Hamd, kullarına karşı pek lütufkâr olup nimetlerini onlardan esirgemeyen ve Rezzak olan Allah’a,

Salât ve Selâm, “Allah’ım! Bana merhamet et, bana rızık ver, bana afiyet ver ve beni doğru yola eriştir!” diye dua ederek ümmetine ellerini hayırla doldurmanın yollarını öğreten Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun ailesine, ashabına ve ona tabi olanların üzerine olsun.

Rızkın en faziletlisi, en helâli, en güzeli ve hem dünyada hem de ahirette insana faydası dokunan rızıktır. Zaten Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’de insanlara bunu bildirmek üzere gönderilmiştir.

Bu dinin güzelliği ve olgunluğu, dünya ve ahiret arasında bir denge kurmuş olmasıdır. Allah azze ve celle, insanoğluna, sadece kendisine kulluk etmesini ve sadece kendisine itaat etmesini emretmiştir. Bununla birlikte, kendisinin vermiş olduğu helal rızıktan faydalanmalarını ve bunun karşılığında da O’na şükretmelerini emretmektedir. Kendilerine vermiş olduğu rızık vesilesiyle, O’nun rızasını gözetmelerini ve O’na itaat yolunu aramalarını istemiştir. Böylelikle nimet ve şükrü bir araya getirmiş olacaklardır. Dünya hayatı daha güzel ve daha yaşanabilir bir diyar olacak, yeryüzü aydınlanacak ve Mümin kullar huzur bulacaklardır.

“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sende ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.”[1]

Allahu Teâlâ, kullarına sınırsız nimetler vererek minnette bulunmuştur. İnsanoğlu fakir ve muhtaç, Kudret sahibi olan Allah azze ve celle ise Minnet ve Kerem sahibidir. “Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Ben onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum.”[2] Rızık endişesi, insanoğlunun hayatta kalmanın ardından en çok kafa yorduğu, en çok kalbini bağladığı ve en fazla önem verdiği mesele olmuştur. Bu endişe, aynı zamanda kulluğa zarar veren, büyük bir imtihana dönüşmüştür. Cahiliye devrinde bu endişe öyle bir dereceye ulaşmıştı ki insanların çoğu rızık korkusuyla kendi çocuklarını öldürüyorlardı. Bunun temel nedeni ise zayıf bir iman ve Allahu Teâlâ’ya olan güvensizliktir.

Kişinin rızık endişesine kapılması ve bunun neticesinde rızık temin etmek için uzun bir çalışmanın içine dalması, onu kulluk görevinden uzaklaştırır ve ibadetlerine zarar verir. Böylelikle de hayatının fesada uğramasına ve sonuç itibarıyla da hüsrana uğramasına sebebiyet verir. Hiç şüphesiz Allah azze ve celle, kulları henüz anne karnında cenin haldeyken, rızıklarını takdir etmiştir.

Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Hiç şüphesiz sizden biriniz, annesinin karnında kırk gün içinde bir araya toparlanır. Sonra bu kadarlık bir süre içerisinde pıhtılaşmış kana dönüşür. Daha sonra bu kadarlık bir sürede bir parça ete dönüşür. Daha sonra Allah azze ve celle bir melek gönderir ve

-Amelini, Rızkını, Ecelini, Salih bir kul mu yoksa günahkâr biri mi olacağını? yazması emri verilir…”[3] 

Kur’an Çok Açık Bir Şekilde İnsanın Bolluk Olsun, Darlık Olsun Rızık Konusunda İmtihan Olacağını Haber Vermiştir:

Allahu Teâlâ, kullarının sabrını ve şükrünü ölçmek için bazılarına rızık verir, bazılarına da kısar. Allah’ın kendisine merhamet ettikleri hariç, insanların geneli kendisine nimet verildiği zaman sevinir ama şükretmez, yoklukla imtihan olduğu zaman da kızar ve sabretmez.

“İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla sevinip şımarırlar. İşlediklerinden dolayı başlarına bir kötülük gelince de birde bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. Allah’ın, dilediğine rızkı genişlettiğini ve daralttığını görmediler mi? Şüphesiz ki bunda, iman eden bir kavim için elbette öğüt ve ibretler vardır.”[4]

“İnsana gelince, Rabbi onu imtihan edip kendisine ikramda bulunduğunda ve bolca nimetler verdiğinde, o: “Rabbim bana ikram etti” der. Ama Rabbi onu imtihan edip rızkını daralttığında ise; Rabbim beni aşağıladı! der.”[5] Allah azze ve celle, burada insan tabiatı ile ilgili olarak cahil ve kendine zulmeden olduğunu ve kendisine verilen nimetlerin sürekli olacağına inanan bir yapıya sahip olduğunu bizlere haber vermektedir. “İnsan çok cahil ve çok zalimdir.”[6]

Zeyd bin Sabit radıyallahu anh’dan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini toparlar. Artık dünya boyun eğmiş olarak ona gelir. Kimin de arzusu dünya olursa, Allah azze ve celle onun önüne fakirliği koyar, işlerini darmadağın eder ve netice olarak da kendine takdir edilmiş olandan fazlası eline geçmez .”[7]

Bu Hayat, Allahu Teâlâ’nın Vermiş Olduğu Rızka Razı Olma Ve Kanaat Etmekten İbarettir

Nitekim Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sana verdiğine razı ol, insanların en zengini olursun.”[8]

Hiç şüphesiz, Allah kiminle beraber olursa onun için rızık yolları ve rızka götüren bütün sebepler kolaylaştırılır.

Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah’tan hakkıyla korkun ve dünyevî talepte bulunurken mutedil olun. Zira hiç kimse, Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı, eksiksiz bir şekilde elde etmeden ölmez. Kişinin rızkı gecikse bile, sonunda ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah’tan korkun ve talepte mutedil olun, gayrı meşru yollara sapmayın, helâl olanı alın, haram olanı terk edin.”[9]

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’tan korkarsa, Allah, ona bir çıkış yolu kılar ve onu hesap etmediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”[10]

Bir şiir de şöyle der;

Sen gafil isen sana Allah’tan korkmak yaraşır,    

Allah’tan korkarsan, ummadığın yerden sana rızıklar ulaşır.

Allahu Teâlâ, Rızkı İstediği Kişiye İstediği Şekilde Verir

Allahu Teâlâ, tek başına bütün varlıkları rızıklandırandır.  O minnet sahibi ve çok cömerttir. O’nun cömertliği kendisine şükredenleri de nankörlük edenleri de, kâfirleri de, Müslümanları da kapsamaktadır. Allahu Teâlâ herkese belli bir miktarda rızık tayin etmiştir. “Hiç şüphesiz rızkı veren, sonsuz kuvvet sahibi olan Allah’tır.”[11]

“Allah dilediğinin rızkını genişletir ve daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevinip şımardılar. Hâlbuki dünya hayatı, ahirete kıyasla, ancak geçici bir menfaattir.”[12] Onlar dünyada kendilerine verilen nimetlere aldanıp hem sevinip hem de diğer insanlara karşı kibirli oldular ve bu onların yavaş yavaş helak olmasına sebep oldu. Çünkü onlar kendilerine verilen rızıkla dünya hayatına bağlanıp ahireti unuttular.

Allahu Teâlâ, Fakirlerin Rızkını Zenginlere Bağlamıştır

Unutulmaması gereken hususlardan bir tanesi de fakirlerin ve zayıfların rızıkları her şeye gücü yeten Zât’a ait olduğudur. Bunun için, rızıktan dolayı telaşlanmaya gerek yoktur. Bundan dolayı, Allahu Teâlâ fakirlerden dolayı zenginlere yardım eder ve onların önünü açar. Özellikle Allah’a güveni sonsuz olan ve Allahu Teâlâ’nın sevabına nail olacakları hususunda kalpleri mutmain olanların, Allahu Teâlâ rızkını daha da genişletecek, onlara yardımını ummadıkları yerden ulaştıracaktır. Durumu iyi olmayan nice insanlar vardır ki, bakmakla yükümlü olduğu kişiler çoğaldığında, Allahu Teâlâ ilahi bir kader gereği rızıklarını genişletmektedir. İşte Allahu Teâlâ’nın gerçekleşmesi kesin olan vaadi budur. “Herhangi bir şey infak ederseniz, Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[13]

Musab bin Sâd aktarmaktadır: Sâd radıyallahu anh, malından dolayı kendisini diğer insanlardan üstün görürdü. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Ancak zayıflarınızdan dolayı yardım olunmakta ve rızıklandırılmaktasınız.” buyurdu.[14] Başka bir rivayette de; “Hiç şüphesiz, Allah bu ümmete, zayıfları sebebiyle, onların duası, namazı ve ihlasları sebebiyle yardım etmektedir.” buyurmuştur.[15]

Diğer taraftan, melekler de kendisine dua ederler. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kulların sabaha erdiği her günde iki melek semadan iner ve onlardan biri; “Allah’ım! İnfak edenlere, verdiklerinin yerini doldur.” der. Diğeri de şöyle dua eder: “Allah’ım! Cimrinin de malını telef et.”[16]

Rızık Endişesi Taşıyan Kişinin İhtiyaçlarını Sadece Allahu Teâlâ’ya Arz Etmesi Gerekir

Abdullah İbn Mes’ud radıyallahu anh’dan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; “Kimin bir ihtiyacı olup onu insanlara arz ederse, onun ihtiyacı giderilmez. Kimin de bir ihtiyacı olur da onu Allahu Teâlâ’ya arz ederse, Allahu Teâlâ hemen veya belli bir zaman sonra onun ihtiyacını giderir.”[17]

İstikamet Üzere Olmak, Kişinin Rızkını Temin Etmesine De Kefil Olmaktadır

Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Eğer onlar (insanlar ve cinler), dosdoğru bir istikamet tuttursalardı, mutlaka biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir) dik.”[18]Yani onlar iman edip, istikamet üzere dursalar, hidayetten sapmayacak olurlarsa, onlara nimetlerimizi verir ve rızıklarını genişletiriz.

Allah azze ve celle’nin göndermiş olduğu nimetlere nankörlük, helak sebebidir. “Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat (oranın halkı) Allah’ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, onlara açlık ve korku elbisesini tattırdı.”[19] 

Kim Allah’a İtaat Ederse, Allah Onun Karşılığını En Güzel Biçimde Dünyada Rızkını Genişleterek Verir

“Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak sâlih amel işlerse, şüphesiz ki biz onu güzel bir hayatla yaşatırız. Elbette onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.”[20]

Sonra da onu ahirette ebedi bir ‘Cennetle’ rızıklandırır. “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadarıyla cezalandırılır. Kim de erkek olsun kadın olsun, Mümin olarak sâlih amel işlerse, işte onlar cennete girecekler ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.”[21]

Hiç Şüphesiz İbadetler, Rızkın Anahtarlarıdır

İbni Kayyim rahimehullah şöyle demektedir: Allah’ın kuluna kifayeti, kulun Allah’a karşı eda ettiği ibadetler ölçüsünde olur. Ayet-i Celile, aktarmış olduğumuz bu manayı ifade etmektedir: “Şu evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler. O ki, kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve onları korkudan güvenliğe kavuşturandır.”[22]

Allah azze ve celle, kullarına her namazda ve her rekâtında, “Sadece Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım isteriz!”[23] demelerini emretmiştir. Kişinin hem din hem de dünyalık işlerinde kendisine en çok yardımcı olacak unsur, ibadettir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen Hadis-i Kutsi’de; “Allah azze ve celle, şöyle buyurmaktadır: “Ey Âdemoğlu! Kalbine zenginliğin dolmasını istiyorsan, kendini ibadete ver ki, Ben de senin fakirliğini gidereyim. Bunu yapmayacak olursan, elini seni meşgul edecek işlerle doldururum ve fakirliğini gidermem.”[24]

Şükür Nimeti Artırır

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yine bir zaman Rabbiniz size şunu bildirmişti: “Yemin olsun ki, eğer şükrederseniz, (nimetlerimi) mutlaka size artırırım. Şayet nankörlük ederseniz, şüphesiz ki azabım çok şiddetlidir.”[25]

Kulun elinde bulunan nimetler, bu nimetleri verenin önüne engel olmamalı, kişiyi ibadetlerden alıkoymamalıdır.

Gerçekten de bu hakikatin önünde durup düşünmemiz lazım. O hakikat da şudur; şükrettiğimiz zaman Allah’ın bizlere nimetini artırması ve nankörlük etmemiz halinde ise bizleri cezalandırmasıdır.

Allah’ı Çokça Zikretmek, Ruhu Kuvvetlendirir. Bedeni Dinç Hale Getirir Ve Rızkı Arama Hususunda Yardımcı Olur

Bunun içindir ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ali radıyallahu anh ve Fatma radıyallahu anha’ya günün sonunu Allah’ı anarak tamamlamaları tavsiyesinde bulunmuştur.

Ali bin Ebu Talib radıyallahu anh’tan rivayet edilmiştir: Bir seferinde Fatma radıyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir köle geldiğini duyar ve el değirmeninden dolayı ellerindeki ağrıları şikâyet etmek için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelir. Fakat onu evde bulamadığı için şikâyetlerini Aişe radıyallahu anha’ya iletir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, eve geldiğinde Aişe radıyallahu anha, olanları kendisine anlatır.

Ali radıyallahu anh, sözüne devam eder: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, evimize geldiğinde yatağımıza girmiştik. Onun gelmesi üzerine yerimizden kalkmak istedik. Fakat O, “Yerinizden kalkmayın!” buyurarak buna engel oldu ve gelerek benimle Fatma arasına oturdu. Öyle ki ayaklarının serinliğini karnımda hissetmiştim. Sonra şöyle buyurdu: “Size benden istediğinizden daha hayırlı bir şeyi haber vereyim mi! Akşam yatağınıza girdiğiniz vakit, otuz üç defa “Subhanallah”, otuz üç defa “Elhamdulillah”, otuz üç defa da “Allahu Ekber” deyiniz. Bu sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır!”[26] 

Süleyman Bin Yesar radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nuh aleyhisselâm oğluna; «Ey oğlum! Ben sana bir nasihatte bulunacağım. Unutmaman için bu nasihati kısa tutacağım. Sana iki şeyi yapmanı emredip, iki şeyi de yasaklayacağım. Sana nasihat ettiğim iki şey, Allahu Teâlâ’nın ve sâlih kullarının hoşuna giden şeylerdir: Bunlardan birisi “La ilâhe illallah” zikridir. Sana “La ilâhe illallah’ı” vasiyet ediyorum. Şüphesiz gökler ve yerler bir halka olsaydı, onu kırardı. Aynı şekilde gökler ve yerler, terazinin bir kefesine, bu kelime de diğer kefesine konulsa, bu kelime ağır basardı. İkincisi de “Subhanallahi ve bi-Hamdihi” zikridir. Bu kelime, bütün mahlûkatın duası ve kendisiyle rızıklandırıldığı bir kelimedir. “Yedi gök, yer ve arasında bulunanlar, Allah’ı tesbih ederler (eksik sıfatlardan tenzih ederler). Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tesbih etmiş olmasın. Fakat siz onların tesbih etmesini anlamazsınız. Şüphesiz ki Allah kullarına çok yumuşak davranandır (cezalarını acele vermeyendir) ve çok affedendir.”[27]

Sana yasakladığım iki şeye gelince: Bunlardan birincisi “şirk” diğeri de “kibir” dir.”[28]

Kişinin Rabbinden Af Dilemesi Onun Rızkını Artırır

Kişinin Rabbinden af dilemesi, aynı zamanda kişinin hata ve kusurlarını itiraf etmesi ve Allah azze ve celle’nin kudretini itiraf etmesi anlamına da gelir. Bunun içindir ki, Allah azze ve celle, Nuh aleyhisselâm hakkında şunları aktarmaktadır: “Bundan böyle; Rabbinizden mağfiret isteyin çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır! dedim. (Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin.”[29]

Kim bu vasıfla vasıflanırsa ve istiğfarda bulunursa, Allah azze ve celle de ona rızkını gönderir, işini kolaylaştırır ve onu korur.

İbni Abbas radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Kim sürekli istiğfarda bulunursa, Allahu Teâlâ ona bütün darlıklardan bir çıkış, bütün sıkıntılardan bir ferahlık verir ve onu hiç hesap etmediği yerlerden rızıklandırır.”[30]  Kim insanlara merhamet eder, onlara ihsanda bulunur ve onlara kolaylık sağlarsa, Allah da ona merhamet eder, rızkını genişletir ve ona dünya ve ahirette genişlik verir.

Allah azze ve celle, şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.”[31]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birini hafifletirse, Allah da o kişinin kıyamet gününde bir sıkıntısını giderir. Kim dünyada, zorda kalan birine kolaylık sağlarsa, Allah da o kişinin dünya ve ahirette işlerini kolaylaştırır. Kim bir müminin kusurunu örterse, Allah da o kişinin dünya ve ahirette kusurlarını örter. Kişi kardeşine yardım ettiği sürece, Allah da o kişiye yardımcı olur.”  [32]  

Hiç Şüphesiz İlmin En Büyük Semeresi, Rezzak Olan Allah azze ve celle’yi Tanımak, Rızkı Celp Sebepleri Olan Sâlih Amelleri Ve Bu Amellerin Rızkın Bereketlenmesi Ve Bollaşmasındaki Etkisini Öğrenmektir

Enes bin Malik radıyallahu anh’tan rivayet edilmektedir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iki kardeş bulunuyordu. Onlardan birisi sürekli Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelirdi. Diğeri de çalışırdı. Sürekli çalışan kardeş, bu durumu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet etti. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Şikâyetçi olma! Ola ki onun sebebiyle rızıklandırılıyorsundur.” karşılığını verdi.[33]

Hiçbir Müslüman kula, haramla meşgul olduğu halde “Ya Rabbi benim rızkımı artır!” demesi yakışmaz. Bundan dolayı kendisine helal kılınan rızkı talep edip duanın icabetine mâni olan haram rızıktan da kaçınması gerekir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah azze ve celle temizdir, temizden başka bir şey kabul etmez. Allah’ın Müminlere emrettiği şeyler, Peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır. Nitekim Allahu Teâlâ, peygamberlere: “Ey Peygamberler, temiz olanlardan yiyin de sâlih amel işleyin.”[34] emretmiş, Müminlere de: “Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin.”  [35] diye emir buyurmuştur. Sonra da uzun yoldan gelmiş, saçı başı dağınık, toz toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: “Ya Rabbi! Ya Rabbi!” diye dua eden bir adamı zikredip, şöyle buyurdu: “Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve haramla beslenmiştir. Peki, böyle bir kimsenin duasına nasıl icabet olunsun?”  [36]

Allahu Teâlâ’ya Tevekkül Etmek, Sebepleri Bırakmayı Gerektirmez

Bu sebeplerden bir tanesi de rızkı talep ederken bunun için uygun bir vakit takdir etmektir. O da ancak erken vakitlerde olur. Nitekim Allahu Teâlâ, Âdiyat suresinde bu manaya işaret ederek erken çıkıp tozu dumana katanlara yemin etmiştir. “Gürültü çıkararak hızlı gidenlere, vurarak ateş çıkaranlara, sabahleyin saldıranlara, onunla toz çıkaranlara, onunla topluluğun ortasına dalanlara yemin olsun ki,”[37]

 Nitekim Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de kuşların tevekkülünden bahsederken, onlar sabah erkenden çıkarlar diyerek bu manaya işaret etmiştir. Yani sabahın ilk saatlerinde hiç tembellik göstermeden Allah’ın kendileri için takdir ettiği rızıkları aramak için çıkarlar.

Sahr el-Ğamidi radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle dua ederdi “Allah’ım! Ümmetime erkenciliği mübarek kıl.”  [38]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir seriye veya bir ordu göndereceği zaman, onu günün erken saatinde yola çıkarırdı.

Sahr tüccardı, o da ticarete günün ilk saatinde çıkardı. Böylece zengin oldu ve malı arttı.

Onun için, rızık talep etme hususunda, kişinin hiçbir çaba göstermeden, tembellik etmesi yaraşmaz.

Allahu Teâlâ, Müminin Yaptığı Hiçbir İyiliği Zayi Etmez

Onun yapmış olduğu iyiliğin karşılığını dünyada rızkını genişleterek ve belaları ondan def ederek, ahirette de cennetine koyarak ve onun derecesini yükselterek verir. Kâfir ise yaptığı iyiliğin karşılığı olarak dünyada yedirilir. Kendisinin yapmış olduğu iyilik dünyadayken rızkının genişletilmesine, belaların def edilmesine ve düşmanlarına karşı kendisine yardım edilmesine sebep olabilir. Fakat tüm bunları yaparken Allah için niyeti olmadığından dolayı, yapmış olduğu iyilikler, kendisi için ahirette bir yarar sağlamaz.

Enes Bin Mâlik radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; “Allah hiçbir Mümine, yaptığı tek hayrın bile karşılığını ihmal etmek suretiyle zulümde bulunmaz. Yaptığı her iyiliğin karşılığı hem dünyada hem de ahirette kendisine verilir. Kâfir ise, yaptığı hayır sebebiyle dünyada öylesine rızıklandırılır ki, ahirete vardığında, karşılığı verilecek tek hayrı kalmaz.”  [39]

Abdullah İbni Abbas radıyallahu anh şöyle der; “İyilik kalpte bir nur, yüzde bir aydınlık, bedende kuvvet, rızıkta genişlik ve bütün mahlûkatın kendisine karşı kalplerine yerleştirilen sevgidir. Kötülük ise kalpte bir karanlık, yüzde bir kararma, bedende zayıflık, rızıkta darlık ve bütün mahlûkatın kalbinde kendisine karşı duyulan bir nefrettir.

Allah Yolunda Mücadele Etmek Rızık Kapılarını Açar

Cihad, İslâm’ın zirvesidir. Bu yolla, kullar Allah’ın kendilerine vaat ettiği mükâfata ulaşırlar. Bunun içindir ki Allah azze ve celle, kullarına bu vazifeyi emretmiştir. Bu görev kıyamete kadar devam edecektir.

Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Şirk koşulmaksızın, sadece Allah’a kulluk edilene kadar, (savaşmak üzere) kılıçla gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesindedir. Zillet ve meskenet benim bu yoluma muhalefet edenlere verilmiştir. Kim bir kavme benzerse onlardandır.”  [40]

Allah’ın vaadi, cihad ile gerçekleşmektedir: “Allah; size, ele geçireceğiniz bol ganimetler vaat etmiştir. Bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki Müminlere bir ayet olsun ve sizi dosdoğru yola hidayet etsin.”[41]

Bu vaat, Müslümanların kıyamet gününe kadar elde edecekleri bütün kazanımları içermektedir.

Allah Yolunda İnfak Etmek, Rızık Yollarını Kolaylaştırır

Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Genişlik ve imkân sahibi olan, nafakayı imkânlarına göre versin. Rızkı kendisine kısıtlı tutulan da artık Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, kişiyi ancak ona verdiğinden yükümlü tutar. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı verecektir.”[42]

“Her neyi infak ederseniz, Allah onun yerine bir başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[43]

Kişi Allah yolunda infak ettiğinde, sadaka verdiğinde, malının azalacağı ve fakir olacağı korkusunu taşır.

Oysa gerçek olan şey, malın infak etmekle azalmadığıdır.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle burmuştur: “Sadaka malı eksiltmez!”  [44]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, infak edilen malın, azalmasının aksine, yerinin doldurulacağı, zorda olanın sıkıntısının giderileceği ve rızkının genişleyeceğini haber vermektedir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Kulların sabahladığı her gün, iki melek iner. O iki melekten biri; Allah’ım! İnfak edenin, verdiği malın yerine ver! diye dua eder. Diğer melek ise; Allah’ım! Malını infak etmeyip tutan kişinin malını telef et! diye dua eder.”  [45]

Kul, Allah’tan Korkarak Akrabalık Bağlarını Gözettiğinde, Yaşantısında Emniyet, Kazancında Da Bereket Sahibi Olur

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim, rızkının genişletilmesini ömrünün uzatılmasını isterse, sıla-i rahim yapsın.”  [46] Yani rızkı genişler ve ömrü bereketlenir. Hadis-i Şerif’te geçen ömrün genişletilmesinden kasıt, ömrün bereketlenmesidir, denilmiştir. Bazıları da ibarenin gerçek manasını alarak, gerçekten ömrün uzadığını söylemişlerdir.

İffetini Korumak Adına Evlenmeyi Düşünen Bir Fakirin, Bu Niyetinden Ötürü Allah azze ve celle Rızkını Artıracaktır

Hiç şüphesiz Allah’ın rızkı geniş ve ikramı boldur. O kulların hallerini bilir ve kullarına ikramda bulunması O’na ağır gelmez. Allah’ın ikramı daimidir, kesilmez. Çünkü O’nun hazinesi sonsuzdur, tükenmez. Allah azze ve celle, evlenmesi halinde rızkını artıracağı şeklindeki vaadi ile evlenme yoluyla kendini zinadan korumayı hedefleyen iffetli kişilere yardım etmeyi irade etmiştir.

Allah’ın vaat etmiş olduğu zenginlik, kanaattir. Bununla birlikte, kişinin evlenmesi halinde iki kişinin rızkı birleşir ve bu vesileyle artmış olur.

Ömer bin Hattab radıyallahu anh şöyle demiştir: Allah azze ve celle; “Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder.”[47] buyurmuş olmasına rağmen, nikah olmaksızın zengin olmayı düşünen kişiye şaşarım.

Toplumda Selâmı Yaymak, Hayatın Kasvetini Ve Sıkıntısını Ortadan Kaldırır

Selâmlaşmak, insanlar arasında sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma tohumları ekerek, kişilerin içini ferahlatır, toplumdaki istikrar ve yardımlaşma duygusunu kuvvetlendirir. İnsanlardaki sorumluluk bilincini artırır ve çalışma gayretini canlandırır. Bütün bunlar da rızkın genişlemesine ve bereketin artmasına vesile olur.

Enes radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Ey evlat! Ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver. Verdiğin bu selâm hem senin için hem de ailen için bereket olur.”  [48]

Şeriatın İkame Edilmesi, Rızkın Genişlemesi İçin En Büyük Kapılardan Birinin Açılması Anlamına Gelir

“Ve eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur’an’ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi.”[49]

İbrahim aleyhisselâm, ailesini Şam’dan Mekke’ye götürmüş ve hanımı Hacer’i, kucağındaki bebekle orada bırakmıştı. O vakit, Mekke ıssız bir yerdi. Mekke’de ne su vardı, ne yiyecek vardı ve ne de oralarda yaşayan insanlar bulunuyordu. İbrahim aleyhisselâm, bütün bu şartlara rağmen, Rezzak olan Allahu Teâlâ’ya güvenmiş ve ailesini bırakıp geri dönmüştü. “Rabbimiz! Gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında, ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım). Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler.”[50]  

Allah azze ve celle, kulu ve dostu İbrahim aleyhisselâm’ın duasını kabul etti. İhsan ettiği nimet ve rızıklar bütün Mekke’yi kuşattı. Bu mübarek belde, yerin ve göğün bütün bereketleriyle doldu. “Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp-toplandığı güvenli bir Harem’de yerleşik kılmadık mı!”[51]   

Bütün bunlar, Allah azze ve celle’nin lütfu, ihsanı ve kereminin bir tecellisiydi. Bu beldede, bütün meyve çeşitlerinin bulunduğunu görürsün. Her yerden rızık yağmaktadır. Bütün bunlar, Mekke toprakları ekime elverişli olmamasına rağmen gerçekleşmiştir. Çünkü Allahu Teâlâ, üstün ve şerefli kıldığı kutsal evini bu beldeye bırakmıştır. Bu kutsal evde, insanları cezbeden bir sır bulunmaktadır. Hiç kuşkusuz, kişi ne kadar çok Beyt-i Harem’i ziyaret edecek olursa, bu kutsal yere olan özlem ve iştiyakı daha da artmaktadır. Sürekli tavaf etme ve kana kana zemzem suyundan içme isteği doğmaktadır. Gözünü kırpmadan sürekli Kâbe’yi seyretme isteği doğmaktadır.

Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sürekli Hacc ve Umre yapınız. Hiç şüphesiz körüğün, demir, altın ve gümüşün kirine engel olduğu gibi, Hacc ve Umre de günah ve fakirliğe engel olur. Haccı Mebrur’un karşılığı ancak cennettir.”[52] 

Allah azze ve celle, Müminlere Olan Rahmeti Gereği, Onlara İhtiyaçları Kadar Rızık Takdir Ederek, Onların Maslahatını Gözetmektedir

Allah azze ve celle, kulları hakkında en hayırlısını bilendir. Hak edene zenginlik, hak edene de fakirliği verir.

Katade rahimehullah şöyle nakletmiştir: “En hayırlı hayat, seni uzaklaştırmayan ve azdırmayan hayattır.”

İnsanların arasında en zeki ve en çalışkan olan bazı kişilerin, kısıtlı bir rızıkla yaşadıklarını görürsün. Bunun aksine, cahil ve çalışkan olmayan bazı kişilerin de bol bir rızıkla yaşamakta olduklarını görürsün. Her iki sınıf da Allah azze ve celle’nin kendileri için takdir etmiş olduğu kaderi yaşamaktadırlar. Rızkı kısıtlı olan kişi bunun hikmetini bilemez, rızık genişletilen cahil de bunun sebebini anlamaktan uzaktır. “Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor. Sizden kimini de bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Hiç şüphesiz, Allah bilendir ve her şeye güç yetirendir. Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara (kölelerine) vermiyorlar ki onlarla rızık bakımından eşit olsunlar. Hâlâ Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?”[53]   

Allah’ım! Bize geniş rızık ver. Bizi haramlarından koru ve helalinle zengin kıl. Fazlınla yetindir, başkasına muhtaç etme. Bizi kullarının en kanaatkârı kıl. Hiç şüphesiz Sen rızık veren ve ikram sahibisin. Rızık veren sadece Sensin.

Selam ve Dua ile

 

[1]. Kasas, 77.

[2]. Zâriyat, 57.

[3]. Buhari, r.3208; Müslim, r.2643.

[4]. Rum, 36-37.

[5]. Fecr/15-16

[6]. Ahzab/72

[7]. Tirmizi, r.2465; İbni Mace, r.4105; Silsileti Sahihe, r.950.

[8]. Ahmed bin Hanbel, c.2/310, r.8081; Sahihe, r.930. Tirmizi bu rivayetin hasen olduğunu belirtmiştir.

[9]. İbni Mace, r.2144; İbni Ebi Âsım, es-Sünne, r.420; Hâkim, Müstedrek, r.7924; Elbani, Zilal-i Cenne, r.420.

[10]. Talak, 2-3.

[11]. Zâriyat, 58.

[12]. Ra’d, 26.

[13]. Sebe, 39.

[14]. Buhari, r.2896.

[15]. Nesai, r.3178.

[16]. Buhari, r.1442; Müslim, r.1010.

[17]. Ebu Davud, r.1645; Tirmizi, r.2326; Sahih-i Cami, r.6566.

[18]. Cin, 16.

[19]. Nahl, 112.

[20]. Nahl, 97.

[21]. Mü’min, 40.

[22]. Kureyş, 3-4.

[23]. Fatiha, 5.

[24]. Tirmizi, r.2466; İbni Mace, r.4107; Elbani, Silsileti Sahihe, r.1359.

[25]. İbrahim, 7.

[26]. Buhari, r.5361.

[27]. İsra, 44.

[28]. Nesai, r.10600; Sahih-i et-Terğib ve’t-Terhib, r.1543.

[29]. Nuh, 10-12.

[30]. Ebu Davud, r.1518; İbni Mace, r.3819.

[31]. A’raf, 56.

[32]. Müslim, r.2699.

[33]. Tirmizi, r.2345; Sahihu’l Cami, r.5087.

[34]. Müminun, 51.

[35]. Bakara, 172.

[36]. Ahmed bin Hanbel, c.2/328, r.8330; Müslim, r.2309; Tirmizi, r.2989.

[37]. Âdiyat, 1-3.

[38]. Ebu Davud, r.2606; Tirmizi, r.1212; İbni Mace, r.2236; Ahmed bin Hanbel, r.15438; Sahih-i Ebu Davud, r.2345; Silsilet-u Daife, r.4178.

[39]. Müslim, r.2808.

[40]. Ahmed bin Hanbel, r.5114; Elbani, İrva, r.1269.

[41]. Fetih, 20.

[42]. Talak, 7.

[43]. Sebe, 39.

[44]. Müslim, r.2588.

[45]. Buhari, r.1442; Müslim, r.1010.

[46]. Buhari, r.5986; Müslim, r.2557.

[47]. Nur, 32.

[48]. Tirmizi, r.2698.

[49]. Maide, 66.

[50]. İbrahim, 37.

[51]. Kasas, 57.

[52]. Tirmizi, r.815; Elbani, Silsiletu’s Sahihe, r.1200.

[53]. Nahl, 70-71.