Özellikle evliliğin ilk yıllarında ve ara sıra diğer zamanlarda karı-koca kendi arasında birtakım sıkıntılar yaşarlar. Bu sıkıntıların muhtelif sebepleri vardır. Bazen kültürler arası farklılık, bazen birbirlerini tanıyamama, birbirleriyle anlaşamama veya anlaşmak istememe, kimi zaman da dış etkenler, maddi sıkıntılar, çocuk yetiştirme metotlarındaki farklılıkların neden olduğu anlaşmazlıklar ailede huzursuzluğa sebep olmaktadır. Evliliğin ilk iki senesi içerisinde ceviz kabuğunu doldurmayacak basitlikteki mevzular ailede devlet sorunu haline gelebilmektedir. Hatta boşanmayla sonuçlanan vakıalar yaşanmaktadır. Bunun neticesinde evlilik devam etse de etmese de parçalanmış aileler, birbirlerine sevgi ve saygının kalmadığı eşler ve dolayısıyla mutsuz, huzursuz, anne babalı yetim çocuklarla dolu bir hayat ile karşı karşıya gelebiliyoruz. Aman Allah’ım! Tam da en büyük düşmanımız olan şeytanın istediği bir tablo bu.
“Şüphesiz İblis kürsüsünü (çadırını, sarayını) denizin üzerine kor, sonra askerlerini gönderir. Onlarda insanlara (musallat olarak) hak yoldan saptırırlar. Bunlardan (İblisin askerlerinden) fazilet ve mertebe bakımından iblise en yakın (ve üstün) olanı, fitne (ve fenalığı) en büyük olanıdır.
– İblise biri gelir ve derki, ben (insanoğluna) şunu ve bunu (mesela: Hırsızlık yaptırdım ve şarap içirttim. Vesaire…) der.
– İblis: Kıymet ifade eder bir şey yapamamışsın der.
– Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: – Sonra Şeytanın askerlerinden birisi gelir, ben falan kimse ile karısının arasını ayırıncaya kadar bırakmadım (aralarını kavga, talak, dedikodu ve emsali şeylerle ayırdım, ondan sonra geldim) der.
– Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– İblis, (Karı ile kocanın arasını açan) askerine yaklaşır ve derki “Sen ne güzel kimsesin.” (Müslim)
Bu hadisi hiç düşündünüz mü acaba? Neden o şeytan, hırsızlık, zina vb. büyük günahlar için değilde sadece karı-koca arasını ayırdığı için tebrik ediyor. Nedeni çok açık. Şeytan müslüman bir ailenin bir arada mutlu ve huzurlu yaşamasını çekemiyor. Mesûd bir aile demek güçlü müslüman bir ümmet demektir. Çünkü toplumu oluşturan en önemli faktörlerden biri de ailedir. Eğer aileler yıkılırsa toplumun çöküşü daha hızlı olur. Burada şeytanı ilgilendiren kısım müslüman toplumun zedelenmesidir. Bu da ailelerin parçalanmasıyla olacağından, şeytan müslüman ümmetin binasını temelden yıkmaya başlıyor. Şeytan hilesini inceden inceye kurar. Ama bilelim ki onun hilesi zayıftır.(1) Peki onun hilesi zayıf ise neden tuzağına düşmekteyiz? sorusuna şu cevabı verebiliriz: Bizim iman ibremiz sürekli yer değiştirmektedir. İlahi yönümüz ağır bastığında şeytan ve dostları en büyük düşmanımız olurken; toprak yönümüz daha ağır bastığında ise en yakınlarımızın sürekli bizim aleyhimize çalıştıkları düşüncesi hakim olur zihnimizde. Elbette hataya düşeceğiz. Ama şunu bilelim ki müslüman bir kadın ve erkek hangi durumda olursa olsun adalet çizgisini ihlal etmez.(2) Nefsine ağır da gelse hak olanı yapmalı. Fıtratında olan kin duygusunu kafirlere ve şeytanlara karşı kullanmalıdır.
Öyleyse evlilikteki problemlerle ilgili bizi çözüme götürecek bazı yolları şu şekilde maddeleyebiliriz;
1- Empati: Kendini karşısındaki kişinin yerine koymak. Hepimiz birilerinin bizi anlamasını, kendisini bizim yerimize koymasını isteriz. Ama ilk önce biz, kendimizi onun yerine koymaktan çekiniriz. Halbuki bilmeliyiz ki evlilikte bu faktör bir çok problemi daha başlamadan çözebilmektedir. Kişi empati kurunca muhatabı gibi düşünmeye ve olaylara onun penceresinden bakmaya başlar. Bu da bir çok sorunun çözümünde faydalı olacaktır inşallah.
2- Sabır: Evlilikte eşlerin en çok ihtiyacı olan yol azığıdır sabır. Özellikle “yuvayı dişi kuş yapar” atasözüne muhatab olan müslüman kadınlara burada büyük bir rol düşmektedir. Karşılaştığı birçok olumsuz durumda sıkıntıyı emen bir sünger görevi görecektir. Yılmadan, söylenmeden, nankörlük ve düşmanlık beslemeden yolumuza devam edeceğiz. Çünkü aile fertlerine karşı sabrımız cennetimiz olacaktır inşallah. “Ben ve (çocuklara bakma eziyetinden) yanakları kararmış bir kadın, cennette şu iki parmağım gibiyiz.”   (İmam Ahmed, Ebu Davud) Ya da kocasını memnun ederek ölen bir kadının cennete girer hadisini hatırlayıp meşru her isteklerinde onlara itaat ederek cennetin kapısına kavuşuruz inşallah.
Kim bilir eşinin kendi kıymetini bilmediğini düşünen her bir kadın, kocasını memnun etmede sadece Allah’ın rızasını ve cenneti arzulamaya başlarsa Rahman olan Allah kocaları konusunda kendilerine bir kolaylık sağlayacaktır.
Sabır ile ilgili özellikle müslüman erkeklere de büyük bir iş düştüğüne inanıyorum. Çünkü kendimde bir kadın olarak biz kadınların ne kadar zor hizaya geldiğimizi biliyorum. Çünkü fıtratımız bu. “Kadın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır! Dilediğin bir tarz üzere doğru olamaz! Eğer ondan istifade etmek istersen, onda bu eğrilik olduğu halde ondan istifade edersin! İsteğine göre onu doğrultmak istersen onu kırarsın! Onun kırılması ise boşanmasıdır!” (Müslim) İşte bu hadise göre vasatı yakalamak erkeklere düşmektedir. Ki bu da büyük bir sabır istemektedir. Ama inanıyorum ki bu durum erkeklerin fıtratlarına aykırı değildir. Hz. Safiyye validemiz çok güzel yemek yapardı. Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Âişe’nin odasında iken ona yemek gönderir. Çok şiddetli kıskançlık hisseden Âişe validemiz gelen yemeği tabağıyla beraber yere çarpar. Tabak kırılır, yemek dökülür. Hiçbir şey söylemez Rasûlullah. Bir süre sonra sakinleşen Âişe validemiz yaptıklarına pişman olur ve peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sorar: “Ya Rasûlallah! Yaptığım bu hareketin kefareti nedir?” Peygamberimiz buyurdu: “Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek!”
3- Eşimize Değer Vermeli ve Bunu Belli Etmeliyiz: Sevgi olmadan, değer verilmeden kimse yaşayamaz. Hepimiz değer görmekten hoşlanırız. Ama şunu unutmamak gerekir ki değer görmek için değer vermek gerekir. Peki bu değeri en çok hak edenler kimlerdir? Ayda-yılda bir gördüğümüz ve karşılığında değer bulup bulamayacağımız meçhul birileri mi yoksa bize bir ömür boyu hiç usanmadan fedakarlık gösteren aile bireylerimiz mi? Tabi ki biz insanlardan menfaat görmek adına değer vermeyiz ama bugün insanlara şirin görünme adına her türlü fedakarlığı dışarıda insanlara gösterirken maalesef evlerimizin içini mahrum bırakmışız. Bir düşünelim eşimiz ve çocuklarımızla ilgili hiç mi güzel anımız olmadı? Eminim ki olmuştur. Hatta bu iyi durumlar kötü günlerden daha çoktur. Sadece şeytan gözümüzde kötü günleri çok göstermekte ve bizi çok kötü günlere sürüklemek derdindedir.
Eşimize sevdiğimizi gösterdiğimiz gibi “Seni seviyorum” cümlesini en az günde bir kere söylemek bizi alçaltmaz. Bilakis onun gözünde ve Allah katında yücelmesine vesile olur. Üstelik bu sözleri en fazla hak edecek olan da aile bireylerimizdir.  Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında bir adam vardı. Derken oradan birisi geçti. (Aleyhissalatu vesselam’ın yanındaki):
“Ey Allah’ın Resulü! dedi, ben şu geçeni seviyorum.”
“Pekiyi kendisine haber verdin mi?” diye Aleyhissalatu vesselam sordu.
“Hayır!” deyince,
“Ona haber ver!” dedi. Adam kalkıp, gidene yetişti ve:
“Seni Allah için seviyorum!” dedi. Adam da:
“Kendisi adına beni sevdiğin Zât da seni sevsin!” diye mukabelede bulundu.” (Ebu Davud)
Evlerinizin içinin muhabbetle dolması duasıyla.

 

 

———————————————
1. Nisa; 76
2. Maide; 8