Samimi olanları yalancılardan ayırmak, sadık olanların değerini ve sahtekâr yalancıların da değersizliğini ortaya çıkarmak için kullarını çetin imtihanlara tabi kılan Allah Teâlâ’ya hamd ederiz. Hayatı boyunca kâfirlere ve münafıklara karşı cihad eden, kılıcıyla kâfirleri dize getiren ve burhanıyla münafıkları susturan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme, bu yolda canları ve mallarıyla ona destek olan âline, ashabına ve kıyamete kadar onların yolunu takib eden mü’minlere salat ve selam olsun.

İmdi, nifak hastalığı ve münafıkların özellikleri mevzusu, Kur’an-ı Kerim’in en fazla üzerinde durduğu konuların başında gelmektedir. Çünkü İslam ümmeti için en tehlikeli düşman, münafıklardır. Zira bizden gibi gözükerek, Ümmeti Muhammed’in bünyesini içeriden çürüten bu sinsi düşman güruhun farkına varmak çok zordur ve pek çok Müslüman da onların zahirlerine bakarak, hilekâr tuzaklarına kapılmaktadırlar. Bundan dolayı bu konunun üzerinde ciddiyetle durulmalı ve münafıkların özellikleri açık bir şekilde ortaya konulmalıdır. Böylece Allah’ın izniyle samimi Müslümanlar, onların sinsi tuzaklarından sakınırlar. Biz de bu maksatla bu makalemizde nifak hastalığının mahiyeti ve münafıkların özellikleri üzerinde durmaya çalışacağız.

1- Nifak Hastalığının Mahiyeti ve Hakikati

Nifak, bir şeyi gizlemek ve zıddını açığa vurarak onun üzerini örtmek demektir. Münafık, İslam’ın temel esaslarının tümünü veya bir kısmını kalben inkâr ettiği halde, dili ile bunları kabul ettiğini iddia eden bir yalancıdır. “Münafıklar sana geldiklerinde “senin Allah’ın elçisi olduğuna kesinlikle şahitlik ederiz!” dediler. Allah, senin elçisi olduğunu elbette bilir ve Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. Onlar (yalan yere) ettikleri yeminleri kalkan yapıp, Allah yolundan alıkoydular. Kuşkusuz onlar ne kötü işler yapmaktadırlar!” (Münafikun, 1-2)

Münafık, ikiyüzlüdür. O tıpkı tarla faresine benzemektedir ki, birisi açık diğeri de gizli olmak üzere kendisine iki yuva yapar. Açık olan yuvasından bir tehlike geldiğinde, hemen gizli olan taraftan kaçar. İşte münafık da zahir olan kapıdan İslam’a girmiş gibi kendisini gösterirken, batın olan kapıdan İslam’dan çıkmıştır. Böylece zahiri ile Müslümanları idare ederken, bâtını ile de kâfirlerle birlikte olmaktadır. Böyle yapmakla kendisini tehlikeden korumak ve dünyevi çıkarlarını gözetmek istemektedir. “İman edenlerle karşılaştıklarında “Amenna (inandık)” derler. Şeytan (elebaş)ları ile başbaşa kaldıklarında ise “kesinlikle biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece eğleniyoruz” derler.” (Bakara, 14)

Münafık, iki sürü arasında kalan ve hangi sürüye katılacağına karar veremeyerek şaşkın bir şekilde bir oraya bir buraya koşuşturan koyun gibidir. Abdullah b. Ömer dedi ki: Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Münafığın misali, tıpkı iki sürü arasında şaşkın bir şekilde gidip gelen koyun gibidir; bir o sürüye bir bu sürüye koşuşturmaktadır.” (1)  Onların hakikatini en iyi bilen Allah azze ve celle, onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “Ara yerde bocalayanlar olarak ne onlara, ne de bunlara bağlıdırlar! Allah kimi dalâlette bırakırsa, ona bir (çıkar) yol asla bulamazsın.” (Nisa, 143)

Günümüzde batı ile doğu arasında gidip gelenler, gerçekte batılı/beşeri sistemlere ve insan aklının/hevasının mahsulü olan beşeri hukuka bağlı oldukları halde sırf Müslüman toplumların desteğini alabilmek için İslami söylemlere sarılanlar, laikliğe ve demokrasiye gönülden bağlı oldukları halde İslam’ın birtakım zahiri amellerini işleyerek reklam malzemesi yapanlar münafıkların ta kendileridir.

2- Münafıkları Tanımanın Yolu

Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem döneminde vahiy iniyor ve Allamü’l-guyub (gaybı bilen) Allah Teâlâ isim isim münafıkları ona haber veriyordu. Diğer taraftan da münafıkların bütün özelliklerini kitab-ı mübinde beyan ediyordu. Hz. Peygamberin vefatı ile birlikte vahiy kapısı kapandı ve gaybı bilmeyen Müslümanlar için, isim isim münafıkları bilme yolu da kapanmış oldu. Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sırdaşı olan Huzeyfetü’l-Yemani müstesna idi ki, ona da Hazreti Peygamber münafıkların isim listesini bildirmişti. O bunları bir sır olarak sakladı ve bu ilmiyle birlikte vefat etti. Dolayısıyla artık bizim için münafıkları tanımanın tek bir yolu kalmıştır ki, o da onların Kuran-ı Kerim’de beyan edilmiş bulunan özellikleridir. Her kimde bu özelliklerin tümü veya bir kısmı mevcutsa, onun münafıklardan olabileceğini hesaba katarak ona karşı ihtiyatlı olmamız gerekir. Buna rağmen kalbini yarıp içini göremediğimiz (gaybı bilmediğimiz) için onun itikadi anlamda münafık olduğunu söyleyemeyiz. Ancak kendisi içinde gizli bulunan küfrünü izhar edecek olursa, o zaman biz de onu izhar ettiği bu küfür sözü veya ameliyle muaheze edebiliriz. Nitekim Hazreti Ömer radiyallahu anhu şöyle demektedir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde bazı insanlar, (onlar hakkında nazil olan) vahiy ile muaheze edilmekteydiler. Artık vahiy kesilmiştir; şu anda biz sizleri, ancak bize zahir olan amelleriniz ile muaheze ederiz. Dolayısıyla kim bize hayırlı amelleri izhar ederse, biz de ona güvenir ve onu yakınlaştırırız. Onun gizli halinden hiçbir şeyi araştırmayız; zira gizli hallerinden dolayı onu hesaba çekecek olan Allah’tır. Kim de bize kötü ameller izhar edecek olursa, kalbinin iyi ve temiz olduğunu iddia etse bile ona güvenmez ve onu tasdik etmeyiz.”(2)

3- Münafıkların Kalplerindeki Küfürlerini Gösteren Alametleri

Allah azze ve celle Kur’an-ı mübinde, onlardan sakınabilmemiz için münafıkların özelliklerini tahsilatlı bir şekilde anlatmaktadır. Öyle ki Tevbe sûresinin bir adı da “el-Fadıha” (münafıkların gizli sırlarını deşifre ederek açığa çıkaran) dır. Zira özellikle bu sûrede ve diğer birçok sûrelerde münafıkların iç âlemlerine ayna tutulmuş ve gizledikleri küfürlerinin alametleri ortaya konmuştur. Bu alametlerden bazıları şunlardır:

1- Münafıklar Allah ile O’nun Rasûlü ile ve Allah’ın kitabı/şeriatı ile istihzada bulunur; iman edilmesi zaruri olan dinin en temel esasları ile eğlenirler.

“Onlara (münafıklara alaycı tavırlarının sebebini) sorsan, mutlaka diyeceklerdir ki: “Biz sadece lafa dalıyor ve eğleniyorduk.” De ki: “Allah’la, ayetleriyle ve elçileri ile mi eğleniyordunuz? Özür dilemeyin, iman ettikten sonra kesinlikle kâfir oldunuz. Eğer içinizden bir grubu(nuza tövbe nasip ederek) affedersek, suçlu olduklarından ötürü bir grubu da cezalandıracağız.” (Tevbe, 65-66)

2- Münafıklar her fırsat bulduklarında Allah’ın Rasûlü’nü kınamak, ayıplamak, iftiralarla karalamak, toplumların nezdinde itibarını zedelemek, değerini düşürmek ve tabi olunmaya layık olmadığını ortaya koymak adetlerini devam ettirirler.

“Onların, sadaka (zekât) dağıtımında seni kınayanları vardır. Eğer kendilerine verilirse, hoşnut olurlar ve eğer verilmezse birden öfkelenirler.” (Tevbe, 58)

“(Münafıklar) diyorlar ki: “Andolsun, eğer (bu seferden) Medine’ye dönersek, en izzetli (güçlü/şerefli) olan, en zelil (güçsüz/hakir) olanı mutlaka oradan çıkaracaktır!” Oysa bütün izzet ancak Allah’ın, Rasûlü’nün ve müminlerindir. Fakat münafıklar bilmezler.”(Münafıkun, 8).  Münafıkların Medine-i Münevverede yaydıkları “İfk Hadisesi” bunun en iğrenç ve ibretle dolu örneğidir ki; tarih boyunca ümmeti Muhammed içindeki münafıkları ve zındıklar ortaya çıkaran bir hadisedir. Bu elim olay, münafık ve zındıkları ortaya çıkarması bakımından, “O ağır iftirayı (gündeme) getirenler, içinizden bir gruptur! Onun size sürülen bir leke olduğunu sanmayın; gerçek şu ki o, sizin için bir hayırdır…” (Nur, 11) ayetinde ifade edildiği üzere İslam ümmeti için hayır olmuştur. İslam tarihi boyunca rafızi/şiilik perdesi altında faaliyet gösteren münafık ve zındıklar, en fazla bu olayı ve ümmeti Muhammed’in annesi Hz. Aişe’nin pak şahsiyetini dillerine dolamışlar ve güneşe leke sürmeye çalışarak yakayı ele vermişlerdir.

Münafıkların yüzlerindeki maskeyi kaldıran ve onların kalplerinde bulunan nifak hastalığını ortaya çıkaran hususlardan biri de, Sünnet-i Nebevi’yi inkar etmek ve “Kur’an bize yeter” iddiasına sarılarak Sünnet-i Seniyyeyi tamamen devre dışı bırakmak ve ardından da Kur’an ayetlerini tevillerle asıl mecrasından çıkarıp tahrif etmek fitnesidir. Bu fitne, özellikle bu son zamanlarda iyice yayılmıştır. Kendilerini sünnet bağından kurtaran kimi şarlatanlar, artık ayetlerin açık anlamlarını inkâr etmeye yeltenmişlerdir ve böylece kalplerindeki nifak hastalığı gün yüzüne çıkmıştır.

3- Münafıklar İslam şeriatından yüz çevirir, sürekli Şeriat-ı Ahmedi’yi kötüler, insanları onunla amel etmekten ve onunla muhakeme edilmekten uzaklaştırmaya çabalarlar. Diğer taraftan kâfirlerin huzurunda muhakeme olmak, onların kanunlarını Allah’ın şeriatına tercih etmek ister ve beşeri kanunları tatbik etmek hususunda gayretli bir şekilde çalışırlar.

“Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri bilmez misin? Tağutu tanımamaları/inkâr etmeleri kendilerine emredildiği halde onun hükmüne başvurmak istiyorlar; şeytan da onları derin bir dalalete sürüklemek istiyor.  Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve O’nun elçisine gelin” denilince; münafıkların senden büsbütün yüz çevirdiklerini görürsün.” (Nisa, 60-61)

4- Münafıklar yıkıcı ideolojileri benimser ve çürük bağları, kuvvetli İslam bağının yerine ikame etmeye çalışırlar. Laiklik, demokrasi, milliyetçilik, kapitalizm, sosyalizm, hümanizm, yenilikçilik, modernizm ve benzeri batıl sistemlerin propagandasını yapmakta ve bu tür çürük bağları İslam bağının yerine ikame ederek, toplumların bu bağlar etrafında kenetlenmelerini sağlamaya çalışmaktadırlar. Hâlbuki bu çürük bağlar toplumlar arasında fitne, fesat, çözülme, tefrika, parçalanma, kin, hased ve çatışmaktan başka hiçbir netice vermemektedir. Buna rağmen sefih/beyinsiz olan münafıklar, mutlak hayır olan Allah’ın ipini bırakarak mutlak şer olan ve kâfirler tarafından uzatılan bu çürük sihir iplerine tutunmaya çalışmaktadırlar. Allah münafıkları kahretsin!

5- Münafıkların mesleği, her türlü münkeri yaymak ve ma’rufun toplum arasında yayılıp kökleşmesine engel olmaktır. Onlar zulüm, günah, fısk ve fesadı emreder; tevhid, adalet, ihsan, hayır ve her türlü fazileti de nehyederler. Makamlarını ve maddi çıkarlarını korumak uğrunda toplumların bozulmasını, dağılmasını ve birbirleriyle boğuşmalarını sağlamaya çalışırlar.

“Erkek ve kadın münafıklar birbirlerindendir; kötülüğü telkin ederler, iyilikten sakındırırlar ve ellerini sıkı tutar (cimrilik yapar)lar. Allah’ı unuttular, O da onları unuttu; nitekim münafıklar, fasık (sapkın)ların ta kendisidirler. Allah, erkek ve kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde temelli kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir; bu onlara yeter! Allah, onları lanetlemiştir ve elbette onlara sürekli bir azap vardır.” (Tevbe, 67-68)

6- Münafıklar, Allah’ın kelimesini en yüce kılmak ve şeriatını insanlık âlemine hakim kılmak yolunda cihad edilmesine karşı çıkar, cihadı ve mücahidleri sürekli tenkit ederler, türlü iftiralarla karalamaya çalışırlar ve Allah’ın yolunda cihad yapılmasını önlemek için her türlü desiseye başvururlar. Münafıkların maskesini düşüren ve nifaklarını ortaya çıkaran en müessir unsur, cihad mevzusudur. Çünkü cihad; tevhid ve adaletin ikamesi, şirk, fesat ve ma’siyetin izalesi demektir ki; münafıkların gayelerine ulaşmaları önündeki en büyük engeldir. Bundan dolayıdır ki bugün bütün dünyada Allah yolunda cihad etmeye terörizm ve mücahitleri saf dışı bırakmak için yapılan savaşlara da terörizmle mücadele ismi verilmekte ve İslam düşmanlarının bu sinsi tuzaklarına münafıklar da bütün güçleriyle destek vermektedirler. Allah yolunda cihad mefhumunu tahrif etmek ve kâfirlere karşı savaşmak anlamının dışında her türlü manaya çekebilmek için bütün hünerlerini ortaya koymaktadırlar.

“O (Tebük seferinden) geri kalanlar, Allah’ın elçisine muhalefet ederek (evlerinde) oturmalarına sevindiler; Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar. Üstelik “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır!” Eğer kavrasalardı…” (Tevbe, 81)

“Eğer (sefere) çıkmak isteselerdi, elbette bunun hazırlığını yaparlardı. Fakat Allah, davranışlarından hoşlanmayıp, onlara uyuşukluk verdi: «Oturanlarla (savaşa katılmayan kadın ve çocuklarla) beraber oturun!» denildi (onlara). Sizinle (savaşa) çıksalardı, size katkıları ancak bozgunculuk olurdu ve sizi fitneye (bozguna) uğratmak için elbette uğraşırlardı. İçinizde onları (münafıkları) dinleyenler de vardır. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.” (Tevbe, 46-47)

 “Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Bunları (cihad eden Müslümanları) dinleri şımarttı” diyorlardı. Oysa Allah’a kim tevekkül ederse… Kuşkusuz Allah çok izzetlidir, çok hikmetlidir.” (Enfal; 49)

“İki topluluğun (Uhud’da) karşılaştıkları gün başınıza gelen musibet, Allah’ın izniyledir ve müminleri bilmesi (belirlemesi) içindir. Münafıklık edenleri de bilmesi (ortaya çıkarması) içindir. Onlara, “Gelin, Allah yolunda savaşın veya (sayımızı artırarak düşmana) gözdağı verin!” denilmişti. “Eğer savaşılacağını bilseydik, elbet size uyardık” dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar; kalplerinde olmayanı dile getiriyorlar. Allah, gizledikleri herşeyi en iyi bilendir. Onlar ki (evlerinde) oturdukları halde, (savaşan) kardeşleri için, “Sözümüzü dinleselerdi, öldürülmezlerdi” dediler. De ki: “O halde ölümü başınızdan savın, eğer doğru iseniz…” (Âl-i İmran; 166-168)

7- Münafıklar, Müslümanlarla kâfirler arasında cereyan eden savaşta Müslümanlara karşı kâfirlere yardım ederler, onlarla ittifak kurarlar, çeşitli hile ve desiselerle onlara yardım ederler ve onların Müslümanlara galip gelmelerini isterler. Çünkü münafıklar da hakikatte küfür içinde oldukları için, aynı inancı paylaştıkları kâfirlerle dostluklar kurmakta ve onlara yardım etmektedirler. Esefle belirtmek gerekir ki, asrımızda İslam toplumları bu münafıklar tarafından yönetilmekte ve bu sefih yöneticiler, kendi toplumlarına karşı düşmanlara her türlü desteği sağlamaktadırlar.

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları veli/dost edinmeyin! Onlar birbirinin velisidirler ve sizden kim onları veli edinirse, elbette o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalim kavmi hidayet etmez. İmdi kalplerinde hastalık olanların, “Başımıza bir musibet gelmesinden endişe ediyoruz” diyerek, onlara (yaranmaya) koşuştuklarını görürsün; ancak umulur ki Allah, (beklenen) fethi veya katından bir durum meydana getirir de içlerinde saklı tuttukları (Yahudi ve Hristiyan taraftarlarlığı)na pişman olurlar.” (Maide, 51-52)

8- Münafıklar, kâfirlerin Müslümanlara karşı zafer kazanmalarından ve Müslümanların hezimete uğramaları ya da bir musibete maruz kalmalarından dolayı sevinirler. Müslümanların zafer kazanmaları veya fetihte bulunmaları durumunda ise, münafıklar yas tutarlar, Nitekim tarih boyunca rafızi taifesi ve gulatı Şia taifelerinin münafık ve zındıkları bu şekilde hareket etmişlerdir. Ehli Sünnet ve’l-Cemaate mensup Müslümanların bir felakete maruz kalmaları durumunda bayram etmişler ve Müslümanların bir fetih gerçekleştirmelerinde de yas tutmuşlardır. Günümüzde artık nifakları ortaya çıkmış olup, Müslümanlara karşı kalplerindeki bütün kinlerini açık bir şekilde kusmaktadırlar.

“Ey iman edenler, dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin! Dirliğinizi bozmaktan geri durmaz ve işlerinizin sarpa sarmasını isterler. Kinleri ağızlarından taşmış, içlerinde gizledikleri (düşmanlık) ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; eğer aklını kullanan (düşünüp taşınan)lar iseniz… (onlardan sırdaş edinmezsiniz). Şu sizler, onları seversiniz; oysa onlar sizi sevmezler ve siz, kitapların hepsine iman edersiniz; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında, “Amenna (İnandık)” derler ve başbaşa kaldıklarında, size duydukları öfkeden ötürü parmak uçlarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden kahrolun!” Şüphesiz Allah, sinelerden geçeni de hakkıyla bilendir. Size bir iyilik dokunsa, fenalarına gider ve başınıza bir kötülük gelse, buna sevinirler. Eğer sabreder (zorluklara göğüs gerer) ve takvalı olursanız, onların düzenbazlıkları size hiçbir zarar vermez. Kesinlikle Allah, yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.” (Âl-i İmran, 118-120)

9- Münafıklar, özellikle Ashab-ı Kiram başta olmak üzere âlimleri, ıslahatı vazifesini yerine getiren davetçileri, mücahidleri ve genel olarak tüm salih ve sadık müminleri sürekli olarak kınarlar ve çeşitli tenkitlere tabi tutarlar. Bu hususta ellerine geçen en küçük fırsatı dahi ustaca değerlendirir ve Müslümanlar hakkında türlü şayialar yayarlar.

“Onlara, “Siz de (inanan) insanların inandıkları gibi inanın” dense; sefih (enayi)lerin inandıkları gibi mi inanalım?” derler. Dikkat edin,  asıl sefih olanlar kendileridir fakat bilmezler!” (Bakara, 13)

“Sadaka (zekât)lar hususunda müminlerin gönüllü (bolca) verenlerini çekiştiren ve ancak güçlerinin yettiği kadarını bulup getirenleri alaya alanları Allah gülünç kılmıştır ve elbette onlara çok acı bir azap vardır.” (Tevbe, 79)

Bunlar hakkında Ebû Zür’a er-Razî’nin şu sözü ne kadar yerindedir: “Eğer, Hazreti Peygamber’in sahâbilerinden birini ayıplayan herhangi bir kimse görürsen bil ki o zındıktır. Zira Hazreti Peygamber haktır, Kur›an haktır, getirdiği şeyler de haktır. Bütün bunları bizlere iletenler ise hiç şüphesiz sahâbilerdir. Sözkonusu zındıklar ise Kitab’ı ve Sünnet’i yok etmek amacıyla bizim şahitlerimizi (ashâb’ı kirâmı) cerh ederler. Öyle ise o zındıkları cerhetmek, daha evlâdır.” (3)

10- Münafıklar, Müslüman cemaatin moralini bozmak ve onları düşmanlarına karşı korkutmak için çeşitli şayialar yaymayı meslek edinmişlerdir. Düşmanların gücünü aşırı şekilde abartarak anlatır ve Müslümanların onlardan korkarak, dağılmalarını sağlamaya çalışırlar. Allah yolunda kâfirlere karşı cihad eden Müslümanların zaaf noktalarını ortaya çıkarır ve zayıflık anında moral bozucu her türlü dedikoduyu yayarlar. Günümüzde medya organları bu vazifeyi ustaca yerine getirmektedirler.

“Güven veya korkuya (asayiş veya savaşa) dair kendilerine bir haber gelince, onu yayarlar; oysa onu elçimize ve kendilerinden olan emir(yetki) sahiplerine iletselerdi, onların istinbat (deşifre) edenleri, onu(n iç yüzünü) elbette bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek az(ınız) hariç, mutlaka şeytana uyardınız.” (Nisa, 83)

“Hani yukarınızdan ve aşağınızdan üstünüze gelmişler; dolayısıyla gözler (düşmana) dikilmiş ve yürekler hançerelere dayanmıştı. Allah hakkında türlü zannlarda bulunuyordunuz. İşte orada Müminler denendi ve çok ağır bir şekilde sarsıldılar! Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar da, “Allah ve elçisi, düpedüz bize kuru vaatte bulundu!” diyorlardı. İçlerinden bir grup da, “Ey Yesribliler, sizin (bu savaşta) yeriniz yoktur, haydi geri dönün!” dediler. Diğer bir grup da, “Evleriniz açık hedeftir” diyerek, peygamberden izin istediler. Oysa evleri açık hedef değildir ve sadece (savaştan) kaçmak istiyorlardı.” (Ahzap, 10-13).  

 

————————- 

  1. Müslim: 6978
  2. İmam Beğavi, Şerhu’s-Sünne: 10/127
  3. Hatib el-Bağdadî, el-Kifâye: 1/176