Bismillahirrahmanirrahim

Gerek ülkemizde gerekse farklı ülkelerde değişik etkinlikler kapsamında Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i tanıtma programları düzenleniyor. Yıllardır periyodik olarak düzenlenen bu programlar da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)i sadece bir yönüyle tanıtma gayretleri var. Yani bilinçli olarak topluma yanlış veya eksik bir peygamber imajı veriliyor: “Gül Muhammed(!!)”…

O Şefkatli, O Merhametli, O Tebessüm ehli, O Gönül ehli, O şefkatli bir Baba, nazik bir Eş.. O Mazlumların dostu, Kimsesizlerin sığınağı, Yetimlerin babası… Tevazu onda, Haya onda, Hoşgörü onda.. Öyle bir hoşgörü ki; onu öldürmeye gelen düşmanlarını bile affetmeyi ibadet bilen bir peygamber… Evet, bütün bunların hepsi doğru.. O Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed sallallahu Aleyhi ve Sellem.. O Gül Muhammed…

Peki, niçin Allah Resulünün devamlı bir şekilde bu yönünden bahsediliyor da, onun Savaş yönünden, Kılıç yönünden hiç bahsedilmiyor?

Bir elime Ay’ı, bir elime güneşi koysanız vallahi bu hak davadan asla vazgeçmem diyen ve küfrün tüm uzlaşma tekliflerine karşı asla taviz vermeyen peygamber niçin anlatılmaz?

Allah’ın mülkünde, Allah’a rağmen; insanlara kendi batıl inançlarını dayatan ve kendi kafalarından uydurdukları kanunlarla toplumu yönetmek isteyen zorba tağuti güçlere karşı nasıl mücadele ettiği niçin anlatılmaz?

Yeryüzünde egemen olmak isteyen tüm batıl düzenleri yerle bir edip yerine Allah’ın nizamının hâkim olması için verdiği kutlu CİHADI niçin anlatılmaz?

Hz. Peygamberin “Zalimin karşısında susan, dilsiz şeytandır” sözü niçin anlatılmaz?

Allah’ın şeriatıni, güçlü olsun zayıf olsun herkese eşit olarak uygulamasındaki ciddiyeti niçin anlatılmaz?

Müslümanlara ihanet eden lanetli Yahudilerden 400 tanesinin kellesinin koparılması hükmünü onaylayan peygamber niçin anlatılmaz?

Çarşaflı/ tesettürlü bir hanım ile alay edip örtüsüne el uzatan Yahudilere topyekûn Savaş açan bir peygamber niçin anlatılmaz?

Müslümanları kalleşçe Şehit edenlerin ellerini ve ayaklarını çaprazlama kestiren bir peygamber niçin anlatılmaz?

On yıl içerisinde neredeyse 25 savaşa katılan, bizzat Kılıç ve mızrak sallayan ve kılıcına kâfirlerin kanı bulaşan peygamber niçin anlatılmaz?

Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” deyinceye kadar ‘insanlarla savaşmaya emrolundum’ diyen peygamber niçin anlatılmaz?

Ölüm döşeğindeyken bile “USAME’nin ordusu yola çıksın.. USAME’nin ordusu yola çıksın”.. diyen Savaş Peygamberi niçin anlatılmaz?

Evet, ‘O Gül Muhammed’.. Evet O, onun ifadesiyle Rahmet Peygamberi. Ama aynı zamanda O, zalimlere, kafirlere, işgalcilere, tağutlara, müstekbirlere karşı SAVAŞ PEYGAMBERİ..

Amerika istemese de, İngiltere istemese de, işgalci Hristiyan Haçlılar istemese de, Siyonist Yahudiler istemese de; Allah’ın nizamına küfreden, İslam’ı ve Müslümanları aşağılayan, Allah’ın kitabına hakaret eden, mümin kadınlara tecavüz eden, mümin erkekleri işkenceyle şehit eden, Müslümanların evlerini başlarına yıkan, evlatlarını bombalarla paramparça eden, Müslümanların topraklarını ve kaynaklarını işgal edip sömüren tüm Zalimlere karşı O; AMANSIZ BİR SAVAŞ/KILIÇ PEYGAMBERİDİR ELHAMDÜLİLLAH..

Peki, niçin İslam’ın CİHAT kavramının içi boşaltılıyor?. Niçin, Hz. Peygamberin; Şefkat, merhamet, hoşgörü, af yönü bu kadar ön plana çıkarılırken, O’nun Küfre, Şirke, Zulme, Sömürüye, İşgale karşı; SAVAŞ/KILIÇ yönünden hiç bahsedilmiyor?

Bu soruların cevabını doğru verebilmek için geçmişi şöyle bir hatırlamak gerekiyor.

İslam ümmeti 200 yıldan bu yana; bir gerileme, dağılma, cehalet ve ahlaki çöküş içerisinde. Son 100 yıla bakıldığında ise; hilafeti kaldırılmış, devleti yıkılmış, tüm coğrafyaları emperyalist haçlılar tarafından işgal edilmiş bir ümmet çıkıyor karşımıza. Bu dönemde Müslümanlar sindirilmiş, İslam sadece vicdanlara hapsedilmiş, bid’at ve hurafeler yaygınlaştırılmış, adı Müslüman ama yaşantısı Müslümanca olmayan etkisiz milyonlar ortaya çıkmıştır.

İslam ümmetinin üzerinde kara bulutların dolaştığı böyle bir dönemde şanı yüce Allah; Gayemiz Allah, Önderimiz Rasulullah, Anayasamız Kur’an, Yolumuz Cihat, Arzumuz Şahadet diyen, bu yolda ölmeyi yaşamak kadar seven yiğitler ve âlimler ortaya çıkardı. Bu yiğit âlim ve davetçiler, Haçlı Hristiyanlar ile Siyonist Yahudiler karşısında paramparça olan İslam ümmetine; mazideki o izzetli ve şerefli günlerine tekrar dönmesi için, daldığı derin uykudan uyanması, silkinip kendine gelmesi, küllerinden yeniden doğması gerektiğini hatırlattılar. Bu hatırlatma bile Emperyalist Hristiyanları, Siyonist Yahudileri ve onlara köpeklik yapan yerli uşaklarını korkutmaya yetmişti. Sömürü düzenlerinin yerle bir olacağından korkan Tağuti küresel güçler, bu açık ve net hatırlatmayı yapan tüm Müslümanlara karşı dünyanın her yerinde korkunç bir katliama girişmiş, binlerce âlimi, on binlerce muvahhit Müslümanı şehit etmişlerdi.

Peki, nasıl oldu da bir buçuk milyar Müslüman âlemi; kâfirler karşısında bu kadar etkisiz, bu kadar silik, bu kadar dağılmış, bu kadar perişan hale düştü. Öyle ki; Resulullah aleyhissalatu vesselam Efendimizin de buyurduğu gibi; suyun üzerindeki çer çöp gibi oldu Müslümanlar. Bizim kanaatimizce bunun iki ana sebebi vardı.

Birincisi; İslam ümmetinin kendi içinden kaynaklanan sorunlar.

İkincisi; İslam düşmanlarının Müslümanlara kurduğu hile ve tuzaklar.

Biz, ikinci kısmın üzerinde biraz duralım..

“Birinci bin yılda Avrupa Hristiyan oldu. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hristiyan oldu. Üçüncü bin yıl da Asya’yı Hristiyanlaştıralım.” (Papa 2. Paul/2000)

Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmeli. Bütün insanlar vaftiz olarak kilisede birleşmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişebilir. Âmâ hedef hiç değişmez..Bütün insanları Hristiyanlık dinine sokmaktır nihai hedefimiz.” (Towards a pastoral approach to culture/ Vatikan Yayınları 1999)

“Müslümanları Hıristiyan yapmak çok zordur. Çünkü Müslümanlar inançlarına, adetlerine bağlıdır ve çok inatçıdırlar. Bunları Hristiyan yapmak için şu hususlara dikkat edilmesi gerekir:

1. Onları Hristiyan olmak için açıktan kesinlikle zorlamayın. Başlangıçta, kalplerine İslam ile alakalı bazı şüpheler sokmanız şimdilik bize yeter.

2. Müslümanlar genellikle fakir kimselerdir. Fakir Müslümanlara bol para, hediye ve eşya vererek ve onlara bir Hristiyan yanında iş imkânı sağlayarak kendilerini Hristiyanlığa teşvik edin.

3. Müslümanlardan elde ettiğimiz kimselerle İslamiyet’e hurafeler sokun. Bu kimseler vasıtasıyla; dinde Reform’un/yeniliklerin gerektiğini, Dinin emir ve yasaklarının bu çağa uymadığını sık sık gündeme getirin. Geçmişle irtibatlarını kesin. Herkesin, dinin kurallarını kendisinin yorumlamasını sağlayın. Bu fikirde olanlara el altından destek verin.

4. İslam ne kadar bozulursa, asli unsurlarından ne kadar uzaklaştırılırsa bizim işimiz de o kadar kolaylaşır. (Müslümanlar Nasıl Hristiyan Yapılır?/ Geo G. Harris)

Emperyalist Hristiyan Batı’nın Yeni Taktikleri

Hristiyan Batı âlemi İslamiyet’i yok etmek için asırlarca mücadele etti. Bu mücadelenin gereği defalarca Haçlı Seferleri düzenledi. Fakat Hristiyan Batı, Haçlı Savaşlarından bir netice alamadığını görünce yeni bir taktiğe yöneldi.

İslam’ı, dolayısıyla Müslümanları savaş ve işgallerle yok edemeyen emperyalist Hristiyan Batı; yeni bir İslam, yeni bir Müslüman modeli geliştirmeye karar verdi.

Ilımlı ya da Light İslam adını verdikleri bu yeni model İslam’da; dinin emir ve yasaklarına uymak zorunda olmayan, tatlıya tuzluya karışmayan, haftada bir cumaya giden ya da bayram namazlarına katılan, öldüğünde cenazesi camiye getirilen ve nihayetinde Müslüman mezarlığına gömülen ılımlı Müslüman modelini esas aldılar.

Bu yolla, İslam dininin emir ve yasaklarını, temel inanç esaslarını tahrif ederek/bozarak, ilahi din olma özelliğini ortadan kaldırıp tamamen İnsan düşüncesine dayalı, felsefi ve ahlaki bir din haline dönüştürmek istiyorlardı.

Ilımlı İslam’ın Amentüsü

Emperyalist Hristiyan batı, kendi geleceği için tehlike gördüğü İslam’ı yıkma noktasında yol haritasını belirlemişti. Bu yol haritasına göre; İslam dininin 5 temel esası yok edilmesi gerekiyordu. Bunlar;

  • Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in son peygamber olduğu inancının yıkılması.(Ahzab 40)
  • İslam’ın son ve tek hak Din olma inancının yıkılması. (Ali İmran 19/ 85)
  • Hz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)e ve İslam dinine inanmayan Yahudi ve Hristiyanların ebediyen cehennemde kalacakları inancının yıkılması. (Beyyine 6)
  • Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müşriklerin; müslümanların ebedi düşmanı olduğu inancının yıkılması (Maide 51 / 57)
  • Yeryüzündeki tüm batıl düzenlerin yıkılıp İslam’ın (ilahi Kelimetullahın) hakim olması için, zalimlere, fasıklara ve kafirlere karşı CİHAT etme inancının yıkılması (Enfal 39/ Tevbe 73/ Şura 39/)

İslam’ın bu beş temel esasının yıkılması için ortaya yeni fikirler attılar. Bu fikirleri yerleştirmek için papaz Thomas Michael 1987 de Türkiye’ye geldi ve bazı ilahiyat fakültelerinde özellikle de İstanbul İlahiyat fakültesinde Seminerler verdi. Bu fikirlerin kendileri tarafından devamlı dillendirilmesinin tepki doğuracağını bildikleri için yeni Ilımlı İslam projesini yayma işini ilahiyat fakültelerinde ikna ettikleri bazı akademik kadrolara havale ettiler.

O günden bugüne özellikle ilahiyat patentli şahıslar tarafından televizyonlarda, gazetelerde, seminer ve paneller de bu yönde halkın zihnini bulandıracak konuşmalar yaptılar. Vatikan’ın yeni ılımlı İslam projesinin somutlaşmış bir kavramı vardır. Bu kavram; İnvisible Church yani ‘Gözle görülmeyen kilise’.. Bu kavram şunu ifade etmektedir: “Şahısların Müslümanlıktan Hristiyanlığa geçmesi gerekmez. Oldukları yerde oldukları gibi kalsınlar. Ama bizim istediğimiz gibi düşünsünler, Müslüman gibi düşünmesinler. Fakat Müslüman gibi düşündüğüne, Müslüman gibi yaşadığına inansınlar (Vatikan ve Malta Şövalyeleri/ Aytunç Altındal)

Yeni Dinin Kahraman (!) Tebliğcilerinden İnciler (!)

Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmelidir. Hatta kelime-i Tevhid’in ikinci bölümünü yani ‘ Muhammed Allah’ın resulüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır” (F.Gülen / Küresel barışa doğru/s. 131)

“Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan kelime-i tevhit inancıdır. Hz.Muhammed’i kabul ve tastik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir”(A. Şahin / Zaman gazetesi 17.4.2000)

“Her çağ, dini metinleri kendisine göre yorumlama yetkisine ve imkânına sahiptir. Dolayısıyla, günümüzde ateistlere karşı olumsuz bir tutum sakınılması söz konusu bile olamaz. Kaldı ki, ben ateistim diyen insanların Kur’an’da söylenen tarzda ateist oldukları kanaatinde değilim.

İslam’ın temel anlayışı Allah’ın varlığına ve birliğine dayanır. Birliği konusunda değişik spekülasyonlar olsa da varlığını kabul ettikten sonra gerisi üzerinde fazla durmaz İslam! Hatta Allah’ın varlığından da öte Hz. peygamberi kabul etmeyenlere bile hoşgörülü davranır İslam! Nitekim bir hadiste; ‘Allah’tan başka ilah yoktur diyenler cennete girecektir’ denilir. Bu hadisten dolayı İslam bilginleri Yahudilerin, Hristiyanların, Zerdüştlerin, hatta Budist gibi herhangi bir şekilde bir tanrıya inananların da cennete gireceklerini kabul ederler!”. (Prof.Dr. Bekir Karlığa / Hürriyet 18. 4. 2004)

Bu tahrifatçı profesörün iftira ve zırvalarına iki satır da olsa cevap vermek zorundayız. Birincisi; profesör zat; ‘İslam, Allah’ın varlığına önem verir lakin Allah’ın birliği üzerinde fazla durmaz’ derken tam bir kelime oyunu yapıyor. Bu cümlesiyle aslında şunu kastediyor; ‘Hristiyanların Teslis inancını (baba, oğul, kutsal Ruhu) kabul etmesi, Yahudilerin ‘Üzeyr Allah’ın oğludur’ demesi veya müşriklerin bir yaratıcıya inanmakla beraber; yer tanrısına, gök tanrısına, bereket tanrısına, savaş tanrısına vb. tanrılara inanması çokta önemli değildir. Böyle inananlarda cennete girecektir’ demek istiyor.

Halbuki Rabbimiz Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurmaktadır: “(Allah) Üçtür demeyin.. Bundan vazgeçin.. Allah ancak bir tek Allah’tır. O çocuğu olmaktan münezzehtir” ( Nisa 171)

“Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hristiyanlar da Mesih(İsa) Allah’ın oğludur, dediler….Bu sözlerini daha önce kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiliyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan batıla) döndürülüyorlar”(Tevbe 30)

İkincisi; kendileri gibi satılık ve sapmış bilginlerin dışında hiçbir ehlisünnet âlimi bu görüşte değildir.

Devam edelim ilahiyatçı akademisyenlerin ve hoca efendilerin yeni İslam söylemlerine..

ilahiyat alanında da yani inanç alanında da diyalog kurulacak. İslam ve Katolik ilahiyatçılar karşılıklı çalışmalar yapacak”( Mehmet Nuri Yılmaz Diyanet işleri eski başkanı/ Taha Akyol/ Milliyet 17. 6. 2000)

“Bir Sufinin, bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu Tevhit, Vahdet makamıdır!” “Efendim diyalog, hoşgörü devam edecekse Hristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş sonradan değiştirilmiş, en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz. Bazı Müslümanlar diyor ki; bu bir fırsattır, müslümanlığı anlatalım Hristiyanlara. Allah belki hidayet gösterir. Yani adam aslında müslümanlaştırmak için gelmiş buraya. İşin ucunda din değiştirmek, bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa açıkçası bu bir din mensubuna yapılacak en dinsizce bir harekettir. Dinsizce diyorum çünkü bunu hiçbir din kabul etmez!.” (Prof.Dr. Mehmet Aydın/ 19 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı /Ak parti eski milletvekili ve Devlet Bakanı/ 2.din şurası tebliğ ve müzakereleri C.2 S.322)

“Dinin modernize edilmesi gerekir. Dindarlığımızı içinde bulunduğumuz ortama uydurmak gerekir. Dini biraz hafifletmek gerekir. Yapacağımız şey, insanların din algısını düzeltmek(!), tarihten bulaşmış şeyleri ayıklamak. Sarıklı, Cübbeli bir dini otorite istemiyoruz. Dinde aslolan Allah’ı sevmektir. Onun dışındaki, namaz kılma, oruç tutma gibi şeyler bireysel tercihtir.

Bugün yaşanan İslam; Emevi, Osmanlı İslam’ıdır. 21. Asırdayız. Eski uygulamalara bağlı kalamayız. Zamanımız şartlarına göre İslam’ı yeniden dizayn etmeliyiz. Dinimiz neler yiyeceğimizi, neler içeceğimizi bildirmez. Sadece iyi bir insan nasıl olur onu bildirir. (Diyanet İşleri eski başkanı Ali Bardakoğlu)

Fetvalarla Uğraşan Zavallılar

2010 yılında Mardin Artuklu Üniversitesi’nde, Merkezi İngiltere’de olan Küresel Yenilik ve Rehberlik Merkezi’nin organize ettiği ve çeşitli ülkelerden akademisyenlerin de katıldığı bir konferans yapıldı. Konferansın konusu ilginç! Mardin fetvası… Peki, ne demek Mardin fetvası? Hatırlayamayan kardeşlerimiz için kısaca değinelim. 1300’lü yıllarda İslam coğrafyasının kasıp kavuran meşhur Moğol İstilası var. O dönemde yaşayan İbni Teymiye Moğol işgaline karşı ‘Kadın, erkek her gücü yeten kişinin Cihat etmesinin farz olduğuna dair’ fetva veriyor. Üstelik Kendisi de işgal güçlerine karşı bizzat savaşın ön saflarında yer alıyor. Eee ne var bunda diyebilirsiniz? Kafir ve işgalcilere karşı Cihad etmenin farz olduğunu bildiren o fetva, güya bugün; küresel terör gruplarının dayanağı oluyormuş!!

ABD’ye, İsrail’e, İngiltere’ye, Fransa’ya, Rusya’ya kısaca tüm İşgalci kafirlere karşı direniş gösteren, topraklarını, namuslarını, kutsallarını, canları pahasına savunan Müslümanlar; İbni Teymiyye’nin bu fetvasına dayanarak cihat yapıyorlarmış!! Aslında bu fetvayı günümüz Müslümanları yanlış anlıyorlarmış(!) İşte bu yanlışı düzeltmek için(!) İslam âlimleri(!) bir araya gelerek, bu fetvanın o günkü şartlarda verildiğini artık günümüzde geçerliliğinin kalmadığını ortaya koymuşlar.. Ne ilginç değil mi? Organizasyonu yapan teşkilatın merkezi İngiltere’de(!!) İngiltere ise; İslam topraklarındaki tüm günahlarının, işgallerin, fitnenin baş aktörü.

Ey Şaşkınlar! Bu Fetvayı İlk Veren İbni Teymiyye Değil Ki!

Müslümanların kafirlere, Zalimlere, İşgalcilere karşı tüm güçleriyle Cihat etmesini engellemek için ibni Teymiye’nin fetvasını kaldırmaya çalışsanız ne fark eder ki?? İbni Teymiye’nin düşmana karşı Cihad farzdır fetvasından yıllar önce de yıllar sonra da Rabbani âlimler aynı fetvayı defalarca vermişlerdir. Ayrıca bu hususta Allah’ın kitabı ve Rasulü’nün sahih sünneti açık ve net olarak ortada iken fetvalarla uğraşmak acizliğinizin, çaresizliğinizin ve ahmaklığınızın bir ispatı değil mi? Gücünüz yetiyorsa Allah’ın kitabındaki, düşman kuvvetlerine karşı cihadı/savaşı emreden onlarca ayeti kaldırsanıza!!

İşte Emperyalist Haçlı Hristiyan Batının İstediği İslam; “LİGHT İSLAM”

“Bizler, sizin yurdunuzu işgal edelim, Camilerinizi yakalım, Kur’anlarınızı parçalayalım, hatta üzerlerine pisleyelim, kadınlarınıza, kızlarınıza, analarınıza tecavüz edelim, erkeklerinize en iğrenç ve vahşice işkenceleri yapalım, sizleri öz yurdunuzdan sürelim, attığımız son teknoloji ürünü akıllı bombalarla evlerinizi başlarınıza yıkalım, bebeklerinizi paramparça edelim…, ammaaa sakın haa sizler bize karşı direnmeyi, bize karşı isyan etmeyi, hele hele bize karşı Cihad etmeyi aklınızın ucundan dahi geçirmeyin!! Oturun oturduğunuz yerde ve size tecavüz edeceğimiz günü, sakin sakin bekleyin. Ha bir de sizin dininize mensup bazı kişiler çıkmış; ZALİM, İŞGALCİ VE KAFİRLERE KARŞI CİHAD ETMEK, SAVAŞMAK FARZ’dır diye FETVA vermiş! Çok ayıp! Öyle şey olur mu? Siz o fetvaları, hatta Kur’an’daki ayetleri hep yanlış anlamışsınız!! Bakın bizim yetiştirdiğimiz veya beslediğimiz mübarek(!) İlahiyatçı din profesörlerimiz, akademisyenlerimiz, hoca efendilerimiz bahsedilen ayetlerin, fetvaların bu modern Çağ da geçersiz olduğunu size ne güzel anlatıyorlar! Onları dinleyin! Başkalarına inanmayın.. Sakin sakin, kuzular gibi kesileceğiniz günü bekleyin!! Çırpınmayın, debelenmeyin. Çünkü, sizleri sömürerek aldığımız şık ve pahalı elbiselerimize, ucuz kanlarınız bulaşır!!!

Kutlu Dava; ALLAH YOLUNDA CİHAD

CİHAD; Allah’ın mülkünde Allah’a rağmen, Onun gönderdiği ilahi nizamı ve hükümleri terk edip, insanlığı; kendi koydukları batıl düzenlerle yönetmek isteyen tüm zorbalara, müstekbirlere, işgalcilere ve tağutlara karşı kuvvet hazırlamak ve onların saltanatlarını yerle bir etmek için her türlü imkanları seferber edip, SAVAŞMAKTIR.

Allah yolunda Cihadın tek bir amacı vardır; HAKK’ın doğru şekilde anlaşılmasına; karanlığıyla, bozgunculuğuyla, saptırıcılığıyla perde olup örten KÜFRÜN başını ezmek ve tüm insanlığı aralarında hiçbir engel olmaksızın, ÂLEMLERİN RABBI İLE TANIŞTIRMAK…

İşte emperyalist Hristiyan batı ve Siyonist Yahudiler, İslam’da Cihad’ın ne demek olduğunu bizlerden daha iyi bildikleri için, CİHAD kavramının içini boşaltıp etkisiz hale getirmeye ve İslam’ın peygamberinin savaş/kılıç yönünü unutturup sadece rahmet (Gül Muhammed) yönünü ön plana çıkarmaya çalışıyorlar.

Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki; CİHAD demek, BATILIN YOK OLMASI DEMEK.. Hz.Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem ) demek; küfre, şirke, zulme, işgale, sömürüye BAŞ KALDIRMAK demek..

Bu yüzden milyar dolarlar harcayıp ılımlı/Light İslam projesini devreye soktular..

Esselamu Aleykum.. Allaha Emanet Olunuz..