Hayatı
Batı dillerinde adı “Alberuni” veya “Aliboron” olarak geçen Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Bîrûnî, 973 yılında bugün Özbekistan-Türkistan sınırlarında yer alan Harezm bölgesinde doğdu. Bu ismin Farsça’da “dış” anlamına gelen “bîrûn” kelimesinden geldiğinden hareket eden bazı müellifler, “Bîrûnî” nisbesinin Hârizm’in merkezi bölümlerinde değil civar semtlerinden “dışarıdan gelen, taşralı, yabancı” anlamında kullanıldığı görüşündedirler.
Ailesi hakkında pek fazla bilgi bulunmasa da babası Ahmed bin Ali Andicânî’nin uzayı gözlemleyen bir gözlemevinde çalıştığı söylenmiştir. El-Bîrûnî, bilim konuları ile ilgili ilk merakını babasından, eğitimini de hükümdar ailesinden olan matematikçi ve gökbilimci Ebu Nasr Mansur’dan edindi. Ondan geometri ve astronomi hakkında bilgiler edindi. Bîrûnî, Ebu Nasr Mansur için “üstadım” tabirini kullanmıştır.
Küçük yaşta babasını kaybedince Harezmşahlar Devleti tarafından korunan Bîrûnî, sarayda matematik ve astronomi eğitimi aldı.
Kendisinden önce bilimsel çalışmalar yapan isimlerden etkilenen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Kendisini bilime yönelten bir sözü şöyledir: “Benim bilimle uğraşma sebebim, “Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzerinde yatarken Allah’ı hatırlarlar, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda derinlemesine düşünürler de şöyle derler: “Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateş azabından koru.” (Âl-i İmrân, 191) ayetidir.”
Harezm bölgesinin Gazneli Devleti’in eline geçmesiyle Bîrûnî, bu devletin idaresi altında yaşamını sürdürmeye devam etti. Gazne şehrine gelince, burada büyük bir ilgi ile Gazneli Mahmud tarafından karşılandı.
Gazneli Mahmud, Hindistan’a yaptığı seyahatlerde –ki bu seyahatler ile Hindistan’ın müslümanlaşması sağlanmış- Bîrûnî’yi yanında götürdü. Mahmud, Hindistan’dan geri dönerken Bîrûnî Hindistan’da kaldı. Bu sırada Bîrûnî kırk dört yaşındaydı. 1017-1030 yılları arasında Hindistan’da yaşadı ve burada gördükleri hakkında meşhur kitabı “Kitabu’t-Tahkik Ma li’l-Hind”i yazdı. Eser Hintlerin inandığı bâtıl inanç ve inanışlarını, yaşam biçimlerini ve gelenek-görenekleri çok ayrıntılı olarak ele almış, bilgiler aktarılırken tamamen tarafsız ve önyargılardan uzak davranılmıştır. Daha sonra Gazne’ye dönen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına hız verdi. Gazneli Mahmud’un desteklerini gören Bîrûnî, onun ölümünün ardından “âlemin aslanı”, “zamanın yegânesi” diye Gazneli Mahmud’u övmüştür. Gazneli Mahmud da onun için “Sarayımızın en değerli hazinesidir” demiştir.
Onun bilime olan tutkusu hakkında şöyle bir bilgi aktarılır: “Meşhur astronomi eseri “el-Kânûnu’l-Mesûdi”yi Gazneli Mahmud’un oğlu Sultan Mesud’a ithaf ederek yazdıktan sonra, Sultan Mesud onu ödüllendirmek ister.
Sultan Mesud, kendisine bir fil yükü gümüşü hediye edince, “Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır” diyerek bu hediyeyi geri çevirir.”
Bîrûnî’nin matematikçi yönü, en ağır basan yönüdür. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini öneren ilk kişi olup, sinüs ve kosinüs gibi fonksiyonlara sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmiştir. Batı dünyası tarafından bunlar ancak iki asır sonra keşfedilip kullanılabilmiştir.
Bilim ile meşgul olduğu kadar İslâm dışı bâtıl fırkalar hakkında da eserler vermiştir. Onun 27 yaşında bâtıl Karmâti fırkasının tehlikesi hakkında yazdığı “Kitâb fî ahbâri’l-mübeyyida ve’l-Karâmita” eseri bu durumun bir göstergesidir.
Bu hususta şöyle demektedir: “Bu ilimlerle meşgul olacaklar, önce kalplerini bozuk itikat, kötü huy ve saplantılardan temizlemelidir, insanların çoğu manevi hastalıklara yakalanmıştır. Bu hastalıklar sahibini hak ve hakikati göremez hâle getirir, kalbi kör, kulağı sağır eder.”
Ebu Bekir er-Râzî’yi, Maniheizm’in etkisiyle akideye ters düşen fikirler ileri sürdüğü gerekçesiyle eleştirmekten geri durmaması da bunun diğer göstergesidir.
Grek, İran ve Hint kültürlerinin belli başlı klasiklerini derinden incelemiş olmasına ve çeşitli pozitif bilim dallarında çağının standartlarının çok üstünde bir bilgi seviyesine ulaşmış bulunmasına rağmen daima samimi bir müslüman olarak kalmıştır.
Onların objektif tespitlerini sık sık keserek İslâmi müesseselerin ne kadar üstün olduğunu zikretmeyi de ihmal etmemiştir.
Bîrûnî’nin eserlerinde dinin önemi, hidayet üzere olma isteği, ilimsiz ibadetin eksikliği, iç ve dış temizlik, ibadetin vazgeçilmezliği, Allah korkusunun fert ve toplum psikolojisi üzerindeki olumlu rolü, dünyevî ihtiraslardan uzak olmanın gerekliliği gibi konulara dair beyanları, dinî inanç ve yaşayışı hakkında önemli ipuçları ihtiva etmektedir.

Bilime Katkıları
Bir bilim olarak Bîrûnî, coğrafya, matematik, astronomi ve tarih gibi birçok bilim dalına katkıları olan bir kimsedir. Bu katkılarından yola çıkan sonraki Müslüman ve gayrimüslim bilim adamları, onun katkılarını daha ileriye taşıyarak geliştirmiştir. Eserlerinden halen bilim dünyası faydalanmaktadır. Bilim tarihçilerine göre o, Kopernik’le başlayan çağdaş astronominin temellerini atmıştır.
Onun bilimle uğraşması, bir takım bilim adamlarında olduğu gibi onu Allah’tan uzaklaştırmamış ve evrenin bir yaratıcı (Allah) tarafından yaratıldığını dile getirmiştir.
Onun bilime katkılarından bazıları şunlardır:
– Güneşin yüksekliği ve şehrin boylamını hesaplaması (Güneşin kendisine bakamayınca sudaki aksine bakarak inceleme yapmıştır.)
– Güneşin hareketlerinden, mevsimlerin ne zaman başladığını belirlemek
– Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak bulmak (Onun hesaplamada kullandığı metot, “Bîrûnî Kuralı” adıyla anıldı.)
– Jeodezinin (yerkürenin şeklini tespit ve yeryüzünü ölçme işlemlerini konu edinen bilim dalı) kurucusu oldu.
– Astronomi ve coğrafi ölçüm için birçok alet geliştirdiyse de bunların birçoğu zaman içerisinde kayboldu. Sadece piknometre (elementlerin yoğunluğunu ölçen konik şeklinde bir alet), mekanik usturlap (yıldızların yerini çark ile belirleyen alet) ve bazı harita projeksiyonları (yeryüzünün iki boyutlu düzlemde göstermek için kullanılan model) günümüze kadar ulaşan ölçme araçları oldu.
– İlk sezaryen doğumunu gerçekleştirdi. Nasıl olacağını da eserinde anlattı.
Geliştirdiği teleskoplar ile gözlemleri sonucunda, gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü doğrulayan Galileo’dan 600 sene önce, ‘dünyanın döndüğü’ fikrini Bîrûnî savundu. Dünya dönüyorsa, ağaçlar ve taşların neden fırlamadığı sorusuna, merkezde bir çekicilik olduğu ve her şeyin dünyanın merkezine düştüğü cevabını vererek Newton’dan 700 sene önce Newton’un matematiksel olarak ispatladığı yer çekimi kuramı üzerine ilk fikirleri ileri sürdü.
Kuzey, Güney, Doğu ve Batı’nın farklı noktalarda buluştuğunu; denizlerin ardında bir karanın bulunduğunu öngörerek Kristof Kolomb’dan beş asır önce Amerika kıtasından ve Japonya’dan söz etmiştir.
İlmin İlerlemesi ve Geşilmesi
Bu hususta kendisi şöyle demektedir:
“Taassup, başkalarına üstün gelme, nefsin, kötü arzu ve heveslerin peşi sıra gitme, makam, mevki sevdası peşinde olma ve benzeri kötü huylar, ilim adamına yakışmaz. Bu sebeple de herkes ilim adamı olamaz, ilim yolu çetin bir yoldur. Fakat ele geçmesi imkânsız da değildir. Hak ve hakikati araştırırken mümkün olan en yakın, en sahih ve en sağlam bilgilere tutunulur. Bu yapılırken de sahalarının otoritelerine veya eserlerine müracaat edilir. Yâni herkesin sözüne ve eserine değil de otorite olan âlimlerin söz ve eserine başvurulur. Tespiti mümkün olan hakikatler ortaya çıkarılır.”
Bir başka yerde de şöyle der:
“İlim adamına yani ilim hizmetçisine lazım ve kaçınılmaz olan şey, ilmin bütün sahalarında yeterli bir seviyede olmasa bile, ilimler arasında bir ayırım yapmamak, her birinin hakkını vermektir. Çünkü ilim güzeldir, lezzeti de kalıcıdır. Araştırma boyunca bu lezzet sürer gider. Çalışma bitince lezzet de son bulur.
İlim adamı kendinden önce gelen âlimleri hor gözle bakmamalı, tevazu ile eserlerine yaklaşıp, istifade etmelidir. Böylece en doğru ve en sağlam bilgilere ulaşacak, kusurlu, hatalı bilgilerden uzak durmuş olacaktır.
İlmin ilerlemesi ve gelişmesi için şunlar lüzumludur:
1. İlmi düşünceye serbestlik tanınmalı, yani ilimde söz sahibi olanlar fikir hürriyetine sahip olmalı.
2. İlmi çalışmalar açık ve sağlam metotlara dayanmalı.
3. İlim; bâtıl düşüncelerden, sihir ve hurafelerden arınmış olmalı.
4. Gerçek ilim adamlarına çalışma zevk, şevk ve gayretleri arttıran teşvik tedbirleri alınmalı.
5. İlmin ilerlemesi için lüzumlu her türlü maddi, sosyal, teknik şart ve imkân hazırlanmalı.
6. İlme, ilmi eserlere ve ilim adamlarına hürmet edilmeli, itibarları sağlanmalı.
7. İnsanların dikkat ve alâkalarını ilmi konulara çekme çalışmaları yapılmalı.
8. Devletin ileri gelen adamları, ilmin gelişmesi için gereken tedbirleri tespit edip hemen bunları tatbik etmeli. ”
Eserleri
İlk eseri 21 üniteden oluşan “Asaru’l Bakiye” olan Bîrûnî, çeşitli dallarda yüz den fazla eser vermiştir. Ancak bu eserlerden bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir.
El-Kânûnu’l-Mesûdi: Ayrıntılı bir matematiksel coğrafya eseridir. Astronomi alanında da en meşhur eserlerindendir. Eserin özgün ismi, “Mesudî fi’l Heyeti ve’n-Nücum”dir. Eser Gazneli Mahmud’un oğlu Sultan Mesud’a 1010 yılında ithaf etmiştir. Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğü görüşüne bu eserinde yer vermiştir.
Bu eser bugün İstanbul Veliyyeddin Efendi Askeri Müzesi ve Konya Yusuf Ağa Kütüphanelerinde bulunuyor.
Eser Hindistan’da iki cilt halinde basılmıştır. Birçok batılı ilim adamı üzerinde çalışmalar yapmaktadır.
İstihrâc el-Evtâr fî Dâire: Orta Asya’nın topoğrafyasını anlattığı eseri.
Kitabü’I Cemahir fi Ma’rifeti Cevâhir: 50’nin üzerinde mineral, maden, metal, alaşım, porselen gibi maddeler hakkında detaylı bilgi verdi. Kitabında, her bir maddenin maddeleri birbirinden ayırt etmeye yarayan özgül (maddelerin hacim) ağırlıklarını gösterdi.
Âsâru’l-Bakiyye: Bu eserini 28 yaşında iken yazmıştır. Arapça olup 1878-79 yılında İngilizce’ye tercüme edilmiş, 1923 yılında tekrar basılmıştır.
Tahkîku mâ li’l-Hind: Eser 1887 yılında İngilizce’ye tercüme edilmiş, 1910 yılında tekrar basılmıştır. Bu eserde; Hint ilmi, felsefesi ve dinleri üzerinde durmuş ve coğrafi bilgilere de yer vermiştir.
El-Asar Ani’l-Kurûni’l-Hâliye: Eski milletlerden kronolojik bilgiler veren, astronomiden bahseden eser. Eser bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
Kitâbu’s-Saydele: Ömrü boyunca incelediği bitkileri bu eserinde listelemiş ve doğal ilaçların hangi hastalıklara iyi geldiğini kapsamlı bir şekilde eserinde anlatmıştır. Bu son eseri olup, 80 yaşlarında kaleme almıştır. Eser, 1930’da Bursa’nın Kurşunlu Cami Kütüphanesi’nde bulunmuştur.
Bunun dışında “Tahdîdu Nihâyeti’l-Emâkin li Tashîhi Mesâfeti’l-Mesâkin (Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.), Kitâbü’t-Tefhîm fî Evâili Sıbaâti’t-Tencîm (onun astrolojinin teknik yönü hususunda tam bir uzman olduğunun delilidir. Eser, 1934 yılında İngilizce’ye tercüme edilmiştir.), Kitabu’l-İstab Fi Sanati’l-Usturlab (Kitabın el yazma bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.), Ahbâru’l-Harezm ve Meşâhiru’l-Harezm, Târîhu eyyâmi’s-Sultân Mahmûd” isimli eserleri de vardır.
Vefatı
Gazne’de ölen Bîrûnî’nin vefat tarihi konusunda tek ve kesin bir kayıt mevcut değildir. Kendisi seksen yaşını geçtiğinden bahsettiğine göre yaygın kabul gören 440 (1048) tarihi geçersiz olmaktadır. Buna göre Bîrûnî’nin 443 (1051) yılını idrak ettiği kesindir. Bu yüzden onun kesin olmamakla beraber 1061 yılında öldüğü söylenmiştir.
Türkçe dâhil 15 dilde yayımlanan The UNESCO Courier Dergisi, 1974 yılında çıkardığı sayıyı Bîrûnî’ye ayırdı ve onu, “Bin yıl önce, Orta Asya’da yaşamış evrensel dehâ: Bîrûnî. Astronom, tarihçi, botanist, farmakolog, jeolog, matematikçi ve coğrafyacı” olarak tanıttı.
Bîrûnî’nin eserlerini inceleyen ilim adamları ve tarihçileri onun için, “Bîrûnî, çok nâdir yetişen bir dâhi, ilim dünyasına şimdi ve gelecekte ışık tutacak olan büyük bir âlimdir. Ona, her yaklaşmamızda; metoduna, haysiyetine, şahsiyetine, derin kavrayış ve nezâketine hayran kalmaktayız” ifadelerine yer vermiştir.
Sözleri
“Kişisel gözlem ve doğrudan inceleme, kaydetme kapasitesini artırır; gerçeği ayırt etmeyi ve aynı zamanda nesneleri tanımlamayı sağlar. Sadece kitaptan okumak yerine, verileri toplamakta büyük bir fayda ve teşvik vardır.”
“İnsanların düşünceleri türlü türlüdür, dünyadaki gelişmişlik ve esenlik de bu farklılığa dayanır.”
“İnsanlar üç nedenle mutsuz olurlar:
– İnsan yeryüzündeki yaratıkların en seçkinidir. Ancak insanlar kıskançlık nedeniyle birbirlerinin ellerinde olan nesnelere göz dikerler. Bu da toplumsal huzursuzluğa neden olur.
– Kendi inancını, mezhebini ve kabilesini ötekilerden üstün görmek, insanlar arasında sürtüşmelere yol açmaktadır.
– Hurafeler ve boş inançlar, insanlığın gelişmesini önlemekte ve anlaşmazlıklar doğurmaktadır.”
Biruni tarafından Dünya’nın çapı ve çevresini ölçme için önerilen ve kullanılan diagram
Solda, yuvarlak bir usturlabın (yıldızların Dünya’ya olan uzaklığını ölçmeye yarayan alet) bir modeli ve sağda bir mekanik güneş ve ay takviminin bir modeli. Her iki model de, Biruni’nin tasarılarına ve tanımlamalarına dayanılarak inşa edildi ve Frankfurt Üniversitesi’ndeki Arap-İslâm Tarihi Enstitüsünde bulunuyor.
————————-

KAYNAKLAR
Orta Asya’da Yaşamış Evrensel Bir Deha: El-Biruni, Sibel Çağlar (www.matematiksel.org)
Günay Tümer, TDV İslâm Ansiklopedisi “Bîrûnî” maddesi, c: 6, s: 206-215.
https://www.biruni.edu.tr/index.php/biruni-kimdir
http://www.yeniakit.com.tr/kimdir/Birûni
https://www.yenisafak.com/ramazan/yasadigi-asra-adini-veren-lim-biruni-2486970