Hamd; Oruç gibi bir ibadeti kulları için karşılığını sadece kendisinin vereceği hesapsız bir ecir kapısı kılan Allahu Teâlâ’ya;
Salât ve selâm ise farz kılındığı andan itibaren sadece farz olan kısmıyla yetinmeyip orucun sünnet veya diğer bir tabirle mendub olan durumlarını hem öğreten hem de bizzat uygulayan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, Allah’ın af ve mağfireti de Rabbinin emirlerini ve Rasûlünün sünnetini baş tacı edinip oruç emirlerini farz ve nafileleriyle birlikte yerine getirmeye özen gösteren müminlerin üzerine olsun.

Ramazan orucu hicretten bir buçuk yıl sonra Şaban ayının onunda farz kılınmıştır.

Oruç kelimesi Farsça “rûze” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça ifadesiyle “savm ve sıyam” kelimesi sözlükte bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek manalarına gelir. Orucun hikmetleri gerçek manasıyla Rabbimiz katında malum olan bir husustur. Bizlerin tespit edebildikleri ise belki de bunların bir zerresini bile teşkil etmeyecektir. Yine de gücümüz ve kasır olan bilgilerimizle orucun hikmetlerinden şöylece bahsetmemiz mümkündür:

  • Oruç Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktan ibaret olan takvaya sebep olur. Nitekim Bakara Sûresi 183. ayette Rabbimiz “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz (korunursunuz.)” takva temelinin oruç tutmakla gerçekleşebileceğini bildirmiştir. Yine bu ayet ile Rabbimiz azze ve celle, geçmiş ümmetlere farz kılmış olduğu bu önemli vazifeyi bizim ümmetimize de farz kılmıştır. Dolayısıyla oruç emri geçmiş ümmetlerden beri devam edegelen ve kıyamete kadar devam edecek olan ve İslâm’ın en önemli şartları arasında yerini alan ihmal ve gözardı edilemeyecek bir ibadettir.
  • İçine riyanın bulaşması en az seviyedeki amellerden olması sebebiyle de sevabı en çok olan ameller arasındadır.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivâyete göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, Allah o bir günlük oruca karşılık o kimsenin yüzünü yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.” (1)

Ebu Umâme radıyallahu anh’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. Bana bir amel emret ki onu yapayım o da şöyle buyurdu: “Oruç tutmaya bak çünkü sevap kazanmak yönünden onun bir dengi yoktur.” (2)

  • Orucun amacı müslüman kişiyi Allahu Teâlâ’nın emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçınmaya alıştırmaktır.
  • Oruç tutmaktaki diğer bir hikmet ise kulun günahlarının bağışlanmasına bir vesile olmasıdır. Oruç önceki bir yılda işlenmiş olan küçük günahlara kefarettir. Nitekim Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (3)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Tebareke ve Teâlâ Ramazan ayının orucunu size farz kıldı, bende size gecelerini namazla geçirmenizi tavsiye ve teşvik ediyorum. Kim o ayda, “Allah’a inanarak ve sevabını da Allah’tan bekleyerek orucunu tutar ve gecelerini de namazla geçirirse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınır.” (4)

  • Oruç kulun yüzünü hem dünyada hem de ahirette güldürecek amellerdendir. Nitekim yüzlerin karardığı ve kasvetin, zilletin yüzleri bürüdüğü o kıyamet gününde kulun yüzünü güldüren oruç amelinden daha güzel ne olabilir ki?

Ebu Said radıyallahu anh’ten rivayete göre, şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kutlu ve yüce olan Allah şöyle buyuruyor: Oruç benim içindir yani, benim rızamı kazanmak için tutulur. Ve onun mükâfatını da fazlasıyla ben vereceğim, oruçlu kimsenin iki sevinçli anı vardır. İftarını açtığında sevinir. Allah’a kavuştuğu andaki mükâfatı da yine sevinmektir. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha iyidir.” (5) buyurarak bu gerçeğe işaret etmiştir.

  • Orucun müslüman kişiye kazandırdığı diğer bir hususta sabırdır. Nitekim günlük olaylar karşısında sabırlı olmayı öğrenen kişi hem dünyası, hem de ahireti için çok şeyler kazanmış olur. Rabbimiz azze ve celle Kur’an-ı Kerimin birçok yerinde sabreden kulları ile birlikte olacağını ve sabredenlere ecirlerinin hesapsız bir şekilde verileceğini haber vermiştir.

“Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.” (6)

“Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (7)

Hadisi şeriflere göz attığımızda ise Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Oruç sabrın yarısıdır.” (8) ve “Oruç bir kalkandır.” (9) şeklinde buyurduğunu görürüz.

  • Bütün ameller için bir mükâfat tayin edildiği halde Rabbimiz oruç ibadetinin sevabını bunun dışında bırakmış ve özel bir mükâfatının olacağını ve bu mükâfatı da bizzat kendisinin vereceğini belirtmiştir. Kudsi bir hadiste: “Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık vardır. Fakat oruç bunun dışındadır. Çünkü oruç benim içindir, onun karşılığını ben vereceğim.” (10)
  • Bununla beraber oruç tutan müslümanlar “Reyyan” denilen ve yalnızca oruçlulara has kılınan özel bir kapıdan cennete girmeye de hak kazanacaklardır.

Sehl radıyallahu anh bize aktararak şöyle dedi: “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü, oruçlular nerede diye seslenilir ve onlara Reyyan kapısından girmez misiniz buyurun denilir. O kapıdan girenler asla susuzluk çekmezler, onlar o kapıdan girince kapı kapanır, o oruçlulardan başka hiçbir kimse o kapıdan içeri giremez.” (11)

  • Orucun dini faydasının yanında ruhi bakımdan, sağlık bakımından, sosyal ve ekonomik bakımdan ve daha birçok yönden faydaları da izah edilebilir. Ancak orucun kazandıracağı maddi ve manevi faydalar dini faydasından sonra gelir. Oruç her şeyden önce Allah’a kulluk amacıyla yapılır.

Oruç bir yıl boyunca yorulan bedeni bir nevi dinlendirme ve bakıma çekmek gibidir. Vücut organları ki özellikle mide ve sindirime yardımcı olan böbrek, bağırsaklar, nefes borusu gibi diğer organlar bu sayede dinlenme fırsatı bulmuş olur. Nitekim Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Oruç tutun, sıhhat bulun” (12) buyurmuştur.

  • Oruç diğer taraftan nefse sahip olma, şehveti ve nefsi arzuları teskin edip kontrol altına almada da önemli bir role sahiptir.

Alkame radıyallahu anh’den rivâyete göre, İbn Mes’ud; Arafat’ta, Osman ile karşılaştı, onunla yalnız kalıp ona bir şeylerden bahsetti. Osman da İbn Mes’ud’a dedi ki: Sevdiğin bir genç kızla seni evlendireyim. Bunun üzerine Abdullah, Alkame’yi çağırarak şu hadisi söyledi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Evlenmeye gücü yetenleriniz evlensin. Çünkü evlilik gözü haramdan sakındırır. İffeti korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç şehevî arzuları azaltır.” (13)

İbni Humâm rahimehullah ( ö. 861/1457) orucun birçok faydaları sebebiyle meşru kılındığını belirttikten sonra, bunlardan önemli gördüğü üç tanesini zikreder:

  • İnsanı daima kötülüğe ve fıska çekmek için uğraşan nefis, oruçla sükûnet bulur ve bu sebeple de nefsin harama karşı isteği kırılır.
  • Oruç yoksullara acımayı ve onlara şefkatli olmayı öğretir. Çünkü nefis açlığın acısını tadınca ancak yoksulun halinden anlar ve yapacağı yardımlarla Allahu Teâlâ katında güzel bir karşılığa kavuşur.
  • Oruç tutan kişi yoksulların katlanmış olduğu güçlükleri bizzat yaşayarak onların sıkıntılarını daha iyi anlar. Bu durum da oruç tutarak bu sıkıntıları idrak eden kişiyi yoksulların problemlerine eğilmeye ve çözüm aramaya sevkeder. Ve böylece Allah katında derece kazanır.

Sonuç olarak; Orucun bunca dini ve dünyevi faydası varken orucu bir külfet olarak gören ve oruç yerine perhiz yapmak suretiyle kendini aç bırakan, diyetler ve sporlarla vücutlarını bakıma alan kimselere kendilerine ahirette de fayda verecek olan oruç ibadetini aksatmamalarını tavsiye ederiz. Gösterişli, iyi ve düzgün bir vücuda sahip olmak, daima beğenilmek ve takdir edilmek uğruna aç kalan kimselerin Rabbimiz azze ve celle’nin beğenisini ve takdirini kazanmaya çalışmaları daha uygun olmaz mı? Bu uğurda meşakkate katlanan kimselerin Rabbimizin rızası uğruna meşakkatlere tahammül etmesi gerekmez mi? Bunu sırf Rabbimizin bir farzı olduğu için canı gönülden seve seve yapmaları gerekmez mi? Tüm bu hususları iyice düşünmeli ve teslim olduğumuzu iddia ettiğimiz İslam’ın bu emrini de gereken titizlikle yerine getirmeliyiz.

Son yıllarda Ramazan orucunun yaz mevsimine denk gelmesi sebebiyle maalesef toplumumuzda oruca karşı gereken alaka ve sabır bir hayli azalmaya başladı. İnsanlar eskiden oruç tutamadıklarında bu durumu saklamak için gayret gösterirlerken şimdilerde ise kendi oruçsuzluklarına ortak arama derdindeler. Nedense kendilerini bu emre karşı lakayt ve ilgisiz kılanlar ve oruca gereken değeri ve önemi vermeyenler, çevrelerindeki kimselerin de kendileri gibi olmalarını istiyorlar. İslâm’ın edebinden mahrum kalan bazı zavallılarda çevrelerine meydan okurcasına oruçsuzluklarını her fırsatta göstermekten ve ilan etmekten çekinmiyorlar. Ne acı bir durum ki eğer toplum olarak bu hususta bilinçlenmeyecek olursak belki yakın bir zaman da bizler de toplumda marjinal kalacak ve bugün Avrupa toplumlarında müslümanlara bakıldığı gibi yarın bizlerde bu tür garip bakışlara hedef olacağız. Orucun bizlerdeki etkisini ve değişimini olumlu yöne kanalize edemeyecek olursak gelecek nesillerimizin oruç diye bir ibadetten habersiz kalmaları kaçınılmaz bir durum olacaktır. Bu sebeple kendimiz ve çevremize oruç bilincini yerleştirebilmemiz gerekir. İslâm’ın önemsediği ve ehemmiyetle teşvik ve emrettiği böyle bir amelin hakkını verebilmek için tüm gayretlerimizi, kendimiz ve gelecek nesillerimiz için göstermek durumundayız. Yoksa savmımızı (orucumuzu) başımızdan savmış (uzaklaştırmış) oluruz ki, Rabbim muhafaza buyursun, bunun hesabını verebilmemiz mümkün olmaz. Rabbim oruç bilincini daima surette içinde taşıyan ve bu büyük ecir menbaından istifade eden kullarından eylesin. Selâm ve dua ile.

————————-

1. İbn Mâce, Sıyam: 34; Müslim, Sıyam: 31
2. Müsned: 21122
3. Buhari Savm, 6.
4. İbn Mâce, İkametü’s Salât: 173.
5. İbn Mâce, Sıyam: 1; Müslim, Sıyam: 30
6. Bakara, 153.
7. Zümer, 10.
8. Tirmizi Deavât, 86.
9. Buhari Savm, 9; Tirmizi, İman,8.
10. Buhari, Savm, 2, 9; Müslim, Sıyam, 30, 164; Nesâi, Syam, 42.
11. Buhârî, Savm: 4; Tirmizî, Menakıb: 16
12. Ebu Nuaym “Tıb” bahsinde Ebu Hureyre’den rivayet etmiştir. Hadis Hasen’dir.
13. Tirmizî, Menakıb: 16; Buhârî, Savm: 4