Kıymetli Müslüman kardeşlerim! Bizler, yaşantımızı Allah (celle celaluhu)’nin emir ve yasaklarına göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünneti seniyelerine göre düzenleyerek her hal ve hareketimizde İslam’ı temsil ederek iman ettiğimiz yüce dine aykırı bir davranış sergilemekten uzak durarak, her türlü ahlak ve kültürünü İslam’dan alarak dünya ve ahirette O’nunla şereflenmek istiyoruz. Bütün mücadelemizi, yaşama gayemiz olan İslam davası ve Rahman’ın rızasını kazanmak oluşturuyor. Bu mücadeleyi veren ve bu mübarek davanın içerisinde yer alan, İslam’la şereflenmiş bütün kardeşlerimi Allah’ın selamı ile selamlıyorum.

Kardeşler, değişen dünya her geçen gün bizlere yeni imkanlar sunuyor. İnsanlığın kullandığı araç ve gereçler her geçen gün yenilenip çeşitlilik kazanıyor. Dolayısı ile bizler bu hızlı değişime, İslami şuur ve bilincimizle yaklaşıp ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ayak uydurmaktan kastımız, İslam ahlakına, İslam edebine uygun bir şekilde yaklaşmaktır.

Müslüman, Allah (celle celaluhu)’nun kendisine bahşettiği her türlü nimete, canlı cansız her türlü eşya ve varlığa bu edep ve ahlak ile yaklaşır.
Alimler: “Hak ve halka karşı edeb olmadan Allah’a seyr olmaz. Bunun için kurtulan ancak güzel edeple, kaybeden de ancak kötü edep sebebiyle keybetmiştir.” demişlerdir.

Güzel edep, hayrın bir alametidir. Kötü edep ise, nefsin saçmalıklarla kirlenmiş halinin devam ettiğinin ve sağlıklı yolda kendini kontrol altına almaktan aciz kaldığının delilidir. Alimlerden biri, eşyaya karşı edebin nasıl olması gerektiğinin örneğini veriyor: “Eşyayı iyi kullanırsak hizmet etmeye devam eder. Kötü kullanırsak hizmet etmeyecektir. Abdest ibriğini alıp koyarken onu güzellikle kullanırsak bize uzun süre hizmet edecektir. Cansız eşyaya böyle davranılması gerektiğine göre ya canlılara karşı görevimiz? Her şeye karşı muamelemizde Allah (celle celaluhu)’nun şeriatının ışığı altında doğru bir usül ile davranmamız gerekmektedir.”

Bu incelik ancak İslam’la şuurlanmış bir kalp ve bedende yer alır. Davranışların sıhhati, iç aleminde sıhhatli olduğunu gösterir. Ve kişinin görüneni (zahiri) edep ve ahlakıdır.

Kardeşler, hayatımıza sonradan giren sosyal iletişim araç ve gereçlerini de aynı incelikle kullanmalı, aynı incelikle faydalanmalıyız. Üzülerek ve endişelenerek dile getiriyorum ki, sosyal medya, İslami edep ve ahlakımızı farkında olmadan zedeliyor. Ya da biz sosyal medyada İslami bir kimlikle,

İslami bir ahlakla bulunmuyoruz.

İki türlü soru geliyor aklıma:

Sosyal medya (TV, internet, facebook, twitter, whatsapp…) mı ahlakımızı bozuyor?

Yoksa biz sosyal medyayı kullanmayı mı bilmiyoruz?

Örneğin, müslümanın yeme- içme adabına bakıyoruz. Yemekten çokça bahsetmek nefsin ona bağlılığının, iştiyakının delilidir. Yani birinin çokça yemekten bahsetmesi edep ve ahlaktan değildir. Normal yaşantımızda buna dikkat ederken, sosyal medyada yediğimiz içtiğimiz şeylerin fotoğraflarını paylaşırken bundan rahatsız olmuyoruz.

İslami ahlaka göre kişi, evinde pişirdiği yemeği, kokusunun ulaştığı her komşusuna ikram eder. Ya facebookta fotoğrafını paylaşıp kendisini paylaşamadığımız sofralarla kardeşlerimizin nefsini kabartmışsak… Evde pişirdiğimiz bir yemeği, sokak sokak gezerek insanlara gösterdiğimizi düşünsenize… Ne kadar basit bir davranış. Özellikle hanım kardeşlerimizin yaptıkları türlü türlü yemek ve pastaların fotoğraflarını çekip profillerine koymaları, ‘bak güzel olmuş mu?’ dercesine arkadaşlarına göndermeleri ne kadar uygun bir davranış?

Ayrıca fotoğraf çekmek konusunda o kadar aşırıya gittik ki nerede ise her anımızın fotoğrafını çeker olduk. Burada fotağraf çektirmenin hükmünden bahsetmeyeceğim. Daha çok, fotoğraf çekerken ne kadar zaman harcadığımızı düşünüyorum. Öz çekim yaparken özümüzü ihmal ettik. Artık kendimizle o kadar ilgileniyoruz ki başkalarını fark edecek vaktimiz dahi olmuyor. Maalesef bunları yazarken cahiliye toplumundan bahsetmiyorum. Biz müslümanların zaafları haline gelmiş sağlıksız davranışlarımızdan söz ediyorum.

Yolda yürürken, metroda, tramvayda telefonuna bakmaktan, insanlara selam vermeyi, tebliğ ve davet yapmayı, hayır söylemeyi ihmal eden biz müslümanlardan söz ediyorum.

Birbirimizin halini whatsapp durumuna göre tahmin eden, oradan takip eden bizlerden bahsediyorum.

Her türlü duygusunu, öfkesini, hüznünü, sevincini mesaj yoluyla paylaşıp, kardeşlerinin bazen yanlış anlamasına, bazen kırılmasına, bazen ihmaline sebep olan bizlerden söz ediyorum.

Hanım ve erkek kardeşlerim! Eşlerinize karşı olan muhabbet ve duygularınızı herkesin göreceği ortamlarda değil, özelinizde paylaşın. Bazı hanım kardeşlerimiz, eşlerinin kendilerine aldığı özel çiçek, ziynet gibi hediyelerin fotoğraflarını paylaşıyor. Bu hediye sizi mutlu etmiş olabilir. En azından en yakınınızla paylaşın. Herkesin görebileceği ortamlarda paylaşmayın. Bu sizi kibre sürükleyebilir ya da başka bir kardeşimizin evinde huzursuzluğa dahi sebebiyet verebilir.

Bu ve buna benzer davranışlar, benim tesettürüne bürünmüş bacıma, İslam davasını sırtlanmış, toplumda örneklik teşkil eden ağabey ve kardeşlerime yakışmıyor.

Ve yine hanım kardeşim, tesettürünle dahi olsa profiline fotoğrafını koyma. Sadece ellerinin fotoğrafını da çekip koyma. Sen benim hayalı, nefsini yenip takva elbisesi giymiş bacımsın. Şeytan seni böyle küçük şeylerle aldatıp, haya ve takvandan eksiltmesin.

Aynı haya ve takva, ağabeylerimiz ve kardeşlerimiz için de geçerlidir. Paylaştığımız fotoğraf bir başkasının haya ve edebine zarar verecek şekilde olmamalıdır.

Bir başka sıkıntımız da, toplu ortamlarda hatta ilim meclislerinde dahi telefonlarımızı ellerimizden bırakmayıp sürekli onunla meşgul olmamız, ilim toplantılarında sesini kısma nezaketini dahi göstermiyor olmamızdır.

Telefonla birbirimizi aramalarımızda ısrarla telefonu çaldırmak, konuşacağımız meselenin bir acelesi, ehemmiyeti olmamasına rağmen karşımızdaki kişiyi peşpeşe ısrarla arayarak rahatsız etmemiz de yakışık olmayan davranışlardan biridir.

Ve bütün bunları tek tek sıraladığımızda, adab-ı muaşeret derslerimize, ‘müslümanın sosyal medyayı kullanma adabı’ diye yeni bir başlık eklemeliyiz. Yeni yetişen neslimizi de bu edep ve ahlak çerçevesinde yetiştirmeliyiz.

Rabbim attığımız her adımı  İslam şuuruyla atmayı, her türlü davranışımızı, ahlakımızı İslam’dan almayı ve müslüman kimliğimize yakışır şekilde yaşayıp, bulunduğumuz toplumlara hayırda ve güzelde örneklik etmeyi nasib etsin… Allahumme Amin…

Selam ve dua ile…