Hamd, “Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.” (1) ayeti kerimesiyle müminlerin kulluk bilinciyle hayatlarını Rabblerinin rızasına uygun geçirmeleri gerektiğini bildiren Allah’a
Salat ve selâm, “Kim Allah yolunda bir tel saç ağartsa kıyamet günü o saç onun için nur olur” (2) buyuran ve ömrünü Allah yolunda vakfetmiş olan yüce önderimiz, rehberimiz ve efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e
Hem bu dünyada, hem de ahirette Rabbimizin lütuf ve nimetleri, kendini bu uğurda vakfeden mümin ve müminatın üzerine olsun.

Yüce Rabbimiz “Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi.” (3) buyurmak suretiyle Allah’ın rızasına giden yolun meşakkatli olacağını ve bu yolda yürümenin kolay olmadığını haber vermektedir. Bu ancak ihlas ve samimiyetle hayatlarını bu yolda feda etmekten kaçınmayan kimselerin tabi olacakları ulvi bir yoldur. Aynı zamanda bu yol kalplerinde nifak bulunanların sakınıp kaçındıkları bir yoldur.

İnsan hayatını, değerli ve bereketli kılan en önemli husus Allah yolunda hizmet etmektir. Kendini Allah’ın dinine adayıp bu uğurda çalışmaktır. Hayatı anlamlı kılan ve imtihanın gayesine ulaşmasına sebep olan en önemli etken; yaşamın da ölümün de Allah için olmasıdır. Kulluğun bilincine varıp Allah’ın dinine hizmet eden neferlerden biri olabilmektir. Bu kervandaki yerini alıp menziline ulaşanların arasında olabilmektir.

Müslüman; dünyaya gelişin asıl sebebi olan “imtihan şuuru”yla hareket eden ve imtihanı başarıyla verebilmek için olanca gayretini gösteren, bu uğurda azimle, fedakârlıkla hareket eden kişidir. Her fırsattan faydalanmasını bilip bunu ecre ve mükâfata çevirmesini bilen akıllı kişidir.

En güzel hayat, Allah’a adanan hayattır. Allah’ın rızası doğrultusunda yaşanmış olan hayatı, emanet edene en güzel şekilde geri iade etmektir. İnsanı diri kılacak ve ölümsüzlük şerefine ulaştıracak olan ancak bu uğurda canını ve malını Allah’a feda edenlerin yapabilecekleri bir davranıştır. Peygamberlerin hayatları da böyledir. Onların yaşamlarında her türlü fedakârlık ve adanmışlık örneklerini görebilmemiz mümkündür. Ömürlerini davetle, tebliğle ve ıslah uğrunda geçirmiş bu peygamberler dün olduğu gibi bugün de bizlerin yollarını aydınlatmakta ve bu kutlu yolda bizlere ışık tutmaktadır.

Allah’ın rızasını gözeterek, sevabını umarak yapılan her iş insan için bir zevktir. Bu maksatla yapılan amellerin tamamı ibadet hükmündedir.

“Deki: Benim namazım, her türlü ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (4)

Allah yolunda samimi olarak sarf edilen gayretlerin, çabaların, emek ve servetlerin boşa gitmesi asla söz konusu değildir.

Yüce Rabbimiz bunu bizlere şöyle beyan etmektedir. “Onlar Allah yolunda ne zaman bir susuzluk, yorgunluk ve açlığa maruz kalsalar, kâfirleri öfkelendirecek biçimde bir yere ayak bassalar veya düşmana karşı bir başarı elde etseler, bunların her biri onlar için iyi birer amel olarak yazılır. Allah iyilerin emeğini asla boşa çıkarmaz. Yine onlar küçük olsun büyük olsun hayır yolunda bir harcama yaptıklarında, bir yol katettiklerinde bu -Allah tarafından onlara yapmış olduklarından daha güzeliyle karşılık olmak üzere- muhakkak onların lehine yazılır.” (5)

Allah yolunda hareket etmek hayata bereket kazandırır. Allah rızası göz önünde tutularak yapılacak olan ibadet ve taatlerin neticesi, hem bu dünyada hem de âhirette inşallah elde edilecektir. Bu yolda sarfedilecek her türlü emek mübarek olup sahibi için ecir vesilesidir. Kendilerini Allah yoluna adayanların mükâfatlarına dair pek çok âyet ve hadis vardır.

“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.” (6)

“Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (7)

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuşlardır: “Kimin ayağı Allah yolunda tozlanırsa, onu yakmak cehenneme haramdır.” (8)

“Allah yolunda uykusuz kalan göze ateş haram kılınmıştır.” (9)

Mümin kul, Allah’ın rızasına giden yolun meşakkatli bir yol olduğunu ve bu yolun Peygamber ve beraberindekilerin dahi “Allah’ın yardımı ne zaman dedikleri” (10) gibi çetin ve çileli bir yol olduğunu, sabır ve sebat gerektirdiğini bilir. Ve başına gelen her bir şeyin Allah’ın kaderi gereği bir imtihan olduğunu ve neticesinin de mutlaka hayırla ve zaferle gerçekleşeceğini idrak eder. Musibetler zahiren çok büyük olsa da ve bu dünyada netice elde edilemese de Ahirette ecri ve mükâfatı inşallah çok fazla olacaktır. Mümin, Allah’ın kaderine teslim olup O’na tevekkül eden ve dini uğruna her türlü fedakârlığı göze alabilen kişidir.

“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.” (11)

İnsanın değeri, yaptığı işlerle artar. Hiç bir işe yaramayan, üstelik çevresine kötülük saçan insanlar hayvanlardan bile aşağı olur. Zira hayvanların bile insanlar için sayılmayacak kadar çok faydaları vardır. Etleri, sütleri, derileri, tüy ve yünleri, yavruları ve hatta gübreleri bile insanlar için önemlidir. Hayatı, gerçek anlamda değerli ve bereketli kılmak insanın en önemli görevidir. Aksi takdirde dünyaya gelmenin bir anlamı kalmaz. En kârlı yatırım ise güzel insan yetiştirmeye yönelik yatırımdır.

İyi insan olmak için mutlaka iyilik yapmak gerekirse de, kötülükten uzak durmak da dolaylı olarak iyilik sayılır. Allah’ın dinine hizmet etme noktasında geri kalanların en azından kendi şerlerinden insanları korumaları ve onlara zarar vermemeleri gerekir. Dünyamızı cennete veya cehenneme çevirmek bizim elimizdedir. Eğer Allah’ın dinine hizmeti esas gaye edinirsek dünya ve ahiret mutluluğunu elde edebiliriz. Gençliğimizi Allah’a ibadet içerisinde geçirebilirsek ve bu kısacık dünya hayatındaki zamanımızı bu uğurda harcar isek inşallah hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Rabbimizin gölgesinde gölgelenebiliriz.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kul şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe kıyamet gününde ayakları olduğu yerden kıpırdamaz.
1- Ömrünü nerede tükettiğinden
2- Gençliğini nerede harcadığından
3- İlmiyle ne amel ettiğinden
4- Malını nerede kazanıp nereye harcadığından.
5- Bedenini nerede yıprattığından.” (12)

Dolayısıyla insanın vakfedeceği en önemli değerleri bu hadiste bizlere bildirilmiştir. Bunlar; gençliği, ömrü, ilmi, malı ve bedeni Allah’a vakfetmektir. Allah’ı tanıdığı andan itibaren hayatın geri kalan kısmını Allah’ın dinine adamak, gençliğin her türlü imkânını bu uğurda sarfetmek, ilim öğrenip bu ilimle insanlara faydalı olmak, malı helal yollarla kazanıp Allah’ın razı olacağı yerlere harcamak ve bedenini batıldan koparıp hakka adamak Müslümanların yolu olmalıdır.

Zamanımızda kendini Allah’ın dinine adayanlar ne kadar da azdır! İşte bu sebeple önemli olan diğer bir mesele ise zamanımızı Allah’a vakfedebilmektir. Bir Müslümanın haftada birkaç saatlik sohbetlerle yetinmesi veya haftanın belirli günlerini bu uğurda feda etmesi yeterli gelmeyecektir. Bilakis ömrün tamamının bu yolda harcanması gerekir. Müslüman, ömrünü Allah’ın dininin hâkim olması için vakfetmelidir. İslam’ın yeryüzüne tekrar hâkim olmasının biricik yolu, bu yüce gaye uğruna yapılacak fedakârlıktan geçer.

Yüce Rabbimiz: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe asla eremezsiniz.” (13) buyurmaktadır. Yani mümin kul en çok neyi seviyorsa bu uğurda harcamalı ve Allah yolunda vakfetmelidir. Ancak bu şekilde bu ayet-i kerimenin hükmü gerçekleşebilir.

Bunun en güzel yolu, işe en çok sevdiklerimizden başlamaktır. Hz. Ömer radıyallahu anh gibi en çok sevdiği cariyesini vakfedebilmek, Hz. Talha radıyallahu anh gibi “Beyruha” adındaki değerli bahçesini vakfedebilmektir. Hz. Suheyb radıyallahu anh gibi dinini güzelce yaşayabilmek için hicret etmek üzere yola çıktığında karşısına çıkanlara “malımın tamamını size versem de siz de beni bıraksanız” diyebilmektir. İmrân’ın karısı (Hanne) gibi şöyle diyebilmektir: “Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin.” (14) Dünyalık menfaatler uğruna yetiştirip ayırdığımız gibi Allah’ın davasına da evlatlarımızdan bir kısmını adayabilmek ve Meryem ve Abdullah’larımızı Allah’a vakfedebilmektir. Hz. İbrahim aleyhisselâm gibi Allah’ın dini adına oğlu İsmail’i kurban verebilmektir. Enes b. Nadr radıyallahu anh gibi en karlı ticaret olan cenneti kazanabilmek için canını feda edebilmektir. Allah’ın dininin yeryüzünün her tarafına hâkim olabilmesi için ailesinden, çoluk çocuğundan, memleketinden ayrılıp hiç bilmediği ve hiç gitmediği yerlere İslam’ı ulaştırmanın gayretini verenlerin yaptığını yapabilmektir. Tüm insanların özgürlüğü uğruna kendi özgürlüğünden vazgeçenler gibi olabilmektir. Bu yüce gaye uğruna hapislere, sürgünlere ve vahşice ölümlere tebessümle bakabilmektir.

Hz. Ulbe radıyallahu anh’in gibi ırzımızı Allah’a vakfederek müslümanlara hakkımızı helal edebilmektir.

“Allah’ım, cihadı emrettin, bizi ona teşvik ettin. Ama cihad malumdur ki binek, azık ve masraf gerektirir. Ama ne bende ne de Rasûlünde beni savaşa hazırlayacak imkân yoktur. Ya Rabbi, sen şahid ol ki bugüne kadar hangi Müslümanın zulmüne maruz kalmışsam mal, can ve namus bakımından hangi Müslümanda hakkım varsa hepsini senin yolunda sadaka olarak vakfediyorum. Haklarımı kendilerine helal ettim. Senin yolunda şerefimden geçtim Allah’ım…” diyebilmektir.
Mescidin kuruluşunda herkes bir taş taşırken kendisi iki taş taşıyan Hz. Ammar b. Yasir radıyallahu anh gibi diyebilmektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun zorlandığını görüp de şöyle demişti:

“Ya Ammar, bu ne hal?”
O da şöyle cevap vermişti:
“Ya Rasûlallah! Biri kendim, diğeri de senin için”
İşte Ammar radıyallahu anh’ın bu sözleri bizler için de emsal olmalıdır.

“Allah yolunda en önemli amel az da olsa devamlı olan ameldir” buyuruyor Peygamber efendimiz. Bunları unutuyor ve bu sebeple de ihmalkâr davranıyoruz. Sahabe nesli bu yüce mertebeleri bu anlayışla elde etmişlerdi. Ne iş yaparsak yapalım, “Biri Rasûlullah için, diğeri de benim için” diyebilmeliyiz. Hayatımızı plan ve programlı bir şekilde geçirip Allah’ın dinine az da olsa daima faydalı olabilmeliyiz. Yaptığımızı az görüp karamsarlığa düşmemeli, feda edip verdiklerimizi çok görüp kibirlenmemeliyiz. Mütevazı bir şekilde kulluk şuuruyla hareket etmeli ve Rabbimizin huzuruna huzurlu bir kalp ile çıkanlardan olabilmek için dua ve niyaz etmeliyiz.

Rabbimiz bizi Hz. Ömer radıyallahu anh gibi “vakkaf” lardan eylesin. Ayetlerine hürmet edip okunduğunda hemen ona itaat edenlerden kılsın. Kendisini ve tüm değer verdiklerini Allah’a vakfedebilmeyi bizlere kolaylaştırsın. Hayatını mahvedenlerden değil vakfedenlerden eylesin.

Selam ve dua ile.

————————

1. Bakara, 156.
2. Tirmizi, Hadis no: 1635.
3. Tevbe, 42.
4. Enâm, 162.
5. Tevbe, 120-121
6. Tevbe, 111.
7. Nahl, 97.
8. Nesai, Cihad, 9.
9. Nesai, Cihad, 10.
10. Bakara, 214.
11. Tevbe, 51.
12. Tirmizi 2416.
13. Al-i İmran, 92.
14. Al-i İmran, 35.