Her sayıda bir Müslüman beldesini ele aldığımız İslam Coğrafyaları yazı dizisi süresince Asya Müslümanlarından başlayarak Afrika’ya doğru yönelen bir seyir izledik. Türkiye Müslümanları olarak, içinde bulunduğumuz bölgede yer alan Müslümanlar ile aynı coğrafyanın çocukları olarak hasbel kader tanışıklığımız olsa da, özellikle son yazılarda ele aldığımız Afrika ülkeleri ve bu ülkelerdeki Müslümanların serüvenine dair yeterli bilgi sahibi olduğumuz söylenemez. Her ne kadar bu uzak coğrafyalar gönül coğrafyamızın kopmaz parçaları olsa da, Millet-i İslam’ın bu coğrafyalardaki ahvali zihin dünyamızda yeterince şekillenmemiştir. Bu durum ise, ümmet olma şuurunun önündeki önemli engellerden birdir. Hakkında bilgi sahibi olmadığımız, gitmediğimiz ve görmediğimiz yerlerin bizim olduğunu nasıl ifade edebiliriz ki? Hiçbir derdini bilmediğimiz, nasıl kıskaca alındıklarının farkında dahi olmadığımız Müslümanlara samimiyetle kardeşlerimiz diyebilir miyiz? Hâlbuki Afrika her alanda sahip olduğu potansiyel ile küresel politikaların, uzun dönemli kirli emperyalist planların tam da merkezinde yer almaktadır. Gerek ABD ve Avrupa ülkeleri gibi müstekbirler, gerekse de Çin gibi yeni sömürgeciler bu ülkeleri bilfiil ve bilkuvve kontrol altında tutmaktadır. İşte, İslam coğrafyaları adlı yazı dizisinin öncelikle bu ülkeleri okuyucuyla paylaşması, bu ülkeler hakkında çok temel bir fikriyat oluşturarak onları gönül coğrafyamızla birlikte zihinlerimize ve ufkumuza da yerleştirme niyeti taşımaktadır.

Nitekim bu yazılarda, sadece ülkemize gelen yabancı futbolcuların ülkesi olarak bildiğimiz Senegal’in, aslında Afrika’da köle ticaretinin başladığı ve yüz binlerce Müslüman’ın köleleştirilerek Avrupa ve Amerika’ya taşındığı küresel bir sömürge merkezine dönüştürüldüğüne şahit olduk.

Evlerimizde belki de onlarca Kur’an varken ve hak ettiği ilgiyi görmezken; İlimler ve âlimler ülkesi olan Moritanyalı Müslümanların basılı bir Kur’an metnine dahi sahip olmadan hafızlık yaptıklarını öğrendik.
Peygamberin (s.a.v.) vefatından hemen sonra Mısır’ın 639 yılında fethedilmesiyle birlikte Sudan olarak anılan geniş Afrika topraklarının İslam ile tanıştığını gördük. Bugün Etiyopya olarak anılan bölgenin aslında Habeşistan olduğunu ve İslam’ın bu topraklara, henüz Medine’ye ulaşmadan yıllar önce geldiğini ve bölgeyi selam yurdu kıldığını gördük.

Her ne kadar Somali denildiğinde açlık ve kıtlık akla gelse de bu ismin bir gıda maddesinden türetildiğini, “Somal” kelimesinin bölge halkının yüzyıllardır ürettiği inek ve keçi sütüne verilen bir isim olduğunu ve bölge geçmişinin bu günkü kıtlığın tam da zıddıyla, bollukla anıldığını müşahade ettik.

Fransa’nın askeri müdahaleleri ile gündeme gelen Mali’nin erken dönemlerden itibaren İslam’ın Afrika’daki kalbi olarak anıldığını, özellikle Timbuktu şehrinin pek çok âlimin toplandığı bir ilim şehri olma özelliğini yüzyıllarca devam ettirdiğini, pek çok yazma eseri barındıran eşsiz kütüphaneleri, eşsiz mimariye sahip camileriyle bu ülkenin İslam’ın Afrika’daki en önemli merkezlerinden biri olduğunu öğrendik.
Tüm bunlar göstermektedir ki, Halep ne kadar ümmetin kalesi ise Bamako da o kadar ümmetin kalesidir. Kabil, Kandehar Müslümanlar için ne kadar önemli ise Timbuktu da o kadar önemlidir. Grozni’nin mücadelesi Bangui’nin de mücadelesidir. Bütün bu beldeler ümmetin biri diğerine tercih edilemeyecek en temel unsurlarıdır.

Bu doğrultuda yazı dizisinin bu bölümünde Sahra altı Afrika ülkelerinden Nijerya’ya konuk olacağız. 2015 verilerine göre yaklaşık 180 milyonluk nüfusuyla Afrika’nın nüfus bakımından en büyük ülkesi olan Nijerya coğrafi, tarihsel, kültürel, sosyal ve ekonomik parametreler bakımından da Afrika’nın en önemli ülkeleri arasında yer almaktadır. Nüfusunun neredeyse %60’ının Müslüman olduğu ülkede geriye kalan kısmı Hristiyanlar ve az da olsa Yahudiler ve diğer etnik gruplardan oluşmaktadır.

Coğrafi ve Demografik Özellikler

Resmi adı Federal Nijerya Cumhuriyeti olan ülkenin başkenti Lagos’tur. En önemli şehirleri ise İbadan, Sokoto, Ogbomoşo, Kano, Kaduna’dır.  Sahra altı batı Afrika ülkelerinden olan Nijerya, kuzeyden Nijer,  kuzeydoğudan Çad, doğudan Kamerun, güneyden Atlas Okyanusu, batıdan Benin’le çevrilidir. Ülkede pek çok etnik grup yaşamaktadır. Bu etnik gruplar Hausa, Yoruba, İbo, Fulani ve Kanur’lardır. Ülkenin para birimi Naira, resmi dili ise İngilizcedir. Halk arasında Hausa, Yoruba, İbo dilleri gibi değişik yerel diller de konuşulmaktadır. Dünyanın önemli petrol ihraç eden ülkelerinden biri olan Nijerya yer altı kaynakları bakımından da önemli zenginlikleri bünyesinde barındırmaktadır.

Nijerya Sahra-Altı Afrika’nın en büyük ikinci ekonomisidir ve dünyanın sekizinci en büyük petrol üreticisi olarak günlük 2.4 milyon varil petrol üretmektedir. Ürettiği petrolün çok büyük bir kısmını ise ABD’ye ihraç etmektedir. (1) Hem nüfus verileri hem de ekonomik veriler ülkenin bölgede çok stratejik bir öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak özellikle petrolden sağlanan gelirlerin halka yayıldığını söylemek güçtür. Özellikle Müslüman halk ülkede ciddi imkânsızlıklarla da mücadele etmektedir.

Nijerya’da İslam ve Müslümanlar

Nijerya’da İslâmiyet XI. yüzyıldan itibaren Kuzey Nijerya bölgesinde yayılmaya başlamıştır. XVII. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise Yoruba olarak bilinen bölgede önemli bir müslüman nüfus oluşmuştur. Nijerya’da İslâmlaşma, bağımsızlık sonrasında ülkenin kuzey bölgesindeki eyalette meclis başkanlığı yapan Ahmedü Bello’nun girişimiyle büyük gelişme kaydetmiştir. Sadece 1963 yılı sonu ile 1964 yılının ilk birkaç ayında bilhassa Gwara bölgesinde 100.000 kişinin Müslüman olduğu bilinmektedir. Osman b. Fûdî’nin soyundan gelen Ahmedü Bello ülkede İslâm’ı yaymak için Cemâatü Nasri’l-İslâm adlı bir teşkilât kurmuş, faaliyetlerini merkezî hükümet desteklemediği için Kuveyt, Katar ve özellikle Suudi Arabistan’dan maddî yardımlar almıştır. (2)

Günümüzde ülkenin büyük bir çoğunluğunu Müslüman nüfus oluşturmaktadır. Müslüman halkın en önemli problemlerinden biri ise nüfusun çoğunluğunu oluşturmalarına rağmen özellikle siyasi ve idari anlamda kontrolün Hristiyanların elinde olmasıdır. Bu kontrol sadece siyasi ve idari alanda değil ekonomik yaşantıda ve eğitimde de kendisini iyiden iyiye hissettirmektedir. Özellikle eğitim alanında Katolik Hıristiyanlar tarafından kurulan okullar hem ulusal hem de uluslararası güçlerce desteklenmekte ve bu okullardaki eğitim mantığını Müslümanlara da dayatma eğilimi görülmektedir. Ancak Müslümanların ülkenin pek çok bölgesinde özellikle medreselerde odaklanan alternatif bir eğitim mekanizmasını kurduğunu ifade etmek mümkündür. Müslüman halk bu medreselerde eğitilmekte, diğer Afrika ülkelerinde de gördüğümüz Afrika Müslümanlarına özgü hafızlık ve ilim geleneği bu ülkede de çok canlı bir biçimde yaşatılmaktadır. Bu sebeple Müslüman halk içerisindeki hafızların oranı da önemli ölçüde yüksektir.

Ülkede Müslümanların aleyhine pek çok iç karışıklık olduğu bilinmektedir. Özellikle 2000’li yıllarda ülkedeki bazı eyaletlerde şer-i bazı hükümlerin uygulanması ülke Hristiyanları tarafından ciddi bir tepkiyle karşılaşmış ve meydana gelen olaylarda pek çok Müslüman şehid edilmiştir. Hem ülkedeki hem de bölgedeki Hristiyan gruplar ülkede İslami herhangi bir siyasi ve hukuki talebe ciddi tepki ve baskı ile cevap vermektedir. (3) Bu sebeple çıkan iç karışıklıklarda da binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Her ne kadar uluslararası medya kuruluşları bölgede İslami terör çığırtkanlığı yapsa da Müslümanların bulunduğu köylere yapılan saldırılar sonucunda vahşice katledilen masum Müslüman halkın durumu bölgede batı kaynaklı terörün ne ölçüde etkin olduğunu gözler önüne sermektedir.

————————-

1. Hatice Gülabi,  Batı Afrika’nın Devi Nijerya Federal Cumhuriyeti’nin Jeopolitik Analizi, Web Kaynağı. http://acm.klu.edu.tr/dosyalar/birimler/acm/dosyalar/dosya_ve_belgeler/88023140.pdf.
2. Ahmet Kavas, “Nijerya”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2013.
3. Ahmet Kavas, a.g.m.