Hamd, Kudsi bir hadiste; “Kibriya benim ridâm, azamet de benim izârımdır. Kim bunlardan birinde benimle nizâa kalkarsa onu ateşe atarım.” 1 şeklinde buyuran Allah’a;

Salât ve Selâm; “Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır,” 2 buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,
Allahu Teâlâ’nın affı ve keremi de riyakârlıktan ve riyakârlardan sakınan Muvahhid ve ihlâslı mümin kullarının üzerine olsun.

Riyanın, dilimizdeki en yakın karşılığı “gösteriş” demektir. Dînî bir tabir olarak; ibâdetlerde ve diğer amellerde samimiyetten uzaklığı ve ihlassızlığı ifade eder. Riya, amelleri yakıcı, Allah’ın nefretine sebep olan ve helâk edici günahların büyüklerindendir. Riya kulun Allah’a itaat ederken kullara yaranmak istemesidir.

Buna yakın bir tarif olarak İmam Gazâlî de, daha vecîz bir şekilde: “Riya, iyi görünerek insanların kalbinde yer almak istemektir” diye târif eder. İmam Gazâlî bir başka tarifinde, riyâ’yı sadece ibâdetlerdeki gösterişe tahsis ederek: “Allah’a yaptığı ibâdet ile kulları kastetmektir” diye tarif eder. Ancak hadislerde her çeşit ameldeki ihlassızlık, riya ile ifade edilmiştir.

İslâm’da riya haramdır ve riyakâr adam Allah katında sevilmez.

İmam Gazâlî, beş şeyle riya yapıldığını belirterek bu beş şeyin: Beden, elbise, söz, amel ve arkadaş çokluğu olduğunu bildirmektedir.

İhlâsa ehemmiyet veren İslâm nazarında riya, bir nevî şirktir. Rasûlullah aleyhisselâm şirkin bu çeşidine “küçük şirk” demiştir. Nitekim zikredeceğimiz şu hadisler bunun hakikatini bizlere göstermektedir.

“Sizin için korktuğum şeylerin en korkutucu olanı küçük şirktir. Dediler ki: Küçük şirk nedir? Şöyle buyurdu: Riyadır. Kıyamet gününde insanlar amellerinin karşılığını aldıklarında Yüce Allah onlara şöyle buyuracak: “Dünyada uğruna riyakârlık ettiğiniz kimselere gidin ve bakın bakalım onların yanında bir mükâfat bulabilecek misiniz?” 3

“Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır.” 4

“Şüphesiz riya şirktir.” 5

“Ben ortakların ortaklığından en müstağnî olanıyım. Her kim bir iş yapar da onda, benden başkasını ortak kılarsa onu da o ortaklığını da terk ederim.” 6
Riya, insanlar arasında maddi ve manevi çıkar sağlamak için yapılacak olursa bu riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır.
Yine İmam Gazâlî’ye göre riyanın çeşitli dereceleri vardır. Bazısı bazısından daha ağırdır:

Birinci Derece: En ağır olanıdır. Riya ile yaptığı ibâdette hiç sevap niyeti yoktur. İnsanların yanında abdestsiz bile namaz kıldığı halde, yalnız kaldığı zaman hiç kılmayan gibi. Bu namaz sırf insanlara gösteriş içindir, hiçbir hayrı yoktur.

İkinci Derece: İbâdeti gösteriş için yapar, fakat Allah’ın rızasını da niyet eder. Ancak bu niyet zayıftır, yalnızlıkta bu ibâdeti yapmayacaktı. Sevâba niyet etmese de gösteriş için bunu yapacaktır.

Üçüncü Derece: Gösteriş ve sevap tarafları müsâvî olmaktır. Eğer riyânın yanında bir de sevap veya sevabın yanında bir de riya niyeti olmasa bu ameli yapmayacaktı. İkisinin müsâvî olarak bulunmasıyla bu ameli yapmıştır. Bu amelinden zarar görmese de fayda da görmez, başa baş kurtarır.
Dördüncü Derece: İbâdetini, insanların duymuş olmasından dolayı daha da gayrete gelip takviye etmesi, artırmasıdır. Böyle birisi, kimse duymasa da ibâdetini yapacaktır. Böyle birisi sırf riya maksadıyla yapmadığı için ibâdetinden fayda görebilir.

Ashab’ın ve Âlimlerin Riya İle İlgili Sözleri

Süfyan b. Uyeyne: “İnsanların gözüne süslü görünmek için bir iş yapan kişiyi Allah, çirkin kılar” şeklinde buyurarak riyanın tehlikesini haber vermektedir.

Hz. Ali radıyallahu anh’da şöyle demiştir: “Riyakârın üç alâmeti vardır.
1. Yalnız olduğunda tembelleşir,
2. Halk arasında olduğunda pek faal olur,
3. Övüldüğünde fazla ibâdet eder. Kötülendiği zaman ibâdeti azaltır!’

Bir zat, Ubâde b. Sâmit radıyallahu anh’e ‘Ben Allah yolunda hem Allah’ın rızasını irade ederek hem de halkın övgüsünü kasdederek, kılıcımla muharebe ederim’ dedi. Ubade ‘Senin için hiçbir sevap yoktur!’ dedi. Kişi bunu üç defa tekrarladı. Her defasında, Ubade ‘Sana bir sevap yoktur’ dedi. Sonra üçüncüde “Allah: ‘Ben şirk hususunda müstağnilerin en müstağnisiyim’ buyurmuştur” dedi.

Biri Said b. Müseyyeb’e ‘Bazılarımız iyilik yapar, övülmeyi ister!’ dedi. Said ‘Senden nefret edilmesini ister misin?’ dedi. Kişi ‘hayır!’ dedi. Said ‘O halde Allah için bir ibâdet yaptığın zaman onu riyadan arındırmaya çalış!’ dedi.

Dahhak şöyle demiştir: “Sakın hiç biriniz, Bu Allah’ın, bu da senin içindir’ Bu Allah için bu da sılayı rahim içindir’ demesin! Çünkü Allah Teâlâ’nın şeriki yoktur.”

Hz. Ömer, kamçı ile bir kişiyi dövdü. Sonra ona ‘Benden kısas al!’ dedi. Adam ‘Hayır! Senden kısas almam! Onu Allah ve senin için bırakıyorum ve kısas almaktan vazgeçiyorum’ dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer kendisine ‘Sen bana bir şey yapmadın. Ya beni bağışla, ben de senin iyiliğini bilip takdir edeyim veya sadece Allah için bırak’ dedi. Kişi ‘O halde, sadece Allah için bırakıp terk ettim’ dedi. Hz. Ömer “O zaman ne güzel!’ dedi.
Hasan Basrî şöyle demiştir: Bir kavimle (ashabı kastediyor) arkadaşlık yaptım. Onlardan birine hikmet arz olunurdu. Eğer o hikmetle konuşsaydı muhakkak hem kendisine, hem de arkadaşlarına fayda verirdi. Fakat şöhret korkusu onu konuşmaktan menederdi. Onlardan biri geçerken yolda eziyet verici bir şey gördüğünde şöhret korkusundan onu yoldan süpürmezdi’.

Fudayl b. Iyaz şöyle demiştir: Öncekiler, yaptıkları ile şimdikiler ise yapmadıklarıyla riyakârlıkta bulunuyorlar’.

İkrime şöyle demiştir: Allah Teâlâ, kuluna, amelinden ötürü vermediğini niyetinden ötürü verir. Çünkü niyette riyâ yoktur’

Hasan Basrî şöyle demiştir: “Riyakâr, Allah’ın kaderini mağlup etmek ister. Kötü bir kimse olduğu halde, halkın, kendisi için iyi bir kimsedir demesini ister. Acaba halk nasıl böyle diyecektir? Oysa rabbinin katında düşüklerin içine girmiş bulunuyor. Bu bakımdan mü’minlerin onu tanımaları gerekir.”
Katade şöyle demiştir: “Kul riyakârlık yaptığında Allahu Teâlâ, meleklerine Bakın! Kulum benimle istihza ediyor der.”

Ebu Süleyman şöyle demiştir: ‘Ameli korumak, amel yapmaktan daha zordur.’7

Riyanın Tedavi Yolları

1. Sadece Allah’ın Rızasını Hedeflemek

Müminin niyetinde ve amelinde Allah’ın rızası olmalıdır. Yani fiillerini “Allah’ı” memnun, razı ve hoşnut etme gayesiyle yapmalıdır. Ancak böyle yapmakla ihlâsa uygun hareket etmiş olur.” İnsanları” memnun, razı, hoşnut etme gayesi; onların sevgi, saygı, takdir ve tebriklerini beklemek ve bu hedefle hareket etmek ihlâsı bozar.

2. Kendini Üstün Görmemek

Bazen insan, nefsin teşvikiyle, diğer insanların sevgisini kazanmaktan da öte onlardan üstün görünmeye çalışır. Bu niyet de ihlâstan tamamen uzaktır. Mesela başkalarından üstün olmak veya üstün görünmek niyetiyle ibadette, imanda, ahlakta veya çeşitli kabiliyetlerde ilerlemek; namazı üstün olma niyetiyle kılmak, ilmi üstün görünme niyetiyle öğrenmek gibi. Bu ameller ne kadar güzel olursa olsun Allah’ın rızası değil de insanlara üstünlük taslamak niyetiyle olduğundan ihlâstan uzaktırlar.

3. Rekabetten Uzak Durmak

Kendini üstün göstermek, insanların gıpta hissini tahrik eder. Gıpta eden insan, üstün gördüğü kişideki özelliğin kendinde de olmasını şiddetle arzu eder. Bu şiddetli arzu zamanla kıskançlığa ve karşılıklı rekabete dönüşebilir. Rekabet ise, insanların Allah rızası için değil, birbirlerinden üstün gelmek için hareket etmelerine sebep olur. Bu ise ihlâsa tamamen zıt bir haldir.

4. Dünya Hayatına Dalıp Ölümü Unutmamak

Dünya hayatına dalmak ölümü unutturur. İnsana ebediyen yaşayacağı hissini verip, ahiret için hazırlanmaktan ve Allah’ın emirlerini yerine getirmekten uzaklaştırır. Böyle bir insan yaptığı işlerinde, amellerinde yalnız dünyalık faydaları ve menfaatleri hesap eder. Gayesi, maksadı yalnız dünyalıktır. Allah’ın rızası aklına bile gelmez. İbadetlerini dahi hakikaten, kalpten gelen bir Allah rızası niyetiyle değil, gaflet ile yapar.

Ölümü hatırlamak ise fanilerin rızasını istemekten insanı uzaklaştırır. Kaç sene yaşarsa yaşasın bir gün mutlaka ölüp Rabbine hesap vereceğini bilen bir insan, elbette Rabbinin rızasını düşünür. Çünkü daracık kabri cennet bahçesine çevirecek, mahşer günü insanı hesaba çekecek; affedip rahmetiyle cennete alacak olan yalnız O’dur. İnsanlar ne kadar çok takdir etse, beğense de öldükten sonra bunun bir faydası olmayacaktır. Böylece insanların nazarlarından yüz çevirip sadece Rabbinin takdirini arzu ederek ihlâsı yakalar.

5. Allah’ın Huzurunda Olduğunu Unutmamak

İnsan daima Allah’ın huzurundadır. Yani Allah her an, her zaman insanı duyar, görür, bilir. Hiçbir niyet, hiçbir hareket Cenab-ı Hak’tan gizli değildir. Madem insan daima Allah’ın huzurundadır, O’nun huzurundayken başkalarının sevgisini, alakasını, takdirini, beğenisini aramamalıdır. Her şeyin sahibi ve her şeye kudreti yeten sonsuz merhamet sahibi bir Zat’ın huzurundayken; aciz, güçsüz insanların yardımını, beğenisini beklemek elbette o huzurun edebine zıttır.

Demek insan her an Rabbinin huzurunda olduğunun farkında olsa; değil sadece hareketlerinde; kalbinden geçen niyetlerinde dahi yalnız O’nun memnuniyetini hedefler. Böylece tam ihlâsı kazanır.

6. Dînî Hizmetleri Ücret Karşılığında Yapmamak

“(Ben) buna (bu hizmetime) karşılık sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âiddir.” 8

“De ki: “Sizden bir ücret istemişsem, o hâlde o sizin olsun! Benim ücretim ancak Allah’a âiddir. O ise, herşeye hakkıyla şâhiddir.” 9

İhlâs, şahsi ibadetlerde ne kadar önemli ise toplum için yapılan dini hizmetlerde (Kur’an öğretmek, mukabele okumak gibi) de o nisbette önemlidir. Bu konuda ihlâsı korumak ciddi dikkat ve gayret gerektirir.

Nefis yapılan hizmetlerde maddi veya manevi ücret bekler. Sadece maddi ücret değil, manevi ücret de ihlâsı kırar. Yani ibadetlerin ve hizmetlerin karşılığında iltifat, takdir, sevgi, saygı kazanmak; insanların gözünde bir makam, mevki sahibi olmak, tanınıp şöhret kazanmak manevi ücretlerden bazılarıdır. Amellerde ücret olarak yalnız Allah rızasını istemek gerektiği halde, nefis bu menfaatleri ücret edinir ve bunları kazanmak için çabalarsa ihlâsı tamamen kaybeder.

7. Nefsi, Hakka Tercih Etmemek

Kısacası ihlâssızlık, nefsin isteklerini ve rızasını Allah’ın rızasına tercih etmekten kaynaklanır. Tam ihlâsı elde etmek, kalbi bütün bu çıkarlardan arındırıp, yalnız Allah’ın rızasını esas maksat yapmakla mümkün olur.

“Şüphesiz ki “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra (ihlâs ile) dosdoğru olanların üzerine (ölüm ânında, kabirde ve haşir meydanında): “Korkmayın, üzülmeyin ve va‘d olunup durduğunuz Cennetle sevinin!” diye melekler iner.” 10

8. Riyanın Her Yana Yayılmasına Sebep Olan Damarları Ve Kökleri Söküp Atmak

Riyanın aslı nam ve mertebe sahibi olma sevgisidir. Bunu biraz daha ayrıntıya dökersek üç esas ortaya çıkar.
a-Övülmenin lezzetinden hoşlanmak
b-Kınanmanın acısından kaçmak
c-İnsanların sahip oldukları şeylere tamah etmek

İşte bunlardan nefsimizi arındırmadıkça bu hastalıktan kurtuluş mümkün olmayacaktır.

9. İbadet Sırasında Ortaya Çıkan Riya Dürtüsünü Savuşturmak

Bundan dolayı akla gelen riya düşüncesini savuşturmak için canla başla gayret etmek gerekir. İbadeti gizli yapmaya kendisini alıştırmak ve kalbi Allah’ın onu bilmesi ve yaptığı ibadeti görmesiyle yetininceye, Allah’tan başkasının da onun yaptığı ibadeti bilmesi için nefsiyle çekişmeyi bırakıncaya kadar çirkin fiillerin kapalı kapıların ardında işlenmesi gibi, ibadeti kapalı kapılar ardında yapmaktır.

Riyanın, amelleri gizlemek kadar önemli bir ilacı yoktur. Nasıl ki insanların kendisini gördüklerini bilmek riyaya duyulan arzuyu ve rağbeti kamçılıyorsa, riyanın afetini bilmek de söz konusu arzunun mukabilinde riyadan iğrenme duygusunu harekete geçirir.

Sonuç olarak bilgi, iğrenme ve reddetme üçlüsü birlikte olmadan riya hususunda bir başarı sağlanamaz. Reddetme, iğrenme duygusunun semeresidir. İğrenme ise bilginin semeresidir. Bilginin kuvveti iman kuvvetine ve bilginin nuruna bağlıdır. Bilginin zayıflığı ise gaflete, dünyayı sevmeye, ahireti unutmaya, Allah katındaki nimetleri az düşünmeye, dünya hayatının afetlerini ve ahiret nimetlerinin büyüklüğünü pek az düşünmeye bağlıdır. Bütün bunların aslı ise dünya sevgisi ve arzuların kişiye galip gelmesidir. Dünya sevgisi bütün günahların başı ve kaynağıdır.

Bizler Allah’a olan sevgimizi diğer tüm sevgilerin üstünde tutmadıkça ve Allah’ı tanıyıp ona olan bağlılığımızı artırmadıkça başta riya olmak üzere diğer tüm kalbi hastalıklara yakalanmamız pek mümkündür. İlim, marifet ve amelin birlikte olması ise bu tür hastalıklara karşı kendimizi muhafaza etme hususunda önemli hususlardır. Tabi ki bu hususlar da ihlas ile yapılacak olursa fayda verir. Nitekim kurtuluş ancak amellerde ihlası gözetmekle mümkündür. Allah’tan bütün amellerimizde İhlâslı olmayı diler, başta riya olmak üzere şeytana yol açan tüm kötü hasletlerden Allah’a sığınırız. O, ne güzel mevladır ve ne güzel yardımcıdır.
Selâm ve dua ile…

————————-

1. Müslim, Birr:136; Ebu Davud, Libas:25; İbni Mace, Zühd, 16: Müsned:2/248,376,414,427,442, 4/416.
2. Tirmizi, Hudut, 24.
3. Ahmed, 23630,23636; Begavi Şerhu’s Sünne, 4135; İbni Ebi Şeybe, 2/481; İbni Huzeyme, 937.
4. Müslim, Zühd, 38.
5. İbn Mace, Fiten,16.
6. Müslim, Zühd, 46.
7. İhya-u Ulumi’d-Din
8. Şuara, 164.
9. Sebe, 47
10. Fussilet, 30.