“Sadakaları açıktan verirseniz, bu güzel bir şeydir. Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır…” [1] âyetini müfessirlerimiz; zekâtın teşvik maksadıyla açıktan, sadaka ve diğer hayır-hasenâtın ise gizlice yapılması gerektiği şeklinde tefsîr etmişlerdir.

Allah rızası için fakirlere verilen mal, para, ilim gibi insanın muhtaç olduğu herhangi bir şeye sadaka denir. Sadaka farz, nâfile bütün yardımlara şâmil olduğu için, zekâta da sadaka denilmektedir. Fakat sadaka deyince, ilk akla gelen nâfile sadakalardır.

Sadaka vermenin hükmü: İslâm’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.

Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ve tefrite düşülmeyecek şekilde olmalıdır ve şahsın durumuna bağlıdır. Yani ne sadaka vermekte ihmalkâr olacak ne de bütün her şeyini sadaka vererek kendisini zor ve muhtaç duruma düşürecek. Sadakanın en az limiti, şahsın kendi durumuna bağlıdır; hatta bazı rivayetlerde şöyle gelmiştir: “Sadaka verin hatta bir içim su dahi olsa.”

Evet, sadakanın derin bir ihlas ve samimiyetle verilmesi gerekir. Gerçekten hiçbir çıkar gözetmeden, iyi niyet ve temiz kalple sadakada bulunulmalıdır.

Sadaka vermekte, dünyevî ve uhrevî pek çok faydalar vardır. Sadaka bir nevi Allah’a ödünç vermedir. Verilen bu sadakanın karşılığını Allah kat kat verecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın kullarına) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder.”[2]

“Eğer Allah’a güzel bir  borç verirseniz Allah onu size kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halim’dir (hemen cezalandırmaz,  mühlet verir)”[3] buyrulmaktadır.
 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Hangi Müslüman çıplaklığından dolayı bir Müslümana elbise giydirirse, Allah da ona cennet elbiselerinden giydirir. Bir Müslüman açlığından dolayı bir Müslümanı doyurursa, Allah da onu kıyamet günü cennet meyvelerinden doyurur. Hangi Müslüman susuzluğundan dolayı bir Müslümana su içirirse, Allahu Teâlâ da onu kıyamet gününde “Rahik-i mahtum’dan” içirir.” [4]

Yapılan herhangi bir yardım veya iyiliğin sadaka sayılabilmesi için şu üç özelliğin birlikte bulunması gerekmektedir.

  1. Allah rızası için yapılmalıdır,
  2. Özellikle fakir ve ihtiyacı olan kişilere yapılmalıdır,
  3. Karşılıksız olarak yapılmalıdır.

Bu üç şart birlikte gerçekleşmezse verilen şey sadaka olarak değer kazanmaz. İhlâstan mahrum gönüllerin riyâ ve gösteriş gibi marazlarla bulanık hayırları hiçbir değer ifâde etmez. Bu hususta en büyük tehlike, infâk edenin nefsine bir pay çıkarması veya yaptığı hayrı fânî menfaat düşünceleriyle gölgelemesidir.

İhlâsı yok edip ecri zâyî eden bu kalbi marazlardan kurtulmanın en müessir yolu da “gizliliğe riâyet”tir. “Allah gizlediğiniz/gizlice yaptığınız şeyleri de açığa vurduğunuz/açıkça yaptığınız şeyleri de hakkıyla bilir.” [5]
Farz ibadetler açık yapılır, nafile ibadetlerin ise genel olarak gizli yapılması esastır.  “Kulun gizli işlediği amele, Allahu Teâlâ gizlilik mükâfâtı yazar. Eğer bu ameli açıklarsa, mükâfâtını da alenî ameller bölümüne yazar. Eğer yaptığını söylerse, o vakit ameli riyâ defterine geçer.” [6]

Buna göre nafile sadakaları gizli vermek daha sevaptır. Bu hüküm sadece sadakalar için değil, diğer nafile ibadetler için de geçerlidir.

Rasûlullah’ın Sadaka Vermeye Teşvik Etmesi

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh’ın kızı Esma’ya şu tavsiyede bulunmuştur. “Ey Esma! Cimri olma ki, Allah da sana eksik vermesin. Saymadan ver ki, Allah da sana saymadan versin. Kesenin ağzını bağlama ki, Allah da sana nimetini eksik etmesin, kesenin ağzını bağlamasın. İnfak et ki Allah da sana infak etsin.” [7]

Sadaka; dünyada yoksulun, ahirette verenin yüzünü güldüren ve insanı Rabbine yaklaştıran bir bağıştır.
Sahabe-i Kiramın Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e, “Ya Rasûlullah! Allah yolunda ne infak edelim?” diye sormaları üzerine, Yüce Rabbimiz: “(Ya Muhammed!) Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan arta kalanı.” [8] (harcayın) buyurmuştur. “Biz hayır olarak ne verirsek, şüphesiz Allah onu bilmektedir.”[9] “Allah harcadığımız her şeyin karşılığını verecektir.”[10] “Zerre ağırlığınca bir hayır işleyen onun karşılığını görecektir.” [11]

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “(İyilik yapmak ve) iyiliği tavsiye etmek sadaka olduğu gibi kötülükten sakınmak ve başkalarını da sakındırmak sadakadır.” [12]

“Sadaka vermede acele ediniz, zira bela sadakanın önüne geçemez.”[13]
“Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Allahu Teâlâ yedi insanı Arşın gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de), sağ elinin verdiğini, sol elinin bilmeyeceği kadar sadakayı gizli veren kimsedir.” buyurmuşlardır.[14]
“Yarım hurma ile de olsa; kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz, o kadarını da bulamayanlar güzel bir sözle bile olsa kendilerini korusunlar.” [15]
“Bir hurma da olsa sadaka verin, çünkü o bir hurma açlığı giderir. Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da hataları yok eder.” [16]  

Ashab-ı Kiram’dan Sadaka Verenlerin Örneği:

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, biri Peygamberimize gelerek aç kaldım dedi. Peygamberimiz hanımlarına bu adamın karnını doyurmak için haber gönderdi. Evlerinde sudan başka yiyecek içecek bir şey olmadığı cevabı geldi. Efendimiz, ashabına: “Bu kişiyi sofrasına alacak (misafir edecek) kim var?” dedi. 
“Ey Allah’ın elçisi! Ben onu misafir kabul ederim,” diyerek adamı evine götürdü. Hanımına, bu peygamberimizin misafiridir, buna iyi bak deyince karısı çocukların yiyecekleri var ne yapalım? dedi.

Adam “Olan yemeği getir, mumu yak, çocuklar yemek isterse onları uyut.” Kadın, kocasının buyruklarını yaptı ve mumu düzeltecekmiş gibi davrandı ve söndürdü. Yemeği misafirin önüne koydu, karanlıkta karı-koca yemek çiğner gibi yaptılar. O gece evdekiler aç yattılar. Sabah olunca Peygamberimizin yanına gittiler. 
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: 
“İkinizin (misafirle senin) bu geceki durumunuzdan Allah hoşnut oldu!” buyurdu. Ve bu ayet nazil oldu: 
“Onlardan önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve (samîmâne) imana sarılmış olanlar (Ensar), kendilerine hicret edip gelen (Muhacir)leri severler; hem (onlara) verilenlerden dolayı sinelerinde bir ihtiyaç (bir rahatsızlık) duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı (bir ihtiyaç) bile olsa, (o kardeşlerini) kendi nefislerine tercih ederler! Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!” [17] 

Ebu Ukayl radiyallahu anh’in Bir Gece Boyu Çalışıp Kazandığı Hurmanın Yarısını İnfak Etmesi

Ebu Ukayl radiyallahu anh bir gün iki avuç hurma karşılığında akşamdan sabaha kadar sırtında yük taşıdı. Bunların bir avucunu aile efradına yemeleri ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere götürüp diğerini de Allah yolunda infak için Hz. Peygambere getirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Onu sadakaların içerisine kat!” buyurdular. Münafıklar Ebu Ukayl ile alay ederek “Onun Allah için bir avuç hurma vermesi kendisine ne temin edecektir?” dediler. Bu olay üzerine “Sadakalar hususunda, (onu, imkânları olup) gönülden (gelerek çokça) veren müminleri de (zengin olmadıklarından) güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları da ayıplayarak, bu yüzden onları alaya alan (o münafık)lar yok mu, (asıl) Allah onlarla alay etmiştir ve onlar için (pek) elemli bir azap vardır!” [18]  mealindeki ayet nazil oldu. [19] 

Abdullah b. Ömer radiyallahu anh’in Canının Çok Çektiği Bir Balığı Bir Fakire Vermesi

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah Arafat’tan Cuhfe’ye indiğinde hastalandı. Canı balık çekmişti. “Canım balık yemek istiyor. Benim için bulamaz mısınız?” dedi. Aradılar sonunda bir taneden başka bulamadılar. Onu alıp Abdullah’ın hanımı Safiye b. Ebi Ubeyd’e getirdiler. O da pişirip onun önüne koydu o sırada bir fakir gelerek Abdullah’ın yanına oturdu. Abdullah O’na şu balığı al da ye!” dedi. Bunun üzerine oradakiler “Subhanallah! Bizi o kadar yordun; bu balığı güç bela bulabildik onu sen ye; bu adama da başka bir şey veririz” dedilerse de O “Ben bu balığı çok istedim. Öyle ise onu sadaka vereceğim” dedi. [20]  

Onurunu Sadaka Veren Sahabe

Urve b. Zeyd radiyallahu anh isimli Medineli bir sahâbi vardı. Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cihada, infaka ve sadakaya teşvik eden bir konuşma yapmış; “harcayın, Allah için verin” diye nasihatte bulunmuş. Ashab-ı Kiram da gitmişler evlerine, ne varsa getirip “Burada ya Rasûlullah!” demişler. Kimi malının tamamını getirmiş, kimi yarısını getirmiş, kimi çuvala koyup getirmiş. Herkes bir şeyler getirmiş.
Bu zavallı, üzerinde bir şey yok, evinde yiyeceği yok. Medineli bir garip. Gitmiş o akşam evinde iki rekât namaz kılmış. Namazdan sonra hem ağlıyor hem de diyor ki: Allah’ım! Bugün Peygamber’in sadaka verin diye tembih etti. Herkes bir şeyler getirdi, benim karnımı doyuracağım bir şey yok. Her seferinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem verin diyor ben garip kalıyorum, gidip destek olayım desem vücudumu ayakta tutamıyorum. İhtiyar bir cılızım. Ne malımdan verebiliyorum ne bedenimden verebiliyorum. Ben ne edeceğim Allah’ım diye ağlıyor. Yani o mallardan bana sadaka versinler diye değil, ben niye veremiyorum, niye destek olamıyorum, cihad edemiyorum diye üzülüyor. Sonra “Allah’ım benim ne verecek malım var ne sıhhatim var ne de sağlığım var. Kim bana Müslümanlardan sataşmış, gönlümü kırmış, onurumu zedelemişse ben de sadaka olarak hakkımı helal ediyorum onlara” demiş. Öyle söylemiş ve uyumuş kalmış.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e vahiy gelmiş. Bu durum bildirilmiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’de kim olduğunu merak ediyor. Sabahleyin mescitte toplanıldığı bir saatte bir adama git şu onurunu sadaka olarak veren adam kim diye bağır demiş. Çıkmış münadi dün gece onurunu sadaka olarak veren adamı Rasûlullah aleyhisselam arıyor demiş. O sahabi gelmiş, benim o ya Rasûlullah demiş. Efendimiz aleyhisselam buyurmuş ki: “O sadakanı Allah kabul etti.” [21]

Riya (gösteriş) İçinYapılan Sadaka:

Bir ibadetin sırf başkasına gösteriş olsun diye Allah rızasından uzak, menfaat için yapılmasına riya denir. İbadetlerini Allah rızası için yapan kişi riyaya girmez. Çünkü dünyevi bir menfaat için yapmamaktadır. Asrımızda sünnetler unutulmaya başladığı için, bunların açıktan yapılması gizli yapılmasından daha hayırlıdır. Zira bu ibadetler unutulmaya başlamıştır. Bu tür unutulmaya başlayan sünnetleri Müslümanlar arasında yaygınlaştırmak için açıktan yapılmasında bir sakınca yoktur. Her insan vicdanen yaptığı ibadete riya karıştırıp karıştırmadığını bilir. Yalnız bu konuda fazla vesvese yapmamak gerekir. Çünkü şeytan insanı ibadetten uzaklaştırmak için vesvese vererek yaptığı ibadetin riya olduğunu telkin eder. Şeytanın vesvesesine kapılmamak gerekir. Yeri ve zamanı geldiğinde bir ibadeti yaptığını belirtmek riyaya girmez. Mesela, “Namaz kılıyor musun?” gibi bir suale karşılık kıldığımızı ifade etmek riya değildir. Riyanın her çeşidi ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

“Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır” [22] buyurmuştur. İbadet, Allah için yapılır. Allah’ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur’an okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkarır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Sadakalarınızı, insanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin hâli, üzerinde az bir toprak bulunan bir kaya parçasının hâline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince üzerindeki toprağı temizleyip kendisini katı bir taş hâlinde bırakır.”[23] Şu halde, Allah’ın emrini ve rızasını düşünerek değil de dindar görünmek için ibadet etmek, âlim ve bilgili desinler diye ilimle uğraşmak, cömert tanınmak için zekât ve sadaka vermek, riyadan ibaret kötü bir davranışın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır.” [24]

Sadaka’nın Önemi

1- Sadakalar günahlara keffâret, Cehennem ateşine karşı siperdir. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Bir hurma ile de olsa sadaka verin. Çünkü o bir hurma, açlığı giderir. Su ateşi söndürdüğü gibi hataları da söndürür, yok eder.” “Bir hurmanın yarısı ile bile olsa Cehennem ateşinden korunun. Onu da bulamazsanız, tatlı ve güzel söz söyleyin. (Bu da sadaka yerini tutar).”

2- Sadakalar kıyâmette, sâhibini mahşer gününün dehşetinden korur. Peygamberimiz bu hususu şu şekilde belirtmişlerdir:

“Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.”

3- Sadakalar Cenâb-ı Hakkın gazabını da söndürür. Hadiste: “Gizli sadaka, aziz ve celîl olan Allahu Teâlâ’nın gazabını teskin eder” buyurulmuştur.

4- Sadakalar belâ ve musibetleri de def ederler. Peygamberimiz:

“Sadaka, belâları def eder” buyurmuştur. İnsan, kendisinden bir şeyler isteyen kimseyi boş çevirmemeli, elinden geldiğince ona bir şeyler vermeye çalışmalıdır. Rasûlullah Efendimizin şu ikazını hiçbir zaman unutmamalıdır: “Sâil (dilenci) sadık olup, cidden muhtaç halde ise, onu kovan felâh bulmaz.”

Hz. İsâ aleyhi ve sellem: “İsteyen kimseyi eli boş çeviren eve, bir hafta melekler uğramaz” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir muhtaca vereceği sadakayı bizzat kendi eliyle verir, araya başka birini vasıta kılmazdı… Sadakanın gizli verilmesi efdaldir. Nitekim Peygamberimiz: sallallahu aleyhi ve sellem

“Üç şey iyilik hazinelerindendir. Biri de verdiği sadakayı gizlemektir” buyurmuştur. Kur`an`da da sadakalar gizli verilmeğe teşvik edilmiştir: “Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır.” [25] Sadakayı gizli vermenin en mühim faydası, sadakayı verenin riyadan kurtulmasıdır. Ayrıca, sadaka alanın da şeref ve haysiyeti rencide olmaktan korunmuş olacaktır.

Rabbim rızasına uygun sadaka vermeyi ve mallarımızdan infak etmeyi nasip etsin. (Amin)    

[1]. Bakara, 271.

[2]. Muhammed, 7.

[3]. Teğabun, 17.

[4]. Tirmizi, Kıyamet 42.

[5]. Neml, 25.

[6]. İhyâ, I, 595.

[7]. Buhari, Zekat 21; Müslim, Zekat 88; Tirmizi, Birr 40.

[8]. Bakara, 219.

[9]. Bakara, 273.

[10]. Sebe, 39.

[11]. Zilzal, 7.

[12]. Müslim Misafirin 48, Zekat 56; Buhari, Sulh 11.

[13]. Fey’zül Kadir, 3/195.

[14]. Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91.

[15]. Buhari, Zekat 10, 9, Edeb 34; Müslim, Zekat 66-67.

[16]. Riyaz’üz Salihin.

[17]. Haşir, 9 -Zübde-tül Buhari.

[18]. Tövbe, 79.

[19]. Taberani.

[20]. Ebu Nuaym – Hilye.

[21]. Bezzar, 3/312

[22]. Tirmizi, Hudut, 24.

[23]. Bakara, 264.

[24]. Müslim, Zühd, 38.

[25]. Bakara, 271.