“Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” (Rum: 21)

“Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” (Rum: 21)

İslam’da nikah yani evlilik, karşı cinsten iki insanı birleştiren en köklü, en güçlü ve en sürekli bağdır. İşte bu bağ, Allah şahit tutularak, O’nun emir ve yasaklarına uyarak iki tarafın birbirine ahit vermesiyle gerçekleşir.

Aile ve evlilik, hayati önem taşıdığından Allah celle celaluhu bu kurumla ilgili bütün hükümleri Kur’an-ı Kerîm’de peygamberleri aracılığıyla vahyetmiştir. Mesela, meşru nikahın şartlarından bazıları: Kadına mehir verilmesi, nikahın alanî olması, nikahın belirli bir zamanla sınırlandırılmaması, nikahın veraset hakkını doğurmasıdır.

“Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.” (Ahzab: 36)

İnsanı kötülüklere karşı en önleyici unsur, ailedir. Zinadan korunmak, iffeti korumak evlilik ile kolaylaşır. Eşlerin birbirine karşı desteği hayatın yorucu yükünü paylaşmakta birbirlerine yardımcı olur. Çocuklar kendilerini güven içerisinde hisseder ve sağlıklı, huzurlu bir ortamda yetişir.

Allah celle celaluhu, nikah hükümlerine göre olmayan birlikteliğe zina nazarıyla bakar. Rabbimiz cinsi iç güdüyü ondan sadece şehvet duyması için değil, neslin devamı için bahsetmiştir. Dolayısıyla İslam inancı, kişilerin cinsi münasebetlerini kendi seçimlerine, arzularına göre hür bırakmamış, neslin sağlıklı ilerlemesi, güven içerisinde yetişmesi için hükümler koymuştur.
İnsan için hürriyet, Allah celle celaluhu’nun koyduğu yasaklardır, haramlar ve helallerdir. Kim Allah’ın haram kıldığını, yasakladığını helal (serbest) kılarsa, o bütün insanlığa zulmetmiş olur ve yine kim Allah’ın helal kıldığını haram kılarsa en büyük zulmü gerçekleştirmiş olur.

Allah celle celaluhu kullarına nikahı nasıl, hangi şartla, hangi şekilde yapacaklarını Kuran’da bildirmiştir. Bizler de Peygamber aleyhissalatu vesselam aracılığı ile onu en güzel şekliyle öğreniyoruz. Bunun dışında başka bir nikah şeklini asla kabul etmiyor ve uygulamıyoruz.

Cahiliye toplumunda nikah şekli türlü türlü idi. Bunlardan bir tanesi de, belirli bir süreye dayalı olan geçici muta nikahıydı. Belirli bir süre için ücret karşılığında yapılan bu nikah, İslam’ın ilk günlerinde mübahtı. Ancak daha sonra neshedilip yürürlükten kaldırıldı. Esasen ne Kuran ne de Rasûlullah Efendimiz mutayı helal kılmış değildir. Muta, cahiliyede yaygın olduğundan, nasıl İslam tebliğinde tedrici bir yol izlenmiş ise mutanın haram kılınmasında da böyle bir tedriciliğin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Tıpkı içkinin tedricen haram kılınması gibi.

İbn Abbas radıyallahu anh’ten rivayeten Hz. Ali radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem muta nikahından ve ehli eşeklerin etlerini yemekten Hayber’in fetih günü bizleri men etti.” (Buhari, Müslim)

Dört mezhebe göre böyle bir nikah yapmak batıldır. Şiiler ve Rafiziler hariç bütün İslam âlimleri bu nikahın haram olduğunu kabul etmişlerdir.
Kuran’daki nikah, boşanma, iddet ve miras hükümleri bu tür evlilikler ile ilgili değildir. Dolayısıyla muta nikahı batıldır.

Şiiler muta nikahına şu ayeti delil gösteriyorlar:

“Bir de harp esiri olarak elinize geçen cariyeler dışında, evli kadınlarla evlenmeniz Allah yazısı olarak haramdır. Bunların dışındakileri ise, zinadan kaçınıp namuslu yaşamak üzere mallarınızla istemeniz size helal kılındı. O halde hangisiyle nikah ile münasebette bulundunuzsa mehirlerini kendilerine bir farz olarak verin. O mehri kesiştikten sonra aranızda bir değişiklik yapmak hususunda anlaşmanızda da size bir günah yoktur. Her zaman Allah hakkıyla bilen mutlak hüküm sahibidir.” (Nisa: 24)

Bu ayetin tefsirine baktığımızda, onlardan hangisiyle evlenirseniz mehirlerini veriniz manası olduğunu görüyoruz. Hâşâ onların anladığı gibi bir anlam çıksaydı, kadınlardan ücret karşılığında faydalanmak zina olmazdı.

Ayeti böyle yorumlamak; fuhşa kapı açmak, ahlaksızlığa din kisvesi giydirmektir. Şii akidesine sahip olan ülke ve toplumlarda muta nikahı adı altında batının yaptığı gibi kadın ticareti yapıyorlar. Müslüman toplumlarda, şii akidelerini yaymaya çalışanlar sapkın inanç ve akideleriyle zehirlemeye çalışıyorlar.

Şii fıkhında kiminle muta yapılabileceğiyle alakalı olarak birçok çelişkiler mevcuttur. Bazı rivayetlerde mutanın ancak inanan biriyle yapılacağı söylenirken, bazılarında ise Müslüman bir kadınla yapılamayacağı, sadece Hristiyan ve Yahudi kadınlarla yapılabileceği ruhsatı olduğu belirtilmektedir. Mümin bir kadınla muta yapmak, onu küçük düşürür diyenler de bulunmaktadır. Bu çelişkileri, batıl bir iş yaptıklarına açık bir delildir.

Bütün bunlardan şöyle bir sonuca varıyoruz ki, şii akidesi birçok meselede sapkın fikirlere sahip olduğu gibi, Muta meselesinde de şehevi arzulara kılıf uydurmak için bu sapkınlığın peşinden gitmektedir.

Sahebeden Culeybib radıyallahu anh’ı hatırlar isek, bu genç sahabi şehevi duygularının baskısıyla zina yapma konusunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den izin ister. Efendimiz de Culeybib’e böyle bir şeyin kendi annesine, kızına, kız kardeşine, halasına, teyzesine yapılmasını nasıl karşılayacağını sorar. Culeybib, bunların hiçbirisini hoş karşılamayacağını söyler. Peygamber Efendimiz de hiç kimse bunu hoş karşılamaz deyip iffetli olması için Culeybib radıyallahu anh’a dua eder. Görüyoruz ki, ona zina etme yerine muta yap dememiştir.

Rabbim, Ümmet-i Muhammed’i her türlü sapkın fikirlerden korusun, ayaklarımızı Kuran ve sünnet üzere sabit kılsın. Tevhid dini olan İslam’ın nuru ile yolumuzu aydınlatsın.

Selam ve dua ile…