Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” (Buhari, Rikak 1)

Rabbâni âlimlerimiz ve İmam Serahsî’nin rahimehullah hayatının özeti bu hadistir. Âlimlerimiz ve önderlerimiz; hayatlarını bu hadis üzere inşâ ederek, sağlıklarını ve vakitlerini Allah yolunda harcadı ve bu iki nimeti nimetin kadr-u kıymetini en üst seviyede yaşadılar. Onlar adeta bedenlerini ve zamanlarını Allah yoluna fedâ ettiler.

İmam Serahsî, bizlere çok büyük örneklik göstererek bu hayata gözlerini yumdu. Hayatını adeta şu sözü yaşayarak bizlere öğretti: “İmkânsızsanız, imkan sizsiniz.”

Yusuf aleyhisselâm’ın hayatını okuduğumuzda onun zindana atılmasını ve zindanı adeta bir medreseye dönüştürdüğünü öğreniriz. Ancak Allah bizlere tarihin her döneminde Yusuf aleyhisselâm gibi zindanı medreseye dönüştüren kimseler olduğunu göstermiştir. İmam Serahsî de zindanı medreseye dönüştüren imamlarımızdan biridir.

İnsanın İslâm’ı öğretmesine hapishane kuyularında cezâlandırılmasının dahî engel olamayacağını bizlere öğreten bir imamdır, İmam Serahsî.

Asıl özgür olanın Rabbi ile bağı güçlü olan kimse olduğunu bizlere öğretendir, İmam Serahsî.

Asrımızda Müslümanların ilim ve dinini öğrenmede bahanelerinin hiç bir şekilde artık geçerli olmadığını öğretendir, İmam Serahsî.

Doğumu

Asıl adı Ebu Bekr Muhammed B. Ebî Sehl Ahmed Es-Serahsî ve Hanefî fıkhının dönemindeki önder imamlarından olan İmam Serahsî rahimehullah, Serahs’ta 1009 yılında doğmuştur. Memleketine nisbetle Serahsî olarak anılmıştır ve künyesi Ebu Bekr’dir.

İlmi Şahsiyeti

Serahsi, henüz çocuk denilecek yaşta (10 yaşında) iken ticari maksatla Bağdat’a giden babasına refakat etmiştir. Bu seyahatin akabinde küçük yaşta ilimle meşgul olmaya başlayan İmam Serahsî, Buhâra’da ders veren büyük fakih ‘Şemsü›l-Eimme (İmamların Güneşi)’ ünvânı sahibi Abdulaziz el-Halvânî başta olmak üzere es-Suğdi ve Ebu Hafs Ömer b. Mansur el- Bezzâz gibi âlimlerden ilim tahsiline başlar. Bu gibi âlimlerden başta fıkıh olmak üzere hadis, kelâm, usûl-i fıkıh, münazarâ ve şiir gibi çeşitli alanlarda dersler aldı ve bu alanda kendisini yetiştirmiş önemli biri haline geldi. Bu dönemde hocası el-Halvânî’nin medresesinde meşhur Hanefî âlimi Fahru’l-İslâm Pezdevi ile birlikte dersler okumuştur.

Hocası Halvânî, Serahsî daha öğrenci iken “Sifat’u Eşratü’s Saat” ve “Makâmatü’l Kıyâme” adlı eserleri ona imlâ ettirmiştir. Parlak zekâsı ile kısa zamanda şöhret bulan Serahsî, hocası Halvânî’nin ilim okuturken kullandığı post ile mükâfatlandırıldıktan sonra ‘Şemsü’l-Eimme (İmamların Güneşi)’ ünvânnı da hocasından devralır. Hocasının vefatında 48 yaşında olan Serahsî, hayatının geri kalan kısmında hep bu ünvânla anılmıştır.

Osmanlı şeyhülislâmı ve tarihçisi Kemalpaşazâde tarafından “Tabakâtü’l-Fukahâ” başlığı altında yapılan ilk ve bilinen tek derecelendirmeye göre İmam Serahsî, “mesâilde müctehid” grubunda kabul edilmiştir.

Muhammed Hamidullah ise Serahsî için şöyle der: “Eserlerinin mikdarı bakımından o şüphesiz en büyük Müslüman fakihidir.”

Ona nisbet edilen şu sözler, ilimdeki derecesini bize anlatmaktadır. Kendisine: “İmam Şâfiî üç yüz cüz ezberlemiş” denildiğinde, şöyle demiştir: “Şâfiî’nin ezberlediği bizim ezberlediğimizin zekâtıdır.”

Öğrendiği ilmi insanlara aktarmada da yoğun gayret gösteren Serahsî, talebe yetiştirmeye önem gösterdi. Onun önemli talebelerin bazıları şunlardır: “Buhâra’yı birçok yıllar idare etmiş âlim bir sülâlenin kurucusu Burhanü’l-Eimme İbn Mâze, el-Hasirî ve el-Kuşenî.” Bu öğrencileri dışında Buhâra ve çevresinde dersler okutmuş ve birçok ilim adamının yetiştirmiştir. Eserlerinin önsözlerinde yer alan ifadelerine göre Serahsi’ye göre Yüce Allah’a imandan sonra en büyük farz, ilim talep etmektir. Zira ilim, peygamberlerin mirasıdır. Peygamberler, hiçbir zaman miras olarak dinar ya da dirhem bırakmamışlardır. Onların bıraktıkları miras, ancak ilimdir. Bu ilmi alan kişi de gerçekten nasipli ve bahtiyar kişidir.

Onun ilmi seviyesini görenlerden bazıları kendisine “Bir mezhep de sen kur” demişler, gülmüş ve şöyle demiştir: “Siz, İmam-ı Azam’ın kim olduğunu bilmediğinizden bu teklifi yapıyorsunuz.

Hapis Hayatı  ve Kuyudan Yazdırılan Eserler

İlim adamlarının tarihin her döneminde hakkı söyledikleri için maruz kaldığı hapis cezası, İmam Serahsî’ye de verilmiştir. Ona hapis cezası verildiğinde yaşı 64 idi.

Büyük âlim ve Şemsü›l-Eimme olan İmam Serahsî’nin, Batı Karahanlı Devleti Hâkanı Şemsülmülk II. Nasr Han tarafından hapsedilmesi hakkında birçok görüş öne sürülmüşse de bunlar arasında en fazla itibar edileni, eserlerinde de yer verdiği Mu’tezile düşüncesine sahip bazı kimselerin hükümdara onun hakkında verdiği yalan, yanlış ve iftira dolu suçlamalardır. Nitekim kendisinin, hapiste tutulduğu zamanlarda yazdığı ‘el-Mebsut’ eserinin “Bab-u Hibatü’l-Marid” bölümünün bitiminde imlâ ettirdiği: “Bunu yazdıran, yalan ve yanlış ithamın kaldırılmasını isteyip dua edendir ki işte bu itham yüzünden hapse düşmüş, tecrid edilmiş, ailesi, oğlu ve bütün kitaplarından menedilmiş, dua sayesinde kurtulmayı gecelerin karanlığında korku içinde ve gözleri yaşlı ağlamak isteyen kimsedir” sözü ve yine “Aydınlatıcı, doğruyu söyleyen, bundan dolayı esir gibi hapsedilmiş” tabirleri buna işaret etmektedir.

Yine bu konuda “Şerhu Ziyâdâtî’z-Ziyâdât” eserinde şöyle demiştir: “Kıyâmet günü bana sermâye olsun ve ben de kazançlı kimselerden olayım” diye, derine gidenlerin yolunu tutarak, diğer nasihat edenlerin arasında ben de sarfettiğim ‘söz’ sebebiyle hapse düşmüş ve dünyada kurtuluşa ermekten ümidimi kesmiş durumdayım. Allah (azze ve celle) ancak takva sahiplerinden hoşnut olur ve O, sâlih kullarını kendine velî edinir. Hâin olanların da hîle ve düzenini hedefe vardırmaz ve iyi insanların da mükâfatını zâyî etmez. Evvel ve âhir hamd, Allah’adır.

İlim adamlarının hakkı söylemelerine tahammülsüz davranan ve İmam Serahsî’ye bu cezayı veren Şemsülmülk II. Nasr Han, hiç kimseden çekinmeden doğruyu söyleyen Maveraünnehirli bir diğer fakih olan Ebu İbrahim İsmail b. Ahmed el-Saffar’ı da sebebi zikredilmeyen bir olay dolayısıyla h.461/1068 yılında öldürtmüştür.

İmam Serahsî, hapiste olduğu süreçte (1073-1087) hükümdar olan Nasr Han’ın kardeşi Hızır ve onun oğlu Ahmet Han zamanlarında da yaklaşık 15 yıl hapiste tutulmuştur.

O, bu günlerini, “mihnet ve bela dolu, esir hayatı yaşadığı ve ücretsiz köle gibi bir hayat sürdüğü, üzüntü ve bezginlik diyârı bir hapishaneye konulduğu” gibi ifadelerle tavsif eder.

Hapiste İmkânsızlarla Yazdırılan Eserler

İmam Serahsî rahimehullah, en değerli eserlerini h.466/1073-480/1087 tarihleri arasında Özkent Kalesi Hapishanesi’nde bir kuyuda kaldığı yaklaşık 15 yıla yakın zamanda yazmıştır ve örnek ilim adamı portresini bizlere öğretmiştir. Zor şartlarına (kitapları, kalemi, kâğıdı vs. olmamasına) rağmen ilim öğretmekten bir an olsun geri durmamıştır.

Hapse atılmasına karşı eylemler ile karşı çıkmalar olunca, dönemin yönetimi tarafından talebelerinin onun ziyaretine gitmelerine izin verilmiştir. Hapis günlerinde bazı seçkin talebelerinin talepte bulunması ile kitaplarından yoksun olmasına rağmen hapishaneye gelen öğrencilerine 30 ciltlik önemli eseri ‘Mebsut’u hapishaneden çıkmadan h.479/1086 yılında toplam 13 yılda talebelerine yazdırmıştır. Bu onun ilimdeki derecesini gösteren en büyük delillerden biridir.

Talebelerinden biri onun hapis günlerindeki ilmi öğretmedeki gayretini şöyle aktarır: “Kendisi iki yıldan beri sabırlı bir şekilde -Mebsut’un sekiz cildini bize iki yılda yazdırdı- bu işe devam etmekte ve Allah’ ın kendisini lütfuyla kurtarmasını ümit içinde beklemektedir…

Hapishane günlerinde talebelerine söylediği şu sözleri, onun ilme karşı edebi ve düşkünlüğünü bizlere öğretmektedir:

Derslerini yazdırttığı kuyu-hapishânede bir gün bir talebesinin mevcûd olmadığını fark etti. Sorması üzerine bir başka talebe, arkadaşının abdest almaya gittiği ve bizzat kendisinin de o gün hüküm sürmekte olan şiddetli soğuk sebebiyle bundan vazgeçtiği cevabını verdi. Bunun üzerine o büyük fakih, talebesine şöyle dedi: “Allah seni affetsin. Bu kadar soğuk yüzünden abdestten vazgeçmeye utanmıyor musun? Hâlâ hatırımdadır. Ben Buhara’da talebe iken bir gün ishalden muzdarib idim ve günde kırk defa helaya gitmeye mecbur kalıyordum. Her defasında da abdest tazelemek için ırmağa gidiyordum. Öyle soğuk idi ki odama geldiğimde mürekkebi donmuş buluyordum, sonra onu bir müddet göğsüme sürüyordum ve göğsümün harareti onu eritince notlarımı yazmaya devam ediyordum.

Şimdi de hapisteki zorluklara rağmen onun talebelerine yazdırdığı bazı kitaplarına bakalım:

El-Mebsût (30 cilt): Hapis  hayatında ‘Mebsut’  adlı  eserin yazılşını Prof. Dr. Muhammed Hamidullah şöyle anlatıyor: ”…Biyografi müellifleri bu hapishanenin derin bir kör kuyu  olduğu konusunda hem fikirdirler. Serahsi‘nin hükümetle zıtlaşması için maddi veya şahsi hiçbir sebep yoktu. O sadece ilâhi hukuku (şeriatı Allah‘ın emirlerini) anlatıyor ve bir hükümdarın hoşuna gitsin gitmesin bunların değişmeyeceğini söylüyordu. Dindar âlim hapishanede hiç sesini çıkarmıyordu; durumuna sabr, tahammül ve  Allah‘a tevekkül ile karşı koyuyordu. Gündüleri oruç tutuyor, geceleride  geç vakitlere  kadar nafile namaz kılıyordu. Bu durum hapishane  görevlilerini o  kadar müteessir ediyordu ki Serahsi’ye birtakım ilmi çalışmalar yapması hususunda ricâda bulunurlar. O da bunu memnuniyetle kabul eder ancak kuyuda  kitapları yoktur. Ona  gösterilen yegane kolaylık, talebelerinin kuyunun başına oturmaları (ve muhtemelen bir metin okumaları izni) idi. Serahsi kuyunun dibinden onlara okudukları metnin şerhini yazdırıyordu. Böylece “Mebsut” isimli fıkıh kitabını yazdırdı.”

el-Mebsût, hapishaneye 13 yıl boyunca (466-479) düzenli olarak gelen talebelerin Hakim eş-Şehid’in “el-Muhtasarü’l-Kafî” adlı eserini hocalarına okumaları ve onun da okunan pasajlar hakkında açıklamada bulunduktan sonra, talebelerinin yardımıyla metinler hazırlaması suretiyle meydana getirilmiş bir eserdir. İmam  Serahsî, içinde bulunduğu bu günlerini şöyle anlatır: “Aileden, çocuktan ve bütün kitaptan men edilmiş kimse.

Cuma namazıyla ilgili bir bahsi yazdırırken ise öğrencileri kitaba insanın içini acıtacak şu notu düşerler: “Bize bunları yazdıran insan ne cumaya ne de cemaate gidemeyen bir insandır.

İmam Serahsî, ‘Mebsut’ eserinin önsözünde dönemindeki insanların fıkıh ilmine az rağbet etmelerinden yakınmış ve bu durumun sebeplerinin başlıcalarını şöyle sıralamıştır:

  1. 1. Fıkıh öğrencilerindeki gayret ve himmet eksikliği
  2. Bazı hocaların fıkıh bakımından pek önem arzetmeyen tâli meseleleri geniş geniş tahlile girişmeleri ve özellikle de ihtilaflı meselelerine dalmaları
  3. Özellikle bazı kelam bilginlerinin fıkhî terminolojiyi, felsefî terminoloji ile açıklama çabaları.

Neticede gördüm ki en doğru şey, bu ‘el-Muhtasar’ adlı kitabın şerhini telif etmektir. Bunu yaparken de her bâbda itimada şayan olanla yetinip, her meselenin gösterilmesinde hadislerden neşet eden mânâ hudutları dışına çıkıp fazla izah ve mana verişlerde bulunmadım. Bütün bunlara, benim teselli bulup avunmam hususunda ben hapiste iken yardım eden bazı seçkin arkadaşlarımın bu kitabı imlâ ettirmem için talepte bulunmaları da ilâve olunca kendilerine bu hususta müsbet cevap verdim.

İmam Serahsî’nin en hacimli ve en meşhur eseri olan el-Mebsût, 30 cilttir ve bu eserini hapiste talebelerine yazdırtarak tamamlatmıştır. Bu kitapta Serahsî meseleleri açıklarken Kur’an ve hadis yanında tarihi olaylardan da faydalanmış ve ayrıca Hanefi Mezhebi dışındaki âlimlerin de görüşlerine yer vermiştir.  Eser Türkçe’ye 31 cilt olarak tercüme edilmiştir.

Usûlü’s-Serahsi (2 cilt): Hanefî mezhebinin fıkıh usûlu üzerine kaleme alınan eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Usûlü’s-Serahsî adıyla şöhret bulan bu eser, Serahsî’nin kendi isimlendirmesiyle Temhidü’l-fusûl fi’l-usûl veya Bülûğu’s-sûl fi’l-usûl’üdür.

el-Mebsût isimli geniş şerhini tamamladıktan sonra şerhte takip ettiği usûlü, fer’î meselelerin hakikatlerini anlamalarına yardımcı olması ve yeni meselelerin çözümünde nasıl bir yöntem takip etmeleri gerektiğini göstermek amacıyla fıkıh talebeleri için müstakil bir eserde toplamıştır. Bu eserini Özkent Kalesi’nde esir olduğu zaman talebelerine yazdırmıştır.

Şerhu’s-Siyeri’l-Kebir: Serahsî’nin Özkent Hapishanesi’nde talebelerine yazdırdığı on kadar eserden en son kaleme aldığı eseridir. 

Hapis cezasının son senesinde hapishaneden çıkarılarak hapishanenin bulunduğu

Özkent şehrine kendisini himayesine alıp hürmet gösteren Emir Gün’ün evine nakledilen Serahsî, burada “Şerhu Siyeri’l-Kebir” eserini yazdırmaya başlamıştır. Ancak eserini daha tamamlayamadan her ne sebepten ise Özkent Kalesi Hapishanesi’nden çıktığı kuyuya tekrar dönme emri almıştır. Nihayet 480/1087 senesinin Rebiyülevvel ayının bitimine on gün kala Cuma günü tamamen hapisten kurtulup ömrünün son üç yılını geçirdiği Ferğana bölgesinin Merginan şehrine yerleşmiştir.

İmam Muhammed’in devletler umûmi hukukuna dair olan es-Siyerü’l-kebîr adlı eserine yazdığı özel şerhidir. Bu eser, gerek Bizans arazisi gerekse Orta Asya illerinde vazifeli bulunan müslümanların askerî hayatına dâir canlı bir tablo çizmektedir. Umûmî tarih bakımından da alâka çekici sayısız vak’alardan bahsetmektedir. Antepli Muhammed Münib Efendi tarafından Türkçeye tercüme edilen ve 1826’da basılan bu eser, cihâda âit ince bilgileri ihtiva etmektedir.

İmam Serahsî, bizzat kendisi bu eserini ne zaman ve nerede yazdığını şöyle anlatıyor: “İmlâya Özkent›te 479 senesi Zi’l-Kâide ayının ilk günü olan pazartesi sâbir, zekî, ‹Emir Gûn› lakabıyla tanınmış Ebu Ali el-Huseyn b. Ebi›l-Kâsım›ın evinde başlanmıştır. Bu imlâ, Eman bahsinin sonuna kadar devam etmiştir. Sonra aynı Özkent Kalesi’nde şerh işine devam etmemize dâir emir verildi. Buradaki (yâni hapisteki) yazdırma ise Şurût (şartlı muahedeler) bahsinin başına kadar devam etti. Müteakiben hapisten kurtuluş 20 Rebîü›l-Evvel›de tahakkuk etti ve biz, Seyfü’d-Dîn İbrahim Îshak b. İsmail’in evine yerleştik. Sonra Şeyh Seyfü›d-Dîn ve bütün fukahâ bu işi tamamlamamızı rica ettiler. Bunun üzerine Şurût bahsinden itibaren Seyfü›d-Dîn›in evinde 24 Rebîü›1-Âhir çarşamba günü başlanıp, Allah›ın yardımı ve muvafakat etmesiyle 3 Cumâde›l-Ûlâ 480 cuma günü bitirildi.”

es-Siyeru’-Kebîr’in şerhini İmam Serahsî üç yıla yakın bir müddet içerisinde bitirmiştir. Hepsini ezberinden yazmış ve bu arada İmam Muhammed’in kitabına bile müracaat etmemiştir.

Bunlardan başka Serahsî’nin hem hapis hayatı hem de hapis hayatı dışında telif ve şerh türünde kaleme aldığı daha pek çok eseri bulunmaktadır. Şifâtü Aşrati’s-Sâ’a ve Makâmâtü›l-Kıyâme, İmam Muhammed’in Ziyâdâtü’z-Ziyâdât’ı üzerine yazdığı en-Nüket’i, Şerhu’I-Muhtasâr fi’l-Fıkhı, Fevâidü’l-Fıkhıyye ve Kitâbü’l-Hayz, Hanefî fıkhını derli toplu halde özetleyen ve günümüze ulaşan ilk el kitabı Muhtasaru’t-Tehâvî Şerhi, İmam Muhammed’in Kitâbü’l-Kesb Şerhi, yine İmam Muhammed’in el-Camiu’s-sağîr, el-Camiu’l-kebîr ve Şerh-i Ziyâdâtü’z-Ziyâdât, Hassâf’ın Kitâbü’n-Nafakât ve Şerh-i Edebü’l-Kâdî’sini şerhleri bunların başlıcalarıdır. Bu eserlerden önemli bir kısmı günümüze ulaşmış olup, yazmalar halinde değişik dünya kütüphanelerinde mevcuttur.

Takvası

İmam Serahsî’den bahsedilen eserlerde onun vakitlerini oruç tuturak, geceleri uzun uzun namaz kılarak Rabbine yaklaşma için salih ameller ile geçirdiği aktarılmıştır. Takvânın yeri kalptir, nereye giderse gitsin bir kimsede takvâ bulundu mu esâretle, işkence ile sona erdirilemez.

Hani bir söz vardır, “Rabbi’ni bulan neyi kaybetmiştir, Rabbi’ni kaybeden neyi bulmuştur” diye. İşte imam Serahsî de bu vakitlerini Rabbi’ne yakınlaşmaya, O’nunla çokca zaman geçirmeye harcamıştır.

Bir Rabbâni âlim olmasın ki onun Rabbine duyduğu takvâsı olmasın. İşte İmam Serahsî de takvâsı ile hapishane de dahî Rabbi ile imanın tadını aldığı vakitler yaşamıştır.

Vefatı

Büyük fakih Şemsü’l-Eimme Ebû Bekr Muhammed b. Ebî Sehli’s-Serahsî, çileli ve bereketli bir ömür sürdükten sonra h.483/1090 yılında 81 yaşında iken Merginan’da vefat etti.

Mezarı Kırgızistan’ın Oş iline bağlı Özgen şehrindedir.  

 

————————-

 

Kaynaklar

İmam Serahsi Kimdir? (makale) – Mairamkan İsabaeva

Serahsi’nin Hayatı, Sünnet Anlayışı ve Hadislerle Ameli -1, Abdullah Yıldız, Harran Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, IV, Şanlıurfa 1998.

Şemsü’l-Eimme es-Serahsî’nin el-Mebsut Adlı Eserinin Hacmi Üzerine, Cemalettin Şen, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, c. 21, Sayı: 2, 2012, s. 23-41.

TDV İslâm Ansiklopedisi, Usulu’s-Serahsî md., Murteza Bedir  cilt: 42; sayfa: 221-222

İmam Serahsi Sempozyumu, D.İ.B Yayınları.

  1. Ölüm Yıldönümü Münasebetiyle Büyük İslâm Hukukcusu Şemsu’l-Eimme es-Serahsi Armağanı, Ankara Üniversitesi İlahiyât Fakültesi Yayınları, 1964.

Bir Sîre Kaynağı Olarak Serahsi’nin El-Mebsut Adlı Eseri, Havva Esma Akış, Yüksek Lisans Tez, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010.

 

1 Serahsî’nin doğum yeri olan Serahs kasabası bugünkü Türkmenistan sınırları içerisinde bulunmaktadır.