Kur’an-ı Kerim’i Ramazan ayında indirerek, Ramazan’ı mübarek bir zaman dilimi yapan ve Kur’an-ı Kerim’in inzâline şükür olarak Ramazan orucunu farz kılan Allah Azze ve Celle’ye hamd olsun. İnsanlara doğru yolu göstermesi ve hak ile bâtılı birbirinden ayırması için kendisine Kur’an-ı Kerim nâzil olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ramazan ayını Kur’an-ı Kerim ile bereketlendiren âline, ashabına ve kıyamete kadar ihsan ile onlara tâbi olanlara salât ve selam olsun.

İmdi; biz bu makalemizde Ramazan ayı ile Kur’an-ı Kerim’in münasebeti hakkında birkaç hususa değinmeye çalışacağız. Gayret bizden, tevfik ise Allah Teâlâ’dandır.

1- Kur’an-ı Kerim Ramazan Ayında Nâzil Olmuştur.
Allah Azze ve Celle, Kur’an-ı Kerim’i kendisinde indirerek Ramazan ayını diğer aylardan üstün kıldığını beyan ederek şöyle buyurmaktadır: “Ramazan ayıdır ki Kur’an, insanlara bir hidayet rehberi, hidayetin ve furkân (hakkı bâtıldan ayıran kıstas)ın belgeleri olarak onda indirildi. Dolayısıyla sizden her kim o aya yetişirse, onda oruç tutsun…” (Bakara; 185) Bu ayet’i kerimenin nassı, Kur’an-ı Kerim’in Ramazan ayında nâzil olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir.
Bu ayet’i kerimenin tefsirinde Seyyid Kutub rahimehullâh şöyle demektedir: “Sıhhatli ve mukîm olan kimseye oruç farizasını edâ etmeyi sevdirmek için bu ayet’i kerime vârid olmuştur. Zira bu fariza, Ramazan ayı orucudur ki; bu, Kur’an’ın kendisinde nâzil olduğu bir aydır. Bu ya Kur’an’ın nüzûlünün Ramazan ayında başladığı anlamındadır; ya da Kur’an-ı Kerim’in çoğunluğu Ramazan ayında nâzil olmuştur ki, Kur’an-ı Kerim bu ümmetin ebedi kitabı olup, bu ümmeti karanlıklardan aydınlığa çıkarmıştır. Bu ümmeti oluşturan, korkusunu güvene dönüştüren, yeryüzünde iktidar sahibi olmasını sağlayan; daha önceden varlık sahibi olmayan bu ümmeti, bir ümmete dönüştürecek dayanak ve özellikleri ona bahşeden bu Kitab’ı Mübîn’dir. Bu özellikler olmaksızın ne bir ümmet sözkonusu olabilir, ne onun için yeryüzünde bir mekân bulunabilir ve ne de semada anılmaya değer bir ümmet olabilir. İşte bu Kur’an-ı Kerim nimetine karşılık Allah Azze ve Celle’ye şükretmek için, Kur’an-ı Kerim’in kendisinde nâzil olduğu ayda oruç tutma emrine icâbet etmek gerekir.” (1)
İmam Kurtubi rahimehullâh şöyle demektedir: “Allah Teâlâ’nın: “Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirildi…” kelamı; Kur’an’ın Ramazan ayında nâzil olduğunu açık ve net bir şekilde belirtmektedir. Bu ayet’i kerime, Allah Azze ve Celle’nin şu sözünü açıklamaktadır: “Hâ, mîm. Apaçık kitap (Kur’an) hakkı için! Nitekim Biz onu mübarek bir gecede indirdik; kesinlikle Biz uyarıcılarız. Her hikmetli iş, o gecede ayırdedilir (hükme bağlanır).” (Duhân; 1-4) Bu geceden maksat, kadir gecesidir. Yine bu ayet, Allah Teâlâ’nın şu sözünü de açıklamaktadır: “Biz onu (Kur’an’ı) kadir gecesinde indirdik.” (Kadr; 1) Bu, kadir gecesinin başka bir ayda değil de Ramazan ayında olduğunun delilidir. Kur’an-ı Kerim’in kadir gecesinde Levhi Mahfûz’dan topluca indirilerek, dünya semasındaki Beytü’l-İzze’ye konulduğu; sonra Cebrail aleyhisselam’ın onu peyderpey emirler, yasaklar ve sebepler çerçevesinde bölüm bölüm indirdiği hususunda ihtilaf yoktur.” (2)

İbni Kesir rahimehullâh şöyle demektedir: “Kur’an-ı Kerim’in Ramazan ayında indirilmesi gibi, diğer peygamberlere indirilen ilahî kitapların da bu ayda indirildiğini ifade eden hadisler bulunmaktadır. Nitekim Vâsile b. Eskâ’ radıyallâhu anhu’nun rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “İbrahim aleyhisselam’ın sahifeleri Ramazan’ın ilk gecesinde indirildi. Tevrat, Ramazan’dan altı gün geçtikten sonraki gecede indirildi. İncil, Ramazan’dan on üç gün geçtikten sonraki gecede indirildi. Ve Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’i Ramazan’dan yirmi dört gün geçtikten sonraki gecede (25. gecede) indirdi.” (3)

Sahifeler ile Tevrat, Zebur ve İncil indirildikleri peygamberlere bir defada topluca inmiştir. Kur’an-ı Kerim ise önce dünya semasındaki Beytü’l-İzze denen yere bir defada inmiştir. Bu da, “Doğrusu Biz onu kadir gecesinde indirdik” ve “Doğrusu Biz onu mübarek bir gecede indirdik” ayetlerinde buyurulduğu gibi, Ramazan ayındaki mübarek gece olan kadir gecesinde gerçekleşmiştir. Daha sonra gelişen hadiselere göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e peyderpey (23 yıl süresince) indirilmiştir. Birçok senedle gelen rivayetlerde İbni Abbas radıyallâhu anhuma böyle demiştir. Nitekim o şöyle demiştir: “Kur’an-ı Kerim Ramazan ayındaki “kadir gecesi”nde ve “mübarek gece”de bir defada indirildi. Sonra aylar ve günler boyunca (23 yıl müddetince) peyderpey, parça parça indirildi.” İkrime’nin rivayetinde ise İbni Abbas radıyallâhu anhuma şöyle demiştir: “Kur’an, Ramazan ayında ve kadir gecesinde bu dünya semasına bir defada topluca indi. Daha sonra Allah Azze ve Celle, Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem’e dilediği şeyleri bildiriyor; müşrikler tartışmada her ne örnek getirseler, Allah Azze ve Celle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e onun cevabını gönderiyordu. Nitekim Allah Azze ve Celle başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: “İnkâr edenler: “Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?!” dediler. Biz onunla kalbine sebat (kavrama gücü) verelim diye böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk. Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun karşılığında) sana hakkı ve daha güzel bir açıklama getirmeyelim.” (Furkân; 32-33) (4) el-Hâsıl: Bütün bu açıklamalardan çıkan sonuç şudur ki; Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında bulunan ve mübarek bir gece olan leyle’i kadirde bir bütün olarak topluca Levhi Mahfûz’dan dünya semasındaki Beytü’l-İzze’ye indirilmiştir. Aynı şekilde sahih olan görüşe göre Ramazan ayının 21. gününün gecesi olan Pazartesi gecesinde Rasûl’i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e nâzil olmaya başlamıştır. (5)

Bütün bunlardan sonra deriz ki: Bu mübarek ayda gök kapıları açılmış ve ilahî rahmet sağanak sağanak beşeriyetin üzerine yağmıştır. Kıyamete kadar insaniyet âleminin dünyevî-uhrevî her türlü maslahatını temin etmeyi ve dünyevî-uhrevî her türlü mefsede ve zararı insanlıktan defetmeyi tekeffül eden ilahî kanunlar ve Rahmânî irşadlar bu mukaddes ayda nâzil olmaya başlamıştır. Bu ilahî rahmet ve hediyenin kıymetini bilerek bunun şükrünü edâ etmek için mübarek Ramazan ayını sıyâmla, kıyamla ve Allah’ın kelâmını tilâvet etmekle geçirenlere ne mutlu! Yazıklar olsun bu rahmet yağmurundan çöllere kaçan ve bu ilahî hediyenin kıymetini idrak edemeyen nankörlere!

2- Rasûl’i Ekrem, Her Ramazan’da Kur’an-ı Kerim’i Cebrail Aleyhisselam’a Arzetmiştir.
İlk vahiy Ramazan ayında nâzil olmuştur. Bundan sonra her sene Ramazan ayında Rasûl’i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, o seneye kadar nâzil olan Kur’an-ı Kerim’i Cebrail aleyhisselam’a arzediyordu. Vefat edeceği senenin Ramazan ayında ise iki defa arzetmişti. Bundan dolayı da Ramazan ayına “Kur’an ayı” denilmesi gayet yerinde olmuştur. Çünkü Kur’an ile Ramazan arasında özel bir münasebet ve hususiyet bulunmaktadır.

Abdullah b. Abbas radıyallâhu anhuma dedi ki: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanların en cömerdiydi. Cömertliği Ramazan ayında iyice artardı. Zira bu ayda Cebrail aleyhisselam ile bir araya gelir, Kur’an’ı ona arzederdi. Cebrail aleyhisselam Ramazan ayının her gecesinde onunla bir araya gelir, ondan Kur’an’ı dinlerdi. İşte Cebrail aleyhisselam’ın kendisi ile bir araya geldiği bu esnalarda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hayır hususunda esen rüzgârlardan daha cömertti.” (6)

Ebû Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: “Cebrail aleyhisselam her sene bir defa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Kur’an’ı arzediyordu; vefat edeceği sene ise iki defa arzetti.” (7)

İbni Receb el-Hanbeli rahimehullâh dedi ki: Bu hadis göstermektedir ki, Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim’i tilâvet ederek incelemek, bunun için toplanmak ve Kur’an-ı Kerim’i, onu daha iyi hıfzetmiş olan birine arzetmek müstehabtır. Yine bu hadis’i şerif göstermektedir ki, Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim tilâvetini daha da çoğaltmak müstehabtır. Hz. Fâtıma radıyallahu anha’nın rivayet ettiği hadis’i şerifte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şunu haber vermiştir: “Cebrail aleyhisselam ile her senede bir defa karşılıklı birbirlerine Kur’an-ı Kerim’i arzederlerken; vefat edeceği sene iki defa arzetmişlerdi.” (8) İbni Abbas radıyallahu anhuma’nın hadisinde de “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Cebrail aleyhisselam arasındaki bu karşılıklı arzın gece meydana geldiği” geçmişti. Bu da Ramazan ayının gecelerinde bolca tilâvet yapmanın müstehab olduğuna delalet etmektedir. Çünkü geceleyin insanı meşgul eden durumlar bulunmaz, himmetler kuvvet kazanır ve okunan Kur’an üzerinde iyice düşünüp anlamak hususunda kalb ile dil birbirine yardımcı olurlar. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Gece kalkışı (var ya!) O hem daha etkilidir, hem de söyleyişi itibari ile daha sağlamdır.” (Müzzemmil; 6) Ramazan ayının Kur’an-ı Kerim ile özel bir münasebet ve hususiyeti bulunmaktadır.” (9)

Daha sonraki dönemlerde ortaya çıkıp, günümüze kadar tevârüs eden Ramazan’ı şerifte mukâbele okuma âdeti de yukarıda geçen hadis’i şeriften ilham alınarak uygulanmıştır. Allah’ın izniyle bu da güzel görülmesi gereken İslamî âdetlerdendir.

3- Ramazan Ayında Kur’an Tilâveti ile Kıyamda Bulunmak

Ramazan ayında yapılması teşvik edilen en önemli sünnetlerden biri de teravih namazıdır. Teravih namazında Kur’an tilâveti yapılarak kıyam çok uzatıldığından dolayı, teravih namazına “Ramazan’ın kıyâmı” denilmiştir. Ebû Hureyre radıyallahu anhu’nun rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Her kim iman ederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek Ramazan kıyamını gerçekleştirirse (teravih namazı kılarsa), geçmiş günahları bağışlanır.” (10) Selef’i salihin döneminde teravih namazlarında genelde Kur’an-ı Kerim hatmedilirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Ramazan ayının gecelerinde kıyamı uzattıkça uzatır ve tertil üzere Kur’an-ı Kerim’i tilâvet ederdi. Huzeyfe radıyallahu anhu’nun aktardığına göre; “Ramazan gecelerinden birinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek onunla birlikte namaz kılmıştır. Rasûl’i Ekrem bir rekatın kıyamında Bakara, Nisâ ve Âl-i İmrân sûrelerini okumuştur. Cehennemle korkutan bir ayet’i kerime geldiğinde, hemen orada durur ve ondan Allah Azze ve Celle’ye sığınır, ondan korunmayı dilerdi. Böylece bütün namazı uzatarak sabaha kadar ancak iki rekat namaz kılabildi.” (11)

Hz. Ömer radıyallahu anhu, Ramazan ayında insanlara teravih namazı kıldırmaları için Übey b. Ka’b ile Temim ed-Dâri radıyallahu anhuma’yı görevlendirmişti. Namaz kıldıran imam, her rekatta iki yüz ayet okumaktaydı. Öyle ki kıyamın uzunluğundan dolayı insanlar âsâlara dayanıyorlardı. Namazı ancak fecrin doğuşuna yakın bir zamanda bitirebiliyorlardı. Şöyle de rivayet edilmiştir: Hz. Ömer üç imam görevlendirmişti. Bunlardan hızlı okuyana, her rekatta otuz ayet okumasını; orta halli okuyana, her rekatta yirmi beş ayet okumasını; ağır ve yavaş okuyana da her rekatta yirmi ayet okumasını emretti.

Tâbiin zamanına gelince, Ramazan kıyamında Bakara sûresini sekiz rekatta okuyorlardı. Şayet birisi Bakara sûresini on iki rekatta okuyacak olsaydı, onun, namazı hafif tuttuğunu ve hızlı kıldırdığını düşünüyorlardı. Daha sonraki dönemlerde insanların dindeki zayıflıkları arttıkça, bu mübarek aydaki Kur’an tilâvetinin miktarı da azaldı. Öyle ki iş bizim zamanımıza gelince, bir ayeti bile ikiye ayırarak yarısını bir rekatta diğer yarısını da diğer rekatta okuyan jet imamlar türedi! Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh!

İmam Malik ve İshak b. Raheveyh rahimehumallâh’a göre her rekatta en az on ayet okuyarak Ramazan boyunca bir hatim yapmak müstehab olup, bundan daha az okumak mekruhtur.

Hanefi mezhebinde de Ramazan ayı boyunca teravih namazında bir hatim yapılması sünnet olup, insanların tembelliğinden dolayı bunun terkedilmemesi gerekir.

İmam Ahmed rahimehullâh’a göre ise, bu konuda me’mumların (imama tâbi olanların) hallerinin gözönünde bulundurulması ve onlara meşakkatli olmayacak bir miktarda tilâvet yapılması gerekir ki; bunun orta hali her rekatta beş, altı veya yedi ayet okumaktır. Bütün bunlar teravih namazı cemaatle kılındığı zaman geçerlidir.

Tek başına namaz kılan kimse, ittifakla istediği kadar kıyamı uzatabilir ve kıraatin miktarını arttırabilir. Nitekim selef’i salihinden bir rekatta hatim yapanlar da bulunmaktadır. Aynı şekilde kıyamı uzatmasına rıza gösteren bir topluluğa namaz kıldıran imam da dilediği kadar kıraatte bulunabilir. Selef’i salihinden bazıları teravih namazında üç gecede bir Kur’an-ı Kerim’i hatmediyor; Katade b. Diâme gibi bazıları da haftada bir hatmediyor; Ebû Recâ el-Utâridi gibi diğer bazıları da her on gecede bir hatim yapıyorlardı. Bütün bunlar selef’i salihinin, “Kur’an ayı” olan Ramazan’ı şerifte Kur’an-ı Mübîn’in feyzinden hissedâr olmaya ne kadar hırslı olduklarını göstermektedir. Allah onlardan razı olsun!

4- Selef’i Salihin Ramazan Ayında Genel Olarak Kur’an Tilâvetine İhtimam Göstermiştir.

Selef’i salihin Ramazan ayında namazın dışında da Kur’an tilâvetine çok önem veriyor ve Ramazan ayını tam bir “Kur’an ayı”na dönüştürmek için vakitlerinin çoğunu Kur’an tilâveti ile geçiriyorlardı.

el-Esved b. Yezid Ramazan ayında iki gecede bir Kur’an-ı Kerim’i okuyordu.

İbrahim en-Nehai Ramazan ayının son on gününde iki günde bir hatmediyor, ayın diğer bölümünde ise üç günde bir hatmediyordu.

İmam Şafiî Ramazan ayında teravih namazı haricinde altmış hatim yapıyordu.

İmam Ebû Hanife’nin de teravih namazı haricinde altmış hatim yaptığı rivayet edilmiştir. Buna göre gündüz bir hatim, gece de bir hatim yapıyordu. Ayrıca Ramazan ayı boyunca teravih namazlarında da bir hatim yapıyordu.

İbni Abdi’l-Hakem şöyle demektedir: Ramazan ayı girdiğinde İmam Malik rahimehullâh hadis okutmayı ve ilim ehlinin meclislerinde oturmayı terkedip, mushaf’ı şeriften Kur’an tilâvet etmeye yöneliyordu.

Abdürrezzak dedi ki: Ramazan ayı girdiği zaman Süfyan es-Sevri rahimehullâh bütün ibadet çeşitlerini terkeder, sadece Kur’an-ı Kerim tilâvet etmeye yönelirdi.

Hz. Âişe radıyallahu anha da Ramazan ayında güneş doğuncaya kadar mushaf’ı şeriften Kur’an tilâvet eder, güneş doğunca da uyurdu. Bu konuda selef’i salihinden daha pek çok örnekler mevcuttur.

Üç günden daha az bir müddette Kur’an-ı Kerim’i hatmetmenin nehyedilmesine gelince; bu yasak, sürekli bu şekilde tilâvet etmeye yönelik bir yasaktır.(12) Fakat Ramazan ayı gibi, özellikle de kadir gecesinin arandığı geceler gibi faziletli zamanlar ile Mekke-i Mükerreme gibi şerefli mekânlara gelince; bu tür zamanları ve mekânları ganimet bilerek değerlendirmek ve bolca Kur’an-ı Kerim tilâvet etmek müstehabtır. Bu konuda İmam Ahmed, İshak b. Raheveyh ve diğer imamların görüşleri ve amelleri bu şekildedir.

5- Kur’an-ı Kerim Tilâveti Hususunda Ramazan’ı Şerif En iyi Şekilde Değerlendirilmelidir.

Ramazan’ı şerifte insanın en çok meşgul olması gereken ve gözetip koruması lazım olan üç amel vardır: Ramazan’ın asıl vazifesi olan gündüz sıyamı, Ramazan gecelerinin kıyamı ve muhtaç olanlara tasaddukta bulunup Allah yolunda infak etmek. Bunları hakkıyla yerine getiren ve bu amellerin hukukunu muhafaza eden kimse, Allah’ın izniyle hesapsız bir mükâfata nâil olur, rahmet ayı olan Ramazan’ı şerifte ilahî rahmete garkolur ve anasından doğduğu günkü gibi günah kirlerinden paklanmış bir şekilde affedilmiş olarak Ramazan ayından çıkar.
Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Oruç ve Kur’an kıyamet gününde kul için şefaat ederler. Oruç der ki: “Ya Rabbi, ben gündüz onu yemekten ve arzularından alıkoydum; bundan dolayı beni ona şefaatçi eyle.” Kur’an der ki: “Ben de onu geceleyin uykudan alıkoydum; bundan dolayı beni ona şefaatçi eyle.” Buyurdu ki: “İkisinin de onun hakkındaki şefaatleri kabul edilir.” (13)

İbni Receb el-Hanbeli dedi ki: “Bu hadis’i şerife göre oruç, kendisini yemekten ve bütün haram olan arzulardan alıkoyduğu kimselere şefaat edecektir. Bu arzuların haram kılınmasının; yemek, içmek, cinsel ilişkide bulunmak ve bu sonuncusunun mukaddimeleri gibi oruç haline has olması ile; haram olan sözler, haram bakış, haram olan dinleme ve haram kazanç gibi bütün hallerde haram kılınmış olmaları arasında bir fark yoktur. İşte oruç kişiyi bütün bu haram kılınmış arzularından alıkoyarsa, kıyamet gününde Allah Azze ve Celle’nin huzurunda ona şefaat eder. Fakat orucunu zayi eden ve orucun kendisini Allah’ın haram kıldığı şeylerden alıkoyamadığı kimseye gelince; bu oruç sahibinin yüzüne çarpılmaya layıktır. Orucu ona şöyle der: “Beni zayi ettiğin gibi Allah Teâlâ da seni zayi etsin.”

Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim de ancak gece uykusunu kaçırdığı kimseye şefaat eder. Zira Kur’an okumayı öğrenip de onunla geceyi ihya ederek kıyama duran kimse, onun hakkını edâ etmiş olur ve Kur’an da bu kimseye şefaatçi olur. O bu dünyada Kur’an-ı Hakîm’in hukukunu muhafaza ettiği gibi, Kur’an-ı Hakîm de ayakların kaydığı kıyamet gününde onu koruyup muhafaza edecektir. Ancak Kur’an okumayı öğrendiği halde geceyi onunla ihya etmeyen, onu tilâvet ederek kıyama durmayan ve gündüz de onunla amel etmeyen kimseye gelince; kıyamet gününde Kur’an-ı Kerim onun hasmı olup, ondan zayi ettiği haklarını talep edecek ve bu durum onun aleyhine sonuçlanacaktır.” (14)

Allah Teâlâ bizleri orucun ve Kur’an-ı Hakîm’in haklarına riâyet eden kullarından eylesin! Âmin!

————————-

1. Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’an: 1/171
2. Kurtubi Tefsiri: 1/293
3. Zayıf bir hadistir. Ahmed b. Hanbel, Müsned: 4/107 (16984)
4. İbni Kesir Tefsiri: 1/37-39. Özetle alıntılanmıştır.
5. bkz: Mübârekfûri, Rahîku’l-Mahtûm: 86-87
6. Buhari: 6, 1902, 3554; Müslim: 2038
7. Buhari: 2044, 4998
8. Buhari: 3624; Müslim: 2450
9. İbni Receb, Letâifü’l-Meârif: 315
10. Buhari: 37; Müslim: 1776
11. bkz: İmam Ahmed, Müsned: 5/400. Sahih bir hadistir.
12. Bu konudaki hadis şudur ki: Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma şöyle rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kur’an’ı üç günden az sürede okuyup bitiren bir şey anlamaz.” (Ebû Dâvûd: 1394; Tirmizi: 2949; Nesâi, Sünen-i Kübrâ: 8067; İbni Mâce: 1347; İmam Ahmed, Müsned: 2/165. Tirmizi, bu hadisin Hasen-Sahih olduğunu söylemiştir.
13. İmam Ahmed, Müsned: 2/174 (6626). Heysemi “Mecmeu’z-Zevâid” (3/181)de şöyle demektedir: “Bu hadisi İmam Ahmed ve Taberâni rivayet etmişlerdir. Taberâni’nin ricâli, Sahih hadisin şartlarına uygundurlar.” Hadisin isnadı Sahihtir.
14. bkz: İbni Receb, Letâifü’l- Meârif: 319-322. Özetle alıntılanmıştır.