“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara; 183)
Seyyid Kutup bu ayetin tefsirinde orucun mahiyeti ile ilgili şunları söylemiştir: “İlahi hayat düzenini yeryüzünde hakim kılmak, insanlığı önder ve örnek olmak amacıyla kendisine Allah yolunda cihat etmesi farz kılınan bu ümmete, oruç tutmanın da farz kılınması son derece doğaldı. Çünkü oruç, azimli ve kesin iradeyi geliştirme alanı, insanın Allah ile itaat ve boyun eğme ilişkisi kurma ortamıdır. Bunların yanı sıra oruç, bütün organik bağlardan kurtulma, bu zaruretlerin üzerine yükselme, yüce Allah katındaki hoşnutluğu ve nimetleri tercih ederek bu organik zaruretlerin baskısına ve ağırlığına dayanmak/katlanmak ortamıdır.
İnsanı değerli kılan, diğer varlıkların üzerinde tutan, yeryüzünün halifesi olma şerefine yükselten, yaratan Rabbine itaat etmesi, Allah’ın kendisine çizdiği sınırlarda yaşama gayreti ve buna teslim olmasıdır. Müminlerin yaşam sınırlarını Allah, Kuran-ı Kerim’de ve peygamberin sünnetleriyle belirlemiştir. Mümin kul meşakkatli olan, fakat onu Rabbine kavuşturacak, ebedi cennetle vuslat bulacak, sırat-ı müstakim yolunu takip eder.”
Organik ihtiyaçlarımız sebebiyle, onların üzerimizdeki baskısından kurtulamayıp, Kuran ile sıhhatli bir bağ, sıhhatli bir buluşma gerçekleştirmeyen insan, nefsi ihtiyaçlarını asgariye indirdiği bu ayda Rabbinin sözü ile baş başa kalmaz ise diğer on bir ayda gücü tükenir, kuvveti azalır, takvadan düşer.
Sahabeyi kiramdan Hanzala ibni Rebî radıyallahu anhu anlatıyor:
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındaydık, bize öğüt verdi, cehennemden söz etti. Sonra eve geldim, çocuklarla güldüm, eşimle eğlendim. Daha sonra evden çıktım. Yolda ağlayarak giderken Ebû Bekir’e rastladım.
“Neyin var, Hanzala?” diye sordu.
“Hanzala münafık oldu!” dedim.
“Fesübhânallah! Sen ne diyorsun?”
“Öyle ya, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyoruz.
Bize cennet ve cehennemden bahsediyor; onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz.
Huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce, çok şeyi unutuyoruz.”
Ebû Bekir radıyallahu anhu:
“Vallahi biz de aynı durumdayız. Yürü Allah Rasulüne gidelim.” dedi.
Birlikte yola düştük ve Hz. Peygamberin huzuruna girdik.
Ben:
“Ya Rasûlallah! Hanzala münafık oldu.” dedim.
“Bu ne demek?” buyurdu.
“Ey Allah’ın Rasulü! Yanında bulunduğumuzda bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun; biz de onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Senin huzurundan çıkıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işimizin başına dönünce, bunların çoğunu unutuyoruz.”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz benim yanımda bulunduğunuz hâli devam ettirip hep zikirle meşgul olsaydınız,
melekler, yattığınız yataklarda yürüdüğünüz ­yollarda sizinle tokalaşırdı.
Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi dünya işlerine ayırınız.”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözü üç defa tekrarladı.
Bu hadisten şunu da anlıyoruz o dönemde sahabeyi kiram Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i dinlediği zaman imanında belirgin bir artış yaşıyor. Dolayısı ile bizlerin bugün peygamberi dinlemesi demek onun sünnetini çok iyi takip etmek, Kur’an-ı Kerim’i sürekli okumak, zihnimizde ve kalbimizde sürekli canlı tutmak demektir. Hanzala radıyallahu anhun dediği üzere dünyalık işlere uzun süre dalıp kuran ve sünnetten uzak olmak, imanda azalmaya sebep olur.
İnsanın Rabbiyle arasında ki engel, Allah’ın insana verdiği nimetlerle doğru bir ilişki kuramamasından kaynaklanır. Allah Adem oğluna her zaman yeryüzünde ki nimetleri nasıl kullanacağını vahiy yoluyla bildirmiş ve bunu nasıl pratize edeceğini gösteren önderler, peygamberler göndermiştir. Mümin insana düşen görev Allah’ın kendisine gönderdiği kitabı hakkıyla okumak, anlamak ve peygamberin sünnetini takip etmektir.
Kuran ve sünnetle olan bağımızı hakkıyla sürdüremediğimiz takdirde şeytanın kurduğu tuzaklar karşısında zayıflık gösteririz. Rabbimiz müminlere muhafaza etmek için, şeytanın türlü oyunlarına karşı nasıl mücadele edeceğimizi öğrendiğimiz Ramazan ayında bizleri oruç tutmakla mükellef kılmıştır. Hayat kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i okuyup, tefekkür edip, anlamamızın önündeki bütün engellerin kalktığı otuz günlük mübarek zaman dilimini kullarına bahşetmiştir. Sıratı müstakimde yürüme tekniklerini öğrendiğimiz, yoldaki sıkıntıların neler olabileceğini tecrübe ettiğimiz, vitamin depoladığımız, idman yaptığımız mübarek zaman dilimi…
Ramazan ayı içerisinde gerçekleştirdiğiniz sünnetlerden biri de mukabeledir. Mukabele sözlükte yüzleştirme, karşılık verme, mukayese etme anlamına gelir.
Cibril aleyhisselam her sene Ramazan ayında bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kuran ayetlerini Cibril aleyhisselam’a okurdu. Buna “arz” denir. Aynı ayetleri mukayese için bir de Cibril aleyhisselam okurdu. Buna da “mukabele” denir.
Rabbim inşallah bu sünneti yerine getirirken, kalbimizde ki, beynimizde ki, idrakimizde ki yanlışları Kuran süzgecinden geçirip onlarla yüzleşmeyi, mukayese etmeyi ve doğru olanla amel etmeyi bizlere nasip eder.
Ramazan ayı içerisinde bir gece vardır ki Rabbimiz şöyle buyurur:
“Doğrusu Biz; onu, Kadr gecesinde indirdik
Kadr gecesinin ne olduğunu bilir misin sen?
Kadr gecesi; bin aydan daha hayırlıdır.”
Kadir Suresi (1, 2, 3.)
Bu ayetlerin tefsirinde Seyyid Kutup şu ifadeleri kullanmıştır:
Bugün biz birbiri ardı sıra uzayıp gelen nesillerin ardından bu mübarek ve mutlu geceye göz attığımızda, bu gecede bütün yeryüzünün tanık olduğu, akıllara durgunluk veren şu şenliği kafamızda canlandırdığımızda ve o gecede olan olayların iç yüzünü derinden derine düşündüğümüzde gerçekten büyük bir olayla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. O gecede her iş hikmet uyarınca açıklanmıştır, yazılmıştır. Değerler, prensipler ve değer ölçüleri o gece konulmuştur. O gece kişilerin kaderlerinden daha büyük kaderler, milletlerin, devletlerin, sistemlerin ve kalplerin kaderleri belirlenmiştir. Yeryüzü değerlerinin, prensiplerinin anlamsızlaştığı, iptal edildiği o mübarek gece…
Rabbimizin sözüyle anlam kazandığımız, yüceldiğimiz o mübarek geceyi, içinde barındıran Ramazan…
Ramazan bizi o geceye ulaştıran, Allah’ın kitabıyla yeniden buluşturup, yeniden anlam kazandıran, yeniden yücelten, değerlerimizi, değerlendirmelerimizi, prensiplerimizi neye ve kime göre yaptığımızı tekrar gözden geçirmemiz gereken ayın adı…
Bu mübarek ayı dini ve manevi özelliklerinden soyutlamadan, amacından saptırmadan, insanı ibadetten uzaklaştıracak; alışveriş, eğlence ve panayır yerleri gibi ortamlardan uzak durarak, özellikle mümin kadınların zaten yıl boyunca mutfakla meşgul olup bu ayı daha fazla mutfağa hapsederek geçirmeyip Kur’an ve nafileler ile geçirebilmesi, Allah’ın bize verdiği nimetlerle fazlasıyla meşgul olup nimetlerin en büyüğü olan hidayet ve iman nimetini unutarak gaflete düşmeden geçirebilmek. Kendimizi bu ayda Kur’an ile değerlendirip, kuranla değerlenebilmek duası ile…