Bismillahirrahmanirrahim

Değerli Müslümanlar! Bazı ağaçlar vardır; yıllanmış, yorulmuş, hantallaşmıştır. Dalları güçsüzleşmiş, yaprakları seyrekleşmiş, meyveleri de azalmaya başlamıştır. Sünnetullah gereği malum akıbetine, malum sonuna doğru yavaş yavaş ilerler.

İşte böyle bir ağacın kökünden üç beş tane genç filiz doğar. O filizlerin içerisinde bir tanesi vardır ki; içinden çıktığı, adeta içinden doğduğu ağacın tüm genetik kodlarını üzerinde taşıyarak, o mirasın, o ağacın gelecekte daha güçlü, daha kuvvetli, daha canlı bir şekilde onlarca yıl daha hayat bulmasına, can bulmasına vesile olur, sebep olur…

Sevgili dostlar! İşte o yıllanmış, o hantallaşmış, o yorulmuş ve içten içe çürüyen ağaç bizdik. Bu ağacın içinden çıkan, Allah’ın izni ve yardımıyla bizleri geleceğe sağlam ve dengeli adımlarla taşıyacak olan sürgünümüz/Filizimiz ise rahmetlik hocamızdı, kardeşimizdi.

Bu hainler, bu satılmışlar, bu alçaklar; yorulmuş, hantallaşmış, yıllanmış ağacımızın herhangi bir dalını, herhangi bir filiz’ini hedef almadılar. Onlar çeyrek asırlık bu ağacın, en verimli, en güzide, en ümitvar olduğumuz filizini hedef aldılar.

Değerli müslümanlar! Acımız, hüznümüz büyüktür. Yüreğimizin yandığı açıktır. Öyle inanıyoruz ki; birçoğumuzun annesinin, babasının, kardeşinin hatta evladının ölümü dahi bizleri bu kadar hüzünlendirmemiş, bu kadar sarsmamıştır. Şanı yüce Rabbimize hamdolsun ki; bu hal; imanın ve İslam kardeşliğimizin alametidir.

Tedbir Alınıp Bu Olay Engellenemez Miydi?

“Bu olay nasıl oldu, tedbir alınamaz mıydı, önlenemez miydi?”  gibi sorular beynimizi kemiriyor olabilir. Evet, tedbir İslam’ın en temel emridir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hayatına baktığımızda tedbirsiz, plansız hiçbir döneminin olmadığını görüyoruz. Yani kula düşen tedbirdir.

Lakin Allah’ın takdiri geldiğinde Kul’un basireti kapanır ve tüm tedbirler Allah’ın takdiri karşısında aciz kalır.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Yeryüzündeki tüm insanlar bir araya gelse ve sana bir fayda/iyilik vermek isteseler Allah’ın sana yazdığından başka hiçbir fayda/iyilik sana ulaşmaz. Yine Yeryüzündeki tüm insanlar bir araya gelse ve sana bir zarar vermek isteseler, Allah’ın sana yazdığından başka hiçbir zarar sana ulaşmaz. Artık kalemler kaldırıldı, sayfalar kurudu” (Tirmizi)

Değerli müsümanlar! Bizlerin beşer olarak geleceğe yönelik bazı planlarımız, hedeflerimiz olabilir. Lakin yüce Rabbimizin de bir kader planı var.

Allah’ın kaderi/takdiri geldiğinde tüm planlarımız, hesaplarımız sona erer. Artık orada Allah’ın, kulları için takdir ettiği akibet geçerlidir. Hiçbir plan, hiçbir hesap, hiçbir tedbir; Allah’ın kulları için takdir ettiği kaderin önüne geçemez.

“Her nerede olursanız olun ölüm sizi bulur. Sağlam ve yüksek kalelerin içinde olsanız dahi. Eğer onlara bir iyilik dokunursa ‘Bu Allah’tandır’ derler. Şayet  başlarına bir kötülük gelirse ‘Bu sendendir’ derler. De ki: ‘Hepsi Allah’tandır.”(Nisa, 78)

Değerli kardeşlerim! Şunu asla unutmayalım ki; bu dinin sahibi Allah’tır. Bu DİN, Allah’a aittir. Bu dinin yeryüzüne hâkim olması için gece gündüz gayret gösteren muttaki kullarda Allah’a aittir. Yol da onun, yolcu da onundur. Şayet Rabbimiz; kendi rızası için, kendi dini için mücadele edenlere rahmetinin tecellisi olarak böyle bir son takdir etmişse, bize düşen Allah’ın razı olduğuna canı gönülden razı olmak ve sevinmektir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi “Kalp hüzünlenir, göz yaşarır.” Fakat ağzımızdan asla isyan sözü çıkmaz inşaallah.

Sizler;  Yeryüzü Tarlasına Dağılmış Bahçıvanlarsınız

Onu yakından tanıyan ve seven dava arkadaşları! Sizler yeryüzü tarlasına dağılmış bahçıvanlarsınız. Sizler yeni ve daha güçlü filiz’lerin yetişmesi için tarlaya tohum atmaya devam edeceksiniz. Asla vazgeçmeyeceksiniz. Umudunuzu kaybetmeyeceksiniz. Sizlerin işi hocanız gibi tohumlar atmak toprağa. O tohuma can vermek, o tohumdan kökü kuvvetli, gövdesi sağlam, dalları canlı, meyveleri bol bir ağaç yaratmak ise şanı yüce Rabbimizin takdiridir. O, dilerse”OI” der oluverir.

Biz müslümanlar Zafer’den değil seferden/gayretten sorumluyuz. Zafer Allah’ın takdiridir.

Hedefleriniz Büyük Olsun. Tek Yönlü Olmayın!

İlim tahsil eden genç kardeşlerimize! Sizler ufkunuzu ve hedeflerinizi büyütün. Sizlerin hedefi sadece bir cami hocası, bir mescit hocası, bir vaiz ya da çok güzel ibare okuyan bir hoca efendi olmak, olmamalı. Tek yönlü olmayın. Evet, müslümanların âlimlere ihtiyacı var. Doğru. Müslümanların davetçiye ihtiyacı var. Doğru. Müslümanların aslanlar gibi savaşan mücahitlere ihtiyacı var. Doğru.

Fakat Müslümanların hem âlim hem davetçi hem mücahit hem  yaşadığı çağın gereklerini çok iyi bilen, sözde değil özde ümmetçi olan, şuurlu, bilinçli, disiplinli, teşkilatçı, bir o kadar da fedâkâr hocalara ihtiyacı var.

İşte Zafer hocanızı Zafer hoca yapan ve onu Allah’ın izniyle şahadete taşıyan özellikler bunlardı. Hocanızın bıraktığı yere ulaşmak hatta onu geçmek muhakkak ki hocanızın sizin üzerinizdeki en büyük hakkıdır.

Şanı Yüce Allah Hiçbir Topluma Zulmetmez

Şanı yüce Allah hiçbir topluluğa zulmetmez. Ümmet olarak neye layıksak, neyi hak ediyorsak şanı yüce Allah bize onu takdir edecektir.

O yüzden kardeşlerim! Bir an önce Allah ile aramızı düzeltelim. Rabbimizin razı olacağı amellere yönelelim. Yaptığımız hata ve kusurlar için tevbe istiğfar edelim. Dedikoduyu, hasedi, kulisleri, Bizans entrikalarını terk edelim. Kişi, grup, cemaat menfaatleri uğruna birbirimizi satmayalım. Birbirimize sırt dönmeyelim. Şahsi ikbal peşinde koşmayalım. Birbirimize tepeden ve küçümseyici gözlerle bakmayalım. Eleştirmeden önce anlamaya çalışalım. Kıdemli olmayı doğru olmanın ölçüsü görmeyelim. Büyüklerimizi sayalım, küçüklerimizi sevelim. İnsanları bozuk para gibi harcamayalım. Birbirimize hüsnü zann ile muamele edelim. Hayrın önünü küçük dahi olsa kapatmayalım. Kalp kırmayalım. Zulüm ve haksızlık yapmayalım. Adamına göre muamele etmeyelim. Adam kayırmayalım. Adil olalım, adil davranalım. İçten pazarlıklı ve ikiyüzlü davranmayalım. Dilsiz şeytan olmayalım. İslam olalım. Birbirimizi sevelim ve Kardeş olalım.
Bunları yapabilirsek şayet; O zaman göreceksiniz ki; şanı yüce Rabbim nasıl da ümmeti Muhammed’in yolunu aydınlatacak önderler, yiğitler bize nasip edecek.

Fakat ümmeti Muhammed olarak bu kötü hastalıkların pençesinden kurtulamazsak o zaman bilin ki; yarınlar bu günden daha zor, bu günden daha kötü olacak. Allah hiçbir topluma zulmetmez “Bir toplum kendi halini değiştirmedikçe, Allah o toplumun halini değiştirmez” (Rad 11)

Ey Münafık Hainler! Tövbe Edin!

Gözyaşları içinde Allah’a yönelerek tövbe edin. Belki Allahu Teâlâ son nefesinizi vermeden önce tövbenizi kabul eder de ebedi cehennem ateşinden kurtulursunuz. Eğer Allah’a inanıyorsanız, eğer ölüme ve Allah’ın huzurunda hesap vereceğinize inanıyorsanız bir an önce yaptığınız hainlikden,  ajanlıktan, münafıklıktan vazgeçin.

Tek dertleri Allah olan, tek dertleri şanı yüce Allah’ı razı etmek olan, tek dertleri mazlumlara, yetimlere yardım olan, tek dertleri bu topraklar üzerinde imanlı, ihlaslı ahlaklı ve şuurlu bir neslin yetişmesi olan Müslümanlara karşı bunca zamandır yaptığınız ihanetlere, casusluğa, kumpaslara, münafıklığa son verin. Allah’a dönün. Tövbe edin. Aldığınız üç beş kuruşluk dünya malı için ebedi hayatınızı, ahiret hayatınızı harap etmeyin. Kendinizi mahvetmeyin.

Vallahi Sizlere Acıyoruz. Vallahi Sizlere Acıyoruz!

Sizler bizim sadece canımızı alabilirsiniz. O da Allah müsaade ederse. Bizler ise bunun karşılığında sonsuz bir cennet hayatını satın alırız. Siz, bizim cennetimiz olursunuz Allah’ın izniyle. Fakat bunun karşılığında sizler kendi ellerinizle, kendi zulümlerinizle sonsuz bir cehennem hayatını satın alırsınız. Ahiretinizi harap edersiniz.

Vallahi Sizlere Acıyoruz. Vallahi Sizlere Acıyoruz!

Şayet Allah’a tövbe etmez ve bu hainlikden, bu münafıklıktan vazgeçmezseniz; Allah’a yeminle söylüyoruz ki; bu dünya hayatında asla huzur bulamayacaksınız. Yüzünüz gülse de içiniz asla gülmeyecek. Her uyuduğunuzda kanını akıttığınız, iftira attığınız, mazlumların kâbusu ile uyanacaksınız. Dünya bütün genişliğine rağmen size dar gelecek. Haram lokma yedirdiğiniz aileniz, eşiniz, çocuklarınız gün yüzü görmeyecek. Gözyaşları toprakla buluşan o yetimlerin ahı; sizi kullananları, sizi ve ailenizi bu dünyada yakacak. Kurduğunuz tuzaklar başınıza dönecek. Sizler yaşayan ölüler olacaksınız.

Can boğaza geldiğinde, ayaklarınız birbirine dolaştığında, ölümün artık size geldiğini ve Rabbinizin hesabından kaçamayacağınızı anladığınızda, gözlerinizin önüne o kanını akıttığınız mazlumların yüzleri gelecek. Sizler için kolay ölüm olmayacak.

Vallahi Sizlere Acıyoruz! Vallahi Sizlere Acıyoruz!

Şayet tövbe etmeden, pişman olmadan, ihanetlerinizi affettirecek kadar faydalı ameller yapmadan, yaptığınız ihanetlerinizi bir bir itiraf etmeden, gerçek hainlerin tuzaklarını haber vermeden, mazlum Müslümanların kanlarıyla Allah’ın huzuruna çıkarsanız; sizi Allah’ın azabından kurtaracak, sizi alevli cehennem ateşinden kurtaracak hiçbir dost, hiçbir amir, hiçbir müdür, hiçbir makam sahibi bulamayacaksınız. Bizim Hamza’mız gitti. Ama sizin hala tövbe fırsatınız var. Allah’a dönün. Gözyaşları içinde Allah’a tövbe istiğfar edin.

Bundan sonra İslam için, Müslümanlar için öyle faydalı ameller yapın ki şanı yüce Allah sizi affetmeye değer bulsun. Gelin hesap günü gelmeden evvel tövbe edin, pişman olun ve Allah’a dönün.  Allah’a, islam’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık etmeyi bırakın. Gelin İslam’ın safına katılın ve ahiretinizi kurtarın.

Allah Nurunu Tamamlayacaktır; Kafirler, Zalimler, Münafıklar İstemesede

Ey Allah’ın davasına gönülden iman etmiş muttaki müminler! Din; akan bir Su gibidir. Üstünü kapatsanız da önüne set çekseniz de o mecrasını bulacak, yavaş yavaş dolacak ve önüne çekilen setleri bir gün mutlaka taşarak aşacaktır. Kâfirler, zalimler, münafıklar istemese de. Bu sünnetullahtır.

Onlar yorulmuş, yorgun düşmüş ağacımızın en taze, en verimli sürgününü/ filizini kırmış olabilirler. Ama o filizi yaratan Rabbimizi asla mağlup edemezler. Rabbim onun yerine onlarca, yüzlerce taptaze filizler yaratmaya kadirdir.

Bizlere düşen, hak bildiğimiz yoldan asla dönmemek, yılmamak, yıkılmamak, çökmemek ve vazgeçmemektir. Kâfirlerin, zalimlerin ve münafıkların sevincini kursağında bırakacak tavır, işte budur.

Şimdi eskisinden daha çok çalışma ve gayret zamanıdır. Kim bilir; belki de Rabbim bu küçücük gayretimize karşılık lutfuyla bize merhamet ederde kardeşimiz gibi bizi de şehit olarak katına alır inşaallah.

Ortaokul çağlarından itibaren gönlünü İslam’a ve dâvet’e açmış, bu istikamet üzere yaşayan ve en sıkıntılı anlarında hep ‘Ya Selam’ sözünü dudaklarından hiç eksik etmeyen O güzel insan, bizlere adeta şu mesajı vererek ‘es- Selam’a yürüdü: “Şahadeti hep uzaklarda arayan kardeşlerim! Yeter ki siz Şehit gibi yaşayın. O zaman o arzu ettiğiniz şahadet sizi evinizin, Derneğinizin, Mescidinizin, Kursunuzun içinde dahi olsa bulur. Yasir gibi, Sümeyye gibi, Hasan el Benna gibi, Abdulkadir Udeh gibi, Seyyid Kutub gibi, Malcolm X gibi, Metin Yüksel gibi, Abdulkadir Molla gibi… İnşaallah”

Zafer hocamızın hayatı; “Müslümanca yaşamanın mümkün olmadığı yerde Müslümanca ölmenin elbet bir yolu vardır” sözünün ispatıdır.

Allah sana rahmet etsin koca adam. Biz senden razı olduk, Rabbimde senden razı olsun. Mekânın cennet olsun. Ashabın peygamberler, Sıddıklar, şehitler olsun. Elveda güzel insan. Görüşmek ümidiyle…

“Hepimiz Allah’tan geldik yine ona döneceğiz”

Allah’a emanet olun…

Selamun Aleykum…