Hamd; Cennetten, rahmetten, af ve mağfiretten Kovulmuş olan Şeytan’dan kendisine sığınmamızı bildiren Allahu Teâlâ’ya,
Salat ve Selâm; Şeytan ve avânesine karşı türlü ikazlarıyla bizleri uyaran Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,
Allah’ın lütuf ve keremi de Şeytana karşı her zaman ve ortamda “euzu billahi” diyerek Allah azze ve celle’ye sığınan muvahhid kullarının üzerine olsun.
Şeytan Kimdir?

Bu soruya verilecek en güzel cevap sanırız ki şu âyeti kerimedir:

“Muhakkak ki şeytan, sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin. O, taraftarlarını ancak çılgın alevli ateşin yaranı olmaya çağırır.” (1)

Allah’a isyan ederek kibirlenip böbürlenen ve insan neslinin ilk ferdi Âdem aleyhisselâm’a secde etmeyen İblis, ilk şeytandır, şeytanların atasıdır.

“Şeytan” kelimesi ise; azgınlıkta, şer ve kötülükte emsalsiz olan, şerir ve inatçı anlamına gelen her azgına verilen bir cins isimdir. Şeytanlar, tercih edilen görüşe göre cinlerin bir kısmıdır ve bazı değerler bakımından meleklerin karşıtıdır. Zira melekler hayır işler, iyiliği emreder ve hayır üzere sabit kalırlar. Şeytanlarda şer işler, kötülüğü emreder ve kötülük üzere hareket ederler. Şeytan kelimesinden, daha çok, cin cinsinden olan cin şeytanı anlaşılırsa da, kötü ruhlu insanlara da bu ad verilir. Cin şeytanı olduğu gibi, insanlardan da şeytanlar vardır. İnsan ve insan şeytanı görüldüğü halde, ruhta gizlenen kötülük görülmez; eserleri ile bilinir. Bu sebeple, şeytan isminden, genel olarak, gizli ve kötü bir kuvvet, kötü ve habis ruh anlaşılır.

İnsan şeytanı, cin şeytanına tabi, ona bağlıdır. Yaratılışta her cins, bir “ilk fert” ile başladığından, “şeytan” denilince, bu cinsin ilk ferdi olan ve atası sayılan ilk şeytan, yani “İblis” akla gelir. Şeytana, işlediği hatanın onu sonsuza kadar hüsrana uğratması sebebiyle “iblis” denmiştir. İblis, Şeytanın Kur’an’daki özel adıdır. İblis kelime anlamı olarak; hayırsız olan, zarara uğrayan, şaşkınlığa düşen manalarına gelmektedir.

Daha Âdem aleyhisselâm ile karşılaştığı o ilk andan itibaren kıskançlık ve çekememezlik hastalığına yakalanmış olan Şeytan’ın vazifesi kıyamete kadar Âdemoğullarını Allah’ın lütfundan, nimetlerinden kısacası cennetten uzaklaştırabilmek için her türlü çaba ve gayreti göstermek olmuştur. Allah’a en yakın kul iken imtihana tabi tutulmak ve kendisinden yaratılış bakımından daha alt derecede bulunduğuna inandığı Âdemoğluna secde (keramet saygısı) etmekten imtina etmesi ve aklınca kıyasa müracaat ederek bu yanlışta ısrar etmesi onun rahmetten kovulmasına ve ebediyyen cehennemliklerden olmasına sebep olmuştur.

Bu yanlışın akabinde diretmesi ve isyan etmesi onun kâfirlerden olmasına sebebiyet vermiş, o da bu sebeple Âdemoğullarını kendisi gibi cennetten alıkoyacak her türlü isyana, zulme ve tuğyana sevk etmek üzere cinlerden ve insanlardan olan tüm yardımcılarıyla harekete geçmiştir.

Ku’an’ı Kerim’in naslarını incelediğimizde Şeytan ile insan arasındaki farkın şeytan hakkında isyan ve inkâr ile neticelenirken, Âdemoğlu hakkında ise tevbeye riayet etmek olduğunu görürüz. Nitekim hatayı idrak edip yanlışını kabul etmek ve bu hatadan en kısa sürede dönerek tevbe etmek te yine Âdem aleyhisselam’ın nesli olan insanlığın yapması gereken bir tutumdur. Aklı ön plana çıkarmak ve her şeye akıl ölçüsünde önem vermek ve aklın algılayamadığı şeyleri yok saymak ve kabul etmemek Şeytanın durumuna düşmek kadar tehlikeli bir durumdur. Nitekim Şeytan aleyhillane Allahu Teâlâ’nın İlahlığını ve Rabliğini inkâr etmemişti. Allah’a ait olan hakları tamamıyla gasbetmeyi ve ona rakip olmayı ise hiç düşünmemişti. Ona karşı bir pakt oluşturup kendisine uyanlarla birlikte Allah’a savaş açmayı ise hiç hayal dahi etmemişti. Çünkü o çok iyi biliyordu ki bu hususlarda Allah’a meydan okunamazdı. Ve böyle bir kalkışma sonu net bir felakete ve helake götürürdü. Ancak o Allah’ın sadece bir konuda ki emrine ki, o da Âdemoğluna secde etme emriydi, bunu kabul etmeyerek isyan etmişti., Akıl ölçüsüne göre mantıklı bir tarafı olmadığı için bunca zamandır Allah’a yakın olan kendisi gibi bir kul varken, yaratılışında dünyayı ifsad edecek ve kan akıtacak yeni yaratılmış bir varlığa tabi olmasını akli bir ölçüyle izah edemediği için diretmiş ve isyan etmişti.

Nitekim bu durumu Kur’an’ı Kerim şöyle izah etmektedir.

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.” (2)

“Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.” (3)

Bütün melekler secde ettikleri halde sadece İblis secde etmemişti.

“Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.”

“Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!”

Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı. (Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi. (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.

Şeytan, Allahu Teâlâ’yı ilah ve Rab olarak görmesine ve bunu ikrar etmesine rağmen belki de bizler nazarında ufak(!) bir mesele gibi görünen ve kıyas yoluyla kendisinde doğrunun bulunduğuna inanılan bir meselede bile lanete uğramış ve ilahi huzurdan kovulmuştu. Ne acıdır ki bugün insanlık şeytandan daha kötü bir duruma düşmüş Allah’a ait olan tüm haklar, beşeriyet tarafından gasbedilmiş(!) ve insanlık Allahu zu’l celâl karşısında ilahlığa soyunmuştur. Acaba şeytanı böyle feci bir duruma düşüren bir meseleden daha fazla ehemmiyet arzeden ve Allah’a karşı ilahlığa cüret etmek gibi bir meselede durum ne olur?

Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun! Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır! (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi. Allah buyurdu ki: “Sen mühlet verilenlerdensin” “Allah katında bilinen vaktin gününe kadar…”

(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna. (Allah) şöyle buyurdu: “İşte bana varan dosdoğru yol budur.” “Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.” Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.” (4)

Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi. İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

Allah: Çık oradan (cennetten)! Sen artık kovulmuş birisin. Ve ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu. İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

Allah: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.’’ “O bilinen güne kadar” buyurdu. İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım.” “Ancak onlardan ihlâslı kulların hariç” dedi.

Allah buyurdu ki, “O doğru ben hep doğruyu söylerim.” “Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım!.” (5)

Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi. Allah: Öyle ise, “İn oradan!” Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir.

Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

İşte o andan itibaren Şeytanın bütün çabaları o şerefli kılınan insan denilen varlığın acizliğini ve kendisinden daha aşağıda olduğunu(!) kanıtlamak olmuştu. Bu sebeple de hiç durmayacak kendisine verilen bu zaman diliminde saptırabildiği kadar çok insanı kendisiyle birlikte cehennem sürükleyecek, bu sebeple de en çok bu iddiasına karşı onun haksızlığına sebebiyet verecek olan sıratı müstakim üzerinde tüm plan ve programlarını yoğunlaştıracak ve burayı hedef alarak işe koyulacaktı.

İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. «Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!» dedi. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.” (6)

İslam âlimleri bu ayet ile ilgili olarak çok önemli bir hususa dikkat çekmişlerdir ki o da şudur: İslam’da cihet (yönler) altıdır. Ayette sağ, sol, ön, arka bildirilmiş ancak üst ve alt zikredilmemiştir. İşte buda Şeytanın nüfuz edemeyeceği secde hali ile, kulun ellerini açarak Rabbine yöneldiği dua anıdır. Bu sebeple bu iki cihet müslüman için pek ehemmiyet arzeder.

(Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü.

Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır, buyurdu. “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çıkarılacaksınız” dedi. (7)

Yukarıdaki ayette de görüldüğü üzere şeytan, vesvese ve yalan yere yemin etmek suretiyle ve her türlü hileye başvurarak kandırdığı Âdem aleyhisselâm ve eşi hakkındaki tüm bu düşünceli ve iyilikyapar vari bu tavrını daha sonradan gelen Âdemoğullarının geri kalan nesline de uygulamış o ve avanesi her zaman “Biz ıslah edicileriz.” Sloganlarıyla hareket ederek inananları kandırmaya devam etmişlerdir. Ne acıdır ki saf olan insanoğlu bu iyi görünen zulüm ve şer odaklarının sözlerine kanmışlar ve onların peşinden ateşe doğru sürüklenmişler ve hâlâ da sürüklenmeye devam etmektedirler.

Âdemoğlunun bir ferdi olarak bizler şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki şeytan bizi hiçbir zaman sevmedi ve sevmeyecek. Düşmanlığı da kıyamete kadar devam edecek. Öyleyse kendisini ahirette bile satacak ve yarı yolda terk edecek bu asi ve hain varlığın izinden ne diye insanlık gider?

“Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.” (8)

Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana “İnkâr et” der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım, der. Nihayet ikisinin de sonu, içinde ebedî kalacakları ateş olacaktır. İşte bu, zalimlerin cezasıdır. (9)

“Müşrikin arkadaşı (şeytan) der ki: Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi.” (10)

“Şeytan bir kimseye arkadaş olursa, ne kötü bir arkadaştır o!” (11)

Ayet-i kerimelerden net olarak anlaşıldığı gibi, şeytan, insanları doğru yoldan, Allah’ın yolundan saptırmaya çalışacaktır; bu onun görevidir. İnsanlar içerisinde ona uyanlar olacağı gibi, ona uymayıp reddedenler de olacaktır.

Allahu Teâlâ Kur’an’da, şeytanın bizim düşmanımız olduğunu bizlere defalarca bildirmiştir. Bu düşmanlık kıyamete kadar asla bitmeyecektir. Biz ona şirin gözüksek bile o bizi asla sevmeyecek ve bizden razı olmayacaktır. Zaten onu razı etmek demek Rabbimize isyan manasına gelir ki böyle bir husus hiçbir müslüman için düşünülemez ve kabul edilemez. Şeytanın bu düşmanlığından habersizmiş gibi davranmak ve bunu bilmemek ise mümkün değildir. Biz müminler, devamlı olarak şeytandan uzak durmalıyız ve kesinlikle ona uymamalıyız. Aksi halde biz de onun gibi Allah’a isyan edenlerden oluruz. Konumuzu Rabbimizin bizlere yaptığı şu ilahi ikaz ile bitirelim.

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (12)

Selam ve Dua ile

————————-

1. Fatır,6.
2. Bakara,30.
3. Araf,11.
4. Hicr,28-43.
5. Sad,75-85.
6. Araf,12-18
7. Araf,19-25.
8. Mücadele,19.
9. Haşr,16-17.
10. Kaf,27.
11. Nisa,38.
12. Araf,27.