Şiilik yirmiden fazla fırkaya ayrılmıştır. Günümüzde bu fırkalardan, İsmailiyye, Zeydiye  ve isna Aşere (on iki imam), dışında varlığını devam ettirenlerin az müntesipleri kalmış, bir kısmı da tamamen silinmiştir. Biz bu makalemizde isna Aşere (on iki imam)’yi ele alacağız.  Çünkü;

– İsna Aşere (on iki imam), bu fırkanın en meşhur olanı ve günümüzde Şiilik ismi denince akla gelen ilk fırkadır. Humeyni gibi dünyaca tanınmış fikir adamlarına sahiptir.

– İsna Aşere (on iki imam), bu fırkalardan en çok müntesibe sahip fırkadır.

– İsna Aşere (on iki imam), Ehli Sünnet Müslümanlarını Şiileştirmek için sıkı çalışmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için Kewser, el-Menar ve Zehra gibi onlarca değişik dillerde yayın yapan televizyon kanallarını kullanmaktadır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem sonra, ”on iki imam düşüncesine sahip olduklarından dolayı bunlara On İki İmam Şia’sı deniliyor. Aynı şekilde İmamiye Şia’sı veya Caferiler de  denilmektedir.

Kimi Ehl-i Sünnet uleması ise, bunlara Rafizi (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman’ın radiyallahu anhum halifeliklerini kabul etmediklerinden dolayı) ismini vermişlerdir.
Irak, Lübnan ve Bahreyn’de de çok sayıda bulunan Şiilerin büyük çoğunluğu İran’dadır. Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi bazı ülkelerde ise azınlıkta olan Şiilerin, Türkiye dahil bazı Avrupa ve Kuzey Afrika ülkelerinde sıkı faaliyetleri vardır. (Şia ve Şiilik /İsmail Kaya)

A- İmammet Düşüncesi ve Konumu

İslam ümmeti, toplumun yöneltilmesi, kargaşadan korunması, mazlumların haklarının zalimlerden alınması ve kötülüklerin ortadan kaldırılması için bir imamın tayininin gerekli olduğu konusunda ittifak etmiştir. Bu durumda ümmet kendisini yönetecek bir imamı ya kendisi seçmek suretiyle iş başına getirir yahut Şia’da olduğu gibi imam, Allah ve Peygamber  tarafından seçilip görevlendirilir.!

Buradaki Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki ihtilaf, İmamın olup olmadığı değil İmamı tayin edecek merciin ümmetin kendisi yahut Allah ve Peygamber olup olmadığı meselesidir.
Şia, İmametin, ümmetin reyine ve tayinine bırakılabilecek umumi maslahatlardan olmayıp, dinin rüknü, İslam’ın temel esası olduğu, hiçbir peygamberin imamet esasından gaflet ederek onu ümmetin görüşüne havale etmesinin caiz olmadığını, aksine ümmeti için imam, tayin ve tespit etmesinin kendisine vacip olduğunu ileri sürmüştür. Onlara göre seçilmiş olan imam tıpkı peygamberler gibi küçük ve büyük her türlü günahlardan korunmuştur. Bu bakımdan Hz. Peygamber’den sonra Ali, ümmetin imamıdır. Ali’den sonra ise, onun neslinden gelen imamlar, İslam toplumunun cismani ve ruhani liderleridir.

Şia’nın İmamlar Hakkındaki Aşırılıkları;

1- İmamet İlahi Kaynaklı İddiası

Şia için İmamet Allah tarafından verilen bir makamdır. Bu peygamberlik gibidir. Nasıl ki Allah kulları arasından istediğini peygamber olarak seçer ve görevlendirirse, aynı şekilde imam olarak ta dilediğini seçer ve nass ile peygamberine onu kendisinden sonra tayin etmesini emreder. İmamın peygamberden sonra şeriatına göre hükmetmesi için ümmete peygamber tarafından bildirilmesi gereklidir. (Kaşiful gıta, Aslu-ş Şia syf 211-212)

Yine el-Kafi’de şöyle geçer: İmamlar Allah’ın kapılarıdır ki Allah’a ulaşmak ancak o kapılardan geçmekle mümkündür. Onlar olmasaydı Allah bilinemezdi. Onlar ile Allah, kullarına hüccet ikame etmiştir. (El-Kafi 192.)

Başka bir eserde “Bizim inancımıza göre imamların emirleri, Allah’ın emri; yasakları, Allah’ın yasakları; itaatları, Allah’a itaat; isyanları ise Allah’a isyandır. Onlara dost olan Allah’a dost. Onlara düşman olan Allah’a düşman olur. Onlara karşı gelmek, Allah’a ve Peygamberine karşı gelmektir. Onlara teslim olmak ve emirlerine boyun eğip söylediklerini kabul etmek gerekir. Bunun için ilahi emirler ancak onlar vasıtası ile alınabilir. (el-Akaid el-islamiyye/Muhammed Rıza el- Muzaffer syf 70)

İran devriminin lideri olan Humeyni, el-Hükumetul-İslamiyye’de, İmamların öğretileri, Kuran’ın öğretileri gibidirler. Bu öğretiler sadece belirli bir nesil için değildir. Bu öğretiler her şehirde ve her asırda kıyamete kadar uygulanması ve uyulması gereken öğretilerdir demektedir. ( Humeyni, el-Hükumetul-İslamiyye’de syf 113)
Bütün bu sözler imametin de nübüvvet gibi ilahi kaynaklı olduğu inancının Şia’nın ayırıcı bir vasfı olduğunu göstermektedir.

2- İmamlar Günahlar ve Her Türlü Hatalardan Korunmuştur İddiası

İmamlar hata, yanılma ve unutmaktan masumdurlar. Bu konuda Alleme Meclisi Biharul- Envar isimli eserinde şunları söylüyor: İmami alimlerimiz, peygamberlerin ve İmamların peygamberlikten ve imametten önce ve sonra da her türlü küçük ve büyük günahların her çeşidinden masum oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. (el-Meclis Biharul- Envar syf 350 )
Seyyid Ali el-Milani, İsmet adlı eserinde ismetin tarifini yaparken şunları söylüyor: Masumiyetin tanımı buysa ve Allah tarafından peygamberine bir lütuf ve ihsan ise bu masumiyet on iki imam ve Hz. Fatıma için de söz konusudur. (Ali el-Milani, İsmet syf 13-14)

Şia’ların İmamlarına atfettikleri ismet sıfatı kendi kaynaklarında sayılamayacak derecede çoktur. Özellikle Usul’ul Kafi eserine bakılabilir. Bu konuda son olarak Humeyni’nin şu sözlerini aktarıyoruz: “İmam için övülmüş bir makam, yüce bir derece ve tekvini bir hilafet vardır. Velayet ve hükümranlığına bu kainatın her zerresi boyun eğer. Mezhebimizin gereklerinden biride, imamlarımız için ne yakınlaştırılmış melek’in, ne de gönderilmiş peygamberin ulaşabileceği bir makam olduğuna inanmaktır. Elimizdeki rivayet ve hadisler bize şunu söylüyor: Rasûlu azam sallallahu aleyhi ve sellem ve İmamlar bu alem yaratılmadan önce nur idiler ve Allah arşını onlarla sardı. Zira İmamlardan bize şu sözleri ulaşmıştır: ‘Bizim Allah ile öyle hallerimiz vardır ki, buna ne yakınlaştırılmış melek ne de gönderilmiş bir peygamber nail olabilir.’ “ (Humeyni, el-Hükumetul-İslamiyye’de syf 52 )

3- İmamlar Gaybı Bilirler İdiası

Bütün Müslümanlar gayb bilgisinin sadece Allah’a ait olduğunu ve tebliğ eden peygamberlerden dilediğinin dışında kimseyi buna vakıf kılmadığı hususunda ittifak ederler.

Ancak Ehl-i Sünnete muhalefet etmeyi inançlarının bir gereği olarak gören Şia, bu konuda da aşırıya giderek İmamları hususunda gayba muttali olabileceklerini iddia etmişlerdir.

Bu konuda kendileri nezdinde Buhari mesabesinde olan el-Kafi isimli hadis kitabında el-küleyni, gaybı bildikleri hususuna birçok bölüm tahsis etmiştir. Bu bölümlerden dört tanesi şunlardır:

– İmamların ne zaman öleceklerini bildikleri ve ölmelerinin kendi seçimleri olduğu

– İmamların meleklere ve peygamberlere verilen bütün ilimleri bildikleri

– İmamların olmuş ve olacak her şeyi bildikleri ve hiçbir şeyin onlara gizli kalmayacağı

– İmamların, korunacağını bilseler her şahsın lehinde veya aleyhinde başına gelecekleri haber verebilecekleri bölümü  

El-Kafi’de İmam Rızanın şöyle dediği nakledilir: “Bizler Allah’ın yeryüzündeki eminleriyiz. Bizim katımızda tüm musibet ve ölümlerin bilgileri, Arapların nesepleri ve İslam’ın doğuşunun bilgisi mevcuttur. Biz bir insanı gördüğümüzde gerçekten mümin mi yoksa münafık mı olduğunu biliriz. (El-Kafi 261)

Yine Küleyni, İmamlar hakkında  “Onlar olmuş ve olanı bilirler. Onlara hiç bir şey gizli kalmaz.” hadisini kendi hadis kitabında rivayet etmektedir. (Usul’ul Kafi syf 287)

Bunlar gibi daha nice rivayetlerde Şiilerin, imamların yeryüzünün bütün tabakalarında ve göklerde olan her şeyin bilgisine sahip olduklarına inandıkları açıkça ortaya çıkıyor

Oysa ki bütün Müslümanlar bu tafsili ilmin sadece Allah’a has olduğunu ve onun dışında hiç kimsenin bilemeyeceği hususunda müttefiktirler. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı, kuruyu ki apaçık Kitap’tadır ancak O bilir.” (En’am: 59)

Kainatta meydana gelen olayları detaylı bir şekilde ancak kainatın yaratıcısı olan Allah bilir. O’ndan başka hiç bir kimse bilemez. Ama Şia, imamlarının da bu bilgiye sahip olduklarını iddia eder. Onlara göre bütün alemlerde meydana gelen olayların bilgisine sahiptirler. Konuyla ilgili Tabrisi’nin el-İhticac adlı eserine bakılabilir. Oysaki Rabbimiz kendi kitabında şöyle buyuruyor:

“De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka bilen yoktur.” Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” (Neml: 65 )

4- İmamlar Peygamberler Gibi Mucize Çıkarırlar İddiası

Şia, Peygamberlerin peygamberliklerini  ispat etmek için gösterdikleri mucizeleri, İmamların da imamlıklarını ispatlamak için gösterebileceklerini iddia etmişleridir. Nitekim  müfid, en-Nuket fi mukaddime el-Usul’da,  Nass bulma sıkıntısı çekilen durumlarda bu mucizelerin de tıpkı naslar gibi imameti ispat ettiğini ileri sürmüşlerdir. (Metin Bozan/ İmamiyyenin İmamet Tasavvuru)

Ayrıca Şeyh Saduk, ileluş-Şerayi adlı eserinde mucizenin illetini izah eden bir rivayetle doğru söyleyen ile yalan söyleyenin birbirinden ayırt edilebilmesi için tıpkı peygamberler gibi imamlara da mucizenin verildiğine inandıklarını ifade eder. (İleluş-Şerayi/Şeyh Saduk syf 122)

Ancak Ehl-i Sünnet alimleri peygamberler dışında da insanlardan harika hallerin (kerametlerin) vaki olabileceğini kabul etmekle beraber bunu hiç bir zaman o insanın mucizesi olarak isimlendirmezler. Bunlar Allah’ın salih kullarına, onların iradesi dışında verdiği ikramlar anlamında keramet olarak kabul edilir. Velinin kendi irade ve kudretinin payı olmaksızın meydana gelen bu haller, onun bağlı olduğu nebi için mucize olarak görülür.

B- Rec’at İnancı

Rec’at’ın sözlük mânâsı ise “geri dönüş” demektir. Rec’at fikrini ilk ortaya atan kişinin Abdullah b. Sebe olduğu ifade edilmiştir. O, Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra gerçekte onun ölmediğini ve tekrar dünyaya gelerek yeryüzünü adaletle dolduracağını ileri sürmüştür. Gulât-ı Şia bu kelimeyi, imamın ölümünden veya gaybetinden sonra tekrar dünyaya geri dönmesi mânâsında kullanmış olsa da, İmâmiyye Şiası’na göre rec’at, kıyametin kopmasından önce imamlar ile onlara zulmeden kimselerin diriltilerek tekrar dünyaya döndürülmesi demektir. Biraz daha açacak olursak Şia’ya göre Mehdi’nin zuhurundan sonra, daha önce vefat etmiş olan en değerli insanlarla en düşük insanlar dünyaya döneceklerdir. Bu dönüş birinciler için bir mükâfat olurken, ikinciler ise bu dönüşte işledikleri zulmün cezasını göreceklerdir. Rec’at telâkkisi de zaman içerisinde Şia’nın inanç esaslarından biri hâline gelmiş ve onların kelâm kitaplarında yerini almıştır.

Rec’at inancı Şia nezdinde üzerinde ittifak edilen hususlardandır. Muhammed Bakır şeriatu akaidu imamiyye adlı kitabının 288. sayfasında bu hususta şunları dile getirir. Rec’at’a inanmak lazım çünkü Rec’at Şia’nın özelliklerindendir. Ric’at’ın subutu hem bütün imamların nezdinde hem de bütün Şia nezdinde meşhurdur. Hatta imamlarımızdan; “Bizim tekrar diriltilmemize inanmayan bizden değildir” şeklinde rivayetler gelmiştir.

Rec’at demek, Şia’nın düşmanlarından intikamın alınması demektir. Doğal olarak Şia’nın ilk düşmanı Muhammed’in hakkını gasp eden birinci, ikinci ve üçüncüdür. (Burada kastedilenler Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dır) Bunlar zülüm ve fesattan en ileri gelenlerdir. Dolayısıyla Mehdi’nin kendisinden intikam alması için ilk önce diriltilecek olanlar bunlardır. Bu ifadeler İmamiyye Şia’sının en önde gelen alimlerinden  olanların bizzat kendi kitaplarında kullandıkları ve rivayet ettikleri ifadelerdir. Aynı şekilde bu ifadeler Şiilerin meşhur aşure günü duasında da geçen ifadelerin ta kendisidir. Rec’at inancı Şia’nın en başta gelen ve hatta bütün Şia’nın üzerinde ittifak sağladığı hususlardandır. (Kendi Kaynaklarına Göre Şia ve Şiilik/İsmail Kaya)

C- Beda İnancı

Zuhur etmek, ortaya çıkarmak ve görünmek anlamlarına gelen Beda kelimesi, bir işi yapmaya niyet etmişken, yapmaktan vazgeçip bir başka işi yapmaya yönelmek veya teşebbüs etmek için kullanılmaktadır. Günlük hayatta insanlar için bilgi noksanlığı veya bilmemekten dolayı bir işi yapmaya teşebbüs etmişken vazgeçip fikrini değiştirip başka bir şeyi yapma her zaman görülen bir olaydır. Fakat Allah bir şeyi yapmayı murat ettiği zaman, bilgisizlik veya bilgi noksanlığından dolayı o işi yapmaktan vazgeçip başkasını yapmaya yönelmez. Keza bir işi yaptıktan sonra, yaptığı işten pişman olarak yapmamış olmayı temenni etmez. Bunlar Allah için düşünülemez.

Beşerin yapmış olduğu kötü fiilleri görünce beşeri yarattığına pişman oldu. Şia bu inancı Yahudilik inancından ihtiyaçtan dolayı almıştır. Çünkü daha öncede geçtiği gibi Şia‘ya göre İmamlar gaybı bilir ve haber verdikleri şeylerde söyledikleri gibi olurdu. Bazı İmamlar söyledikleri şeylerin ve verdikleri müjdelerin zaman geçmesiyle ortaya çıkmadıklarını görünce bunun altında kalmamak için Beda fikrini ortaya attılar. Ve Allah’a başka bir şey göründü de önceki sözünü değiştirdi, diyerek mazeretlere sarıldılar. Yani aslında yanılan kendileri değil de haşa Allah’tır.

Beda fikrinin Şia’ya, İmamı Cafer zamanında sirayet ettiği düşünülüyor. Çünkü o, kendisinden sonra İmamın oğlu İsmail olduğunu söyledikten sonra İsmail’in ölmesi üzerine bu fikre sarıldığı rivayet ediliyor. Yani aslında Allah, Cafer’den sonra İmam olarak İsmail’i seçmiştir. Ama daha sonra onun öleceğini öğrenince ondan vazgeçtiğini söylemiştir. Yani Allah’ın ilmi kadim değil; yeni şeylerle Allah’ta yeni bilgiler elde etmektedir. Aslında İmam Cafer’in kendisi bu söylemlerden münezzehtir. Bütün bunlar Şiilerin kendi imamlarına bile atmış oldukları iftiralardır. (Başlangıçtan Günümüze Şiilik ve Kolları/Prof. Dr. Mustafa Öz )

D- Takiyye İnancı

Sözlük anlamı itibari ile sakınmak, korumak, korkmak, korunmak anlamlarındaki (vky) kökünden gelen takiyye, terim olarak kişinin can ve malına yönelik bir tehlike ve zarardan korunması için inancını gizlemesi  veya inandığının aksini söylemesi demektir.

Buna göre cebir ve ikrah karşısında kalındığında bir müminin takip edeceği ruhsat yolu gösterilmekte, inancına muhalif olanların kendisini sıkıştırmasına karşı kalben olmasa da, lisanen dostmuş gibi davranmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Hemen bütün İslam fırkalarında bir ruhsat olarak kabul edilen bu prensip Şia’nın Zeydiyye dışında bütün fırkalarınca dinin zaruri bir emri olarak telakki edilmiş ve benimsenmiştir. Bu sebeple Takiyye denilince Şia hatıra gelmeye başlamış.

Şiilikte takiyye farklı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu düşünce bir Şii’ye bir başkasını kandıra bilmesini caiz kılıyor. Bundan hareketle bir Şii inandığı bir şeyi açıkça inkar edebilir, kalbinde inanmadığı bir şeye görünürde inanıyor gibi davranabilir. Bundan dolayı Şiiler, Ehl-i Sünnetin yanında Kuran’ın tahrifi, Sahabelere hakaret etme, Müslümanları tekfir etme ve bunun dışında birçok konuda ki düşüncelerini gizlerler.

Şeyhleri ve muhaddisleri olan Saduk lakaplı Muhammed b. Ali b. Hüseyin, Risale fil İtikat eserlerinde şunları zikreder: “Takiyye ile ilgili inancımız şudur: ‘Takiyyeyi terk eden namazı terk etmiş gibidir. Kaim olan Mehdi çıkıncaya kadar takiyye ile amel etmek vaciptir. Mehdi’nin çıkışından önce takiyyeyi terk eden Allah’ın ve İmamiyenin dininden çıkmıştır. Allah’a, Rasûlune ve İmamlara muhalefet etmiştir.’ “ (Risale fil İtikat /Şeyh Saduk syf 104)

Şii’lerin takiyyeye teşvik eden çok sayıda rivayetleri vardır. El-Kafi’de Takiyye Bölümünde Ma’mer b. Halada nispet edilen bir rivayette o şöyle demiştir: Ebul Hasan’a idareciler için ayağa kalkmakla ilgili sordum. O, bana Ebu Cafer bu konuda şöyle dedi buyurdu: Takiyye  benim ve atalarımın dinidir. Takiyye  yapmayanın imanı da olamaz. (El- Kuleyni syf 219 )

Başka bir rivayette Ebu Abdullah’tan gelen bir rivayette o şöyle buyurmuştur: Ey Ebu Ömer! Dinin on da dokuzu takiyyedir. Takiyye  yapmayanın dini yoktur. (El-Kuleyni syf 217 )

Yukarda geçen rivayetlerde açıkça ortaya çıktığı gibi Şiiler takiyye’ye sıkı sıkı bağlıdırlar. On ikinci İmamları olan Mehdi ortaya çıkıncaya kadar takiyye’nin terk edilmemesi gerekir. Onu terk eden onlardan değildir.

————————-

Kaynaklar

1- Kur’an’ı Kerim Meali Diyanet Vakfı
2- Mezhepler Tarihi /M. Ebu Zehra / Hisar yayınları
3- El-Milel Ven –Nihal /Şehristani
4- Başlangıçtan Günümüze Şiilik ve Kolları / Mustafa Öz / Ensar yayınları
5- Kendi Kaynaklarına Göre Şia ve Şiilik / İsmail Kaya / Elvan Yayınları
6- Şia ve Mescidi Aksa /Tarık Ahmed Hicazi / Meva yayınları
7- El –Münteka /İbni Teymiyye
8- İslam Tarihi /Komisyon / Beka yayınları
9- Ehli Sünnetten Şia’ya Kalpten Kalbe /Hammed el- Hamiş/ Guraba yayınları
10- Ehli Beyt ve Hakları / Abdullah ed- Derviş/ Guraba yayınları
11- Ehli Beyt ve Sahabe Arasındaki Rahmet Bağı/ Abdullah ed- Derviş/ Guraba yayınları
12- Ehli Beyt Fazileti / Abdulmuhsin Abbad/ Guraba yayınları
13- Kendi Kaynaklarından Şia İnanç Sistemi /Halife Keskin/ Beyan yayınları
14- Şirk ve Riddet Taifesi Şia /Ebu Basir Tartusi/ Şehadet yayınları
15- Usulud Din /Komisyon /Kevser yayınları
16- Diyanet İslam Ansiklopedisi
17- Şamil İslam Ansiklopedisi
18-  Sosyal Bilimler Ansiklopedisi
19- İslam›da İnanç İbadet, Günlük Yaşayış Ansiklopedisi
20- Humeynicik / Said Havva