Değerli İslam kardeşlerim; Ahir zaman insanları olmamız hasebiyle öncü sahabe neslinden uzak, fitnelerin  ve fesatların egemen olduğu, dünyaya yaklaştıkça ahiretten  uzaklaşan bir toplumda yaşıyoruz. Öyle bir toplum ki ya İslamı yaşamayı tamamen terk etmiş ve sadece ismen Müslüman olduğunu söylüyor veya hayat nizamı olan bu yüce dini yani İslam’ı, Hristiyan ve Yahudilerin yaptıkları gibi cami ve mescidlere hapsetmiş; camide Müslüman sokakta demokrat, camide Allahın kitabını isteyen ama caminin dışında Allahın kitabının dışında her türlü gayri İslami kitapları ve anayasaları kendine düstur edinmiş bir toplum… Yaşadığımız toplum böyle bir anlayışa sahip olunca; Toplumdaki bozukluk ve ahlaki çöküntüler günden güne çoğalıyor ve sonuç olarak toplum İslam’dan bihaber bir topluma dönüşmüş oluyor. Durum böyle olunca İslam dinini  yaşamak ve düstur edinmek isteyen Müslümanlar, istedikleri şekilde dini yaşayamıyorlar  ve toplumdaki bozukluk ister istemez onların yaşayışlarına olumsuz bir şekilde etki ediyor.
Tıpkı pis ve kötü kokan bir yerde bulunan güzel kokulu bir kimseye o kötü kokuların sirayet etmesi gibi.  Artık toplum öyle bir duruma gelmiştir ki; yolda yürüyen bir kimsenin kulağını haram olan ses ve müziklerden koruması, gözünü Allah’ın yasakladığı görüntülerden alıkoyması neredeyse imkansız bir hal almıştır. Ve hallerin en kötüsü ise şudur; Artık Müslümanlar bile bu durumu normal karşılar olmuş, bu kötülükler ve bâtıl Müslümanlar da sıradanlaşmış bir hal almıştır.Ve iyiliği emredip, kötülükten yasaklayan  davetçilerin azlığı hatta yokluğu sebebiyle ümmet top yekun bir şekilde kendisini bekleyen elim azabı unutmuş ve ateşe doğru yürümeye başlamıştır.
Peki değerli kardeşler, şeytanın askerlerinin her yeri istila ettiği bu toplumda biz Müslümanların kendimizi kötülüklerden koruyup muhafaza etmemiz için ne yapmamız gerekmektedir? Üzerimize nasıl bir kalkan giyinmeli ve kendimizi nasıl bir kaleye atmalıyız ki bu küfür ve şerlerden korunmuş olalım? Bu sorunun cevabını önderimiz olan Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tam 14 asır önce şöyle diyerek vermiştir;” Allahu Teala Hz. Yahya aleyhisselam’a şu 5 şeyi İsrailoğullarına emretmesini söylemiştir. Allah’ı çokça zikredin. Allah’ı zikredenin misali şu kimsenin misali gibidir; Bir adam kendisini yakalayıp öldürmek isteyen atlılardan kaçmaya başlar. Atlılar tam onu yakalayacakları esnada güvenli bir kale bulup oraya girer ve atlıların şerrinden kurtulmuş olur. Allah’ı zikreden kimse işte bu adam gibidir.
Kötülüklerden ve şerli varlıkların şerrinden zikir kalesine girerek kurtulur.(1) Yine Abdullah b. Busr (radıyallahu anhu)’nun rivayet ettiği hadiste de ilk baştaki sorumuza cevap vermiştir. Hz. Abdullah dedi ki: “Bir adam şöyle dedi:” Ey Allahın Rasulu! İslam Şeriatı’nın nafile ibadetleri  bana çok fazla ve ağır gelmiştir. Bana öyle bir amel söyle ki ona sımsıkı tutunayım ve asla ondan ayrılmayayım.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi: “Dilini sürekli Allah’utealanın zikriyle ıslak tut. Sürekli Allah’ı zikret!”(2) İşte aradığımız kale ve kalkan budur. Düşünün, kibirli insan sürekli Allah’ı zikrediyor. Kalbi ve dili sürekli Allah’ı anıyor. Şeytan ve askerleri hiç bu insana yaklaşabilirler mi? Bir insan sürekli sapasağlam bir kalede durursa dışarıdaki düşman hiç onu yakalayabilir mi? Hayır. Tabi ki asla yakalayamaz. Bunu biz değil, Peygamber (aleyhisselam) söylüyor.
Soruyorum size. Bizim imanımızın zayıf olmasının sebebi Allah’ı zikredip, anmaktan uzak kalmak değil midir? Öyle ki en ufak bir imtihanda yenik düşüyor ve sınavı kaybediyoruz. Biz Allah’ı anmayı bıraktıkça Allah da bizi bıraktı. Nitekim Allah Azze ve Celle bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Beni çokça anın, hatırlayın ki bende sizi anayım.” (Bakara, 152). Kardeşlerim, Allah bizi bırakırsa biz hangi kapıya gider, nereye sığınırız. Ümmetin bu derece gafil olmasının sebebi Allah’ı anmayı unutmaktan başka bir şey değildir. Allah’ı ve Allah’ın azabını unutan insan günah işler ve Allah’a isyan eder. Ve günah işledikçe onun kalbi kararır. Tıpkı Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dediği gibi; “Kişi günah işleyince onun kalbinde siyah bir nokta oluşur. O, günahı terk edip günahtan tevbe edince o günah ondan silinir ve kalbindeki siyah nokta gider. Ama o kimse o günahı terk etmezse o siyah nokta kalbinde kalır. Daha sonra başka bir günah işleyince kalbine başka siyah noktalar yazılır. Tâki kalbi simsiyah oluncaya kadar…(3)
Ümmetin kalbi öyle bir kararmıştır ki, artık kaskatı ve simsiyah olmuştur ve ümmet zelil bir hayata boyun eğmiş, artık değerlerini kaybetmiş ve uyumaya başlamıştır. Bugün dünya Müslümanları; 2 milyarlık İslam aleminin Allah’ı anmayı unutması sebebiyle artık kafir ve inkarcıların  ayaklarının altında ezilir olmuştur. Ve İslam’ın tekrar hakim ve egemen olması için aranacak yol Allah’ı zikretmekten başka bir şey değildir. Onu hatırladığımız esnada bu gaflet uykusundan uyanmış olacak ve tekrar ayağa kalkacağız. Bizans ordusu girdiği bütün savaşlarda Müslümanlara yenilince Kral Heraklıyus, vezirleri ve komutanları toplayıp onlara şöyle der. “Girdiğimiz bütün savaşlarda Müslümanlara yenildik. Bizim ordumuz sayıca onlardan kat kat fazla olmasına rağmen neden bütün savaşlarda onlara yeniliyoruz?” Yaşlı vezirlerden birisi kalkıp şu cevabı verir: “Çünkü onlar geceleri âbit, gündüzleri ise at sırtında mücahittirler. Onlar kendi ilahlarına sürekli ibadet eder ve onu sürekli zikrederler. Biz ise dünyanın zevkleri içerisinde yüzüyoruz. Biz de onlar gibi olmadığımız sürece bu savaşlarda sürekli yenileceğiz”.
Biz ahir zaman ümmeti olarak öncü nesil olan sahabelerin yaptığı bu şeyleri yapmadıkça bize vaat edilen zaferden uzak olacağız. Sahabe Allah katındakileri hatırlayıp zikrettikçe dünyadakilerden uzaklaşıyordu. Onlar Allah katında olanı yani cenneti istiyorlardı. Ve bunu unutup da amellerinin karşılığını dünyada almaktan çok korkuyorlardı. Birgün Abdurrahman b. Avf (radiyallahu anh)’ın ticaret kervanı Şam’dan Medine’ye döner.  Abdurrahman b. Avf çok aç olduğu için hizmetçilerine sofra kurmalarını emreder. Sofra hazırlanınca Abdurrahman b. Avf sofraya uzunca baktıktan sonra şu tarihi sözleri söyler: ”Vallahi Hamza, Musab ve diğerleri yaptıkları amellerin karşılığını ahirete bıraktılar. Dünyada hiçbir karşılık almadılar. Biz ise bu güzel nimetlerle karşılığımızı dünyada alıyoruz. Hayır! Vallahi ben de karşılığımı ahirette almak istiyorum.” Hüngür hüngür ağlar ve çok aç olmasına rağmen elini sofraya uzatmaz. İşte onlar Allah’ın katındakini hatırlayıp dünyadan böyle vazgeçtiler.
Allah’ı zikretmenin faziletini anlatmaya hacet olmamasına rağmen bir örnekle izah edecek olursak şöyle bir soru sormamız gerekir.  Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) tuvaletten çıktığı zaman neden “Gufraneke (Allah’ım beni bağışla)” diyordu. Bunu bazı alimler şöyle izah etmişlerdir. “Peygamber aleyhisselam her anında Allah’ı zikrediyordu. Sadece tuvalette tuvaletin Allah’ı zikretmeye uygun bir mekan olmaması hasebiyle Allah’ın zikirden uzak kalıyordu. İşte 3 – 5 dakika kadar bir süre Allah’ın zikrinden uzak kaldığı için “Rabbim sen beni affet.” diyordu.
Allah’ın alemlere üstün tutup masum saydığı yüce Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) kısacık bir süre Allah’ı anmaktan uzak kaldığı için Allah’tan af diliyorsa bizim halimiz nedir? Bizim bazen saatlerce ve bazen günlerce zikirden uzak kalmamıza ne demeli! Bu durumdan dolayı Allah’a ne kadar istiğfar etmemiz gerekmektedir. Ki o Peygamber sallahu aleyhi ve sellem günahlardan  zaten korunmuştu. Biz ise sağlam bir kaleye girmediğimiz her an günahla baş başa kalıyoruz. Ebu Said el Hudri’nin (radiyallahu anhu) rivayet ettiği bir hadiste Peygamber aleyhisselama  şöyle bir soru sorulur “Kıyamet günü Allah katında ibadetlerin hangisi derece olarak daha üstün olacaktır? Hz.Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verir: “Allah’ı çokça zikredenler.” Ebu Said: Ben dedim ki; “Allah yolunda savaşandan da mı üstün olacak  ey  Allah’ın Rasulü?” Şöyle cevap verdi: “Kılıcı kırılıncaya ve kanı akıtılıncaya kadar kafir ve müşriklere kılıcı ile saldırsa bile Allah’ı çokça zikredenler daha faziletli olacaklardır.”(4) Başka bir hadiste Ebu Derda (radıyallahu anh) Resulullah’ın (sallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Size Allah katında amellerinizin en hayırlı, en temiz ve derece olarak en üstün olanını ve hatta gümüş ve altın infak etmekten daha hayırlı olanını hatta düşmanlarınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan bile daha hayırlı olanını haber vereyim mi?” Sahabeler: “Tabii ki ey Allah’ın Rasulu” dediler. Peygamber aleyhisselam: “Allah’ı zikretmek” buyurdu.(5) Bu hadisler zikrin önemini anlatma hususunda bize yeterlidir. İbni Teymiyye rahimehullah zikrin önemini şu misalle anlatmıştır: Mü’minin hayatı zikirsiz düşünülemez.Tıpkı balık su olmadan yaşayamayacağı gibi mü’min de Allah’ın zikri olmadan yaşayamaz.
Kardeşlerim; biz İslam’ı bir bütün olarak kabul edip iman etmişiz. Cihatsız zikir olmayacağı gibi zikirsiz cihat da olmaz. Tebliğ ve davet olmadan zikir olmadığı gibi zikir olmadan da davet ve tebliğ olmaz. Bu sebeple bizim İslam’ın bütün yönlerini elimizden geldiğince kendimizde toplamamız gerekiyor. Zikrin olduğu yerde şeytan durmaz ve kaçar. Ve şeytan kaçınca biz o zaman kötülüklerden uzak kalmış oluruz. Uzun sözün kısası: Allah bize düşmanımız olan şeytanı kendisiyle yenebileceğimiz bir silah göndermiş. O halde bu silahı kullanmamak gafillik değil de ya nedir? Bir hadisinde Peygamber aleyhisselam: ”Kim akşamladığında şu duayı yaparsa şeytanların ve cinlerin şerrinden sabaha kadar emin olur; Allah’ın yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım.”(6) Zafere gidilecek yol bellidir. O halde başka yollar aramak niye? Kapının doğru anahtarı bir tanedir. O halde başka anahtarla kapıyı zorlamanın ne manası vardır?
Allah, bizi kendisini anbe an hatırlayan ve onu unutmayıp onu zikretmekten geri kalmayan kullarından kılsın! Amin…

—————————————————–
1-Ahmed b. Hanbel –müsned-sahihtir
2-Tirmizi 3375 –ibni mace-3793-hasendir
3-Ahmed b. Hanbel-müsned-7952-Tirmizi3334-İbni mace -sahihtir
4-Tirmizi 3376
5-Tirmizi 3377-ibni Mace3790
6-Ahmed b. Hanbe l290-Nesai –Tirmizi 187 –İbni Mace 266