Yeni Dünya Düzeni parolası ile dünyayı dizayn etmeye çalışan egemen unsurlar sadece fiziki devlet sınırları ve sistemleri değiştirmeye çalışmamış; zihinleri ve fikirleri de bir değişim rüzgârına sokmuştur. Bu değişim rüzgârı kimliklerin DNA’sı ile oynanmasına ve yapay bir kimlik inşasının soyunulmasına kadar gitmiştir.

Kimliğimiz bir tahribata uğramış, değişimin ve dönüşümün çarkına terk edilmiştir. Tek beden üzerinden iki farklı isim ile nitelendirilmelere maruz bırakılmıştır. Kimlikler başkalaştırılmaya, yabancılaştırılmaya çalışılmıştır. Kimlik bunalımları hızlı bir şekilde yükselişe geçmiştir. Olmak istediği ile olması istenilenler arasında bocalayıp duranların yaşadığıdını görmekteyiz. Bunun en yakın örneğini Balkanlarda yaşanan soykırım ve soykırım sonucunda azınlık duruma düşürülen halkların tarihine göz attığımızda açık bir şekilde göreceğiz. Annelerinin isimleri Safiye olanlara yaşatılan katliamlar sadece bedenlerde kalmamış, kızlarının adlarına Sofia olarak yansıdığını görebilirsiniz.

Kimlik dediğimiz zaman isim ile fikrin örtüşmesidir uygun olan. Adı Hasan olup da fikirleri ve zihinleri Hans gibi çalışanlar gözümüzün önündeyken; kimlik tanımını tabi ki tanımlayamadık, algılayamadık, anlamlandıramadık, zihinlerimizde somutlaştıramadık. Kimlik sorunu yerine adına sömürü dedik uzak kaldı kulaklarımıza. Adına küreselleşme de dedik yine bir şey eksik kaldı. Adına yabancılaşma dedik bu da olmadı. Tanım olmayınca hep eksik kaldı bir şeyler.

Kimlik ve Kimlik Bunalımı

Kimlik denince farklı tanımlar aklımıza nüfuz etmeye başlamış, sağlıklı bir kimlik tanımının oluşturulamayışından kaynaklanan sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Belki de yüzyıllarca süren bir uykunun vermiş olduğu rehavet de buna etken olmuştur. Kimlik dediğimiz kavram nüfus cüzdanlarında belirtilen kişisel bilgilerin (ad-soyad, doğum, cinsiyet ve adres vs.) kaydedildiği kâğıt parçası değildir. Bu yüzden kimlik tanımı önemlidir. Kimlik, ‘’bireylerin gerek kültürel gerekse yaşadıkları çevrelerdeki sosyal konum ve statülerinin karşılığı olan çok boyutlu, inanç, tutum ve değer yargıları gibi yaşam biçimini sembolize eden bir kapsama sahiptir.’’ Evet, son cümle yazımız için çok önemlidir. ‘’Yaşam biçimimizi sembolize eden’’ bir kavramdan bahsediyoruz. Demek ki bu tanımın tezahürüne gerekli önem atfedilmelidir. Bizi başkasından farklı kılan husus nedir? Sorusunun cevabı olan bu kavram bizim için önemli olmalıdır.

Kimlik tanımının anlaşılmasından sonra kimliğin nasıl yansıtıldığı da bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimliği üreten zihin ve kimliğe yön veren davranışların uyum içinde çalışmaması kimlik bunalımını doğurmaktadır. İşte burada da bir kimlik bunalımının tarifini yapmak gerekmektedir. Kimlik bunalımı: ‘’Kişilerin kendilerini hangi kimliğe dâhil edeceklerini bilememesi, kimliğin çeşitli nedenlerden dolayı kayıp olmasından kaynaklanan sorundur.’’ Çağımızda Küreselleşmenin etkisiyle de hemen hemen her toplum kimlik bunalımı tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Ülkemizin de bulunduğu coğrafya ise çeşitli fikir akımlarının kesiştiği bir noktada olduğu için içerisinde yaşayan halk ta bu durumdan tabii olarak etkilenmiştir. Kimlik bunalımı ilk meyvelerini Kurtuluş Savaşı yıllarından sonra yeni kurulacak devletin destekçilerine sirayet etmiştir. Belki de bu coğrafyanın evlatları ilk kimlik bunalımının tezahürünü cumhuriyetin ilk yıllarında görmeye başlamıştır. Yüzyıllarca dünyaya adaleti ve merhameti dağıtan bir devletin izzetli ferdi olmak ile vatan savunmasından güç bela çıkmış bir devletin ferdi olmak arasında elbette ki psikolojik ve sosyolojik farklılıklar ortaya çıkacaktır. Yıllarca İslam’ın nimetlerinden faydalanan bu halk bir süre sonra karşısında Batı’nın nimetlerini görmüş ve Batı’ya kapılarını sonuna kadar açmıştır. Bu kapıdan içeri süzülen fikirler, toplumda hassas dengeleri bozmuş ve şu görüşü çıkartacak seviyeye gelmiştir. “Uygar toplumlar seviyesine yükselmemiz için Batı’nın dini Hıristiyanlığı seçelim’’ düşüncesi ilk mecliste fikir olarak ortaya konmuştur. Kimlik sahibi olmayanlar için fikirlerin bir omurgası yoktur. Onlar için fikrin bir tanımı da yoktur, modernlik adına ilericilik adına kendi topraklarının doğurduğu kimliği yok sayıp ihanet ederler. Ama İslami kimlik ile yoğrulan bu ümmetin evlatları kimliğinin gereğini zihinlerinde ve davranışlarında göstermiştir.

Yüzyıllarca dünyaya hükmetmiş Osmanlı sonrası Balkanlardaki kimlik sorunu halan çözülebilmiş değildir. Bir yandan egemen düşüncelerin dayattığı ulusal konseptler, bir tarafta ise tarihiyle, demografik yapısıyla ortada duran gerçekler. Osmanlı’dan sonra balkanlarda Müslüman halk ciddi bir bedensel ve fikirsel kıyıma maruz bırakılmıştır. Hatta halkın, tarihi simgelerini gölgelemek adına şehrin merkezlerine dikilen devasa haç heykeller, Antik Yunan figürleri şehirlerin dört bir tarafını süslemiş ve şehirleri tarihinden arındırmaya çalışmışlardır. Bir kuşak olan bitenleri anlarken sonraki kuşak kendini değiştirilmiş, dönüştürülmüş bir şehirde gördü. Kimliğini bu şehir ve kendisine dayatılan tarih üzerine bina etti.