Tarihte Osmanlılar dönemine yetiştirdikleri âlim ve ilim adamlarıyla damgasını vuran bir aile vardır. Bu aile Moğol İstilâ’sından kaçarak, Anadolu’ya gelmiş ve şu anda Kastamonu sınırları içerisinde yer alan Taşköprü ilçesine yerleşmiştir. Bu yüzden aile “Taşköprizâdeler”, “Taşköprülüler” olarak, tarihte meşhur olmuştur.

Aile içerisinden dededen başlamak üzere Osmanlılar döneminde birçok medresede eğitim veren müderrisler, kadılar, kazaskerler çıkmıştır.

Babası Muslihiddin Mustafa ve amcası Kıyameddin Kasım Efendi, devrinin önde gelen âlimlerindendir. Muslihiddin Mustafa Efendi, Fatih Medreseleri’nde müderrislik yapmış ve kısa süren Halep Kadılığı dışında babasının tavsiyesine uyup ömrünü müderrislikle geçirmiş, İstanbul’da da vefat etmiştir(h.935/1529). 

İki oğlu İsâmüddin Ahmed (meşhur Taşköprizâde –hayatını anlatacağımız) ve genç yaşta vefat eden Nizâmeddin Mehmed, babalarının izinden giderek ilim yoluna girmiştir.

Amcası Kıyâmüddin Efendi, iyi bir tahsil gördükten ve dönemin tanınmış âlimlerinden ders aldıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik yapmış, İnegöl İshak Paşa Medresesi müderrisi iken orada vefat etmiştir(919/1513).

Diğer bir amcası Taşköprizâde Kemâleddin Efendi’nin oğlu Şeyh Mehmed Efendi, Sahn müderrisliğine kadar yükselmiş, Rebîülâhir 1010’da (Ekim 1601) vebadan ölmüştür. Kemâleddin Efendi’nin diğer oğlu İbrâhim Efendi, müderrislik ve kadılıklarda bulunduktan sonra Anadolu ve Rumeli kazaskerliği yapmıştır. Mekke’de 1657’de vefat ederek Cennetü’l-Muallâ’ya defnedilmiştir.

Ailenin bir ferdi olarak Ahmed Efendi, Osmanlı’da ilk hükümdar Osman Gazi’den başlamak üzere kendi dönemi olan Kanûni Sultan Süleyman devrine kadar gelmiş-geçmiş büyük ilim adamı, müderris ve kâdılara yer veren eseri “eş-Şekâ’iku’n-nu‘mâniye fî ‘Ulemâ’i’d-devleti’l-‘Osmâniyye” ile Osmanlı’nın ilk ansiklopedisti olmuştur.

Kendisinin bu eseri, Osmanlı’da ilim yolunda gayret gösterenlerin tanınmasında çok büyük bir hizmet olmuştur. Yine bu eserinde Sahn-ı Seman Medreseleri hocalarıyla ilgili, başka bir kaynakta bulunmayan ve daha sonra yazılan Osmanlı kaynaklarında sıkça tekrarlanan ayrıntılı bilgiler vermektedir.

Hayatı

1495 (h.901) yılında Bursa’da doğan Taşköprizâde Ahmed Efendi, Candaroğulları zamanında Muzafferiye Medresesi’nde müderrislik yapan dedesi Hayrettin Halil Efendi dolayısıyla “Taşköprizâde” adıyla meşhur olmuştur.

Onun tam adı, İsâmüddin Ebu’l-Hayr Ahmed b. Muslihiddin Mustafa b. Hayreddin Halil el-Rûmî el-Hanefî’dir. Kendisine bu ismin verilmesini şöyle aktarmıştır: “Ben dünyaya gelince babam, iki yaş büyüğüm olan Mehmed kardeşime “Nizâmüddin”, bana da “İsâmüddin” lakabını ve yine bana “Ebu’l-Hayr”, abime de “Ebu Said” künyesini vermiştir.”

İlmi Şahsiyeti

Âlim bir baba ve amcaya sahip olan Ahmed Efendi, daha küçük yaşlarda ilim öğrenmeye başlamış, babasından aldığı Kur’an eğitimi ile Kur’an’ı ezberlemiş ve ilim yoluna merak duymuştur. 

Bursa Molla Hüsrev Medresesi’ne müderris olarak atanan amcası ve abisi ile beraber Bursa’ya giderek, dönemin âlim şahsiyetlerinden olan amcasından dersler almıştır. Abisi Bursa’da hastalanarak vefat etmiş, kendisi amcasının yanında ilim öğrenmeye devam etmiştir. Kendisinin ifadesiyle “çok istifade ettim” dediği amcasından, Arapça grameriyle ilgili eserler okumuştur.

Belirli bir süre Yavuz Sultan Selim’in hocalığını yapan babasının, Hüseyniyye Medresesi’ne atanmasından sonra on beş yaşında babasıyla birlikte Amasya’ya geçmiş, burada da bir müddet kalarak babasından ilim tahsiline devam etmiş, daha sonra babasının tavsiyesi üzere İstanbul’a giderek Alâuddin el-Yetîm’den (1) ders almaya devam etmiştir. Daha sonra, Muhyiddîn el-Fenârî, Muhyiddîn el-Kocâvî gibi devrin önemli âlimlerinden dersler almış ve muhtelif dini ilimlerde icâzet almıştır.

İlmi ile kendini ispat eden Taşköprizâde, müderrislikteki ilk görev yeri olan Dimetoka Oruç Paşa Medresesi’ne otuz yaşlarında Receb 931 (Nisan-Mayıs 1525) yılında atanmıştır. Burada iki sene görev yaptıktan sonra sırayla Receb 933 (Nisan-Mayıs 1527) tarihinde İstanbul Hacı Hüseyinzâde Medresesi’ne, 936 yılında (1529-30) Üsküp İshak Beg Medresesi’ne, Şevval 942 (Mart-Nisan 1936) tarihinde İstanbul Kalenderhâne Medresesi’ne müderris olmuştur.

Rebiülâhir 944’te (Eylül-Ekim 1537) Eski Mustafa Paşa Medresesi’ne, Zilkade 945’te (Mart-Nisan 1539) Üç Şerefeli Medresesi’ne, Rebiülâhir 946’da (Ağustos-Eylül 1539) Sahn-ı Seman Medresesi’ne, Şevval 951’de (Aralık-Ocak 1544-45) Edirne Bayezidiyye Medresesi’ne müderris olarak atanmıştır. 952 Ramazan’ında (Kasım-Aralık 1545) Bursa kâdısı, 954 Receb’inde (Ağustos-Eylül 1547) Sahn-ı Seman’a dönerek bir süre müderrislik yaptıktan sonra emekli olmuştur. Muayyen bir istirahat döneminden sonra 958 (1551) yılında İstanbul kâdısı olarak atanmış, bu görevdeki üçüncü senesinde gözleri görmez olmuşsa da ilimden geri durmamış ve öğrendiği ilmi dostları ve oğlu vasıtasıyla yazıya aktarmıştır.

Gözünden rahatsızlandığı ve hayat hikâyesine de yer verdiği “Şekâiku’n Nu’maniye” eserinde bu günlerini şöyle dile getirir:

“Bundan sonra Allahu Teâlâ bu zayıf kulu, ilim ile iştigal ettiği sırada bazı kitapları tasnife muvaffak etti. Tefsir, Usuli’d-din, usul ve fıkıh, Arapça gibi dallarda muvaffak kıldı. Yine böyle noksan sıfatlardan münezzeh olan Cenab-ı Hak, çetin bazı konuların hallini ve yüksek konuları çözmeyi bana ihsan etti. Bunlardan her biri için risale yazdım. Bunların tümü 30 küsur kadardır. Şu kadar var ki Allah’ın takdiri ile günlerin meşgul etmesi, bunları temize çekmeye müsaade etmedi. İlim ve kültürden Allah’ın bana ihsan buyurmuş olduğu bunlardır. Ve tabii kabiliyetine göre bana ayırmış olduğu şeydir.

“Her ilim sahibinin üstünde bir bilgi sahibi vardır.” (Yûsuf, 76) Bu Cenab-ı Hak korusun bir ilim ve fazilet iddiası değildir. Belki bu, Allahu Teâlâ’nın “Rabbinin sana olan nimetini söyle” (Duhâ, 11) ayetinin emrine uymaktır…

Gözlerine perde geçmesine, tam kavrayamama, zekânın azalmasına, görüşün daralmasına, uyuşukluk, unutkanlık devresine girmeme, arkadaş ve dostlardan kesilmemem rağmen kitabı bazı dostlara yazdırdım. Allah2a hamd olsun ve O’nun vermiş olduğu nimet ve faziletlere şükür olsun.”

Toplam 24 yıl müderrislik ve 6 yıl da kadılık yapmıştır.

İlim sahiplerine olduğu kadar talebelere de kıymet veren Ahmed Efendi, kadılık yaptığı yıllarda her sene Kadı Beydâvî’nin tefsirini yazmış ve bu tefsirden elde ettiği geliri de ilim talebelerine harcamıştır.

Âlim Oğlu Âlim ve Âlim Torunu Sahibi Taşköprizâde

İlim sevdalısı bir kişiliğe sahip olan ve ilmi öğretmede ömrünü harcayan Ahmed Efendi, ilim öğretmede evlatlarını ihmal etmemiştir.

Oğlu Ebu Hâmid Muhammed Efendi, ilköğrenimlerini babalarından aldıktan sonra ilim yolunda devam etmiş ve çeşitli yerlerde kâdılık görevleri yapmıştır.

Ebu Hâmid Muhammed Efendi, çeşitli yerlerde yaptığı kadılıklardan sonra Haremeyn kadılığı görevine giderken Hama’da Cemâziyelâhir 1005’te (Ocak 1597) vebadan ölmüş ve burada defnedilmiştir.

Ebu Hâmid Muhammed Efendi’nin oğlu, Taşköprizâde Ahmed Efendi’nin de torunu olan Taşköprizâde Kemâleddîn Efendi ise ilköğrenimi babasından aldıktan sonra Şeyhulislam Ebu Suûd Efendi’nin hizmetinde ilim yolunda ilerlemiştir.

1576 senesinde Unkapanı Medresesi’ne müderris olarak tâyin edilmiş, İstanbul’daki çeşitli medreselerde müderrislik yaptıktan sonra Selânik Medresesi’ne nakledilmiştir.
1592 senesinde Üsküdar Kâdılığı’na ve aynı sene içinde Haleb Kâdılığı’na tâyin edildi. 1595 senesinde Şam, 1596 senesinde tekrar Haleb Kâdılığı’na getirildi. Daha sonra sırasıyla Bursa, Kâhire, İstanbul Galata, Selânik ve İstanbul Kâdılığı vazîfesinde bulundu. 1603 senesinde Anadolu Kâdıaskerliği’ne, 1612 senesinde Rumeli Kâdıaskerliği’ne tâyin edildi. Daha sonra Gelibolu Kâdılığı ve tekrar Rumeli Kâdıaskerliği yaptı. 1620 senesinde Sadrul-Ulemâ ünvânına terfî etti.

II. Osman’ın Lehistan Seferi’ne katıldı ve Boğdan’a vardıklarında hastalandı. İstanbul’a dönmek üzere yola çıktıklarında İshakçı denilen yerde vefât etti.

Eserlerinden Bazı Alıntılar

İlim Talebesi Olmanın Şartları

İlim talebesi olmanın şartları çoktur ve hepsini saymak zordur. En önemli olan şartlardan birisi, benlik hânesini kötü huy ve fena ahlâktan tahliye edip güzel ahlak ve iyi huy cevherleri ile doldurup süslemektir.

Bu tehlikeli, uzun ve uzak, korkulu ve zor yolda nihayete kavuşmak, başarılı olmak için ihlaslı olmak, avam ile havasın kabul ve ricalarını terk etmelidir. İlim, Allah için olmalıdır.

İlme müştak ve hevesli olup, tahsilinde tembellik ve uyuşukluk gibi mânileri terk etmek. Çünkü yükseklere kavuşmak, geceleri ihyâ ile (ibadet ve itaat ile geçirmekle) olur.

İlim için bıkmadan, usanmadan çalışmak lazımdır. Gevşeklik nedenlerinden biri, “Daha ömür var, sonra yaparım” deyip geleceğe güvenmektir. Böyle düşünmekle insan, çalışmaktan geri kalır, ilim ile meşgul olmaktan uzaklaşır. Ömrün müddeti az, öğrenilmesi gereken ilimler ise çoktur.

İlim talebesi hiçbir günün vazifesini ve meşguliyetini bir sonraki güne bırakmaz. Çünkü her gün kendi meşguliyeti ile doğar ve devam eder.

İlim Tahsilinde Sıralama ve Öncelikler

Bir ilmi iyice ve kuvvetlice öğrenmeden bir başka ilme rağbet etmemeli. Aksi takdirde aralarında karışıklık ve şaşkınlık vâki olur ve kişi bütününden mahrum kalır.

Bazı kimseler ilmin bir kısmına veya bir çeşidine meyl ve heves ederler; bir başka kısım ve çeşidini sevmezler ki böyle olmak büyük bir cahilliktir ve sonu tehlikelidir.

İlim tahsil ederken en önce, en önemlisinden başlamak ve öğrenmeye çalışmak gerektir. Tabii ki talebe bunu kestirebilecek birikime sahip olmayabilir. Bundan dolayı öğreneceği ilimlerin sırasını ilmi derin olan ve kalbi din ile atan büyük bir mürşide bırakmalıdır. Çünkü ancak o, talebeye uygun olanı iyi bilir ve onun durumunu ve birikimini göz önüne alabilir. Ayrıca ilim yolculuğu boyunca ona faydalı olacak nasihati esirgemez.

Çocuklara İlim Öğretmek ve Öğretilirken Dikkat Edilecek Husus

Çocukları ilim öğrenmeye, özellikle Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeye teşvik etmelidir. Çünkü küçük yaşta ezberlemek, taş üzerindeki yazı gibidir. Gençlik geçtikten sonraki gayret ve çalışma, su üzerindeki yazı gibidir.

Küçüklere, akıllarının alabileceği kadar ders vermelidir. Bunların ötesinde çok ince ve derin bilgiler de vardır diye onlara söylememelidir. Çünkü böyle sözler, onların anlayışlarını bozar.

Münâzara Adabı

Münâzara, doğruyu ve gerçeği ortaya çıkarmak için iki tarafın o konu üzerinde önemle düşünmeleridir.

Münâzara adabı dokuz tanedir:

Sözü fazla uzatmamak, gereğinden kısa tutmamak ve kendi görüşünün doğruluğunu kestirip atmaktan kaçınılmalıdır.

Garip ve pek duyulmayan kelimeler kullanılmamalıdır.

Kapalı ve anlaşılamayan kelimeler de kullanılmamalıdır.

Karşı tarafın sözünü anlamadan, sözüne karışılmamalıdır.

Münâzaranın adabına uygun düşmeyen taarruzdan (saldırı) kaçınılmalıdır.

Münâzarada gülünmemelidir.

Sesi yükseltmek ve benzeri hareketlerde bulunulmamalıdır.

Saygı ve sevgi duyulan kişilerle münâzara yapmaktan sakınılmalıdır.

Münâzara, hasmı (karşımızdakini) hakir (küçük, aşağı) görme olarak düşünülmemelidir.

Kazanılan Mal Hususunda Gözetilecek Hususlar

Zengin olan kimsenin, kazandığı mal husûsunda gözeteceği husûslar beş tanedir:

1- Maldan maksadın ne olduğu bilinmelidir. Ancak böylece kendine yetecek kadar bulundurur.

2- Malın nereden geldiğini gözetmelidir. Haramlardan ve mürüvveti bozan şeylerden sakınmalıdır.

3- Vâcib olan miktardan çok bulundurmamalıdır. Bu miktarda da güzel niyet ve i’tidâli gözetmelidir.

4- Harcama tarafını gözetip, sadaka verilecek kısmı da hesap edilerek yerine ve ehline vermelidir.

5- Alırken, verirken, sadaka verirken ve saklarken, niyetini düzeltmelidir.

Vefatı

Osmanlı’nın Kanûni devri ilim adamlarının önde gelenlerinden olan Taşköprizâde Ahmed Efendi, 1561 (h.968) senesinde Recep ayının son Pazartesi günü (16 Nisan 1561) 68 yaşında İstanbul’da vefat etti. Mezarı, İstanbul’un Fatih ilçesindedir.

Onun vefat etmeden önce evlatlarını yanına çıkararak şöyle dediğini Ali bin Bali aktarmıştır: “Bu (remed) hastalık gözlerine zarar verdi ve iki değerli gözü âmâ oldu… Bu duruma düşünce, Allah’tan bağışlanma diledi ve geçmiş günahlarından tevbe etti. Bazı te’lifatını yazıp çizmekle meşgul oldu. Bu arada rahatsızlığının arttığını ve ecelinin yaklaştığını hissetti. Yakınları öleceğini anlayınca, hizmetinde yaptıkları kusurları bağışlatmak için ona yalvarırlar. Onlara güzel cevap vererek şu mektubu yazdırır.

“Bismillahirrahmanirrahim. Âlemlerin Rabbine hamd ve O’nun Rasûlu’ne, âline ve ashabına, zâhid şeyhlerin, sabırlı fakirlerin, şükredenlerin üzerine salât ve selam olsun.

Ya Rabbi! Seni ve melekleri İslam olarak yaşadığıma ve dinde bid’atten uzak kaldığıma şahit tutuyorum. Kıyâmet gününde karşına Müslüman olarak çıkmayı diliyorum.

Çocuklarım ve yakınlarım, üzerlerinde hakkım olduğunu söyleyip benden helallik isterler. Üzerlerinde bulunan haklarımı onlara helal ettim. Selam, insanların efendisi ve ashab-ı kiramın üzerine olsun.”

Eserleri

Kelâm, fıkıh, tefsir, ahlâk, biyografi, Arap dili ve edebiyatı, ilimler tarihi, tıp gibi değişik alanlarda çeşitli kitaplar yanında otuza yakın risâle telif eden Taşköprizâde Ahmed Efendi, eserlerini Arapça yazmış ve büyük ölçüde şerh ve hâşiye geleneğini sürdürmüştür.

Miftâhu’s-sa‘âde ve Misbâhu’s-siyâde fî Mevzû‘ati’l-‘ulûm: Daha çok “Mevzû‘atu’l-‘ulûm” adıyla tanınmış, birçok ilim ve sanat dalı hakkında bilgi içeren bibliyografik ve ansiklopedik bir eserdir. Kâtip Çelebi’nin “Keşfü’z-zünûn” isimli eserindeki bazı bölümler büyük ölçüde bu kitaba dayanmaktadır. Eser Arapça yazılmış, Kemâleddin Mehmed Efendi tarafından bazı eklemeler yapılarak Osmanlı Türkçesi’ne, 2 cilt olarak da günümüz Türkçesi’ne tercüme edilmiştir.

Miftahu’s Sade, Arapça ilimlerin konularına ait ansiklopedidir.

eş-Şekâ’iku’n-nu‘mâniye fî Ulemâ’id devleti’l Osmâniyye: Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’den başlamak üzere ilk on Osmanlı hükümdarının görev süresinde vefat eden 521 kadı, müderris ve şeyhin hayatı hakkında bilgi içeren bir eserdir.

Arapça kaleme alınan bu eser zamanında oldukça rağbet görmüş, bu şekilde Osmanlı âlimlerinin hayatları hakkında eser verme geleneği Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar süregelecek hale dönüşmüştür.

“Osmanlı Bilginleri” adıyla eser, İz Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştır.

Suretu’l-Halas fi Tefsiri Sureti’l-İhlas: Eser, Türkçe’ye DİB Yayınları tarafından kazandırılmıştır. 

Bunun dışındaki bazı eserleri ise şunlardır: Nevâdirü’l-ahbâr fî Menâkıbi’l-ahyâr, Şerhu Mukaddimeti’s-salât, Letâifü’n-Nebî, Şerhu’l-‘Avâmil, Şerh ‘alâ Risâle fî ‘İlmi Âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara, Risâle fi’l-Kazâ ve’l-Kader, Risâle fî Beyâni Esrâri’l-hilâfeti’l-insâniyye ve’s-saltanati’l-ma‘neviyye, Şerhu’l-Ferâ’iz, Şerhu’l-Ahlâkı’l-‘Adûdiyye, Risâle fî ‘İlmi’l-hisâb, el-Ma‘âlim fî ‘İlmi’l-kelâm.

 

————————-

 

  1. Alâuddin Yetim, Fatih Sultan Mehmed’in “Sahn-ı Seman Medreseleri”nde müderrislik yapmış bir âlimdir.

KAYNAKLAR

Ahmet Sürün, Taşköprizâde Ahmed Efendi`nin Tefsir Risaleleri, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2002.

Fahri Unan, Taşköprülüzâde’nin Kaleminden XVI. Yüzyılın İlim ve Âlim Anlayışı, Osmanlı Araştırmaları Dergisi, XVII, İstanbul 1997.

Abdurrahim Güzel, Taşköprülüzâde’nin Adabu’l Bahs Ve’l-Münazarası İsimli Risalesi, Erciyes İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:7, Sayfa: 203-208, Kayseri 1990.

Yusuf Şevki Yavuz, Taşköprizâde Ahmed Efendi”, DİA,  c. 40, s. 151-152.