal kılan,(19) diyet verilmesine, fidye karşılığı esirlerin kurtarılmasına, Müslüman’ın kâfir karşısında kısas yoluyla öldürülmemesine(20) hükmeden Allah Elçisidir (s.a.v). İki erkek ya da bir erkek ile iki kadın şahidin bulunmadığı bir olayda, bir erkek şahidin ve onun şahitliğine ek olarak yemin etmesinin iki şahit yerine ikame edilip hüküm verilebileceğine;(21) bir Müslüman’a, Müslümanlara ya da Müslümanlarla antlaşma yapmış toplumlara ait buluntu malların haram kılındığına;(22) ummu’l-veledin (=efendisinden hamile kalmış cariyenin) çocuğunu doğurur doğurmaz (düşük doğursa bile) hürriyetine kavuşacağına(23) hüküm veren de O’dur (s.a.v). Elbise üzerine ihram giymeyi haram kılan(24) Yüce Rabbimiz değil, fahr-i cihan efendimizdir (s.a.v). “Katil, öldürdüğü kişinin mirasından bir şey alamaz”(25) diyen; iki ayrı dinden olanların birbirine mirasçı olamayacaklarını ortaya koyan;(26) farz olan haccın ömürde bir kez olduğunu ifade eden(27) hep Rasûlullâh’tır (s.a.v). Mesela Kur’ân, her hırsızın elinin kesilmesi hükmünü getirmiştir. Sünnet ise, koruma altında bulunan ve nisap miktarına ulaşan malı çalan kimsenin elinin kesilebileceğini belirtmek suretiyle Kur’ân’ın getirdiği hükmü tahsis etmiştir. Yine Kur’ân, zahir olan her maldan zekât alınması hükmünü getirirken, sünnet bunu belirli mallara tahsis etmiştir; oranlarını ve miktarlarını belirtmiştir. “Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir” diyen, Allah Elçisidir(28) (s.a.v). “Belirlenmiş payları sahiplerine verin! Geriye kalan kısım ise, en yakın erkeğe (asabeye) aittir” buyuran da O’dur (s.a.v). Hz. İbrâhîm’in (a.s) Mekke için yaptığı duasını bir misli fazlasıyla beraber Medine için yapıp bu şehrin iki taşlığı arasındaki tüm sahayı kutsal belde (harem) kılan da O’dur(29) (s.a.v). Hayız ve loğusa halindeki hanımların namaz kılamayacak ve oruç tutamayacaklarına hükmeden Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) olduğu gibi, hayızlılara ve cünüplere cami ve mescitlere girme yasağını koyan da O’dur(30) (s.a.v). Şarabı (hamrı) Yüce Rabbimiz yasakladığı gibi, Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) de sarhoşluk veren tüm içkilerin azını da çoğunu da haram hükmüne sokmuştur.(31) Altın ve halis ipeğin (ziynet olarak) erkeklere haram, kadınlara helal kılınması, bir Müslüman’a nesep yönünden haram olanların tamamının süt yönünden de haram kılınması,(32) evli olmayan zânînin sürgün edilmesi, evli olan zânînin recmedilmesi, şuf`a hakkıyla ilgili kuralları düzenleyen hükümler, ninenin mirası meselesi vb. Rasûl’ün (s.a.v) hükmüyledir. “Kim terk edilmiş ölü bir araziyi işleyip üretken hale getirirse bu arazi onundur” diyen;(33) “Bir malı satan ve alan (satış işlemlerinin yapıldığı yerden) ayrılmadıkları sürece muhayyerdirler” kuralını koyan,(34) “Belge ve şahit getirme davacıya, yemin etme ise inkâr edene aittir” kurallarını koyan da Allah Elçisidir (s.a.v). Li`ânleşen karı ile kocanın hemen birbirinden ayrılmalarına hükmeden fahr-i cihan Efendimiz’dir(35) (s.a.v). Dalak ve ciğer kanları ile ölü balık ve çekirge etlerini helal kabul eden de yine Hz. Muhammed’dir(36) (s.a.v). Durgun suya idrar yapma veya onda yıkanmayı yasaklayan da O’dur(37) (s.a.v).
Kur’ân ve sünnet üzerindeki kapsamlı araştırmalar göstermektedir ki, sünnette, bizzat Kur’ân tarafından temas edilmeyen sayılamayacak kadar çok hüküm, emir ve yasak vardır. Yukarıdaki örnekler, bu hüküm, emir ve yasakların sadece bir kısmıdır.

————————————————————-
1) Oryantalizm ya da diğer adlarıyla Doğu Bilimi, Şarkiyatçılık, Şarkiyat, Doğubilim; Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak addır. Kelimenin Latince tabanlı diğer dillerde karşılığı “orientalism” dir. Günümüz İslâmî literatüründe oryantalist (=müsteşrık/ şarkiyatçı) kelimesiyle, Müslüman olmadığı halde İslâmî ilmî çalışmalar yapanlar kast edilir. Amaçları İslâm’daki çelişkileri (!) bulup Müslümanların kafalarını bulandırmak, kaynaklara müdahale ederek onlara şüphe sokmak ve batı için zararlı fikirleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. İslâm’da sadece savunma savaşı vardır, Müslümanların kendilerini savunma dışında bir saldırı düzenlemeleri caiz değildir fikri, günümüzdeki en yaygın fikirlerindendir. Böylece Müslümanlardaki cihat ruhunu fiilen söndürmüşlerdir. Müslüman olmadığı halde İslâmî üniversitelerde okuyan öğrencilere günümüzde de rastlarsınız.
2) (el-`Askalânî, Nuzhetu’n-Nezar fî Tevdîhi Nuhbeti’l-Fiker 1414/1993, 37)
3) (eş-Şâtıbî 1423/2002, 672-673)
4) el-Bakara, 2/282.
5) Buradaki emrin vücub için olmadığının karinesi ise, 283. ayetteki “…eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın…” ifadesidir. Ayetin bu kısmı, muâmele yapan taraflar arasında karşılıklı güven meydana geldiği zaman borç ilişkisinin yazıyla tespitinin istenmediğini ifade etmektedir.
6) İbn Ömer رضي الله عنهما şöyle demiştir: “Rasûlullâh (s.a.v) ile birlikte öğlen namazından evvel iki ve ondan sonra iki, akşam namazından sonra iki, yatsı namazından sonra iki, cuma namazından sonra da iki rekât kıldım. Akşam, yatsı ve cumanın sünnetlerini Peygamber’in (s.a.v) evinde Onun yanında kıldım” (Sahîhu’l-Buhârî, 1127.; Sahîhu Müslim, 729.)
7) el-Buhârî; (el-Kurtubî 1417/1996, XVIII, 123)
8) Bu hadisin delalet yönü şudur: Hz. Peygamber (s.a.v) Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim deyip Kur’ân’da bulunmayan bir hüküm vermiştir. Bu da gösteriyor ki sünnetle sabit olan bir hüküm, Allah’ın kitabındaki bir hüküm gibidir.
9) el-`Askalânî, Fethu’l-Bârî bi Şerhi Sahîhi›l-Buhârî tarih yok, XV, 173.
10) en-Nevevî tarih yok, XI, 161.
11) el-Buhârî, Müslim, en-Nesâî, Ebû Dâvûd, Ahmed
12) Muhsan, zina ettiğinde recim cezası verilebilecek kişi için kullanılan bir terimdir. Tanımı hakkında mezhepler arasında görüş ayrılıkları olsa da genel manada şu açıklamayı yapabiliriz: Sahih bir nikâhla, bir eşle önden cinsel münasebette bulunmuş olan, hür ve baliğ kişidir. Önden tam bir cinsel münasebet olmaksızın, mücerret olarak nikâh akdiyle kişi muhsan olmaz. Bu vasıflar kadınlar için de geçerlidir. Recmi gerektiren hal vaki olduğunda evli olması şart koşulmaz. Bu şartlar yerinde olduktan sonra boşanmış olması ya da eşinin ölmüş olması muhsanlığı ortadan kaldırmaz. Allahu A`lem…
13) (ez-Zuhaylî 1417/1996, I, 460-464)
14) el-Buhârî, Sahîh, Zekât, Özellikle Bâb 56.
15) el-Buhârî, Sahîh, Zekât, Bilhassa 55.
16) el-Buhârî, Sahîh, Salât; Müslim, Sahîh, Salât.
17) en-Nesâî, Sünen, Gusl, Bâb 27; Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, Bâb 126.
18) el-Buhârî, Sahîh, Nikâh, Bâb 27; Müslim, Sahîh, Nikâh, Hadis 37-38.
19) Müslim, Sahîh, Sayd, Hadis 15-516; et-Tirmizî, Sünen, Sayd, Bâb 2-3; Krş. el-Muvâfekât, III, 372; IV, 7.
20) el-Buhârî, Sahîh, `İlm, Bâb 39; Krş. el-Muvâfekât, IV, 14, 49; Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, Bâb 41; et-Tirmizî, Sünen, Tahâret, Bâb 52.
21) el-Muvâfekât, IV, 13.
22) Ebû Dâvûd, Sünen, Sünnet, Bâb 5; İmâret, Bâb 33; et-Tirmizî, Sünen, `İlm, Bâb 10.
23) İbn Hanbel, Müsned, I, 303, 317, 320; ed-Dârimî, Sünen, Buyû`, Bâb 38; İbn Mâce, Sünen, `Itk, 2.
24) el-Muvâfekât, IV, 22 vd.
25) et-Tirmizî, Sünen, Ferâid, Bâb 26; İbn Hanbel, Müsned, I, 49; Ebû Dâvûd, Sünen, Diyet, Bâb 18; İbn Mâce, Sünen, Diyet, Bâb 14.
26) el-Buhârî, Sahîh, Ferâid, Bâb 26; Buyû`, Bâb 19, 22, 42-44; Müslim, Sahîh, Ferâid, Hadis 1; Buyû`, Hadis 43, 46-47.
27) Müslim, Sahîh, Hacc, Hadis 472; en-Nesâî, Menâsik, Bâb 1.
28) el-Muvâfekât, IV, 35, 40.
29) el-Buhârî, Sahîh, Medîne, Bâb 1; Krş. el-Muvâfekât, IV, 42.
30) Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, Bâb 92.
31) el-Buhârî, Sahîh, Vudû’, Bâb 4; Edeb, Bâb 4, 10; Müslim, Sahîh, Eşribe, Hadis 68-69.
32) el-Buhârî, Sahîh, 33. Sûre’nin Tefsîri, Bâb 9; Nikâh, Bâb 27; Edeb, Bâb 93; Müslim, Sahîh, Radâ`a, Hadis 5.
33) el-Buhârî, Sahîh, Hars, Bâb 15; Ebû Dâvûd, Sünen, İmâret, Bâb 37; et-Tirmizî, Sünen, Ahkâm, Bâb 38.
34) el-Buhârî, Müslim.
35) el-Buhârî, Sahîh, Rehin, Bâb: 6; Âl-i `İmrân Sûresi’nin tefsîri, Bâb 3; et-Tirmizî, Sünen, Ahkâm, Bâb 11; İbn Mâce, Sünen, Ahkâm, Bâb 7.
36) Ebû Dâvûd, Sünen, Et`ime, Bâb 31.
37) el-Buhârî, Sahîh, Vudû’, Bâb: 68; Müslim, Sahîh, Tahâret, Hadis 94-96.