Ruhumuz yürüsün saadet asrına doğru… Tam yanı başımızda belirsin Ümmü Süleym’in o dik duruşu… Sesleniyor sabır örneği, aceleci fıtratına… Akşam ruhunu teslim eden evladının saklıyor ölüm haberini eşinden… Direniyor, sabrediyor, sıkıyor dişini… O haldeyken bile düşünüyor eşini…

Alıştırarak anlatıyor. Kocasını, evladının bir emanet olduğuna ikna ediyor önce. Ama ince ince eleklerden geçirilmiş cümleler dökülüyor ağzından. Zemini hazırlıyor Ümmü Süleym: “Komşuna bir emanet versen, zamanı gelince geri istesen, ama o, vermek istemese?” diyor. Beklediği cevap geliyor kocası Ebu Talha’dan: “Olur mu öyle şey?” diyor. Önce kocasını ikna ediyor. Bekliyor saatlerce, evlat acısı çeken çoğu annenin erişemeyeceği sabırla. Ve: “Allah, bize verdiği emaneti geri aldı” diyor sükûnetle…

Bencil değildi Ümmü Süleym. Eşini, onun yorgunluğunu, duygularını incitmemeyi düşünüyordu. Korkuyordu, isyan edip Allah’tan uzaklaşmasından…

Ey eşiyle ve onun ailesiyle sınanan ve zerre kadar düşünmeyip zamanı ve mekânı kollamadan, aklından geçen zehir gibi sözleri, bir ok gibi kocasının kalbine fırlatan kardeşim!

Canın, ciğerin, evladını mı toprağa verdin? Gözünün önünde tırnakları mı çekiliyor ciğerparenin? Yoksa dayanamayacağın işkencelerden mi geçiyorsun? Nedir bu feryadı figanın? Neden sabredemiyorsun? Başına gelenler Allah’ın takdiri değil mi? Kendi ailen, annen, baban, kardeşin hatasız mı? Onlardan bir hata sadır olduğunda kapatıyorsun üzerini şimşek hızıyla, yalan mı? Seviyorsun, kabullenmişsin oldukları gibi onları.  Öyleyse, zamanı gelmedi mi, senin üzerinde en çok hak sahibi olan insanı sevindirmenin? Yoksa denizin üzerine tahtını kurarak, fitne saçan askerlerinin marifetlerini dinlerken kalplerine fitne salarak karı-kocayı ayıran neferini tebrik edip onu, en başarılı talebesi ilan eden İblisi mi mutlu edeceksin? Öyleyse sen, o en büyük düşman, aile parçalama uzmanı, topluca cehennem çukuruna odun olmamızı hedefleyen şeytanın, en büyük arzusunu gerçekleştiriyorsun.

Dikkatli ol! En çok eşinin ailesini kötüleyecek sana. Onları düşman gösterecek. Başkasından hâsıl olsa aldırmayacağın durumları, gözünde büyütecek. Kin tohumları ekecek aranıza. Devamı da çorap söküğü gibi gelecek… Sağından yaklaşıp seni haklı gösterecek her seferinde. Neticede, eşin taşıyacak senin yüklediğin bu ağır yükü. Kaldıramayacak… Sabrı azalacak… Sıla-i rahmi bırakacak belki… Şeytan onu, senin anlayışsız olduğuna inandırıp, senden de soğutacak. Sonuçta şeytanın arzusu tahakkuk edecek. Birbirinden uzak akrabalar,  anlaşamamaktan şikâyet eden karı-kocalar ve Allah’ın razı olmadığı duruşlar sergilenip, cehenneme direk olmuş evlatlar perdah olacak cümle âlemde…

Ne düşünüyorsun ey kardeşim! Bu hikâyeyi, sabırla aydınlatmaya ne dersin? Yıllarca karşılığı verilmemiş olan emeklerin, bir ün meyve verecek, biliyorsun değil mi? Kıymet bilmesin, önemsemesin kimse seni, ne değişir ki? Âlemlerin Rabbi tarafından verilen bir emir değil mi? Yardımı, sabır ve namazı kuşanarak istemek ve beklemek… Sabredenle sabretmeyen, iyi ile kötü, insanın hası ile has olmayanı ayırt edilene kadar tahammül göstermek. Ama bu zorlu yolda bile, Allah ne emrettiyse onu yapabilmek. Nefsine yapılanı affetmek… Sana eziyet edene dua edip, onun için mağfiret dilemek… Kolay mı, kolay mı aynı cennete tabi olduğun Ümmü Süleym gibi olabilmek? Kendini ve duygularını hiçe sayıp, cennetinin anahtarı saydığı kocasını düşünebilmek?

ŞEYTANINI SABRINLA YOR EY KARDEŞİM! Gerisini düşünme. Sabrın nur olup, yolunu aydınlatacak, ışıklar saçacaksın. Seni yakmaya gelenler, sende dirilecek, göreceksin. Eşine destek olup, hoşlanmadığın şeylerde sabrettikçe, Allah’ın, senin üzerindeki lütuf ve inayetini artırdığına şahit olacaksın. Allah seni daha çok sevecek, eşine ve çevrene de seni sevdirecek, göreceksin. Zira sen, şu değerli hadisin takipçisisin:

“Kocası, kendisinden razı olarak ölen kadın, cennete girer.”

Eşini ve her şeyini hakiki manada kabullenmek, ona ve ona bağlı olan şeylere sabretmek ve tıpkı Ümmü Süleym gibi canını acıtmadan gerçekleri dile getirmek ve böylece sen de cenneti hak eden kadınlardan olmayı istiyorsun değil mi?

Öyleyse, evvela kabullenmek düşer sabrı nur edinmiş kardeşime, hayatına ortak ettiğin eşinin tüm ailesini, tıpkı ailen gibi… Sonra sabretmek düşer, o güzel yüreğine… Ve sabırda direnmek düşer, zor da olsa… Sabrında yardım etmek düşer kocana… Arada kalmış, sıkışmış yüreğine su serpmek düşer. Ki, fitnelerden arınmış tertemiz zürriyetlerin kapısı aralansın artık; bu zulüm yapışmış, haksızlıklarla kuşatılmış İslam coğrafyalarında…

Bak! Gör ve anla artık! Bu, senin sabrınla başlayacak… İlay-i Kelimetullah’ın hâkimiyeti ile kâmil olacak…

Sabırdır azık… Sabırdır vuslat… Sabırdır cennet… Sabırdır rıza-ı ilahi… Öyleyse sabret ey nefsim! Sabret et kardeşim! Sabret ki sabır, nurun ve cennetin olsun…