Sosyal Medyanın Arap Baharı’ndaki Rolü, Sosyal Medyanın Zararları ve Olması Gerekenler

21.yüzyılda devrimler televizyon veya radyodan duyrulmaya gerek kalmadan önce tweetlenecek, bloglanacak, Facebook’ta paylaşılacak  ya da YouTube’da yayınlanacaktır. En son yaşanan devrimler için yapılan bilimsel bir araştırmada 3 milyondan fazla tweet, binlerce blog gönderisi ve yüzlerce gigabytelık YouTube videosu incelendi. Neticesinde ortaya çıkan sonuca göre ise sosyal medya Arap Baharı’ndaki siyasi tartışmaların şekillenmesinde oldukça merkezi bir rol oynadı. Büyük olaylar öncesinde sık sık devrim hakkındaki online konuşmalar ve uluslararası sınırların ötesinden protestolara ilham veren hikayeler sosyal medya üzerinden taşınmıştır.
Özellikle Tunus ve Mısır odaklı olan bu araştırmada Facebook, Twitter ve YouTube’dan toplanan verilerden oluşan eşsiz bir veritabanı oluşturuldu. Araştırma için ayrıca Mısır’daki siyasi web siteleri, Tunus’un tüm blog küresinde gerçekleşen politik diyaloglar ve devrimler esnasında yollanan ve anahtar kelimelerine göre filtrelenmiş 3 milyondan fazla tweet değerlendirmeye alınmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar Arap Baharı’nda sosyal medyanın kritik rolünü ilk kez kanıtlamış oldu.
Washington Üniversitesi araştırmacılarının yapmış olduğu bu kapsamlı araştırma neticesinde ortaya çıkan kanıtlar gösteriyor ki, Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya yayılan özgürlük mesajları sosyal medyada bir çağlayan misali yayılması bu politik başkaldırıların başarısından olan beklentileri daha da kabartmıştır. Ortak ilgilere sahip insanların sosyal ağlar ve kolay organizasyonları yoluyla siyasi bir aksiyona dönüşüm daha kolay gerçekleşmiş, sosyal medya özgürlükler yolunda çok kritik bir araç haline gelmiştir.
Örneğin, Hüsnü Mübarek’in istifasının gerçekleştiği hafta boyunca Mısır ve dünyadan çekilen toplam tweet oranı bir günde 2300’den 230,000’lere kadar yükselmiştir. Protestolar ve politik tartışmaların bulunduğu videolar çok hızlı bir şekilde viralleşmiş ve en çok izlenen ilk 23 video toplamda 5,5 milyon kez görüntülenmiştir. Siyasi içerikli, özgürlük ağırlıklı her türlü dijital mesaj sürekli bir şekilde birbirini tetikleyerek insanların bu isyanlardan olan beklentisini daha çok artırmıştır. Bir kartopu misali yayılan mesajlar insanların isyanlara olan inancını pekiştirerek kendi içinde bir kelebek etkisine neden olmuştur.
Özellikle Twitter, bu isyanlarda en çok başrolü oynayan araç konumunda olmuştur. Zira bireylerin cep telefonları yoluyla da çok hızlı bir şekilde tartışmalara ve organizasyonlara katılıp hızlı tepkiler vermelerini kolaylaştırmıştır. Çünkü Twitter kullanım kolaylığı ve etkili yayılımı ile daha pratik ve esnek bir sosyal ağ olarak isyancılara asimetrik bir güç sağlamıştır.
Hem Tunus hem de Mısır’da bloglardaki politik tartışmalar popüler fikirlerden kehanetlere hızlı bir şekilde dönüşmüştür. Tunus’ta bloglardaki özgürlük, devrim hakkındaki tartışmalar Twitter yoluyla çok hızlı bir şekilde protestolara dönüşmüştür.
Tunus liderinin istifasını verdiği güne kadar blogların %20’si onun liderliği üzerine değerlendirmeler yaparken bu oran bir önceki aya göre sadece %5’lik bir artışı gösteriyordu. Daha sonra kalan liderleri istifaya zorlayan 100,000 kişilik mitinge kadar blogların birincil gündemi “devrim” idi.
Tunus ve Mısır örneğinde de tartışmalar sınırların ötesine yayılmıştır. Mısır’daki isyanlar esnasında civar ülkelerden akan tweet oranı günlük 2400’ler civarındaki iken Tunus’ta Bin Ali’nin istifası esnasında diğer ülkelerden akan tweetler günlük 22000’leri bulmuştur.
Böylelikle politik tartışmalar ve isyanlar sınırlarını çok hızlı bir şekilde aşarak çevre ülke hatları boyunca yayılmış, birbirini sürekli bir şekilde tetiklemiştir. İnsanların sınırlar ötesinde aynı duygu ve düşünce etrafında organize olmalarını kolaylaştırmıştır.
Bununla beraber sosyal medya Kuzey Afrika’da ayaklanmalara neden olmamakla birlikte, oradaki bireylere iç siyaseti etkilemeleri noktasında çok önemli kapasite değişimlerine neden olmuştur. Online aktivistler sosyal medya ile sanal bir toplum ekolojisi meydana getirerek kamuoyunda açıktan tartışılması mümkün olmayan konuları rahatlıkla konuşmuşlardır.
Tüm bunlar yaşanırken ilgili yönetimlerin interneti ve sosyal medya araçlarının kullanımını kısıtlamaya ve de baskılamaya yönelik çalışmaları, halkları aktivizme daha da körüklemiştir. Bunun en bariz örneği ise Mısır’da yaşanmıştır.
Yaşanan bütün bu olaylar kamusal anlamda paylaşılan şikâyet ve değişim potansiyelinin süreçlerini daha da geliştirip hızlandırırken, çok uzun süreler diktatörlük yapanların düşmanları da çok ve dağınıktı. Sosyal medyanın asimetrik gücüyle rakiplerin hedeflerini belirleyip dayanışma kurması ve gösteriler düzenlemesi oldukça kolaylaştırmıştı…
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte, insanların hayata bakış açısı da değişiyor. Özellikle internet kullanımı, bilgiye kolay yoldan erişim şansı, insanların hayatlarını geliştirmekle birlikte bir o kadar da köreltiyor. Tek bir tuşla yapılan alışverişler, ödenen faturalar, verilen yemek siparişleri… İsteklerimiz, hayatımızın hep bir ‘tık’ önünde.

İletişimin çok hızlı bir şekilde aktığı bir çağda yaşıyoruz. Akabinde iletişimin gelişmesiyle birlikte hayatımızda bazı değişikliklerin olması da kaçınılmaz oluyor. Televizyon, gazete, sosyal medya (twitter, facebook, skype) hayatımızın vazgeçilmezleri olmuş durumda. İnsanlar bu aşamada edilgen durumdalar yani verilenleri eninde sonunda kabul edecek. Burada bize de çok iş düşmektedir. Nasıl mı? Kötü niyetli insanların ve çeşitli kuruluşların oyununa gelmemek adına insanların kendi değer ve inançlarını yaşatan medyalarını oluşturmaları gerekmektedir. Aksi takdirde inançlarının ve yaşam biçimlerinin yavaş yavaş değişime uğramalarına engel olamayacaklardır. Günümüzde de en etkili silah medya olduğuna göre, inançlı insanlarında kendi medyalarını oluşturmaları oldukça mühimdir.

Tüm bu gelişmelerin ve kolaylaştırıcı etkilerin artışıyla, insan ilişkileri ciddi yaralar almakta. Özellikle günümüzün yaygın olarak kullanılan sosyal paylaşım siteleri sayesinde insanlar sosyalleştiğini düşünürken, aslında asosyalliğe doğru adım atıyorlar, farkında değiller. Gittikleri yerlerden, yanında bulunan kişilere, yedikleri yemeklerden, yaptıkları işlere kadar birçok şeyi insanlarla paylaşma içgüdüsüyle hareket etmeye başladılar. İstemsiz bir şekilde, güncelledikleri durumların ‘beğen’ilme arzusuyla yanıp tutuştular. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki; sosyal paylaşım siteleri aslında insanların psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. En iyi bildiğimiz bağımlılık yapan maddelerin başında gelen; sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerinin arasına, sosyal paylaşım sitelerine bağımlılık maddesi de ekleniyor haliyle. Yine yapılan araştırmaların sonucunda, internetten uzaklaştırılan insanların, tıpkı alkol, sigara ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddeleri bıraktıklarında vücutlarında meydana gelen tepkileri gösterdikleri gözlemleniyor. Agresiflik, depresiflik, insanlarla iletişim kuramama vs.
Sosyalleştiğimizi düşünürken, aslında asosyalleşiyoruz. Dikdörtgen ekranın karşısında, oturduğumuz o koltuklarımızda rahatımızı düşünürken, bünyemiz bundan fazlasıyla olumsuz etkileniyor, ama fark edemiyoruz. İnsanlarla iletişimimiz sadece yazıdan ibaret olmaya başlıyor. Konuşma adına gösterdiğimiz çaba, devede kulak kalıyor. İnsanlarla yüz yüze konuşmaya hasret kalıyoruz. Ve ne vakit insanlarla karşı karşıya gelsek, konuşamamaktan yakınıyoruz. Çünkü hayatlarımız sadece internetten, sosyal ağlardan ibaretleşiyor. Önce hâl hatır faslıyla başlayıp ardından bir iki çeşit farklı konulardan bahseder olsak da, konular yine dönüp dolaşıp, aynı noktaya geliyor. Karşımızdakinin sosyal paylaşım sitelerindeki aktivitelerinden, gittiği yerlerden, yazdığı sözlerden paylaştığı videolara kadar didik didik konuşuluyor. Bu da yetmezmiş gibi, sanal dedikodular da birbirini takip ediyor. Beğendiği, hoşlandığı kişiyi gösterip, yazdıklarından ve yaptıklarından açıyorlar sohbetleri. Kısaca sohbetler bozuluyor, muhabbetler koyulaşmak yerine, açıklaşıyor, sıradanlaşıyor.
İnsanlar sosyalleşmekten uzaklaştıkça, uzaklaşıyor, ama kimse fark etmiyor. Herkes birbirini uyarıyor ama dönüp de aynaya bakmıyor. Herkes dünyayı, sanal alemden kurtarıyor, gerçek dünyadan koptukça kopuyor. Canı bile yansa, acısını önce sanal alemde paylaşıyor. Duygular köreliyor, duygular can çekişiyor.
İletişimin çok hızlı bir şekilde aktığı bir çağda yaşıyoruz. Akabinde iletişimin gelişmesiyle birlikte hayatımızda bazı değişikliklerin olması da kaçınılmaz oluyor. Televizyon, gazete, sosyal medya (twitter, facebook, skype) hayatımızın vazgeçilmezleri olmuş durumda. İnsanlar bu aşamada edilgen durumdalar yani verilenleri eninde sonunda kabul edecek. Burada bize de çok iş düşmektedir. Nasıl mı? Kötü niyetli insanların ve çeşitli kuruluşların oyununa gelmemek adına insanların kendi değer ve inançlarını yaşatan medyalarını oluşturmaları gerekmektedir. Aksi takdirde inançlarının ve yaşam biçimlerinin yavaş yavaş değişime uğramalarına engel olamayacaklardır. Günümüzde de en etkili silah medya olduğuna göre, inançlı insanlarında kendi medyalarını oluşturmaları oldukça mühimdir.
Sahabe Efendilerimiz, zamanın bütün olumsuzluklarına rağmen, Allah’ın dinini tebliğde sınır tanımamışlardır. Şimdi yaklaşık 7 milyar olan dünya nüfusuna tebliği nasıl yapacağız? Sosyal medyanın rolü ne olacak? Siz eğer biriyle irtibat kurmak istiyorsanız ve herkesin yanında her zaman hazır bulunma şansınızda yok ise, sosyal medya bu durumda sizin için çok önemli olacaktır. Ancak zararlı olan kısımlarından korunmakta zaruridir. Sonuç olarak sosyal medyayı da Allah’ın bahşettiği bir lütuf olarak görmeli ve üzerimize farz olan tebliğ işini tüm dünyaya yayabilmeliyiz. Bize düşen, emrolunduğumuz şekilde dosdoğru olmaktır. Yani her türlü sosyal medya aracını müsbet manada kullanarak üzerimize düşen tebliğ vazifesini yapmaktır.
21. yüzyılda sosyal medyanın bir tebliğ aracı olarak düşünülmesi esas itibariyle ‘‘bilgi’’nin olabildiğince fazla sayıda insana iletilmesi, bunların güçlü bir kamuoyu oluşturması ve insanların çeşitli sorunlar hakkında aydınlatılmaları gibi amaçlara yöneliktir. Ancak sosyal medya günlüktür, ertesi gün anlamını yitirir. Buna karşılık İslam, tarihi ve geleceği kucaklayarak bugünde var olur. Dolayısıyla İslami episteme ile sosyal medya arasında her şeyden önce ‘‘bilme biçimi’’ itibariyle derin bir fark vardır. Nitekim görülmektedir ki, sosyal medyada İslam’ın ne olduğundan çok takipçilerin ne isteyebileceğine uyarlanmış anlatımlar ve paylaşımlar yapılmaktadır. Bu durum tebliğde ciddiye alınması gereken bir potansiyel tehlikenin varlığını işaret etmektedir. Sosyal medyada iletilen alt yapısız İslami bilgiler, takip edenler açısında yanlış yorumlara ve kendilerine dayalı yeni çıkarımlara neden olacaktır. Zira günümüz sosyal medyası ‘‘enformasyon’’ taşıyıcılığı sebebiyle hayli geniş bir kitlenin kendini fikir ve yorum sahibi sanmasını sağlayacak bir atmosfer oluşturur. Özellikle din konusunda, kulaktan dolma bilgi sahibi olanların ötekilere nazaran daha iddialı bir şekilde kendi fikirlerini savundukları, mevcut bilgilerine neredeyse iman ettikleri su götürmez bir gerçektir. Bu yüzden sosyal medya İslam konusunda ‘‘alacakaranlık’’yaratmaya müsaittir. Tabi ki burada sosyal medyadan kopmamız gerektiği anlaşılmamalıdır. Aksine bu sorunlara çözümler sunacak fikirler üretilmelidir. Özellikle genç kuşaklar ilk İslami bilgilerini sosyal medyada alırken, doğru bilgileri almaları konusunda çözümler üretilmelidir. Aksi halde gerçek İslam ile tanıştıklarında kendi içlerinde bir kırılma yaşamaları ya da İslam’dan uzaklaşmayı seçmeleri kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle İslami bilginin tebliğinde araç ve içerik ilişkisi ile hedef ve sonuçlar analiz edilebilir verilere kavuşturulmalıdır, bu çözüm kanımca atılması gereken en önemli adımdır.
Sosyal medya avantajlarının yanı sıra, dezavantajlarını da beraberinde getirmektedir. Bu gerçekliği çok net bir biçimde görüyorken yapmamız gereken; dezavantajlarını yok edecek şekilde örgütlenmek ve tebliğ yolunda sosyal medyanın avantajlarını sonuna kadar kullanmaktır. Önemli olan, uygun ve doğru tarzda nitelikli fikirler üretip insanlara takdim etmektir. Zira yaygın bir biçimde kullanılan internet kimsenin tekelinde değildir. İsrail, sosyal paylaşım sitelerini siyasi amaçla kullanan ilk devlet sayılabilir. Onlar sosyal medyayı bu kadar etkin kullanırken neden pes edip, tebliğ yolunda sosyal medyadan vazgeçelim? Tam aksine sosyal medyayı baştan dizayn edelim. Sosyal paylaşım sitelerini küçümsemek ve görmezden gelmek, muhafazakâr gençliğin bağlarından kopmasına, kimliğini bir tarafa bırakmasına neden olacaktır. Bir problemi yok sayarak ya da öteleyerek hiçbir şeyi çözemeyiz. Burada din konusunda âlimlerimiz devreye girmelidir. Meseleye kuşkuyla bakmak yerine kendi sosyal ağlarımızı oluşturmalı ve tebliğ görevimizi yerine getirmeliyiz. Üstatlarımızın, sosyal medya araçlarının önümüze koyduğu bilgi yığını karşısında ilköğretimden başlayarak gençlere yani bizlere seçici olmayı öğretmesi gerekmektedir. Doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğimiz konusunda gençlerimizi zararlı bilgiler karşısında donanımlı hale getirmemiz gerekmektedir.
Makalemin başından beri vurgulamaya çalıştığım şey sosyal medyanın göz ardı edilmemesi; ancak geleneksel din tebliği yöntemlerimizin de onun tutsağı haline gelmemesidir. İslamiyet, tebliğ ile gelişen bir dindir. Tebliğin üslubu doğru olduktan sonra yeri ve zamanı yoktur. Sadece üslubu doğru tutturmak gerekir. Sosyal medya tebliğ konusunda büyük bir fırsat ancak dengeli bir şekilde olduğunda ve işin erbabına bırakıldığında. Bu nedenle sosyal medyada belli sayfalar, adresler oluşturulabilir böylelikle din konusunda herkesin alt yapısız bir şekilde kendisine göre yorum yapması engellenmiş olur. Nitekim gerçek bir tebliğ edicinin, anlatacağı şeyleri ilk önce kendisinin yaşaması gerekmektedir. Örneğin Allah (c.c) korkusundan gözyaşı dökmenin lüzumunu anlatacaksa; evvela Peygamberimiz (s.a.v) gibi gece kalkıp kendi seccadesini ıslatıncaya kadar ağlamalıdır. Sonuç olarak; üstatlarımızın, alimlerimizin önderliğinde ahlaki yozlaşmanın önüne geçip, disiplinli bir benlik oluşturmalı ve bunun için büyük bir seferberlik başlatmalıyız.