Şükür; verilen nimetin bilinip açığa çıkarılması ve nimeti verene sunulan saygı- minnettarlık ifadesidir. Şükür, bir Müslüman’da bulunması gereken en temel özelliklerin başında gelmektedir. Çünkü Rasulullah (sav), mü’mini mü’min yapan, onu diğer insanlardan ayırıp eşsiz bir şahsiyet haline getiren iki temel özellikten bahsetmiştir. Bunlar sabır ve şükürdür.

“Mümin kimsenin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu, müminden başka hiç kimse de yoktur. Kendisine bir iyilik isabet ederse verdiği nimetten dolayı Allah’a şükreder. İşte bu, onun için bir hayır olur. Bir sıkıntı isabet ederse buna karşı sabreder. Bu da onun için bir hayır olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/332)

Âlimlerimiz demişler ki; iman, sabır ve şükürden ibarettir. Sabır ve şükür imanın bineklerindendir. İman ancak bunlara yüklenir. Hal böyleyken ne var ki; insanların çoğu iman yükünü taşıyabilecek ve sahibini cennete sevk edip nimetlere gark edecek bu hasletten uzak bulunmaktadır. Zira “şükürsüz kullar” üretmek isteyen şeytan bu hedefine ulaşmak için her türlü yolu denemekte ve insanları haktan saptırmaktadır.

“İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. “Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!” (Araf, 16-17)

İnsanın apaçık düşmanı olan Şeytan bu hedefine ulaşmış gibidir. Çünkü Allah(cc) Kur’an-ı Kerim’in müteaddid yerinde insanların çoğunun şükretmediğini bildirmektedir:

“Allah’a yalanı iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Allah, insanlara çok ihsanda bulunmuştur, lâkin insanların çoğu şükretmezler. (Yunus, 60)

“Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.” (Neml, 73)

Allah(cc) kullarını şeytana karşı uyarmış ve onlara dosdoğru yolu göstermiştir. Artık bundan sonrası insana kalmıştır. “İnsanoğlu, isterse şükredici olacaktır, isterse küfredici(nankör).” ( Bkz, İnsan Suresi, 2-3. Ayet)

İnsanoğlu, şükür ve nankörlük arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. Bazen, verilen nimetlerin kadr-i kıymetini bilerek rabbine şükreder, bazen de son derece lütufkâr olan Allah’ın(cc) verdiği tüm nimetleri sanki kendi kazanıp elde etmiş gibi inkâr ederek nankör olur. Allah’ın(cc) insanların şükrüne elbette ihtiyacı yoktur. Ancak O, kimlerin şeytanın yolunu takip ederek “şükürsüz çoğunluğa” uyacağını kimlerin de kendi tarafı olan “azınlık grubuna” dâhil olacağını görmek istemektedir. Bundan peygamberler dahi müstağni değillerdir, şüphesiz onlar da aynı imtihana tabi tutulmuşlardır:

“(Süleyman) onu (Melike’nin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce, “Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.”(Neml, 40 )

Allah(cc), şükür ve küfür noktasında insanı serbest bırakmakla birlikte her iki grubun da varacağı nihai hedefi bildirmiştir ki bulundukları tarafı bilerek seçsinler.

“Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size(nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”(İbrahim, 7)

Şükrü terk edenler, şeytanın saptırmasına maruz kalmış ve onun tebaası haline gelerek haktan sapmış kimselerdir. Şeytan onlara sağlarından, sollarından, ön ve arkalarından yaklaşmış ve neticede onları rablerine karşı nankörlük eden kullar haline getirmiştir. Menfaatlerini koruma amacıyla insanlara türlü türlü teşekkür ifadeleri sunan; ancak kendilerine her türlü nimeti bahşeden rablerine karşı şükrü fazla gören bu insanları dünyada sefalet, ahirette ise büyük bir azap beklemektedir. Allah(cc) şeytana belirli bir zamana kadar mühlet verdikten sonra ona ve ona tabi olanlara hazırladığı akıbeti şu şekilde haber vermiştir:

“(Allah) buyurdu: “Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım.”(Araf, 18)

Kötü davranışlarda bulunanlara elim bir azap tattırmak Allah’ın adaletinden olduğu gibi, iyi işlerde bulunanlara mükâfatlarını eksiksiz vermek de Allah’ın adaletinin ve merhametinin bir parçasıdır. Allah(cc) şükreden kulları için sayısız nimetler ve ecirler hazırlamıştır.

Şükreden bir kimse öncelikle, kendisini büyük bir azaptan kurtarmıştır. Hz. Süleyman’ın söylediği gibi “Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur.” Yani kul rabbine şükürde bulunurken bir bakıma kendi kurtuluşu için de çalışmaktadır. Esasında kul için ilk hedef azaptan emniyette olabilmektir.

Şükreden bir kimse, şeytan ile Allah arasındaki mücadelede safını Allah’tan yana tutmuştur. Allah’ın safında olanları ise ahirette büyük mükâfatlar beklemektedir.

“Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah’ın tarafında olanlardır.”(Mücadele, 22)

Şükreden kimseleri ebedi cennette eşsiz nimetler beklese de onların nail olacağı en büyük nimet Allah›ın sevgi ve rızasını kazanmaktır. “Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (Tevbe, 72)

Rasûlullah (sav) ibret almamız için, İsrailoğulları içinde önceki dönemlerde yaşamış kel, kör ve alacalı üç adamın şükür konusunda nasıl imtihan edildiğini haber veriyor bizlere. Allah(cc) insan şeklinde bir melek göndererek onların hastalıklarını gideriyor ve onlara deve, inek ve koyun sürüleri bahşediyor. Aradan belirli bir zaman geçtikten sonra Allah(cc) tarafından tekrar görevlendirilen melek, yolda kalmış bir adam kılığında bu üç kimseyi ziyaret ediyor. Neticede kel ve alacalı adamlar nankörlük ederek meleğe yardımcı olmuyorlar, kör adam ise bu nimetlerin Allah’ın bir lütfu olduğunu kabul ediyor ve meleğe istediği maldan istediği kadar alabileceğini söylüyor. Bunun üzerine melek kel ve alacalı adamlara beddua ederek hallerinin tekrar eskiye çevrilmesini istiyor, kör adama da bunun Allah’tan(cc) gelen bir imtihan olduğunu ve Allah’ın kendisinden razı olduğu müjdesini veriyor.

Bizler de her konuda olduğu gibi şükür konusunda da Allah azze ve celle tarafından sürekli olarak imtihan edilmekteyiz. Bu imtihanın farkında olmak için illa ki bir meleğin gelmesini bekleyemeyiz. Unutmamalıyız ki; şükür ve küfür(nankörlük) yolları her daim önümüzde durmaktadır. Birinin sonu, azabı hak etmiş olan şeytana; diğerinin sonu, az iyiliğe çok mükâfat veren, rızası için yapılan iyiliklere fazlası ve pek ziyadesi ile karşılık veren Allah’a(cc) çıkmaktadır.