İnsanı fıtrat üzere yaratan ve fıtratını koruduğu sürece onun canını koruma altına alan Allah azze ve celle’ye hamdolsun! Haksız yere bir Müslümanı öldürmenin en büyük günahlardan olduğunu beyan eden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e, onun pak âline, ashâb-ı kirâmına ve kıyamete kadar ona tâbi olan müminlere salât ve selâm olsun!

İmdi; Haksız yere bir Müslümanı öldürenin hükmünü ve katili felakete sürükleyen ne kadar büyük bir günah olduğunu beyan etmek çok önemlidir. İslam’ın can emniyetine verdiği önemi ve insanın en büyük sermayesi olan canını koruma altına almak için aldığı tedbirleri beyan etmek son derece önemlidir. Özellikle de öldürme olaylarının arttığı, can emniyetinin rafa kaldırıldığı, Müslümanların aziz canlarının artık pek büyük bir kıymet kabul edilmediği ve çeşitli sebeplerle Müslümanların birbirlerini boğazladığı günümüzde bunun önemi daha büyüktür.  

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetinin bölünüp parçalanacağını, yetmiş küsur fırkaya ayrılacağını ve bunlardan bir tanesi hariç hepsinin batıl ve ifrat üzere olacaklarını ve cehennemliklerin amellerini işleyeceklerini haber vermiştir. Diğer taraftan ümmetin arasına konulan kılıcın artık kıyamete kadar Müslüman kanı akıtmaya devam edeceğini de haber vermiştir. İşte o günden bugüne pek çok siyasi ve itikadi mezhepler ortaya çıkmış ve Müslüman fırkalar arasında savaş süregelmiştir. Müslüman denilen insanlar bin bir çeşit teville Müslüman kanı akıtmışlardır. Özellikle Şiilik ve Hâricîlik hareketleri ve genel olarak bütün bidat gruplar binlerce, yüz binlerce Müslümanın canına mâl olmuş ve olmaya devam etmektedir. Günümüzde buna mürted ve münafık yönetimler de eklenince iş iyice içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. Artık şu asır can emniyetinin tamamen ortadan kalktığı meşûm bir asır olmuş ve Hz. Peygamber’in haber verdiği gibi haksız yere insanları öldürmek zirve yapmıştır. Allah azze ve celle, bizim elimizle haksız yere bir Müslümanın ve bir Müslümanın eliyle de bizim canımızı almaktan muhafaza buyursun.

 حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 

 Haksız Yere Bir İnsanı Öldürmenin Haram Oluşu Zarûriyât-ı Diniyyedendir

Allah azze ve celle’nin insanlık âlemine lütfettiği bütün şeriatların, indirilen bütün kitapların ve gönderilen bütün peygamberlerin ittifakla beyan ettikleri temel zaruri maslahatlar şu beş maslahattır: Din emniyeti, can emniyeti, ırz-namus emniyeti, mal emniyeti ve akıl emniyeti… İnsana değer verilen ve Müslümanın haklarının korunduğu bir medeniyetin kurulabilmesi ve devam ettirilebilmesi için, bu beş temel esasın titizlikle korunması gerekir ki; bu da ancak İslam nizamının mükemmelen uygulanması ve şeriatının eksiksiz bir şekilde tatbik edilmesiyle mümkündür. Yoksa beşeri sistemlerin gölgesi altında insanın bu en temel haklarının korunması mümkün değildir. Çünkü beşeri sistemler, güçlünün zayıfı ezdiği ve sistematik olarak eritip köleleştirdiği bir tür orman kanunundan ibarettir. Zaten beşeri sistemlerin dünya hakimiyetini işgal ettiği şu son birkaç asırda hiçbir emniyetin olmadığını ve özellikle Müslüman milletler için dünyanın yaşanılmaz bir hal aldığını açık bir şekilde görmekteyiz.

 اِنَّا للَّهِ وَ اِنِّا اِلَيْهِ رَاجِعُونْ  

Haksız yere bir insanı öldürmenin haram oluşu dinden olduğu yakîni/kesin olarak bilinen zarûriyât-ı diniyyedendir. Dolayısıyla bunun haram oluşunu inkâr etmek ve bir Müslümanı haksız yere öldürmeyi helal görmek bütün âlimlerin ittifakıyla küfürdür.

Haksız yere bir insanı öldürmenin, insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biri olduğunu, Allah azze ve celle gayet vecîz bir şekilde insanlığın ilk atası Âdem aleyhisselâm’ın iki oğlunun kıssasında bizlere bildirmiştir: “Onlara Âdem’in iki oğlunun başından geçen gerçeği anlat. Hani onlar birer kurban sunmuşlardı da, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kurban kabul edilmeyen “seni mutlaka öldüreceğim” deyince, öteki şu cevabı vermişti: “Allah, yalnız takvâ sahiplerinin ibadetini kabul eder. Sen beni öldürmek için bana elini kaldırsan bile ben seni öldürmek için elimi kaldırmayacağım. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Böylece hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenerek cehennemlik olmanı dilerim. Zalimlerin cezası işte budur. Bunun üzerine nefsi onu kardeşini öldürmeye sürükledi; onu öldürdü ve böylece mahvolup gidenlerden oldu.” [1]

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’de bu konuya temas ederek şöyle buyurmaktadır: “Haksız olarak öldürülen her kişinin kanından bir pay, Âdem’in kan döken ilk oğluna ayrılır; çünkü o, öldürme çığırını ilk açan kişidir.”[2]

Hâbil ile Kâbil kıssasının hemen peşinden Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “İşte bu yüzden İsrailoğulları’na şunu bildirdik: Cana kıymayan veya yeryüzünde fitne fesat çıkarmayan birini kim öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir kimsenin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir.” [3]

Bütün peygamberlerin sonuncusu ve şeriatı ile onların şeriatlarını tamamlayıp kemale erdiren Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem, yüz binden fazla ashâbının içinde insanlığa veda ettiği en büyük hutbesinde şöyle buyurmaktadır: “Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, iffet ve namuslarınız da öyle mukaddestir; bunlara her türlü tecavüz haramdır.”  [4]

Haksız Yere Bir Müslümanı Öldürmek Hususunda Kur’ân-ı Kerîm’de Bulunan Azap Tehditleri:

Kur’ân-ı Kerîm’de haksız yere bir Müslümanı öldürmeyi haram kılan ve böyle bir cinayeti işleyen kimsenin –tövbe etmemesi durumunda- karşılaşacağı azabı haber veren pek çok ayet-i kerîmeler mevcuttur. Biz bunlardan bir kaçı üzerinde duracağız.

   A) Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Bir müminin başka bir mümini kasten öldürmesi olacak şey değ Ama hata ile olabilir…” [5] Hatta öldürmenin hükümlerini tafsilatlı beyan ettikten sonra da şöyle devam etmektedir: “Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap eder, lanet eder ve onun için korkunç bir azap hazırlar.” [6] İbn Abbâs radıyallahu anhu bu ayet-i kerîmeye tutunarak, kasten bir mümini öldüren katilin tövbesinin kabul edilmeyeceğini söylemiştir. Ancak onun dışındaki bütün âlimler tövbesinin kabul edileceği görüşündedirler. Tövbesi kabul edilse dahi kul hakkı olarak maktûlün onun üzerindeki hakkı bâkidir ve kıyamet gününde hakkını ondan alacaktır. Fakat kâtil tövbe etmeden ölürse pek şiddetli bir azapla karşı karşıya kalacağı muhakkaktır.

   B) Bir sonraki ayet-i kerîmede Allah azze ve celle, Allah yolunda sefere çıkan mücahitleri uyararak şöyle buyurmaktadır: “Ey müminler! Allah yolunda cihad için sefere çıktığınız zaman çok dikkatli olun da size selam verene (Müslüman olduğunu ifade edene) dünya hayatının geçici menfaatine tamah ederek, “Sen mümin değilsin” deyip onu öldürmeye kalkmayı Unutmayın ki Allah katında nice ganimetler vardır. Daha önceleri sizler de onlar gibiydiniz; Allah size iman nimetini nasip etti. O halde iyice anlayıp dinleyin. Çünkü Allah yaptığınız işleri çok iyi bilmektedir.” [7]

Bu ayetin iniş sebebi ile ilgili rivâyetlerden biri şöyledir: Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem, Mikdâd b. Esved’in de aralarında bulunduğu bir askeri müfreze gönderdi. Bunlar, düşmanın bulunduğu yere gelinceye kadar, düşman kaçmıştı. Yalnız pek çok malı bulunan bir adam yerinden ayrılmadı. Müslümanları görünce kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olduğunu ifade etti ama Mikdâd buna aldırmayarak onu öldürdü. Arkadaşlarından biri ona “Kelime-i şehâdet getiren bir adamı öldürdün öyle mi? Ben bunu Allah’ın Rasûlüne haber vereceğim” dedi. Medine’ye varınca durumu Peygamber Efendimiz’e haber verdi. Rasûl-i Ekrem “Mikdâd’ı bana çağırın!”  buyurdu ve ona “Lâ ilâhe illallâh” diyen bir adamı öldürdün mü Mikdâd? Yarın kıyamet gününde bu kelime-i tevhîd karşına çıkınca ne yapacaksın?” buyurdu. Peygamber Efendimiz’in Mikdâd’a şöyle söylediği de rivâyet edilmektedir: “Kâfirlerin yanında imanını gizleyen bir adam, senin yanında mümin olduğunu dile getiriyor, sen de tutup onu öldürüyorsun! Hâlbuki daha önce Mekke’de iken sen de aynı şekilde imanını gizliyordun.”  [8] 

   C) Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Onlar Allah ile beraber başka bir ilâha da yalvarmazlar. Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatını, haklı bir gerekçeye dayanmadan kı Zina etmezler. Kim bunları yaparsa, günahının cezasını görür. Kıyamet gününde o kimsenin azabı katlanacak ve orada hor hakîr olarak sürekli kalacaktır. Ancak tövbe edip iman eden ve salih amel yapanlara gelince, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.” [9] Görüldüğü üzere haksız yere cana kıymayı, Allah’a şirk koşmak gibi affedilmeyen bir suç ile zina gibi en iğrenç bir suçun ortasında zikretmiş ve bu suçları işleyenler için kıyamet gününde kat kat azap olacağını haber vermiştir. Meğerki tövbe etmiş olsunlar. Bu ayet-i kerîme de katilin tövbesinin kabul edileceğini gösteren delillerden biridir.

   D) Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Onlara şöyle de: “Gelin, Rabbinizin size neyi haram kıldığını O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ananıza babanıza iyi davranın. Yoksul kalırız diye çocuklarınızı öldürmeyin. Biz hem sizin hem de onların rızkını veririz. Açık olsun, gizli olsun hiçbir günaha ve hayâsızlığa yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın, öldürülmesini yasakladığı cana kıymayın. Aklınızı kullanmanız için Allah size işte bunları emretti.” [10]

Haksız Yere Bir Müslümanı Öldürmek Hususunda Sünnet-i Seniyye’de Vârid Olan Sakındırmalar:

Haksız yere bir Müslümanı öldürmenin helak edici en büyük günahlardan olduğu hususunda pek çok hadis-i şerîf vârid olmuştur. Biz bunların arsından bazılarını seçerek zikredeceğiz:

  1. Ebû Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, “Helak edici yedi büyük günahtan sakının” buyurdu ve bunlar arasında Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayı da zikretti.[11]
  2. Abdullah b. Mesûd radıyallahu anhu diyor ki: “Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e “En büyük günah nedir?” diye sordum; Efendimiz de: “Allah seni yarattığı halde O’na ortak koşmandır” diye cevap verdi. “Sonra hangisidir?” diye sordum; “Yemeğine ortak olacak endişesiyle çocuğunu öldürmendir” buyurdu.[12]
  3. Ebû Bekre radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki Müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya geldikleri zaman, öldüren de öldürülen de ateştedir.” Denildi ki; “Yâ Rasûlallâh! Katilin ateşte olmasını anladık; peki öldürülenin suçu nedir?” Şöyle buyurdu: “O da diğerini öldürmek istiyordu.”  [13] Bu hadis-i şerifte kastedilenler, dünyevi maksatlarla savaşan ve birbirlerini öldürenlerdir. Yoksa şeriatın izin verdiği hususlarda meşru bir sebebe dayanarak bir insanı öldürmek buraya girmemektedir.
  4. Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi, haram bir kan dökmedikçe dininde genişlik içinde olmaya devam edecektir.”  [14] Yani; kişi ne günah işlemiş olursa olsun affedilme umudu vardır. Salih amelleri onun günahlarının bağışlanmasına ve kurtulmasına sebep olabilir. Fakat haram bir kanı dökecek olursa ve hele nasûh bir tövbe de etmeden ölürse, affedilme umudu yoktur. Bütün Salih amelleri bir araya gelse bile, öldürme günahını karşılamaya yetmez.
  5. Câbir b. Abdullah radıyallahu anhümâ dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benden sonra sakın birbirinizin boyunlarını vuran kâfirlere (kâfirler gibi birbirlerini öldüren kimseler olmaya) dönmeyin.”  [15]
  6. Abdullah b. Mesûd radıyallahu anhu dedi ki: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde insanlar arasında ilk görülecek hesap, kan davalarıdır.”  [16] Bu hadis-i şerif, kan dökmenin ne kadar büyük bir günah olduğunu göstermektedir. Çünkü ilk sıraya alınan dava, en önemli davadır. Bir günahın büyüklüğü, meydana getirdiği mefsedenin ve ortadan kaldırdığı maslahatın büyüklüğüne göredir. Allah azze ve celle’nin en güzel bir surette yarattığı insanın bünyesini/yapısını haksız yere yok etmek/tahrip etmek, en büyük mefsedeyi gerçekleştirmek ve en büyük maslahatı ortadan kaldırmaktır. İşte bundan dolayı Allah’ın hakları arasında namaz, kul hakları arasında da kan davaları ilk hesabı görülen davalar olacaktır. Bu ikisinden geçenler inşallah diğerlerinden de geçerler. Fakat bu ikisinde kalanın diğer davalarına bakılmaz bile.
  7. Büreyde radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dünyanın yok olup gitmesi, Allah katında bir Müslümanın öldürülmesinden daha önemsizdir.”  [17]
  8. Ebû Derdâ radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah azze ve celle’nin her günahı bağışlaması umulur; ancak kafir olarak ölen bir kişi veya bir mümini taammüden (bilerek ve kastederek) öldüren bir kişi hariç.”  [18]
  9. Ukbe b. Mâlik el-Leysî radıyallahu anhu dedi ki: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in gönderdiği bir askeri müfreze, bir subaşında konaklamış bulunan bir topluluğa sabah baskını düzenledi. O topluluktan bir adam görününce, Müslümanlardan bir kişi ona saldırdı. Adamın “Ben Müslümanım” demesine rağmen o Müslüman onu öldürdü. Müslümanlar Medine’ye gelince bu durumu Hz. Peygamber’e haber verdiler. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem konuşma yapmak üzere ayağa kalktı, Allah’a hamdetti, O’na senâda bulundu ve sonra şöyle buyurdu: “Bir Müslüman nasıl olur da “Ben Müslümanım” diyen bir kişiyi öldürür?” Öldüren kişi, “O, ancak kendisini korumaya almak için bu sözü söyledi” dese de Rasûl-i Ekrem yüzünü ondan çevirdi ve sağ elini uzatarak şöyle buyurdu: “(Katilin de bağışlanması için) ne kadar ısrar ettiysem de Allah azze ve celle, bir Müslümanı öldüreni bağışlamayı kabul etmedi.”  [19]
  10. Abdullah b. Mesûd radıyallahu anhu dedi ki: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümana sövmek fasıklık, onunla vuruşmak ise küfürdür.”  [20]
  11. Ebû Derdâ radıyallahu anhu dedi ki: “Bir mümin (hatalarına/günahlarına rağmen; mağfiret ve cennet yolunda) rahat bir şekilde -haram bir kan dökmedikçe- yol almaya devam eder. Ancak haram bir kanı dökünce onun içinde debelenip kalır.”  [21]
  12. Abdullah b. Amr radıyallahu anhümâ dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sözleşmeli bir zımmîyi öldüren kişi, kokusu kırk yıllık mesafeden alınabildiği halde cennetin kokusunu dahi alamaz.”  [22]
  13. Ebû Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden her kim Ümmetime karşı çıkar, onların iyilerini de kötülerini de (ayırmadan) vurur/öldürür, müminin hakkını gözetmez ve sözleşmeli bir zımmînin ahdine riayet etmezse; o benden değildir, ben de ondan değilim.”  [23]
  14. Huzeyfe b. Yemân radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin hakkınızda korktuğum ve çekindiğim hususlardan biri de şudur: Bir adam Kur’ân’ı okur ve Kur’ân’ın güzelliği onun üzerinde tam da görünmeye başladığı ve İslam’ın destekçisi olacağı bir zamanda; Allah’ın dilediği şeye yönelerek onu terk eder, ondan sıyrılıp çıkar ve onu sırtının arkasına atar (ona sırtını döner); ve komşusuna karşı kılıç çekerek onu şirk ile itham eder (sonra da onu öldürür).” Dedim ki “Yâ Rasûlallâh! İtham edilen mi şirke daha yakındır yoksa itham eden mi?” Şöyle buyurdu: “Hayır, bilakis itham eden (şirke daha yakındır).”  [24] Özellikle son iki hadisin izleri, kendilerinden başkasına Müslüman nazarıyla bakmayan Şii ve Hâricî düşüncesinde dün olduğu gibi bugün de görülmektedir.

İbn Hazm dedi ki: “Şirkten sonra vakti çıkıncaya kadar namazı terk etmek ve haksız yere bir mümini öldürmekten daha büyük bir günah yoktur.”[25] 

 

[1]. Mâide, 27-30

[2]. Buhârî, “Enbiyâ”, 1, “Dİyât” 2; Müslim, “Kasâme” 27. Abdullah b. Mesûd radıyallahu anh’dan…

[3]. Mâide, 32

[4]. Müslim, 1218.

[5]. Nisâ, 92

[6]. Nisâ, 93

[7]. Nisâ, 94

[8]. Buhârî, “Diyât” 1; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 12/30.

[9]. Furkan, 68-70

[10]. En’am, 151

[11]. Buhârî, 2766; Müslim, 89.

[12]. Buhârî, 4477; Müslim, 86.

[13]. Buhârî, 6875; Müslim, 2888.

[14]. Buhârî, 6862; İmam Ahmed, Müsned, 2/94.

[15]. Buhârî, 121, 4405; Müslim, 65.

[16]. Buhârî, 6533; Müslim, 1678.

[17]. Tirmizî, 1345; Nesâî, 7/82-83. Abdullah b. Amr’dan da rivâyet edilmiş olup sahîh bir hadistir.

[18]. Ebû Dâvûd, 4270. Muâviye radıyallahu anhu’dan da Nesâî (7/81) ve İmam Ahmed (4/99) rivâyet etmiştir. Sahih bir hadistir. 

[19]. İmam Ahmed, Müsned, 17008, 17009; İbn Hibbân, 11. İsnâdı sahih bir hadistir.

[20]. Buhârî, 6044; Müslim, 64, 117.

[21]. Ebû Dâvûd, 4270. İsnâdı sahih bir hadistir.

[22]. Buhârî, 3166, 6914; Nesâî, 8/25; İmam Ahmed, Müsned, 2/186.

[23]. Müslim, 4763.

[24]. Tahâvî, Şerhu Müşkilü’l-âsâr, 865; Bezzâr, el-,Bahrü’z-zehhâr, 2793. İsnâdı hasen bir hadistir.

[25]. İbn Hazm, el-Muhallâ, 11/376.