Her şeyin çok çabuk değişebildiği, bu değişimlerin neredeyse hızına yetişemediğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz. Olgular, müsemmalar aynı olsa da isimler ve şekiller zaman ve zemine göre değişkenlik arz edebiliyor. Hızına yetişemediğimiz bu kadar vakıa içersinde muhakkak ki hepimizi üzen, sıkılmamıza sebep olan, içimizi daraltan, kimi zaman dünyayı dar eden pozisyonlarla karşılaştığımız olabiliyor. Bu konuda herhangi bir kimseye özel iltimas geçilecek değildir. Şayet böyle bir kayırma söz konusu olacak olsaydı âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa aleyhisselam’ın sıkılmaması, daralmaması, zorlanmaması gerekirdi. Vakıa siyer kitapları onun hayatının ne şekilde geçtiğini en ince detaylarına kadar gözlerimizin önüne sermektedir. Bizler sıkıntı ile dünyaya gönderilen Âdem aleyhisselam’ın çocuklarıyız. O halde ilk insan da dâhil olmak üzere insanlığın hakikat güneşleri olan peygamber efendilerimiz de onca sıkıntılı durum ve hadise ile karşı karşıya kaldılarsa her hangi bir açıdan onlardan daha üstün meziyetli olamayan bizlere bu konuda tolerans tanınması mümkün değildir. Dünyadaysak sıkılacak, daralacak, bunalacak ve yorulacağız.

Hepimizin hayatında karşılaştığı bu hakikatin diğer bir yönü ise imkân varsa şayet karşılaştığımız bu sıkıntılı durumlardan kurtulmak için veya bunalıp daralmamıza sebep olan etkenlerin ortadan kalkması için bir çeşit çaba ve gayret içerisine girme gerçeğidir. Civarına sığınabilecek, kendisinden yardım alınabilecek, gözüken derde çare olabilecek ne varsa yapmak ister insanoğlu bu gibi durumlarda. Hatta bu hal insanı öyle davranışlara sürükler ki kendisine zarar verdiğini bildiği ve inandığı yalancı çözümlere bile sarılabilmektedir. Zararlı olduğu içenlerin gözünün içine sokulurcasına tespit edilmiş olan tütün ürünlerinin derde çareymiş gibi kıyamet günü sorguya tabi tutulacak el emanetine sıkıştırılması bu duruma sadece basit bir örnek olabilir. Ayet-i kerime ile sabit olduğu gibi herkes kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. (1) Süfli bir ruh ve süfli duygulara sahip insanların sıkıntı, dert, stres ve kederden kurtulmalarının yolu da elbette süfli olacaktır. Ulvi hedeflere talip yüce ruhlu kimseler ise dertlerinin çaresini, kendilerini imtihana tabi tutan Zat-ı Zü’l-Celâl’in kapısında ararlar. Zira onlara göre derdi veren ona derman da nasip eder. İmam Ebu Davud’un Hz. Huzeyfe radıyallahu anhu’dan aktardığı şu rivayet durumu en güzel şekilde izah etmektedir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sıkıntılı bir işle karşılaşınca namaz kılardı/”Peygamber aleyhisselamı bir iş üzdüğü zaman namaza dururdu.” (2)     

İslam’ın müesseselerini hakkıyla takdir edemeyen biz Müslümanların gözünden kaçan, hakkını takdir edemedikleri ve olması gereken konumda değerlendiremedikleri yitik yadigârlarımızın başında hiç şüphesiz namaz gelmektedir. O, peygamberlerin üzüldükleri zamanlarda gönüllerinin ilacı ve sıkıntılı anlarda yegâne çare umdukları kapıydı. Firavunun karşısına çıkacak olan Musa aleyhisselamı motive eden namazdı zira Allah’ı anmanın ve O’nu hakkıyla zikrederek müstekbirlerin küçüklüğünün farkına varmanın yolu namazdan geçiyordu. (3) Bedir savaşının arefesinde Resulullah aleyhisselam beş bin nişanlı meleği celbetmek adına namaz ile Rabbine arz ediyordu sıkıntı, dert ve kederini. Allah’ın dinini dert edinmiş Müslümanların dünya hayatında karşı karşıya kaldıkları problemlerde sığınılacak, dayanılacak, umut beslenecek bir kapı olarak namazdan gafil olmaları ne kadar esef verici bir durum. Oysa önderleri olan Hz. Peygamber aleyhisselam “Kalk, (ezan oku da) bizi namazla rahatlat ey Bilal!” (4) buyurmuştu. Dünyanın dert ve tasasına göğüs gerebilecek yürek isteniyorsa o yüreği namazla yüceltmek gerekmektedir. Ey dertli kardeşim, ey stres girdabında boğulmaktan endişe eden Müslüman, ey bütün genişliğine rağmen dünya kendisine dar gelenler, sessizce ve boyun eğerek yalvarmamızı bekleyen Rabbimizin huzurunda şimdi durmayacaksak başka ne zaman duracağız acaba? Yoluna canlar feda Peygamberimizin tavrı böyle değil miydi problemler ve hüzünler karşısında? En büyük huzurumuz namaz olmadığı ve namaz gözümüzün aydınlığı olmadığı sürece sadra şifa olacağını zannettiğimiz sahte tedaviler bize fayda sağlamayacaktır. Canını Allah’a şehit olarak teslim etmek üzere olan Hubeyb b. Adiyy radıyallahu anhu, namazdan nasıl bir haz ve tat almıştı da şehit olacağı esnada bile aklına ilk gelen şey namaz oluyordu? Rabbine derdini anlatmanın yolu olarak namaz Hubeyb’in sinesinde nasıl yer etmişti? Kudüs’ün fatihi, Hıttin’in muzaffer komutanı Selahaddin Eyyubi, ordusunda geceleri nazlı nazlı dertlerini Allah’a arz eden yiğitleri araştırıyordu zira o çok iyi biliyordu ki Bedir zaferi bir önceki gece kılınan namazlar ve dualarla geceden kazanılmış bir zaferdi. Hem Allah azze ve celle, kapısında derman arayanları geri kovar mıydı hiç? Derdinizi bana dökün, huzurumda secdelerde Zekeriyya gibi sessiz sessiz derman arayın, gönlünüze cennetin serinliğini yansıtmamı istiyorsanız Peygamberinizin gönlünü rahatlatan namaza tutunun diyen âlemlerin Rabbi, huzurunda durup namaz kılanları kovar mı hiç hâşâ!

“Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin” (5) ilahi buyruğunu özümsemiş olan selef-i salihin, namazlarında gevşeklik ve tembelliğe sebep olacak ne varsa hepsini ellerinin tersi ile itmiştir. Tâbi oldukları Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselam’ın düşmanla karşı karşıya harp ederken dahi namazı bırakmayıp bu konuda gevşekliğe müsaade etmediğini bilen bahtiyar insanlar, dünyalık hiçbir gaileye namazlarını feda etmemişlerdir. Nur Suresi 37. ayet-i kerimede kendilerinden bahsedilen yiğit adamları, ne ticaret ve ne de alış-veriş namaz kılmaktan alıkoymamaktadır. Şu kıssa, sahabe efendilerimizin namaz hassasiyeti ile ilgili ne kadar müthiş bir örnektir: Haris b. Hassan radıyallahu anhu evlenmişti. Gerdek gecesinin sabahında bile sabah namazını cemaatle kılabilmek için mescide gelmişti. Bu konuda kendisine bir takım şeyler söylendiğinde verdiği cevap şöyle olmuştur: “Vallahi, beni sabah namazına cemaate gitmekten alıkoyacak kadın çok kötü bir kadındır.” (6)   

Bizi namazdan alıkoyacak iş ne kötü bir iştir sahabe bakışına göre, namazı cemaat ile kılmaktan alıkoyan oyalayıcı her şey kötü kabul edilmelidir o güzide insanlara göre. Hayata gözlerini kapamadan evvel “Aman ha namaza dikkat, namaza dikkat” diye ikazda bulunarak dünyadan ayrılan Muhammed Mustafa aleyhisselamın yolundan giden insanlar için namaz, şeytanın saldırılarına maruz bırakılmayacak kadar önemsenmesi ve korunması gereken müstahkem bir kale idi. Seleften Âmir b. Abdullah, vefatına yakın hasta bir şekilde yatarken ezanı duymuştu. Elinden tutup kendisini namaza götürmelerini istedi. Hasta olduğu söylenince, dilimize terennüm edeceğimiz mükemmel bir seda ve namaza gevşek gönüllere kırbaç mesabesindeki şu sözleri söyledi: “Allah’ın davetini duyduğum halde nasıl icabet etmem?” Daha sonra koluna girip onu namaza götürdüler. Akşam namazı kılınıyordu. Âmir b. Abdullah birinci rekatı bitirince ruhunu Rahman’a teslim etti. (7)  

“Ümmetin meselelerini görüşüyoruz” diyerek geç saatlere kadar yatmayıp bundan dolayı sabah namazına tembel ve gevşek bir şekilde kalkanlar hangi hayırlardan mahrum olduklarının farkındalar mı acaba? Geç saatlere kadar spor yaparak vücudunu yoran ve bundan dolayı sabah namazını kaçırma cinayeti işleyenler yapacakları hangi hayırla bunu telafi edebilirler ki? Allah’a olan kulluğumuzda elimizdeki yegane canlılık emaresi olan namaz direğini çürümeye maruz bırakmışsak ve sağlamlaştırmak için çözümler aramıyorsak hangi davanın taliplisi olabiliriz biz? İslami davetin dinamolarından biri olan namazımız, vazifesini icra edemez hale gelmişse ne tür bir muvaffakiyet bekleme hakkımız var acaba? Yük olmak bir tarafa dertli her durumda Peygamber efendimizin sığınağı olan namaz, ne zaman bizim derman listemizde yer alacak? Dünya ve onun geçici eşyalarının tortusu ile kirlenmiş muhabbetlerimizi namaz destanları süsleyecek mi hiç? Yakalandığımız hastalığı dert edip o doktor bu hastane dolaştığımız kadar yaralanmış namazlarımıza çare aramak için yollar katedecek miyiz? Ahiret meydanında hesap mevzuu ilk amel olan namaz konusunda şüphe uyandıran herkesin diğer amellerinin daha ayrıntılı teftiş edileceği gerçeği dizlerimizin bağını çözer mi bir gün? İbrahim aleyhisselam misali, nesillerimizin dünyalıklarından önce namazlarını dualarımızın en nadide köşesine oturtmayacak mıyız hâlâ?

Rabbim bizleri ve nesillerimizi namazı hakkıyla ikame edenlerden eylesin! Kaybolmuş olsa dahi namazında huşuyu yakalamak için gayret gösterenlerden eylesin. Amin.

———————–

1. İsra Suresi 84.
2. Ebu Davud, 1319. Şuayb el-Arnavut ve Muhammed Kamil’in tahkikinde rivayetin senedinin zayıf olduğu belirtilmiştir. İmam Ahmed’in Müsned’inde bu manayı destekleyen ve senedinin sahih olduğu belirtilen rivayet için bkz. A.g.e. 18937
3. Bu konuda Taha Suresi’nin 14. ayet-i kerimesini bir nebze tefekkür etmek davetçilere mükemmel bir motivasyon sağlayacaktır.
4. Ebu Davud 4985.
5. Bakara Sûresi 45 ve 153. ayet-i kerimeler.
6. Taberani, Mu’cem’ül-Kebir, 3249.
7. İmam Zehebi, Siyer-u A’lâmi’n-nübelâ 5/221