İslam âlimlerine göre mizah ve şakalaşma hususunda insanlar üç sınıftır:

1. Mizaha dalan ve ömrünün çoğunluğunu böyle geçirenler

2. Şakalaşmayı sevmeyerek, her dâim ciddiyeti esas alan ve neredeyse hiç latife yapmayanlar

3. Orta yollu davranarak yeri geldiğinde şakalaşan, yeri geldiğinde de ciddi olanlar.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatımızın her alanında bizlere örnek olduğunu Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki sen, pek büyük (en güzel) bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 4)

Mizah (şaka) hususunda da bizlere örneklik göstermiş ve üçüncü sınıftaki kimselerden olmamız gerektiğini bizlere öğretmiştir. O sallallahu aleyhi ve sellem bazen şakalaşır, yeri geldiğinde de ciddiyetini gösterirdi.

Mizahın hayatımızdaki yeri hakkında şöyle bir benzetmede bulunulmuştur: “Mizahın hayatımızdaki yeri, yemekte tuzun misali gibidir. Yemek ne tuzsuz ne de çok tuzlu olmalıdır.”

İslam dini, Allah’ın razı olduğu bütün davranışları salih amel olarak niteler. Bu hususta dinimizde gülmenin de salih amele dönüşebileceğini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle ifade etmiştir: “İki çeşit gülme vardır: Bir gülüş vardır, Allah onu sever. Diğer gülüşe de Allah gazap eder. Allah’ın sevdiği gülme şudur: ‘Kişi görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle karşılaşır ve onu gördüğünden dolayı sevinir. Allah’ın gazap ettiği gülme ise kişi incitici, eziyet verici, küçük düşürücü, alay edici, kaba veya bâtıl bir sözü hem gülmek ve hem de başkalarını güldürmek amacıyla söyler. Bu yüzden yetmiş kat cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır.” (1)

Mizahta Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

İslam’ın meşru gördüğü bir davranış olan mizah (şaka) hususunda dikkat edilmesi gerekenlerin başında şunlar gelir:

Dini Meselelerde Şakadan Sakınmak: İmani meselelerde şaka yapmak kişiyi küfre, şirke ya da büyük günahlara düşürebilir.

“De ki: Allah ile O’nun âyetleri ve Rasûlü ile mi alay ediyorsunuz? (Boşuna) özür dilemeyin. Çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.” (Tevbe, 65-66)

Nikâh ve boşama konusu da şaka kabul etmez. Bir erkek hanımını boşadığını dili ile söylediği halde, sonradan, “Ben şakadan boşadım” demesi boşamanın gerçekleşmesini iptal etmez. Bu söz ile boşama gerçekleşir.

Yalandan Sakınmak: İslam’ın izin verdiği şakada kesinlikle içine yalan karıştırılmış sözler bulunmamalıdır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Başkalarını güldürmek için yalan söyleyen kimseye.” (2)

Diğer bir hadiste de “Bir kimse meclisteki arkadaşlarını güldürmek için öyle bir söz söyler ki, bu yüzden Süreyya yıldızından  daha uzak bir mesafede ateşe atılır.” (3) buyurmuştur.

İstihzâdan (Alay Etmekten) Sakınmak: Bir Müslümanın insanları güldürmek amacıyla bir kimsenin kusur ve özrü üzerinden şaka yapması caiz değildir.

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurat, 11)

Kötü ve Aşağılayıcı Sözlerden Sakınmak: İslam’ın şaka yapmaya ruhsat vermesi, kötü sözün şakada kullanılabileceğini göstermez. Kötü söz söylemek, her zaman yasaklanmıştır.

Korkutma ve Zarar Vermekten Sakınmak: Şaka yapılması esnasında kesinlikle bir Müslümanı korkutmak ve zarar vermek câiz değildir.

İbn-i Ebi Leyla rahimehullah anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı (radıyallahu anhüm) bize anlattıklarına göre, onlar bir sefer yürüyüşünde idiler. (Bir konaklama sırasında) içlerinden biri uyurken, arkadaşı gidip ipini alır. Uyanınca ipini bulamayan sahabe (kaybettim diye) korkar. Bu durumu öğrenince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir Müslümana bir başka Müslümanı korkutmak helal olmaz!” buyurdu. (4)

El şakaları ya da yaralayıcı veya öldürücü aletler ile bir mü’mine yapılan şakalar da yasaklanmıştır.

“Bir kimse, Müslüman kardeşine bir demirle işaret ederse, bırakıncaya kadar muhakkak melekler ona lanet eder. İsterse anne ve baba bir kardeşine olsun.” (5) Diğer bir hadiste de “Sakın, sizden biriniz kardeşine silahla işaret etmesin. Çünkü işaret eden kimse bilmez ki, belki şeytan o silahı elinden kaydırır. İşaret edilen adamı vurur da, bu yüzden cehennemden bir çukura yuvarlanmış olur” buyurulmuştur. (6)

Buhâri, ‘Edebu’l Müfred’ eserinde şöyle bir hadisi aktarır: “Kardeşinle çekişme ve ona sevmediği şakaları yapma.”

Çok Fazla Şaka ve Gülmekten Sakınmak: Bir Müslüman’ın hayatının her alanında yaptığı davranışlarda ölçü esastır. Eğer ölçüyü taşırır ve kendi kişiliğine zarar verecek bir davranış ve tutum sergilerse, o zaman sakınılması gereken bir davranış haline gelir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Az gül. Çünkü çok gülmek kalbi öldürür (katılaştırır).” (7)

Çok fazla şaka yapan kimsenin kişiliğine gelecek ilk zarar, onun insanlar arasında değer ve heybetinin azalması, pek fazla kıymet verilmeyen bir kimse haline gelmesidir. Bu hususta Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir: “Gülmesi çok olanın heybeti azalır. Mizah yapan kıymetini kaybeder. Kim bir şeyi fazla yaparsa, onunla tanınır. Konuşması fazla olanın, hatası çoğalır. Hatası çok olanın, hayâsı azalır. Hayâsı azalanın, takvası azalır. Takvası azalanın da kalbi ölür.”

Tebessümü Terk Etmemek: Bir Müslümanın çok gülmekten sakınması ile asık suratlı ve sert olması arasında fark vardır. İslam, asık suratlı olmayı terkederek tebessüm sahibi bir çehreye sahip olmamızı emretmektedir ve bunu bir ibadet olarak görmektedir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır.” (8)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Şakaları

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “(Sahabeden bazıları): “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bize şaka yapıyorsun!” deyince, o sallallahu aleyhi ve sellem; “Şurası muhakkak ki (şaka da olsa) ben sadece hakkı söylerim!” buyurdu. (9)

İbn Hacer el-Heysemî rahimehullah bu hadis hakkında şöyle der: “Yerinde ve güzel bir nükte için yapılan şaka da mendup derecesinde bir sünnettir.”

Süfyan bin Uyeyne rahimehullah de şaka hakkında şöyle demiştir: “Şakalaşmak sünnettir. Lâkin şaka yapmasını bilen ve yerinde yapan içindir.”

Hanımlarıyla İlgili Şakaları:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in on yıl hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in aile hayatından bizlere şu bilgiyi aktarıyor: “Rasûlullah, hanımlarıyla beraber olduğu zaman insanların en hoşu ve en şakacısıydı.”

1. Bir seferinde Âişe annemiz “Harîra” isimli bulamaç tarzı bir çorba yapmış ve Sevde annemizi de yemesi için buyur etmişti. Sevde annemizin buna olumsuz cevap vermesi üzerine Hz. Âişe, “Ya yersin ya da yemeği yüzüne sürerim” dedi. Sevde annemiz de yememe de ısrar edince, elindeki bulamaçı Sevde annemizin yüzüne sürmek istedi. Orada bulunan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı şekilde karşılık vermesini Sevde annemize söyledi. O da Âişe annemizin yüzüne bulamaçı vurduğunda,  Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  onları gülerek izledi.” (10)

2. Hz. Âişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ben zayıf ve genç bir hanımdım. Bir seferde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bir yolculuğa çıktım. Bir yere geldiğimizde sahabîlere: “Siz ilerleyin” dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana: “Gel seninle yarışalım” dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.

Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde sahabîlere: “Siz ilerleyin” dedi ve ikimiz yalnız kaldık. Bana: “Gel yarışalım” dedi. Ben, o zamanlar kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek: ‘Bu defaki benim seni geçişim, o gün beni geçişine bedel olsun’ buyurdu.” (11)

3. Numan bin Beşir radıyallahu anh rivayet ediyor: “Bir gün Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in huzuruna girmek için izin istedi. Kızı ve Rasûlullah’ın hanımı Âişe’nin Rasûlullah’a sallallahu aleyhi ve sellem bağırdığını işitti.

İçeri girince: “Rasûlullah’a nasıl bağırırsın?’ diye elini kaldırarak bir tokat atmaya davrandı fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bırakmadı. Ebubekir radıyallahu anh, kızgın olarak oradan çıktı. Ebubekir radıyallahu anh çıktıktan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  Âişe’ye: “Gördün mü, seni nasıl kurtardım adamın elinden…” dedi.

Aradan günler geçtikten sonra Ebubekir radıyallahu anh tekrar müsaade isteyerek Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in huzuruna girdi. Bu sefer Rasûlullah ile Âişe’yi barışmış görünce sevindi ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e dönerek şöyle dedi: “Beni nasıl kavganıza kattıysanız, barışınıza da katar mısınız?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Kattık, kattık’ buyurdu.” (12)   

Çocuklar İle Şakalaşması:

1. Mahmud bin Rebî radıyallahu anh şöyle demiştir: “Ben beş yaşlarında iken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in evimizdeki kovadan ağzına aldığı suyu yüzüme püskürttüğünü hatırlıyorum.” (13)

2. Enes bin Mâlik radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zaman zaman kendisini, “Ey iki kulaklı!” diye çağırarak şakalaştığını rivâyet etmektedir. (14)

3. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aynı şekilde Hz. Enes’in üvey kardeşi ile de şakalaşırdı. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Kardeşimin oynadığı küçük bir serçesi vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize geldiğinde kardeşimle ilgilenir ve hatırını sorardı. O, kardeşime latife ederek, şöyle hitap ediyordu: ‘Yâ Ebâ Umeyr. Mâ feale’n-Nuğayr? (Ey Umeyr’in babası. Küçük serçen ne âlemde, ne yapıyor?)” (15)

4. Abdullah b. Haris radıyallahu anh anlatır: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çocukları över ve “Hadi yarışın bakalım. Kim bana önce ulaşırsa ona şunu şunu vereceğim” derdi. Çocuklar da koşarlar, omzuna kucağına çıkarlardı. O da onları öper ve ödüllendirirdi.

İbn Battâl, Buhâri Şerhi’nde bunu Allah Rasûlü’nün, çocukları buluğ çağına kadar dinin emir ve yasaklarına uymaya sevdirerek alıştırılması olduğunu söyler.

Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çocuklara öğretmede her zaman tatlı dili esas almıştır. O’nun şu olayı bu duruma örnektir: “Küçük bir çocuk olan Râfi’ b. Amr radıyallahu anh, Ensar’dan birisinin hurma ağaçlarını taşlarken bahçe sahibi tarafından yakalandı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirildi. Olaydan haberdar edilen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Râfi’ye, hurma ağaçlarına taş atmasının sebebini sordu. Aç olduğunu ve karnını doyurmak için böyle bir yola başvurduğunu söylemesi üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, tebessüm etti ve şefkatle başını okşadıktan sonra ona şu tavsiyede bulunmuştu: “Yavrum, bir daha ağaçlara taş atma. Altına düşenleri al ve ye.” (16)

6. Câbir b. Semüre radıyallahu anh şu hatırasını aktarmaktadır: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte öğle namazını kıldım. Namazdan sonra evine gitmek üzere mescidden ayrıldı. Ben de onu takip ettim. Derken karşısına iki çocuk çıktı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onların her birinin yanaklarını okşadı. Bu arada benim de yanaklarımı okşadı.” (17)

7. Ebu Seleme radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, dilini çıkararak torunu Hasan’a uzatırdı. O’nun dilinin kırmızılığını görünce Hasan da neşelenir, sevinirdi.” (18)

Diğer Şakaları:

1. Vedâ Haccı yolculuğunda, develerle kâfileler halinde yol alınır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarının da bulunduğu kadınlar kafilesinin develerini Enceşe adında bir siyah köle, erkekler kâfilesinin develerini de Enes b. Mâlik’in kardeşi Berâ b. Mâlik radıyallahu anh sürer. Sürücülerin her ikisi de güzel seslidir. Onların sesine, ayak uyduran develer, bir ara heyecana gelip koşturmaya başlarlar. Bu hâli gören Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Enceşe’yi tatlı bir şekilde ikaz eder: “Enceşe! Develeri yavaş sür de (taşıdıkları) kristaller kırılmasın!” (19)

2. Bir gün Ümmü Eymen radıyallahu anha Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ya Rasûlallah! Kocam sizi evimize davet ediyor” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “O da kim; hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?” dedi. Ümmü Eymen radıyallahu anha: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kocamın gözlerinde beyazlık yoktur” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, evet! O’nun gözlerinde beyazlık vardır” deyince, Ümmü Eymen radıyallahu anha: “Vallahi yok, ya Rasûlallah!” dedi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gülümsedi ve: “Hiçbir insan yoktur ki, onun gözünde beyazlık olmasın” buyurdu.

3. Enes bin Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni bir deveye bindir!” dedi. Rasûlullah da: “Ben seni devenin yavrusuna bindireceğim!” buyurdu. Adam: “Ya Rasûlullah! Ben deve yavrusunu ne yapayım!” deyince Hz. Peygamber: “Acaba deveyi deveden başka bir mahlûk mu doğurur? (Her deve, bir devenin yavrusu değil midir?)” buyurdu.” (20)

4. Bedevilerden ismi Zâhir radıyallahu anh olan biri vardı. Bu zat zaman zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘e çölden hediyeler getirir ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de gideceği zaman kendisine gerekli olan malzemeleri verirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Zahir bizim göçebemizdir. Biz de onun şehirde oturan adamlarıyız” derdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu çok severdi. Kendisi şekil bakımından güzel görünüşlü olmayan bir kişiydi. Bir gün pazarda eşyasını satarken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gidip arkadan onu kucakladı. Zâhir, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i göremiyordu.

“Bu kimdir? Beni bırak!” dedi ve yüzünü çevirince baktı ki Rasûlullah! Sırtını onun göğsüne iyice yasladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Bu köleyi satıyorum. Alan yok mu?” diye takıldı.

Zâhir radıyallahu anh: “Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer ben köle olsaydım ve beni satsaydın hiç para etmediğimi görecektin” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Fakat Allah’ın katında senin değerin yüksektir” dedi. (21)

5. İhtiyar bir kadın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e gelerek, “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a dua et de beni cennete girdirsin!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey filanın annesi! Cennete ihtiyar kadınlar girmez” dedi. Kadın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından ağlayarak ayrıldı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Bu hanıma söyleyiniz: Kadın ihtiyar olduğu halde cennete girmeyecektir. Genç olarak girecektir. Çünkü Allah “Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşâ etmişiz. Onları bakireler yapmışızdır” (Vâkıa, 35-36) buyuruyor” dedi. (22)

6.  Sahâbeden Nuayman el-Ensâri radıyallahu anh isimli şaka yapmasıyla meşhur biri vardı. Bu sahabi bir gün Medine’ye taze meyve ve sebze geldiğini görünce hemen onlardan alarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirir: “Ya Rasûlullah! Bunu senin için satın aldım, sana hediye ediyorum” der. Bir müddet sonra satıcı Nuayman’dan malının parasını istediğinde, onu Rasûlullah ‘a getirip:  “Ey Allah’ın Rasûlü! Şu adamcağızın ücretini versene” der. Rasûlullah ise: “Ey Nuaymân, sen onu bize hediye etmedin mi?” diye sorar. Nuayman da: “Ya Rasûlullah! Alırken param yoktu, senin ondan yemeni de istiyordum. Bu sebeple aldım” der. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem güler ve meyvelerin ücretini öder. (23)

Nuayman radıyallahu anh’in diğer bir olayı ise şöyledir:

Ebubekir radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından bir yıl önce, ticaret için Basra’ya gitti. Beraberinde Nuayman ile Süveybit b. Harmele de bulunuyordu. Süveybit, kervanın azık işleri ile vazifelendirilmişti.

Bir gün Nuayman, Süveybit’e geldi ve: “Bana biraz yiyecek ver!” dedi. Süveybit, itiraz ederek: “Ebubekir gelmedikçe vermem” dedi. Nuayman kızdı ve: “Gör bak, başına ne işler açacağım” dedi ve az ilerde bulunan deve tüccarlarına gitti, onlara; “Maharetli, Arap bir kölem var, satın alır mısınız? Fakat o çok konuşkan biridir, belki size; “Ben hür bir insanım” diyebilir. Eğer almayacaksanız, kölemi bana karşı ifsad etmeyiniz” dedi. Onlar da; “Hayır, onu, on deveye alırız” dedi ve Nuayman develere doğru gitti, onları bağladı ve daha sonra alıcıların yanına geldi.

Suveybit’i göstererek, “İşte bu, buyrun alın” dedi. Onlar da Suveybit’e, kendisini satın aldıklarını söyleyince; “O yalancıdır, ben hür bir insanım” dediyse de aldırmadılar ve “Tamam, o senin durumunu bize bildirdi” deyip, ipi boynuna geçirdiler ve götürdüler. Az sonra Ebubekir radıyallahu anh geldi, durum kendisine anlatılınca arkadaşlarıyla gitti. Develeri geri verip Suveybit’i kurtardı. Olay Medine’de anlatılınca, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı radıyallahu anhum yıl olayı hatırladıkça güldüler. (24)

7. Suheyb-i Rûmi radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile olan bir hatırasını şöyle anlatır; “Allah Rasûlüne uğradığımda sofrasında ekmek ve hurma vardı. Ben, o sırada göz ağrısı çekiyordum ve bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e söyledim. Bana: “Buyur ye!” dedi. Hemen sofraya oturup yemeye başladım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana takıldı ve “Hem gözün ağrıyor hem de hurma yiyorsun ha!” dedi. Ben de:

“Ağrımayan tarafıyla çiğniyorum ya Rasûlallah!” dedim. Bu cevabım üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem azı dişleri görününceye kadar güldü. (25)

9. Hz. Âişe’nin naklettiği bir rivâyette de kuraklıktan muzdarip olan halkın şikâyeti üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem musallâ (açık bir alan)da kısa bir hutbe iradından sonra namaz kılıp dua etmişti. Çok geçmeden gök gürleyip şimşek çakmaya başlamış ve bol miktarda yağmur yağmış, sel olmuştu. İnsanların yağmurdan korunmak için koşuştuklarını görünce de azı dişleri görününceye kadar gülmüştür. (26)

10. Avf bin Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Tebük Savaşı’nda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gittim. Deriden yapılmış bir çadırın yanındaydı. Kapıdan selam verdim. Selamımı aldı ve bana: “Buyur, gir’ dedi. Ben, “Bütün vücudumla mı gireyim?” dedim. Bana: “Bütününle gir” dedi ve girdim. Çadır küçük olduğu için Avf şakayla, ‹Bütün vücudumla mı gireyim?’ demişti.”

11. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebubekir radıyallahu anh ile beraber bir ağaç altında oturmuş hurma yerken Ebubekir radıyallahu anh yediği hurma çekirdeklerini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in önüne koyar. Belli bir zaman sonra Ebubekir radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e dönerek “Ya Rasûlullah! Ne kadar çok acıkmışsınız. bakın önünüzde ne kadar çok hurma çekirdeği var” der. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm ederek, Ebubekir radıyallahu anh; “Ya Ebabekir! Sen benden daha çok acıkmışsın ki hurmaları çekirdekleriyle beraber yemişsin” der. Böylece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şakaya şakayla karşılık verdi.

————————-

1. İmam Suyûti, Câmiü’s-Sağîr, 3/1149.
2. Tirmizi, Zühd 10; Ebu Davud, Edeb 88; Darimi, İstizan 66.
3. Ahmed, Müsned 2/402; Ebu Nuaym, Hilyetü’l Evliya 3/164.
4. Ebu Davud, Edeb 93.
5. Müslim, Birr ve’s-Sıla 125.
6. Münziri, et-Tergib ve’t-Terhib 3/484.
7. Tirmizî, Zühd 2; İbn Mace, Zühd 19.
8. Tirmizi, Birr 36.
9. Tirmizi, Birr 57.
10. Heysemi, Mecmua’z Zevâid, IV/315-316.
11. Ebu Davud,Cihad 61; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/264.
12. Ebu Davud, 4347.
13. Buhâri, İlim 18.
14. Ebu Dâvud, Edeb 92.
15. Buhâri, Edeb 81; Müslim Edeb 30.
16. Ebu Davud, Cihad 94.
17. Nevevî, Şerhu Müslim, XV, 85.
18. Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s.189.
19. Buhâri, Edeb 90; Müslim, Fedâil 72.
20. Tirmizi, Birr 57; Ebû Dâvud, Edeb 84, 92.
21. Ahmed bin Hanbel, Müsned III/161.
22. Heysemî, Mecmuaz Zevâid, X/419; Tirmizî, Şemâil, s. 91-92.
23. İbn Hacer, el-İsâbe, c.III, s.570.
24. İbn-i Abdilberr, el-İstiâb 4/1526-1527; İbnu’l-Esir, Üsdü’l-Gabe, 5/351-352.
25. İbn-i Mâce, Tıb 3.
26. Ebu Dâvud, İstiskâ 2.