Hz. Peygamber’in İslâm davetini insanlara ulaştırmasıyla yeni bir toplum ortaya çıkmış; bu toplumun hayatı temel olarak Kur’ân ve onu hayatına aktaran Hz. Peygamber’in etrafında şekillenmişti. İslâm toplumunun devamı ve İslâm’ın daha sonraki çağlara ulaştırılması için hem Kur’ân’ın hem de hadislerin sağlıklı bir şekilde yeni nesillere aktarılması gerekiyordu. Kur’ân, ilâhî korumanın yanında sahâbîlerin de gayretiyle günümüze mütevatir bir şekilde ulaşırken (1) Kur’ân’ın doğru anlaşılması için yegâne kaynak durumundaki hadislerin muhafaza edilmesine azami derecede dikkat edildiği ifade edilebilir.

Kur’ân mütevatir bir şekilde nakledildiği için râvilerinin sorgulanmasına gerek kalmamıştır. Ancak hadislerin tamamı için böyle bir durumdan bahsedilememektedir. Hadislerin sonraki nesillere aktarılmasında en büyük görev Hz. Peygamber’in davetine muhâtab olan sahâbîlere düşmüş, onlar da bu görevi yerine getirmek için üstün bir gayret sarf etmişlerdir.

Kur’ân’da herhangi bir bilgiyi başkalarına ulaştıran kimsenin sorgulanmasını (2) ve bilmediği bir konunun araştırmasını yapmadan peşinden gidilmemesini (3) emreden ayetler ile Hz. Peygamber’in “Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın” (4) uyarısı sahâbîlerin hadisleri doğru bir şekilde aktarmadaki gayretlerinin arka planını yansıtmaktadır.

Hz. Peygamber’in özellikle dini meselelerde insanlardan gelen bilgiyi ihtiyatla karşıladığı durumlar dikkat çekmektedir. Hz. Peygamber, namazda hata yaptığını fark eden sahâbînin kendisini uyarması üzerine çevresindekilere bu durumu sormuş, aynı cevabı alınca namazdaki hatasını düzeltmiştir. (5) Sahâbîler de Hz. Peygamber’i kendilerine örnek alarak haberin doğruluğunu araştırmışlardır. Örneğin Hz. Ali (ö. 40/661) eşi Hz. Fâtıma’yı (ö. 11/632) ihramdan çıkıp gözüne sürme çekerken görünce bunu neden yaptığını sormuş, Hz. Fâtıma da sürme çekmesini Hz. Peygamber’in emrettiğini bildirmiştir. Ancak eşi Hz. Ali bu cevapla yetinmemiş, haberin doğruluğunu Rasûlullâh’a sormuştur. (6) Dımâm b. Sa‘lebe’nin, kavmine gelen elçinin İslâm davetiyle ilgili ulaştırdığı bilgileri Hz. Peygamber’e gelerek sorması da aynı titizliğin bir ürünüdür. (7) Benzer şekilde kocasının vefat etmesinden birkaç gün sonra çocuk doğuran Sübey‘atü’l-Eslemiyye’ye dört ay geçmeden evlenmemesi gerektiği söylenince, bu durumu Hz. Peygamber’e sormuş ve kendine aktarılan bilginin yanlış olduğunu öğrenmiştir. (8)

Verilen örneklerde geçen isimlerin ve diğer sahâbîlerin Hz. Peygamber hayattayken duydukları bilgileri bizzat Hz. Peygamber’e gelerek sorma faaliyetleri, diğer sahâbîleri yalanlama değil kalben mutmain olma ya da son örnekte olduğu gibi verilen bir hükmün kendi olayında geçerli olup olmadığını sorgulama amacı taşımaktadır. (9)

Sahâbîler, genel olarak Hz. Peygamber’in vefatından sonra hadis rivâyetinde ihtiyatlı davranmışlardır. Nakledecekleri hadislerin kendilerinden sonra gelecek nesiller için büyük öneme sahip olduğunun idrakinde olmaları sebebiyle hadis rivâyet ederken hata yapmamaya azami derecede gayret göstermişlerdir. Nitekim Abdullah b. Mes‘ûd (ö. 32/652-3), Abdullah b. Ömer (ö. 73/692) ve Enes b. Malik (ö. 93/711) gibi sahâbîler hadis rivâyet ederken tek kelimenin değişmesinde dahi korku hissetmişlerdir. (10) Hadisin nakli esnasında muhtemel bir hatadan kaçınmak için de rivâyetten sonra “Tam böyle olmasa da buna yakın bir şey söyledi” anlamına gelen lafızlar kullanmışlardır. (11)

Sahâbîlerin hadis rivâyet ederken ihtiyatlı davranmalarındaki dikkat çeken diğer husus, az hadis rivâyet etmeleri ve mecbur kalmadıkça rivâyette bulunmamalarıdır. (12) Nitekim Hz. Peygamber hayattayken hadislerini yazan ve hıfz eden birçok sahâbî olmasına rağmen, ashâb tabakasından az bir kısmının rivâyet ettiği hadisler günümüze ulaşmıştır. Zeyd b. Erkam’ın (ö. 68/687) kendisine hadis rivâyet etmesini isteyen kişiye “Yaşlandık ve unuttuk, Hz. Peygamber’den hadis rivâyeti zor iştir” demesi ve Şa‘bî’nin (ö. 104/722), yanında bir sene kaldığı İbn Ömer’in tek hadis dahi nakletmediğini bildirmesi (13) bu konuda bilenen örneklerdendir. (14)

Sahâbîler genel olarak çok hadis rivâyet etmekten kaçındıkları gibi başka sahâbîleri de çok rivâyetten men ederlerdi. Hz. Peygamber’in vefatından sonra devlet idaresi görevini yüklenen râşid halifeler bu konuda özellikle hassasiyet göstermişlerdir. Karaza b. Ka‘b Irak’a gitmek için yola çıktığında Hz. Ömer ona yaklaşarak, “Halkı arı uğultusu gibi Kur’ân okuyan bir yere gidiyorsunuz. Hadis rivâyetini azaltın, onları hadislerle meşgul ederek yollarından ayırmayın (zihinlerini bulandırmayın)” (15) diyerek İslam’la yeni tanışmış bir toplumun öncelikle kur’anla meşgul olmalarını, ardından hadise eğilmelelerini istemiştir. Hz. Ömer’in bu sözü ve diğer raşid halifelerin az hadis rivâyet etme yönündeki tutumları (16), hadislere önem vermediklerinden değil, aksine insanların birinci derecede Kur’ân ile meşgul olmalarını istemeleri ve sünneti korumalarındaki gayretlerinden kaynaklanmaktadır. (17)

Hadislerin muhafaza edilmesi için sahâbîler tarafından gösterilen diğer bir hassasiyet, Hz. Peygamber döneminde olduğu gibi naklî bilgileri araştırmak olmuştur. Örneğin Hz. Ebû Bekir’in (ö. 13/634) ninenin mirasıyla alakalı hadisi rivâyet eden Muğire b. Şu‘be’den (ö. 50/670) şahit istemesi (18); Hz. Ömer’in (ö. 23/644), kapısına gelip üç defa izin istedikten sonra oradan ayrılan ve bu konuyla ilgili hadisi rivâyet eden Ebû Musa el-Eş‘arî’ye (ö. 42/662) “Ya şahit getirirsin ya da canını acıtırım” demesi (19) ve Hz. Ali’nin hadis rivâyet edenlerden yemin etmelerini istemesi oldukça meşhur bir şekilde zikredilen hususlardır. (20) Benzer şekilde Hz. Âişe’nin hadislerin aslına uygun olarak rivâyet edilmesi için Ebû Hüreyre (ö. 58/678), Abdullah b. Ömer ve diğer bazı sahâbîleri uyarması, (21) sahâbî dönemindeki râvi araştırma ve değerlendirmesinde gösterilen hassasiyetten kaynaklanmıştır. (22)

Hadis rivâyeti konusunda yukarıda verilen örneklerde görülen hassasiyetin amacı, hadis nakledenlerin yalancılığından şüphe edildiği için hadis rivâyetini engellemek değil, hadis rivâyet ederken ortaya çıkabilecek hataları önlemek ve en aza indirmektir. O halde sahâbe devrinde hadis rivâyet etmede gösterilen tepkilerin ihtiyaten gerçekleştiği söylenebilir. Nitekim Hz. Ömer’in isti’zân konusundaki hadiste Ebû Musa el-Eş‘ârî’ye yönelik “Ben senin şahsını itham etmiyorum, ancak Rasûlullâh’tan hadis rivâyet etmek mühim bir iştir” şeklindeki uyarısı (23) dikkate alındığında bu husus daha iyi anlaşılmaktadır.

Sahabe döneminde hadis rivâyet etmede hassas davranılmasının diğer bir nedeni, fetihlerin artmasıyla İslâm coğrafyasına giren unsurların, maksatlarına uygun hadisler uydurma ihtimaline karşı koyma düşüncesidir. Nitekim Berâ b. Âzib’in (ö. 72/691) sahâbîlerin duydukları hadisleri birbirlerine ilettiklerini, fakat aralarında yalan olmadığını belirtmesi, Enes b. Malik’in (ö. 93/712) naklettiği hadisi Hz. Peygamber’den bizzat işitip işitmediği kendisine sorulduğunda kızarak “Biz birbirimize yalan söylemezdik” demesi ve İmrân b. Husayn’ın (ö. 52/672) yalan uydurmadıklarını, ancak farkına varmadan hataya düştüklerini söylemesi bu dönemde yalanın bulunmadığını gösteren örneklerdendir. (24)

————————-

1. Kur’ân’ın tespitiyle ilgili faaliyetler hakkında geniş bilgi için bk. Demirci, Muhsin, Kur’ân Tarihi, İstanbul, İFAV, 2007, s. 104-165.
2. el-Hucûrât 49/6.
3. el-İsra 17/36.
4. Buhârî, İlim 38; Müslim, Mukaddime 3.
5. Buhârî, Salât 88.
6. Müslim, Hac 147.
7. Müslim, İman 10.
8. Abdurrezzak b. Hemmâm, el-Musannef, thk. Habiburrahman A‘zamî, 2. bs., Beyrut, el-Meclisü’l-İlmi, 1983, VI, 474. Bu konudaki örnekler ve daha fazla ayrıntı için bk. Karagözoğlu, Zayıf Râvîler, s. 20-23.
9. Aşıkkutlu, Emin, Hadiste Ricâl Tenkidi, İstanbul, İFAV, 1997, s. 29-32.
10. Dârimî, Mukaddime 25.
11. Râmhürmüzî, Kadı Hasan b. Abdurrahman, el-Muhaddisü’l-fasıl, thk. M. Accâc el-Hatîb, Beyrut, Dârü’l-Fikr, 1971/1391, s. 549-550.
12. Polat, Salahattin, Mürsel Hadis ve Delil Olma Yönünden Değeri, 2.bs., Ankara, TDV, 2010, s. 27.
13. İbn Mâce, Mukaddime 3.
14. Bu konuda daha fazla ayrıntı için bk. Polat, a.g.e., s. 27-29.
15. Râmhürmüzî, a.g.e., s. 553.
16. Hz. Ebû Bekir bir hutbesinde riyavetlerdeki ihtilaf sebebiyle az hadis rivâyet etmeyi tavsiye etmektedir. Bk. Zehebî, Muhammed b. Ahmed b. Osman, Tezkiretü’l-huffâz, 3.bs., Beyrut, Dâru İhyâi›t-Türâsi’l-Arabî, 1956, I, 2-3; Hz. Osman’ın çok hadis rivâyet edenleri uyarması için bk. Râmhürmüzî, a.g.e.,  s.554. Hz. Ali’nin “Hz. Peygamber’e yalan isnad etmektense gökten düşmeyi tercih ederim” demesi bu konudaki ihtiyatını göstermektedir. Bk. Aşıkkutlu, Emin, “Cerh ve Ta’dîl”, DİA, VII, 395.
17. Çok hadis rivâyet etmeden men etmekle ilgili daha fazla bilgi için bk. Koçyiğit, Talat, “İslam Hadisinde İsnad ve Hadis Râvîlerinin Cerhi”, AÜİFD, 1961, IX, s. 47-48.
18. Ebû Dâvud, Ferâiz 5.
19. Müslim, Edeb 34-37.
20. Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz, I, 10.
21. Hz. Âişe ve diğer sahâbîlerin başka sahâbîleri tenkit ettiği rivâyetler için bk. Zerkeşî, Bedrüddîn, el-İcâbe li-îrâdi mestedrekethu Âişe ale’s-sahâbe, thk. Bünyamin Erul, Beyrut, Müessesetü’r-Risale, 2004/1425.
22. Bu konuyla ilgili daha fazla örnek için bk. İbn Adî, Ebû Ahmed Abdullah b. Adî el-Cürcânî, el-Kamil fî duafâi’r-ricâl, thk. Adil Ahmed Abdülmevcud ve Ali Muhammed Muavvaz, Beyrut, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1997/1418, I, 117-124; Polat, Salahattin, Hadis Araştırmaları, 2.bs., İstanbul, İnsan Yayınları, 2003, s. 22-23.
23. Ebû Dâvud, Edep 127.
24. Aşıkkutlu, “Cerh ve Ta’dîl”, DİA, VII, 395.