İslam ümmetinin başına gelen zillet, gün gibi apaçık ortadadır. Zayıflık, bitkinlik, umutsuzluk ve tembellik hastalığı Ümmet-i Muhammed’in bedenini sarmış durumda. Bizler yeryüzünün en çaresiz, en zavallı kimseleri olduk. Sayımızın, varlığımızın, sözümüzün bir değeri yok.

Bismillahirrahmanirrahim
İslam ümmetinin başına gelen zillet, gün gibi apaçık ortadadır. Zayıflık, bitkinlik, umutsuzluk ve tembellik hastalığı Ümmet-i Muhammed’in bedenini sarmış durumda. Bizler yeryüzünün en çaresiz, en zavallı kimseleri olduk. Sayımızın, varlığımızın, sözümüzün bir değeri yok.
Hıristiyan emperyalistlerin, siyonist yahudilerin ve onlara köpeklik yapmayı beceri zanneden münafık idarecilerin ayakları altında çiğneniyor ve kurşunlanıyoruz. Evlatlarımızı öldürüyorlar, evlerimizi yıkıyorlar. Gençlerimizi kelepçeleyip zindanlara tıkıyorlar. Bütün bunlar dünyanın gözü önünde oluyor. Bu hal İslam Ümmetinin yaşadığı en zelil haldir.
Dünya gözüyle baktığımızda şöyle denilebilir: “İslam düşmanlarının maddi ve teknolojik üstünlüğü ortadadır. Bizlerin şu an için onların bu üstünlüğüne ulaşmamız mümkün değildir. Kaldı ki İslam düşmanları da bizlerin güçlü olmasına ve onlara yetişmemize izin vermeyeceklerdir. Bu durumun devam etmesi demek, İslam Ümmetinin içinde bulunduğu halin devam etmesi anlamına gelmektedir.
Siyonistlerin ve Haçlıların dünya hırsı ve İslam düşmanlığı Müslüman coğrafyaların daha da kötüleşeceğini, zulmün ve baskının daha da artacağını göstermektedir. Bu sebeple lanetlenen maymunların ve sapık domuzların torunlarıyla iyi geçinmekten başka çaremiz yoktur.”
Evet, tüm bunlar meselelere sadece dünya gözüyle bakanların hesap ve yorumlarıdır. İman ehlinin yaptığı hesap ise bambaşkadır. İman ehlinin baktığı pencereden bakıldığında; orada insan aklının sınırlarının hayal dahi edemeyeceği bir kuvvetin varlığı görülür. Düşmanın gücü, imkanları ve üstünlüğü ne kadar büyük olursa olsun şayet o kuvvetin sahibi; zayıf, güçsüz ve biçare olan topluluğa yardım eder ve desteklerse, zafer o topluluğun yanındadır.
İşte o kuvvet; ilahi kuvvettir. O, Subhan, Cebbar, Kahhar, Züntikam olan Allah’ın kuvvetidir. O Allah ki yerlerin ve göklerin askerleri O’nundur. O, her şeye hükmeder. O, rüzgar ve fırtınalara hükmeder. O, yıldırımlara ve yağmurlara hükmeder. O, depremlere ve volkanlara hükmeder. O, denizlere ve okyanuslara hükmeder. En önemlisi de O, düşmanların soluduğu havaya ve aldığı nefeslere hükmeder.
İşte bu aziz ve hamid olan kuvvet; alçak düşmanlarımıza karşı koyarken, ümit beslediğimiz, sırtımızı dayadığımız, bize şerefimizi iade edecek ve bizleri insanlığa tekrar üstün ve rehber kılacak TEK KUVVETTİR.
Yüce Rabbimiz kitabında şöyle buyuruyor.
“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Nur, 55)
Yüce Rabbimiz, yeryüzünde hakimiyet ve zafer vadettiği bu topluluğun ortaya çıkmasıyla ilgili ne bir yer, ne de bir zaman tayin etmiştir. Tam aksine Yüce Allah, herhangi bir zamanda veya herhangi bir coğrafyada ortaya çıkacak olan öncü nesil için bazı şartlar ve özellikler tayin etmiştir. Aziz ve Hamid olan Allah’ın hakimiyet ve zafer vaadi; bu şartları ve özellikleri taşıyanlar için muhakkak gerçekleşecektir.
Kara bulutların üzerimize çöktüğü, tuzak, hile, hainlik ve aldatmaların bizleri çepeçevre kuşattığı, Müslümanların kanlarının oluk oluk aktığı, “Yok mu bu karanlık gecelerin sabahı?” dediğimiz şu dönemde, kendilerine yeryüzünde zafer ve hakimiyetin verileceği bizzat Yüce Allah tarafından vaat edilen o nesli, o öncü nesli ortaya çıkarmak için ümmet olarak omuz omuza vermeliyiz.
Bu bir grubun, bir cemaatin tek başına üstesinden geleceği bir şey değildir. Bu ümmetin her kesiminin yeniden diriliş projesi olmalıdır.  Neye mal olursa olsun bu öncü neslin ortaya çıkması için gayret göstermeliyiz.
Bu hususta ilk öncü nesil olan sahabe neslini iyi düşünmemiz gerekir. Yüce Allah’ın yeryüzünde hakimiyet ve zafer vaadine mazhar olan bu öncü neslin hangi şartları yerine getirdikleri ve hangi özelliklerle vasıflandıklarını çok iyi bilmek gerekir. Şunu da asla unutmamak gerekir ki; sebepler yalnız başına zafere götürmez. Bilakis zaferi gerçekleştiren Alemlerin Rabbi Allah’tır .
“Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Âl-i-İmran, 160)
İşte, yeryüzünde hakimiyet ve kesin bir zafer vaat edilen, öncü neslin özelliklerinden birkaçı;
1. İHLASLI BİR NESİL
Allah’ın yardım ve zaferine mazhar olacak nesil, hiç şüphesiz ihlaslı bir nesildir. Bu ihlaslı neslin fertlerinde olması gereken özellikler ise şunlardır:
Hayırlı bir ameli yaparken liderinden, hocasından, amirinden herhangi bir övgü veya ünvan yahut da diğer dava kardeşleri arasında öne çıkarılma gibi bir karşılık ve mükafat beklemeyecek.
Mümkün olduğunca yaptığı ameli gizlemeye çalışacak. O amelin duyulması ve öğrenilmesi yönünde herhangi bir girişim ve imada bulunmayacak.
İnsanların yaptığı amel hususunda ne düşündüklerini öğrenme çabası içinde olmayacak. Aksine işlediği hayırlı amelin unutulması, gizlenmesi ve hakkında konuşulmaması yolunda gayret gösterecek.
Şöhrete kapılma duygusundan korkacak ve imkanı ölçüsünde bundan kaçmaya çalışacak.
İnsanların övgüsünü bir tehlike görecek ve yapılan övgüleri savmaya çalışacak.
Yaptığı amelin başkalarına atfedilmesi durumunda dahi içinde bir daralma hissetmeyecek.
Sadece kendisi ile Allah arasında gizli kalan salih amellerini saklı tutacak, ifşa etmeyecek.
Kendisinin daha tecrübeli ve bilgili olduğu bir işe başkasının seçilmesi durumunda, içinde asla sıkıntı hissetmeyecek, hatta seçilen kişiye nasihatte bulunup tecrübelerini aktaracak.
Bulunduğu makamı; kendisi, akrabaları ya da dostları için dünyevi menfaat elde etme aracı olarak kullanmayacak.
Yaptığı salih amellerin ardından çokça tevbe ve istiğfar edecek.
Başkalarına yaptığı iyiliği başa kakmayacak, bu iyilikleri onlara hiçbir şekilde hatırlatmayacak.
Kendini asla muhlis biri olarak görmeyecek, nefsini sürekli kınayacak ve münafıklıktan çokça korkacak.
İşte, Allah’ın yardım edeceği ve zafer vereceği öncü neslin, ihlas alametleri bunlardır.
2. KALBİ ALLAH VE RASULÜNÜN SEVGİSİ İLE DOLU BİR NESİL
Bu öncü neslin en büyük özelliği kalbindeki Allah ve Peygamber sevgisinin, baba, kardeş, hanım, çocuk, akraba, millet, mal, mülk ve ticaret sevgisinden daha büyük olmasıdır. Öncü neslin fertleri için, dünya ve içindekiler bir yana, Allah ve Rasulü bir yanadır. Bu öncü neslin Allah ve Peygamber sevgisinin işaretleri şunlardır:
Öncü nesil, hayatını Allah’ın emirlerine göre düzenleyecek.
Öncü nesil, bir günah veya hata işlediğinde derhal Rabbine yönelecek, tevbe ve istiğfarda bulunacak.
Öncü nesil, kendisine verilen tüm nimetler için Allah’a şükredecek.
Öncü nesil, musibetlere karşı sabırlı, kaderine de razı olacak.
Öncü nesil, Allah ile başbaşa kalmak için geceleri fırsat bilecek, tenhada gözyaşı dökecek.
Öncü nesil, Allah’ın sevdiklerini sevecek, Allah’ın buğzettiklerine buğzedecek.
Öncü nesil, Allah’ın kitabını sevecek, onu rehber edinecek ve her daim onunla meşgul olacak.
Öncü nesil, Allah’ın çizmiş olduğu sınırlar çiğnendiğinde, O’nun şeriatı yok sayıldığında ve kitabının hükmü kaldırıldığında bundan ızdırab duyacak ve öfkelenecek.
Öncü nesil, Allah’ı çokça zikredecek.
Bu işin aslı şudur ki, kişi sevdiğini çokça zikreder.  Biz Rabbimizi ne kadar zikrediyor, ne kadar anıyor, ne kadar onu yüceltiyor ve tesbih ediyorsak, sevgimiz de o kadardır. Bu hususta, nefislerimizi kandırmayalım.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır. “Allah’ı zikredenle, O’nu zikretmeyenin misali, diri ile ölü misalidir.” (Buhari)
3. ALLAH’TAN KORKAN BİR NESİL
Kendilerine yardım ve zafer vaat edilen öncü nesil, ölüm anındaki sekarattan, kabir hesabından, kıyamet gününün dehşetinden, Allah ile karşı karşıya gelmekten, hesap ile baş başa kalmaktan, o gün kötülüklerinin ağır, iyiliklerinin hafif gelmesinden, sıratı geçememekten, cennete ulaşamamaktan, çok korkar. Bu korku, öncü nesli Allah’a itaate, günahlardan uzaklaşmaya, mekruhları terk etmeye ve kul haklarına dikkat etmeye götürür.
4. İBADETE DÜŞKÜN BİR NESİL
Öncü nesil, Allah’a çokça ibadet eden bir nesildir. Bu öncü nesil, Allah’ı çokça zikreder. Bu nesli melekler tanır. Melekler onları Allah katında anar. Mescitler onlara şahitlik eder. Kur’an onlara şahitlik eder. Onlar namazlarını asla terk etmezler. Namaz onların göz aydınlığıdır. Rükû ve secdelerini uzun yaparlar. Rablerine çok yalvarırlar. Onlar nafilelerle özellikle de gece namazlarıyla Allah’a yaklaşırlar.
Öncü neslin, günlük zikirleri vardır. Bunları asla terk etmezler. Öncü nesil, infakta bulunur, oruç tutar ve çok dua eder. Öncü nesil, insanları İslam’a davet etmeyi ve meşguliyetlerini bahane ederek, kendi nefsiyle uğraşmaktan, O’nu ibadet, zikir, istiğfar ve dua ile ezmekten geri durmaz.
“And olsun Zikir’den sonra Zebur’da da: “Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır” diye yazmıştık. Bu Kur’ân’da da elbette Allah’a ibadet eden kimseler için bir mesaj vardır.” (Enbiya, 105-106)
5. MÜTEVAZİ BİR NESİL
Öncü neslin önemli bir özelliği de alçak gönüllü olması, Müslümanları sevmesi, cemaatçilik ve hizipçilik yapmaması, sadece kendini hak, diğerlerini batıl görmemesi, tüm Müslümanlara şefkatle yaklaşması, kendini onlardan üstün görmemesi ve her daim haddini bilmesidir.
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide, 54)
6. DÜNYAYA DÜŞKÜN OLMAYAN (ZAHİD) BİR NESİL
Dünya sevgisi ve dünyaya yönelmek, kul ile Allah arasındaki dostluğun önündeki en büyük engellerden biridir. Bu ümmetin içine düştüğü zayıflık ve zilletin en büyük sebebi de aşırı dünya sevgisi ve onunla meşgul olmaktır.
Öncü nesil şunu unutmayacaktır; az olup da yeten mal, çok olup da meşgul eden maldan daha hayırlıdır. Öncü nesil şu parolayı da unutmayacak: “Dünya, bir gölge gibidir. Sen onu yakalamak için kovaladıkça, o senden kaçar. Sen onu kovalamaktan vazgeçip, geri dönünce o seni takip eder.”
Öncü nesil ihtiyaçlarını giderecek, ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayacak ve başkalarına el açıp sadaka dilenmeyecek kadar dünya için çalışacak. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır; “İnsanların en hayırlısı, başkalarına muhtaç olmayanlardır.” (Müslim)
Öncü nesil, dünyanın değil, ahiretin nimetlerini elde etmek için hırslanacak, gayret ve cehdini bu yöne kaydıracak.
7. MÜCAHİD BİR NESİL
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!…” (Enfal, 39)
Yüce Allah’ın yeryüzünde hakimiyet ve zafer vereceği öncü nesil, hayatını ve tüm imkanlarını bu hedefi gerçekleştirmek için seferber edecek. Bu gayret ve çabalamada, asla cimri olmayacak. O, Allah yolunda cehd ederken, sağında ve solunda kimse var mı diye bakmayacak. Benim olmadığım yerde hiç kimse yoktur düsturunu kendine şiar edinecek. Allah yolundaki cehdinde, Rabbinin rızası dışında bir beklentisi olmayacak. Mücahid neslin bir özelliği de Allah yolunda cihad ederken hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamasıdır. (Maide, 54)
Bu öncü nesil, hedefi uğrunda hayatını vakfedecek, kendisi ve Muhammed ümmeti için nefsinin arzuladığı şeylere elveda diyecek. Öncü nesli, hayatını Allah yoluna vakfetmeye iten sebep ve onun yüreğini parçalayan şey, şu an yeryüzünde Müslümanların içine düştüğü eşi benzeri görülmemiş bir zillet ve esarettir.  Bu öncü nesil, sürekli Allah yolunda bir şeyleri feda etmeye hazır olacak. İslam’ı güçlendirme ve sancağını yüceltme gayreti içinde olacak. Bu uğurda ilmini, vaktini, malını, canını vermekten asla geri durmayacak.
Mücahid öncü nesil için üç damla çok kutsaldır. Allah’a duyduğu muhabbet ve haşyetin eseri olan gözyaşı, Allah yolunda koştururken akıttığı ter ve Rabbinin yüceliğine ve nizamının üstünlüğüne şahitlik yaparken verdiği kan.
Öncü neslin, sırf Allah rızası için akıttığı kan, ter ve gözyaşı, kıyamet günü ona şahitlik yapacaktır.
8. SABIRLI BİR NESİL
Allah’ın yeryüzünde hakimiyet ve zafer vaadettiği nesil sabırlı olacak. Karşılaştığı baskı ve zulümlere tahammül edecek. Engeller karşısında yılmayacak. Yokuşlarda tıkanmayacak. Gördüğü ilk zorlukta kayış atmayacak. Yüce davası uğrunda karşılaştığı musibet ve zorluklara sebat edecek.
Öncü neslin evlatları, kendilerini yüce gayeye ulaştıracak yolu, güllerle,çiçeklerle ve alkışlarla döşenmediğini iyi bilecek. Tam tersine bu yolun dikenlerle, engellerle, zorluklarla, acılarla, çilelerle, hakaretlerle ve ölümlerle dopdolu olduğunu bilecek. Kendilerine hakimiyet ve zafer verilecek öncü nesil şunu unutmayacak: “İmtihanlara tabi tutulmadıkça, hakimiyet ve zafer asla gelmeyecek.” Bu sünnetullahtır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.”(Bakara, 214)
“Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.” (Muhammed, 31)
Rabbimizin sünnetullahı gereği, bu imtihanlarla yüzleştiğinde ise öncü neslin tavrı şu olacak:
“ Ey Rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver; kâfir kavme karşı bize yardım et.” (Bakara, 250)
9. ADALETLİ VE ÖLÇÜLÜ BİR NESİL
Öncü neslin diğer bir özelliği de, herhangi bir topluluğa, herhangi bir cemaate duyduğu öfke, onu adaletsizliğe sürüklemez.
Öncü nesil, onlarda olmayan vasıflarla, onları anmayacak. Oradan buradan duyduğu, kesin olmayan sözlerle, diğer Müslüman kardeşleri hakkında hüküm vermeyecek. Öncü nesil, “kişinin duyduğu her şeyi söylemesi, ona yalan olarak yeter” hadisi şerifini asla unutmayacak. Öncü nesil, onlarda gördüğü güzellik ve hayırları gizlemeyecek. Kıskanmayacak, haset etmeyecek.
Öncü nesil, onların tevhid akidesini bozacak, imanlarını tehlikeye sokacak hallerine şahit olduğu vakit eleştirisini, nasihatini ve davetini; dengeli, mütevazi, hikmetli ve delilli bir şekilde ortaya koyacak ve davasını ispat edecek. Fakat öncü nesil bilecek ki, şu zaman birbirimizle uğraşma ve birilerini üzerimize güldürme zamanı değildir.
Öncü nesil, ibadetlerinde dengeli olacak, nefsinin ve ailesinin haklarını unutmayacak. Öncü nesil, hal ve hareketlerinde ölçülü olacak, ifrat ve tefridden kaçınacak, her hak sahibine hakkını verecek.
Öncü nesil, küçüğü büyük, büyüğü küçük yapmayacak. Öncü nesil, önce nefsini ıslah edecek, sonra evini, sonra da toplumu.
Öncü nesil şunu unutmayacak: “Topluma daveti götürürken, evine ve ehline daveti götürmeyenler, helak olmuştur.”
10. ET VE TIRNAK GİBİ KAYNAŞMIŞ BİR NESİL
Zafer ve yeryüzünün hakimiyeti vaadedilen neslin fertleri, birbiriyle alakasız, birbirinden kopuk, birbirine soğuk olamaz. Hastalandıklarında ziyaretleşmeyen, cenazelerinde bulunmayan, düğünlerine iştirak etmeyen, sıkıntı anlarında birbirlerinden uzak duran, birbiri hakkında kötü zanlarda bulunan kibirli bir topluluğa Allah rahmet ve yardım etmez.
Öncü nesil bu kötü amellerden uzak duracak. Öncü neslin evlatları birbirleriyle et ve tırnak gibi olacak. Kardeşinin ter kokusunu kendi ter kokusu gibi görecek. Kardeşinin başına gelen musibet, onu da ağlatacak. Kardeşi sevinçten güldüğünde, o da gülecek. Öncü neslin evlatları arasında birbirini çekememezlik, kin, kıskançlık olmayacak. Öncü nesil, birbirlerine dua edecek. Kendisinde olan nimetlerin kardeşlerinde de olmasını isteyecek.
Öncü nesil, tüm bunları en yüce makamı, Makam-ı İlahiye’yi razı etmek için yapacak.
“Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff, 4)
Sonuç olarak, Allah’ın kesin bir zafer ve yeryüzünde hakimiyet vaadettiği öncü nesil, işte böyle bir nesildir. Bu neslin vasıflarıyla vasıflanmaktan başka bir çaremiz yoktur.
Ey kendisini İslam’a ve İslam davasına nispet eden tüm kardeşlerimiz!
Bizler öncü nesil olamadık. İnançlarımızı hayatımıza geçiremedik. Rabbimize dosdoğru bir kul olamadık. İslam için fikrimiz ve dilimiz çalıştı ama bedenimiz yattı. Gösteriş ve riya içimizde kol gezdi. Az ile yetinirken çokla doymayan bir topluluk olduk. Liyakat sahibi olanları değil, dayı sahibi olanları işlerimizin başına geçirdik. Dünyayı ve nimetlerini içimize çok soktuk. Bizler birbirimizle çok uğraştık. Şeriat delil isterken, bizler kuru zanlarla ve tek taraflı haberlere dayanarak birbirimiz hakkında çok hükümler verdik. Maalesef kardeşlerimizin etini de çok yedik.
Birbirimize karşı tahammülü, insafı, hoşgörüyü, affı, gülümsemeyi, merhameti unuttuk. Kendisine karşı anlayış bekleyenlerimiz başkalarına karşı anlayış göstermedi. Sesini çok çıkaranlar, hep haklı oldu. Sessizler ise hep mazlumdu. Sesini çok çıkaranlara ibret olsun diye, hep mazlumları cezalandırdık! İbadetlerimiz rutin adetlere döndü. Ailemize ve yakın akrabalarımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemekle maalesef övünür olduk. Bunun adını da “İslami tavır ve İslami çalışma” koyduk.
Bizler maalesef öncü nesil, örnek nesil olma trenini çoktan kaçırdık. Hiç olmazsa evlatlarımız, öncü nesil olma fırsatlarını kaçırmasın. Bizlerin düştüğü kuyulara onları da atmayalım. Böyle bir nesil olamadıysak, bari böyle bir nesil yetişmesi için dert ve istikamet sahibi olalım. Belki o zaman sevaplarımızı tüketen dağ gibi günahlarımız affolunur da Yüce Rabbimiz bizlerin üzerine rahmetini gönderir ve bizleri bağışlar.
Dert ve istikamet sahibi olanlara selam olsun.