Kimin daha güzel amel edeceğini ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yaratan, hayatı bahşetmekle en büyük bir nimeti lütfeden ve ölümü var etmekle bütün varlıklar üzerinde kudretini ilan eden Allah Teâlâ’ya hamdolsun. Hayatın da ölümün de ahkâmını, hakikatlerini ve hikmetlerini biz insanlara tafsilatlı bir şekilde öğreten Allah’ın Rasûlüne, onun âl ve ashâbına salât ve selâm olsun!

İmdi; biz bu makalemizde özet bir şekilde cenaze namazının hükmü, fazileti, hakikati ve hikmeti üzerinde durmaya çalışacağız.

Cenaze Namazının Hükmü:

Cenaze namazı farz-ı kifâye olan bir namazdır. Dört mezhep âlimleri de bu hususta ittifak etmişlerdir. Buna göre ölen her Müslümanın –âlimlerin çoğunluğuna göre şehitler hariç- muhakkak cenaze namazının kılınması gereklidir. Bu, ölen Müslümanın hayatta kalan Müslüman kardeşleri üzerindeki en önemli hakkıdır. Şayet ölen bir Müslümanın cenaze namazını hiç kimse kılmamış olursa, bütün Müslümanlar günahkâr olurlar. Bir kişi de olsa bazı Müslümanlar tarafından cenaze namazının kılınması ile diğer bütün Müslümanlar günahkâr olmaktan kurtulurlar.

Gıyabi cenaze namazının kılınabileceğine delil olarak getirilen, Hz. Peygamber ve ashâbı tarafından Necâşi’nin cenaze namazının kılınmasını bazı âlimler şöyle açıklamıştır: Necâşi’nin vefat ettiği yerde cenaze namazı kılınmadığı için, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ashâbı Medine-i Münevvere’de onun cenaze namazını gıyabi olarak kıldılar. Dolayısıyla onun konumunda olup, vefat ettiği yerde cenaze namazı kılınmayan her Müslümanın, gıyabi cenaze namazı kılınabilir. İşte bu olay da cenaze namazının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Ebu Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları şunlardır; Selâm almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, davete icabet etmek ve hapşırana rahmet okumak.”  [1]

Berâ b. Âzib radıyallahu anhümâ dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yedi şeyi bize emretti yedi şeyi de bize yasakladı: Hastaları ziyaret etmeyi, cenazeye katılmayı… bize emretti.”[2] 

Cenaze Namazının Fazileti:

Cenaze namazına katılmanın fazileti ve mükâfatı pek büyüktür. Hayatın ve ölümün hakikatini idrak eden, imtihanda olduğunu bilen ve ölümden sonrası için hazırlanan uyanık bir Müslümanın bu fazileti ve mükâfatı kaçırmaması gerekir.

Ebu Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim Allah’a iman ederek ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek bir Müslümanın cenazesine katılır ve namazı kılınıp defin işlemi bitinceye kadar onunla birlikte kalırsa; muhakkak ki bu kişi iki kırât ecir (alıp) geri döner. Her kim de cenaze namazını kıldıktan hemen sonra daha defnedilmeden geri dönecek olursa, o da bir kırât ecir ile geri dönmüş olur.”  [3] Bu hadis-i şerifin diğer bir rivayetinde “İki kırât nedir?” diye sorulunca; Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “İki büyük dağ gibidir/kadardır” şeklinde cevap vermiştir.[4] Müslim’in bir rivayetinde ise, “En küçüğü Uhud dağı kadar olan iki büyük dağ gibidir” şeklinde geçmektedir.[5]

Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ, Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bu hadisi işitince Hz. Aişe’ye bir elçi gönderip bu hadisi ona sorar. Hz. Aişe de tasdik edince İbn Ömer şöyle der: “Gerçek şu ki, pek çok kırâtı kaçırmakla büyük bir kusur işlemişiz.”[6] İşte uyanık bir Müslüman böyle olmalıdır. Ölümle son bulacak şu kısacık hayatta işlediği günahlara pişman olup tövbe ettiği gibi kaçırdığı faziletli amellere ve ecirlere de hüzünlenip telafi yoluna bakmalı ve bu kısacık hayat fırsatını iyi değerlendirmelidir. Adeta bir sevap avcısı olmalı ve faziletli hiçbir fırsatı kaçırmamak için gayret etmelidir.

Cenaze Namazının Hakikati:

Cenaze namazı dört tekbir ve selâmdan ibarettir. Birinci tekbirden sonra tesbîh, tahmîd ve tehlîl ile Allah azze ve celle’ye övgüler arzedilir. Hayatı ve ölümü varederek böyle bir imtihan sahası açtığı ve cenaze namazı kılınacak olan şu kulunu ve bizleri iman ve İslâm’a muvaffak kıldığı için Allah Teâlâ’ya hamdedilir. İkinci tekbirden sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e salât edilir. Bütün hayırların menbaı olan ilâhi vahyi ve insaniyetin hakiki ruhu olan İslâmiyet’i bize getirdiği, hayata ve ölüme gerçek anlamını kazandıran Kur’ân ve sünneti bize tebliğ ettiği, hayatı ile örnek olarak büyük ve zor olan imtihanın nasıl kazanılacağını bize gösterdiği için Resûl-i Ekrem’e salât ve selâm edilir. Üçüncü tekbirden sonra da cenaze için dua edilir. İşte önce hamd, sonra salât ve en sonunda da dua edilir ki; makbul olan duanın âdâbı da bu şekildedir.

Cenaze namazı meyyit için dua etmek, ilâhi rahmete ve mağfirete nail olmasını Allah’tan istemek ve onun için şefaatte bulunmaktır. Dünyadan irtihal etmiş, artık günahlarına tevbe etme ve Salih ameller işleme imkânı kalmamış olan bu mümin kulun günahlarının affı için kabir azabından ve cehennem ateşinden korunup cennete konulması için şefaatte bulunmaktır. Hayatta kalmış olan müminler tarafından, ölmüş olan bu kardeşlerinin imanına ve Müslüman olduğuna dair şahitlik etmektir. Bu şahitlik ve şefaat inşallah ilâhi rahmeti celbedecek ve ölmüş olan kardeşleri daha musallâ taşından kaldırılmadan affedilme beratını alacaktır. Bundan dolayı da cenaze namazı kılanların, şahitlikleri makbul âdil müminler ve şefaatleri makbul Müslümanlar olması çok önemlidir. Yoksa sadece kuru kalabalığın fazla olmasına bakılmaz.

Hz. Aişe radıyallahu anhâ dedi ki: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbir cenaze yoktur ki, namazının Müslümanlardan yüz kişiye ulaşan bir cemaat kılarak, hepsi onun hakkında şefaat etsinler de, o kimse hakkında yaptıkları şefaat kabul edilmesin/şefaatleri muhakkak kabul edilecektir.”  [7] 

İbn Abbas’ın azadlısı Küreyb dedi ki: İbn Abbas’ın Kudeyd veya Usfan’da bir oğlu vefat etti. Bunun üzerine İbn Abbas, “Ya Küreyb! Bak bakalım, oğlumun cenazesi için ne kadar cemaat toplanmış?” dedi. Ben dışarı çıkıp baktım ki; oğlunun cenazesi için bir hayli cemaat toplanmış. Bunu kendisine haber verince, İbn Abbas şöyle dedi: “Bu toplananların kırk kişi olduğunu tahmin eder misin?” Ben, “Evet” cevabını verdim. İbn Abbas şöyle buyurdu: “(Öyle ise) cenazeyi çıkarın. Zira ben, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Ölen Müslüman bir kişinin cenaze namazını, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan kırk kişi kılacak olurlarsa; bunların onun hakkındaki şefaatini Allah Teâlâ muhakkak kabul eder.”[8]

Enes b. Mâlik radıyallahu anhu dedi ki: “Bir cenaze geçirilirken onu hayırla yâd edenler oldu. Bunun üzerine Allah’ın Peygamberi, “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” buyurdular. Başka bir cenaze geçirilirken, onu da şer ile yâd edenler oldu. Allah’ın Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem (yine) “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” buyurdular.” Hz. Ömer radıyallahu anhu şöyle dedi: “Anam-babam sana feda olsun! Bir cenaze geçirilirken, cenaze hayırla yâd olundu. Sen, “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” dedin. Başka bir cenaze şer ile yâd olundu. Sen (yine), “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” buyurdun? Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Siz kimi hayırla yâd ederseniz ona cennet, kimi de şer ile yâd ederseniz ona da cehennem vacip olur. Zira sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz, sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz, sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”[9]

Cenaze Namazının Hikmet ve Faideleri:

Buraya kadar beyan edilenlerden başka cenaze namazına katılmanın daha pek çok hikmet ve faideleri vardır. Ezcümle;

Cenaze namazı kılan kişi, büyük bir mükâfat elde etmekle birlikte Müslüman kardeşinin hakkını eda etmiş, ona karşı son vazifesini yerine getirmiş ve tesirli bir ibret levhasını müşahede etmiş olur. Nitekim “İbret istersen ölüm yeter” denilmiştir. İşte şu anda Müslüman bir kardeşi musallâ taşına konulmuş cenaze namazı kılınmaktadır. Bu Müslümanın cenaze namazını kıldığı gibi, pek yakında kendisi de aynı şekilde musallâ taşına konulacak ve başka Müslümanlar onun cenaze namazını kılacaklardır. Kendisinin de aynı musallâ taşına uzanacağını bilen ve musallâ taşındaki kendi cenazesini sürekli gözünde canlandıran akıllı bir Müslüman, gafletten uyanacak ve geçici dünya hayatına aldanmaktan kurtulacaktır. Nitekim anlatıldığına göre Hz. Ömer şöyle demiştir: “Her gün “Falan öldü, filan öldü denilmektedir. Bir gün gelecek, “Ömer öldü, Ömer öldü denilecektir.”

Müslümanların cenaze namazına katılmaları, cenaze sahipleri için de büyük bir teselli kaynağıdır. Müslümanlar, birbirlerinin sevinçlerini paylaştıkları gibi hüzünlerine de ortak olurlar. Böylece sevinç ve sürûr topluma yayılır, hüzün ve keder de hafiflemiş olur. İşte bu da Müslüman toplum için büyük bir saadet kapısıdır. Bununla Müslümanlar arasındaki uhuvvet bağı kuvvetlenir, aynı ümmetin mensupları olduklarını hissederler.

Sözün özü; cenaze namazına katılmak meyyit için dua, şefaat ve şahitlik; cenaze sahipleri için büyük bir teselli ve cenaze namazını kılan mümin için tesirli bir ibret levhasıdır.

 

[1].Buhari, 1240; Müslim, 2162.

[2]. Buhari, 1239; Müslim, 2066.

[3]. Buhari, 47.

[4]. Buhari, 1325; Müslim, 945.

[5]. Müslim, 945.

[6]. Buhari, 1324; Müslim, 945.

[7]. Müslim, 947.

[8]. Müslim 948.

[9]. Buhari, 1367; Müslim, 949.